GÜNDEM - 03 Şubat 2025 Pazartesi 17:13

28 Şubat sürecinde bin 635 personel haksız şekilde TSK’dan atıldı, geriye büyük zulmün şok edici hikayeleri kaldı

A
A
A
28 Şubat sürecinde bin 635 personel haksız şekilde TSK’dan atıldı, geriye büyük zulmün şok edici hikayeleri kaldı

Tarihe ‘postmodern darbe’ olarak geçen ve ‘bin yıl süreceği’ iddia edilen 28 Şubat süreci, büyük haksızlıklara ve mağduriyetlere yol açtı. Tam bin 635 personel Türk Silahlı Kuvvetlerinden çeşitli bahaneler öne sürülerek atıldı. Mağdurların yaşadıkları zulme dair hatıraları ise hem şok edici hem de oldukça acıydı.

28 Şubat sürecinde namaz kıldıkları, oruç tuttukları yada ailesinde tesettürlü kadınlar olduğu için binlerce asker fişlendi ve ‘irtica’ ile ilişkilendirildi. Bu süreçte tam bin 635 personel, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden atıldı, 2 bin 500 personel de emekliye sevk edildi. İşsiz kalan askerler kamu kurumlarına alınmadı, özel sektörde de iş bulmakta zorlandılar. Bu askerlerden pazarda çorap satarak geçinmeye çalışanlar oldu. Birçoklarının maddi durumlarının yanı sıra psikolojileri de bozuldu. İşte o hikayelerden sadece bir kaçı:

28 Şubat sürecinde bin 635 personel haksız şekilde TSK’dan atıldı, geriye büyük zulmün şok edici hikayeleri kaldı

"Bazı arkadaşlarımızdan intihar edenler oldu"

28 Şubat sürecinde Kırklareli’nde Astsubay Başçavuş olan Hakan Irmak, 2015 yılında İhlas Haber Ajansı’na verdiği röportajda, "İşten ayrıldıktan sonra, devletten bir maaş alamıyorsun. İkramiyemiz verilmedi. Sokakta kaldık. Belirli bir gelir düzeyim vardı. Çırılçıplak ortada kaldık. O anda iş aramaya başlıyorsun ama o zamanlarda artık vatandaşlar bize mimli gözüyle bakıyordu. Bize iş de vermediler. Kendi imkanlarımla bir şeyler yapmaya başladım. Çorap satmaya başladım İstanbul’da. İç çamaşırı ve çorap alıyordum toptancılardan, bunları satarak ailemi geçindirdim. Sıkıntılar bitmiyordu. Bu sefer de belediyenin zabıtaları bizleri rahat bırakmıyordu. Bu bunalımlara düşerek bazı arkadaşlarımızdan intihar edenler oldu" demişti.

28 Şubat sürecinde bin 635 personel haksız şekilde TSK’dan atıldı, geriye büyük zulmün şok edici hikayeleri kaldı

"Müslüman avına çıkmışlardı"

O dönem adeta Müslüman avına çıkıldığını anlatan Irmak, şöyle devam ediyordu:

"Devlet dairelerinde, askeri cuntanın vermiş olduğu talimat doğrultusunda Müslüman avına çıkmışlardı. İnsanlar Müslüman’ım demeye ve namaz kılmaya çekiniyorlardı. Gizli ibadet edecek yerler arıyorlardı. Depolarda ibadet ediyorlardı. ‘Mescitlere gitmek yasaktır’ şeklinde talimatlar çıktı. Kışlanın içerisinde mescit vardı. Fakat oraya subay ve astsubayların girmesi kesinlikle yasaktı. Ve talimatlar kesindi. Gittiğin taktirde suç teşkil ediyordu. Bizleri atarken bile irtica kelimesini kullanarak atmaya çalışıyorlardı."

"Çocuklarımız da orduya alınmadı"

28 Şubat sürecinin devamında birçok arkadaşının çocuklarının bile askeriyeye alınmadığını söyleyen Irmak, güvenlik soruşturması kapsamında kendi çocuğunun da elendiğini belirterek, "2008 yılında oğlum uzmanlığı kazandığı halde bizlerin durumundan dolayı uzmanlığa kabul edilmedi. Güvenlik soruşturmasında elendi" ifadelerini kullanmıştı.

"Seccadeleri saklıyorduk"

2016’da verdiği röportajda, 28 Şubat kararlarına müteakiben mecburen 38 yaşında emekliliğe ayrılmak durumunda kaldığını söyleyen astsubay başçavuş Eyüp Telli ise, fişlemek için kendilerinden ailelerinin fotoğraflarının istendiğini anlatmıştı. Eyüp Telli, "Bize ‘fotoğraf getirilecek’ denince eşime geldim. ‘Sen başı açık bir fotoğraf çektir’ dedim. İki tane de kızımız var, kapalı. İmam hatibe giden kızların da başı açık fotoğrafını çektirdim." demişti.

"Onlara göre kapıcı çocukları örtünür veya uzun giyerdi"

Eyüp Telli’nin eşi eş Hatice Telli ise, "O dönem lojmanlarda büyük sıkıntı yaşadık. Arkadaşlarımız geldiğinde seccadeleri saklıyorduk. Lojmana örtülü olduğumuz için gizlice girip çıkıyorduk. Bazı arkadaşlarımızla görüşmemizi kısıtladık. Çocuklarımız kapalı olduğu için okula giderken serviste ‘kapıcı çocukları’ diyorlardı, onlara göre kapıcı çocukları örtünür veya uzun giyerdi" diyordu.

28 Şubat sürecinde bin 635 personel haksız şekilde TSK’dan atıldı, geriye büyük zulmün şok edici hikayeleri kaldı

"Eşimizi arka koltukta gizleyerek, lojmanımıza girmeye çalışıyorduk"

Lojistik Astsubay Kıdemli Üstçavuş iken ordudan atılan Hakan Şimşek de, 2018’de İHA’ya yaptığı açıklamada, "Bugün havsalamızın almayacağı, bireysel ibadetten tutun da, eşinizin başörtülü olması, içki içmemesi, balo, batı tarzı bir takım sosyal faaliyetlere katılmaması gibi hususlar bile fişlenmek için yeterli sayıldı. Kişisel yaşantısından dolayı bir çok kesimle birlikte TSK’da görev yapan subay, astsubayda fişlendi, baskıya maruz kaldı. Çeşitli sorgulamalara tabi tutuluyorduk. ‘Eşinin başı neden örtülü, açsan olmaz mı?’, ’Sosyal içkili faaliyetlere de neden katılmıyorsun?’, ‘Neden içki içmiyorsun, zararlı olduğu için mi yoksa içkinin haram olduğuna mı inanıyorsun’ alt seviyede spesifik sorulara kadar iniliyordu. En travmatik yaşadığım hadise ise oturduğum lojmanlara eşimin başörtülü olarak girememesiydi. Kapıda ’eşinizin bu kılıkla içeri girmesi yasak’ deniliyordu. Neden yasak diye sorduğumuzda, ‘Emir bu şekilde’ deniliyordu. Kendi lojmanımıza taksi tutarak, havanın kararmasını bekleyerek, eşimizi arka koltukta gizleyerek girmeye çalışıyorduk. Eşlerimiz artık lojmandan dışarı çıkmak istemiyordu" demişti.

28 Şubat sürecinde bin 635 personel haksız şekilde TSK’dan atıldı, geriye büyük zulmün şok edici hikayeleri kaldı

"Arkadaşımız atıldı diye hanımının fişini çektiler"

Bir diğer 28 Şubat mağduru Hüsnü Can ise, 2021 yılında verdiği mülakatta şunları ifade ediyordu:

"Bir arkadaşın hanımı GATA’da kanser tedavisi görüyordu ve arkadaşımız atıldı diye hanımının fişini çektiler. Tedavi edemeyiz deyip arkadaşın hanımını geri verdiler. Hanımı dışarda sosyal güvenliği olmadığı için tedavi olamayarak vefat etti...Eşim hamile, İzmir’de askeri hastaneye kontrole gidiyoruz. Tesettürlü olduğu için ben yanımda görünmesin diye, hanımı içim yanarak ben kendim servise önden biniyorum, hanımı arkadan bindirdim. Ayrıldıktan sonra değişik yerler çalışarak askeri ücretle sigortalı veya sigortasız biraz mobilyacıda, hizmet sektöründe, giyim sektöründe, çalışarak hayatımı devam ettirdim."

28 Şubat sürecinde bin 635 personel haksız şekilde TSK’dan atıldı, geriye büyük zulmün şok edici hikayeleri kaldı

"Hanımım örtülü olduğu için hastaneye giremedik"

28 Şubat sürecinde TSK’dan ihraç edilen isimlerden Fahri Demirel, 2021’de İHA’ya verdiği demeçte, "Biz bir yere gittiğimiz zaman üsteğmen yazmış ‘takip gerekir’ diye. Neden, ‘namaz kılıyor’ diye. Namaz kılana takip gerekir mi? Zihniyet bu. Çalıştığımız yerlerde komutanlar ve silahlı kuvvetler maalesef dindar kesimi kabul etmiyor. Dürüst isen, namaz kılıyorsan, örtülüysen 1-0 mağlupsun. Ben sicillerimi istedim 90, 96. Sicilden atılıyorum ama sicillerim 96. Bize savunma hakkı vermediler. Sorgusuz sualsiz attılar. Çocuğum daha yeni olmuştu, yeni doğan çocuğumu bile hastaneye götüremedim. Hastaneye gittiğimizde hanım örtülüydü ve kapıdan içeriye sokmadılar. Arabanın bagajına hanımını koymuş subay arkadaşımız ve üzerine battaniye örtmüş. Kendi oturduğu lojmanına sokmadılar" demişti.

28 Şubat sürecinde bin 635 personel haksız şekilde TSK’dan atıldı, geriye büyük zulmün şok edici hikayeleri kaldı

Astsubay iken işporta tezgahlarında çorap satmaya başladı

Astsubay iken bir anda işporta tezgahlarında çorap satmaya başladığını anlatan Fahri Demirel, şöyle devam etmişti:

"1998’de ihraç edildim oradan. Ondan sonra bizim için zorlu süreç başladı. Eşim ve 3 çocuğumuz var. Bunların geçimi, kendi geçimiz için arayış içine girdik. Askerdik biz tabii o zaman, asker ne yapabilir ki? Vatanı savunmaktan başka. Piyasa farklıydı ve iş arayıp işportacılık yaptık. Hatta hanım Allah kendisinden razı olsun, çorap makinesi aldı ve onun kursunu gördü. 24.00’e kadar elle çorap örerdik. Hanım dikerdi, ben de makineyi kullanırdım. Ertesi gün işporta tezgahlarında satardık".

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Yaşar Üniversitesi’ne EBSO’dan anlamlı ödül Yaşar Üniversitesi’nin üniversite-sanayi iş birliğine katkı sağlayan çalışmaları sanayiciler tarafından ödüllendirildi. Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi, bölgesel AR-GE kapasitesinin geliştirilmesi ve iyi uygulama örneklerinin görünür kılınarak ekosistemin teşvik edilmesi amacıyla, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen "Üniversite-Sanayi İş Birliği Projeleri Ödülleri" sahiplerini buldu. Yaşar Üniversitesi, yenilikçi fikirlerle üniversite-sanayi iş birliğinin katma değere dönüşümüne olan desteklerinden dolayı "Üstün Hizmet Onur Ödülü"ne layık görüldü. Yaşar Üniversitesi ve May Agro Tohumculuk tarafından ortak olarak yürütülen "Tarla Bitkisi Verim Tespit Yöntemi Projesi" Üniversite- Sanayi İş Birliği kategorisinde ödül aldı. Ayrıca üniversite-sanayi iş birliğinin gelişerek güçlenmesine katkı sağladığı ve değer yarattığı için Yaşar Holding’e "Üstün Hizmet Ödülü" verildi. Teknoloji üssü EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar İzmir’in sanayisi ve üniversiteleri ile bir teknoloji üssü olabileceğini belirterek, "Üniversite-sanayi iş birliğinin tohumlarını 1986 yılında Ege Üniversitesi ile attık. Rotamız belli. Hedefimiz destekleyecek eğitim ve sonuç odaklı çalışma ile bu iş birliğini Türk sanayisini geliştirecek bir noktaya taşıdık. Birçok üniversite ile çalışmalar yürütüyoruz. Üniversitelerde bilgi var, sanayicide girişim var. Sanayiciler olarak üniversitelerdeki bu bilgiyi almaya hazırız. İzmir’de üniversiteler ve teknoloji merkezleri ile bu kentin bir teknoloji üssü haline gelmesi için hiçbir engel yok" dedi. "İş birliği genlerimizde var" Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, üniversitenin genlerinde sanayi ile iş birliği olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Kurucu vakfımızın arkasında birçok değerli sanayi kuruluşunu barındıran Yaşar Holding var. Üniversitemiz kurulurken bu iş birliği genlerinde vardı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın İzmir’de üniversite-sanayi iş birliği için görevlendirdiği akademisyenlerden biriyim. Bu amaçla hem organize sanayi bölgelerinde hem de kendi topluluğumuz içinde Ege Bölgesi’nin sanayi kuruluşları ile ortak çalışmalar yürütüyoruz. Çok güzel projelere imza atıldı. Ege Bölgesi Sanayi Odası’na çalışmalarımıza değer vererek ödüllendirdiği için teşekkür ederiz." "Tarla Bitkisi Verim Tespit Yöntemi Projesi" ile ‘Üniversite-Sanayi İş Birliği’ kategorisinde ödül alan May Agro Tohumculuk’un Ar-ge Müdürü Dr. İlker Özmen de, "Yaşar Üniversitesi ile drone ile verim tahminine dayalı bir proje geliştirdik. Pamuğun daha hasat edilmeden verimini tespit etmeyi amaçladık. Başarılı da olduk. Bu daha başlangıç pamuk hastalıkları gibi stres faktörleri ile ilgili çalışmalarımız devam edecek. Projemizin ödüle layık görülmesi bize motivasyon oldu" dedi. Yaşar Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Komesli ve May-Agro Tohumculuk San. ve Tic. A.Ş. Ar-Ge Mühendisi Dr. Aslı Keçeli ile yapay zeka destekli yazılımı geliştiren Yaşar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Süleyman Ünlütürk, yazılım sayesinde pamukta verimlilik artarken, üretim maliyeti ve risklerin azaldığını söyledi. Prof. Dr. Ünlütürk, "Çalışma, İHA ve yapay zeka teknolojilerinin tarımsal üretimde nasıl kullanılabileceğini ve bu teknolojilerin pamuk verimi tahmininde geleneksel yöntemlere göre sağladığı avantajları ortaya koyuyor. Bu yenilikçi yaklaşım, ile daha hasat etmeden verim tahmini yapılabiliyor" dedi. Yaşar Holding’e büyük onur Üstün Hizmet Ödülü’nü, Yaşar Holding adına alan Pınar Et ve Çamlı Yem Başkan Yardımcısı Tunç Tuncer, Yaşar Topluluğu olarak çalışmalarında her zaman bilimi öncelik olarak gördüklerini belirterek, "Yaşar Holding sanayinin öncü kuruluşlarının bir araya gelmesinden oluşuyor. Kuruluş felsefesinde bilim var. Mottosu "Bilim, Birlik, Başarı". Bilim ile sanayi birleşince başarı doğal bir sonuç. Şirketlerimiz ve Yaşar Üniversitesi de bu temel felsefe ile Kurucumuz ve Onursal Başkanımız Selçuk Yaşar’ın vizyonuyla hayata geçti. Bugün aldığımız ödüller bu yaklaşımın değerli bir göstergesi." diye konuştu.