KÜLTÜR SANAT - 30 Kasım 2024 Cumartesi 10:55

76 yıldır tulum çalan Remzi Bekar’a "Yaşayan İnsan Hazinesi" ödülü

A
A
A
76 yıldır tulum çalan Remzi Bekar’a "Yaşayan İnsan Hazinesi" ödülü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, 76 yıldır tulum çalan Remzi Bekar’a ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ödülü verildi. Tulum üstadı Bekar, “10 yıl önce beni kasetlerimden tanıyan Trabzonlu bir iş adamı UNESCO’ya girmem için Kültür Bakanlığı’na yazı göndermiş. 27 Kasım tarihinde UNESCO’ya kabul edildiğimin haberi gelirken, Cumhurbaşkanı’ndan plaketimi alabileceğimi söylediler. Cumhurbaşkanımız bu kadar işlerinin arasında hem Rize’yi hem de tulumu unutmamış. Plaketimi de gururla aldım” dedi.


Tulum üstadı 87 yaşındaki Remzi Bekar, 1948 yılında tulum çalmaya başladı. 11 yaşından bu yana elinden tulumu düşürmeyen sanatçı, köyünde tulum çalarak düğünlere renk kattı. Askerlik yaşı geldiğinde Remzi Bekar’ın vatan borcu ise dönüm noktası oldu. 1964-1965 yılları arasında Bekar, Ankara Orduevi’ne alındı. Ankara Orduevi’nde garsonluk olarak görev yapan Bekar, Orduevi’ne gelen bir radyo sanatçısına tulum çalmak istediğini söyledi. Tulumu çaldıktan sonra radyocu tarafından Remzi Bekar keşfedildi.



Remzi Bekar tulumu dünyaya tanıtmayı amaçladı


Askerden sonra sanatçı, kariyer hayatına radyoda tulum çalarak devam etti. Televizyon kanallarında da tulum çalan Bekar, dünyanın her yerini dolaştı. Tulumu dünyaya tanıtmayı amaçlayan Remzi Bekar, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde 27 Kasım’da Cumhurbaşkanlığı tarafından düzenlenen “Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülleri ve Yaşayan İnsan Hazineleri” töreninde ödüllendirildi. Tulum sanatına olan uzun yıllara dayanan katkıları ve bu sanatı gelecek nesillere aktarma çabalarıyla takdir toplayan sanatçı, UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ünvanı aldı. Tulum üstadı Remzi Bekar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden “Yaşayan İnsan Hazineleri” ödülünü aldı. Ödülünü aldıktan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisinden tulum çalmasını istedi. Sanatçı, törende Rize Hemşin yöresinden kendi derlediği, “Bilettum Orağumi” eserini çaldı.



“Gittiğim yerlerde sazımın tanınması için çaba harcadım”


Tulum serüvenini anlatan tulum üstadı Remzi Bekar, “Tulum çalmaya 1948’de başladım. 1954 senelerinde yavaş yavaş horon oynatmaya başladım. Fakat esas Remzi Bekar oluşum 1964-1965 seneleridir. Askerliğimi yaparken radyo ile temasa geçtim. Radyoda çalmak için rica ettim. Radyo ile kendimi tanıtmaya başladım. Ardından televizyon kanallarına defalarca çıktım. Ondan sonra yurt dışı çalışmalarım oldu. Anadolu folk topluluğu ile çalışıp Artvin ekibi ile çalıyordum. Bu vesileyle Amerika ve Fransa hariç nerdeyse dünyanın her tarafını dolaştım. Gittiğim yerlerde sazımın tanınması için çaba harcadım. Ve gittiğim yerlerde tulum varsa onları da incelemek istedim. Yörede tulum imalatı yapan kişiler nota bilmedikleri için kulaklarına güzel gelen sesleri kullanıyorlardı. Ben ve benim gibiler de senelerce bu şekilde yapılan tulumları çaldı. O zamanlarda Mehmet Özbek sazların akordunu tulumumun sesine göre yaptırdı. ‘La’ notasını kullanarak sazlarla beraber çaldığım bu yolda, arkamdan gelenler de aynısını yapmaya çalıştılar ve çalışıyorlar. Bu arada tulum imalatı yapanlar da nota üzerinde çalışmaya ve kendilerini yetiştirmeye başladı” diye konuştu.



"Plaketimi gururla aldım"


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden “Yaşayan İnsan Hazineleri” ödülünü alırken duygularını anlatan Bekar, "Bundan 10 yıl önce beni kasetlerimden tanıyan ama benim hiç tanımadığım Trabzonlu bir iş adamı UNESCO’ya girmem için benden habersiz Kültür Bakanlığı’na yazı yollamış. Sonrasında Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan çağırıldım. Hakkımda UNESCO’ya girmem için bir istek olduğu fakat benim onayımın alınması gerektiğini söylediler ve Ankara’ya çağırdılar. Ben de hiçbir karşılık beklemeden istekli bir şekilde, kitaplarım ve araştırmalarım ile Ankara’ya gittim. Kültür Bakanlığı bana Mahalli Sanatçı kartı verdi ve UNESCO için beni sıraya aldı. 27 Kasım 2024 tarihinde Ankara’dan UNESCO’ya kabul edildiğimin haberi geldi. Her şeyin hazır olduğunu ve Ankara’ya gidip Cumhurbaşkanı’ndan plaketimi alabileceğimi söylediler. Canıgönülden koşa koşa Ankara’ya gittim. Siyaseti bir kenarına bırakalım Sayın Cumhurbaşkanımız da Rizeli, yani benim hemşerim oluğu için içimde bir sevgisi var. Bu işler Cumhurbaşkanı’nın onayı ile yapılıyor. Cumhurbaşkanımız bu kadar işlerinin arasında hem Rize’yi hem de tulumu unutmamış. Onun karşısına eğilerek gitmek lazım, biz de öyle gittik. Cumhurbaşkanımız bizi şefkatle karşıladı ve tulum çalmamı istedi. Ben de tulum çaldım. Plaketimi gururla aldım. Cumhurbaşkanımıza saygılarımı sunup geri döndüm" dedi.



76 yıldır tulum çalan Remzi Bekar’a "Yaşayan İnsan Hazinesi" ödülü

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Rize Rize’de gençlerin sosyal medya bağımlılığı araştırılıyor Rize’de faaliyet gösteren Genç Düşünce Derneği, kentte yaşayan 18-30 yaş aralığındaki gençlerin sosyal medya bağımlılığını inceleyen bir araştırma başlattı. Avrupa Birliği ve Türkiye Ulusal Ajansı tarafından desteklenen ‘Wifisiz Hayat Mis Gibi Hayat’ adlı proje Rize’de uygulanmaya başladı. Projenin ilk aşamasında Çayeli ilçesinde ‘Dijital Bağımlılıkla Mücadele Eğitmen Eğitimi’ gerçekleştirildi. Beş gün süren program boyunca katılımcılar sosyal medya bağımlılığına ilişkin atölyelere, çalıştaylara ve uzman isimlerin katıldığı seminerlere iştirak etti. Eğitim programında Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Taner Erol, dijital çağda ikna süreçleri ve zihin yönetimi üzerine sunum yaptı. Öğr. Gör. Barış Tüzüner dijital toplumda gerçeklik algısının oluşumunu, Öğr. Gör. Mehmet Çakır dijital dünyada popüler kültürün etkilerini, Öğr. Gör. Süleyman Kandemir ise dijital dünyanın hukuki boyutlarını ele aldı. Mehmet Özkan, Turkuvaz Medya bünyesinde gazeteci olarak edindiği tecrübelerle sosyal medya okuryazarlığı ve bilinçli dijital kullanım konularında bilgi aktardı. Rize’de bir medya gurubunun İmtiyaz Sahibi olan Aytekin Kalender, yerel medya perspektifinden dijitalleşme ve saha deneyimlerini paylaştı. Rize Sivil Toplum Gönüllüleri Platformu Başkanı Vatan Karakaş ise sivil toplum ve gençlik çalışmalarının dijital dönüşümdeki rolüne değindi. Eğitimi başarıyla tamamlayan katılımcılar, proje kapsamında ‘temsilci’ olarak görevlendirildi. Temsilciler, sosyal medya bağımlılığına yönelik hazırlanan anketi Rize’de yaşayan 18-30 yaş aralığındaki gençlere uygulayarak, saha verilerini derneğe ulaştırmayı hedefliyor. Elde edilen verilerin analiz edilmesiyle hazırlanacak rapor, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Etik Kurulu’na sunulacak ve akademik çalışmalara kaynak oluşturmuş olacak. Genç Düşünce Derneği Başkanı Halil İbrahim Aydın, projeye ilişkin yaptığı açıklamada, "Gençlerin dijitalleşme sürecinde karşılaştığı risklerin doğru analiz edilmesi ve bu alanda bilimsel temelli politikalar geliştirilmesi artık bir ihtiyaç olmaktan çıkıp zorunluluk hâline gelmiştir. Dernek olarak gençlik çalışmalarını yalnızca sosyal faaliyetlerle sınırlı görmüyor; gençlerin davranış, alışkanlık ve dijital etkileşim biçimlerine yönelik kapsamlı araştırmalar yapmayı görevimiz kabul ediyoruz. Bu doğrultuda hayata geçirdiğimiz proje, gençlerin dijital mecralarla ilişkisini objektif verilerle ortaya koymayı ve elde edilen bulguları karar vericilerle paylaşarak çözüm odaklı bir yol haritası oluşturmayı hedeflemektedir. Gençlerin dijital dünyada karşılaştığı sorunları yalnızca bir bağımlılık meselesi olarak değil, aynı zamanda sosyal, psikolojik ve kültürel boyutları olan çok yönlü bir konu olarak ele alıyoruz. Bu nedenle proje sürecinde hem akademik dünyadan hem de sahada aktif çalışan uzmanlardan destek alınması bizim için büyük önem taşımaktadır. Elde edeceğimiz verilerin hem yerel düzeyde hem de ulusal ölçekte gençlik alanında yürütülecek çalışmalara katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu projeyi hayata geçirirken gençlerin fikirlerini merkeze almaya, katılımcılığı ve iş birliğini ön planda tutmaya özen gösteriyoruz. Proje çıktılarının gençlerin dijital farkındalığını artırmanın yanı sıra ailelere, eğitim kurumlarına ve kamu karar vericilerine de yol gösterici olacağına inanıyoruz. Destek veren tüm kurum ve paydaşlara teşekkür ediyor, projemizin gençlerimize ve ilimize değer katmasını temenni ediyorum" ifadelerini kullandı.
Trabzon Türkiye’nin tek yerli acil durum gıdası ve suyu Trabzon’da deprem çantasına giriyor Son yıllarda yaşanan büyük depremlerin ardından acil durum çantalarının önemi bir kez daha ortaya çıkarken, Türkiye’de deprem çantasında yer alması gereken en kritik ürünler Trabzon’da üretiliyor. Acil durum gıdası, acil durum suyu ve ilk yardım setiyle birlikte 72 saatlik yaşam desteği sunan yerli deprem çantası uluslararası standartlarda hazırlanıyor. Beşikdüzü Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Akana Deniz Teknolojileri’nde görevli Endüstri Mühendisi Mehmet Saygın, Türkiye’de hem acil durum gıdasını hem acil durum suyunu üreten tek firma olduklarını söyledi. Saygın, "Deprem çantalarının içinde mutlaka acil durum suyu ve acil durum gıdası bulunmalı. Bu ürünlerin raf ömrü 5 yıl ve bir kişinin 72 saatlik temel ihtiyacını karşılıyor. Son depremlerle birlikte bu konuda ciddi farkındalık oluştu" dedi. Deprem çantaları standart ve VIP olarak ikiye ayrılıyor Deprem çantalarının standart ve VIP olarak iki çeşide ayrıldığını belirten Saygın, "Deprem çantasının içeriğinde acil durum gıdası ve suyun yanı sıra ilk yardım seti, termal battaniye, dinamolu el feneri, düdük gibi temel ekipmanları yer alıyor. Standart olan çantamızın yüzde 70’i dolu, yüzde 30’u ise kullanıcının kendi inisiyatifine göre boş bırakılmış ve bu şekilde tasarlanmıştır. VIP modelde ise bu ekipmanlara ek olarak solar el feneri, powerbank, saç yıkama bonesi, dezenfektan ve termal koruyucu kıyafet bulunuyor" diye konuştu. Acil durum gıdasının uluslararası kurallara uygun olarak üretildiğini ifade eden Saygın, "Çantamızda bulunan acil durum gıdasını bir kişinin 3 günlük protein, karbonhidrat, yağ, tuz ve enerji ihtiyacını karşılayacak seviyede üretiyoruz. Fabrikamızda yüzde 75 kadın istihdamıyla bu üretimi gerçekleştiriyoruz" şeklinde konuştu.
Bursa Bursa Uludağ Üniversitesi 3D beton yazıcı ile 3 günde 300 metrekarelik ev yapacak Türkiye’de inşaat sektöründe ezber bozan bir teknoloji geliştirildi. Artık bir ev inşa etmek için ne ustaya ne de aylar süren şantiye trafiğine ihtiyaç duyulacak. 3D beton yazıcılarla modern ve dayanıklı bir ev yalnızca birkaç gün içinde ortaya çıkacak. Bursa Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü ve Jet Robotik Mühendislik tarafından geliştirilen 3D beton yazıcılar ve betonun çok daha kısa süre içerisinde donmasını sağlayan tamamen yerli karışımlar sayesinde 300 metrekarelik betonarme bir evi 3 gün gibi kısa bir sürede inşa edebilecek. Jet Robotik Otomasyon Direktörü Arda Bayur’un geliştirdiği sistemde, bilgisayarda hazırlanan 3 boyutlu proje tüm detaylarıyla onaylandıktan sonra makineye yükleniyor. Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Ar-Ge ekibi tarafından hazırlanan özel solisyon ile karıştırılan beton, tıpkı mürekkep ile yazılır gibi katman katman dökülüyor. Nozul milimetrik hassasiyetle ilerliyor ve tüm süreci bilgisayar yönetiyor. 150 metrekare tek katlı bir yapının iç ve dış duvarları sadece 2-3 günde tamamlanabiliyor. Bu sürede şantiyede tek bir usta bile bulunmuyor; sistemi 2-3 kişilik teknik ekip kontrol ediyor. Bu da hem maliyeti düşürüyor hem de hata payını neredeyse sıfıra indiriyor. 3D beton yazıcı sayesinde sıva işçiliği ortadan kalkıyor, duvar yüzeyi makineden çıktığı gibi düzgün oluyor. Elektrik ve su tesisatı da duvar içine kolayca entegre edilebiliyor. Çift katmanlı yapı sayesinde araya izolasyon malzemesi, elektrik ve su tesisatı kolayca yerleştirilip kapatılabiliyor. 3D beton yazıcı teknolojisi yalnızca ev üretmiyor. Aynı yazıcıyla bank, merdiven, masa, süs havuzu, saksı gibi şehir mobilyası için mimari tasarımlar da üretilebiliyor. Jet Robotik ekibinin 10, 20, hatta 30 katlı binalar için farklı bir metot ile döküm yapabilecek Ar-Ge çalışmalarını sürdürdüğünü ve bu süreçte devlet üniversiteleriyle ortak projeler yürütüldüğünü belirten şirketin Direktörü Arda Bayur, "Uzun yıllardır 3 boyutlu beton yazıcılar üzerinde çalışıyoruz. Son 2 yıldır çift kompenentli sistemlerle bunu farklı bir boyuta taşıdık. Harcın içerisine yüksek basınç ve düşük debi ile enjekte ettiğimiz katalizör sayesinde harcı çok hızlı bir şekilde ayakta durabilir bir hale getirebiliyoruz. Kendi geliştirdiğimiz yazılım sayesinde yaklaşık bir günlük eğitimle bir operatör bu makineyi rahatlıkla kullanabilir. Çok hızlı bir şekilde bina üretebiliyoruz. Bu bize maliyet açısından ne fayda sağlıyor. Dünya genelindeki hem konvansiyonel hem de 3D yazıcılarla üretilen binalardaki ton başına harç maliyeti yaklaşık 150 ile 300 dolar bandında değişmektedir. Biz bunu Uludağ Üniversitesindeki hocalarımızla birlikte yaptığımız çalışmalarla 70-80 dolar bandına indirebildik. Ton başına maliyetimiz 70-80 dolar olmakla beraber bina ölçeğine göre bu maliyet değişmektedir. Devlet üniversiteleri ve hocalarımızla yaptığımız ortak çalışmalar neticesinde harcın ve makinenin gereksinim duyduğu teknik özellikleri ve harcın özelliklerini geliştirmekteyiz" dedi. "24 saatlik çok kısa bir sürede biz 200 metrekarelik alanı yazdırıp kullanıma sunabiliyoruz" Projenin en büyük Ar-Ge ortağı Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Mardani ise, geliştirdikleri proje sayesinde 24 saatlik çok kısa bir sürede 200 metrekarelik alanı yazdırıp kullanımına sunabildiklerini söyledi. Asıl amaçlarının deprem sonrası barınma ihtiyacını hızlı bir şekilde çözmek olduğunu aktaran Mardani, "Örnek olarak 24 saatlik çok kısa bir sürede biz 200 metrekarelik alanı yazdırıp kullanıma sunabiliyoruz. Ayrıca bu teknoloji sayesinde askeri binalar ve deniz ekosistemini geliştirmek için resifler, kent mobilyaları, tasarımı ve üretimi gibi pek çok farklı başarılı projeler yapabiliyoruz. Aslında bu proje geleneksel beton üretimine bir alternatif değil, daha hızlı, daha ekonomik, daha ekolojik faydalarından dolayı stratejik bir ortak diyebiliriz" dedi. 3D yazıcılı beton teknolojisinin 2000’li yıllarda ortaya çıkan bir teknoloji olduğunu hatırlatan Mardani, teknolojinin her geçen gün çok hızlı bir şekilde gelişmekte olduğunu vurguladı. "Örneğin günümüzde Çin’de 5 katlı binalar yapılabilmektedir. Avrupa ve Amerika’da köprüler ve çeşitli barınaklarla alt yapı ihtiyaçları giderilebiliyor. Türkiye’de ise deprem sonrası birkaç kentte pilot uygulamalar başarılı bir şekilde başladı. Ancak yaygın bir şekilde belediyeler tarafından kullanılıp beton kent mobilyaları yapılmaktadır. Bizim de belediyelerle ortak çalışmalarımız devam ediyor. İstediğimiz nesneleri yazdırabiliyoruz" diye konuştu. "2026 yılında gerekli mevzuatlar çözülerek Türkiye’de çok katlı binalar bu sistemle yazdırılacak" Yöntemin avantajlarından da bahseden Prof. Dr. Ali Mardani, 3 boyut teknolojisinde kalıba ihtiyaç olmadığını, inşaat üretim giderlerinin yüzde 35’ini kalıp giderleri kapsadığı için otomatik olarak bu giderin azalmış olduğunu söyledi. Prof Dr. Mardani, "İşçi sayısı azaldığı için işçi kazası sayıları da azalıyor. Biz ekip olarak dünyada ve Türkiye’de yapılan uygulamaları sıklıkla takip ediyoruz. Bu teknoloji ilk ortaya çıktığında çimento tüketimi çok fazla olduğu için sera gazı salınımı açısından olumsuzluklar ortaya çıkarıyordu. Çünkü 1 ton çimento üretiminde yaklaşık 1.2 ton hammadde yakılıyor, 900 kilometreküp sera gazı salınımı gerçekleşiyor. Dolayısıyla benim yürüttüğüm bir proje kapsamında bizim ekipteki kimya hocamızın laboratuvarında bir katkı geliştirdik. Patentini de aldık. Bu katkı sayesinde biz çimento üretimindeki sera gazı salınımını yüzde 42 oranında azalttık. İnsan sağlığına zararlı olan krom 6’yı krom 3’e indirdik. Krom bağlama potansiyelini kazandırdık biz bu katkımıza. Bu 3’lü fonksiyonu bizim üretim sistemimize entegre ettiğimiz zaman daha ekonomik, daha ekolojik ve yenilikçi bir ürün ortaya koyduk. Bu beton üretimini diğer 3 boyutlu uygulamalarla kıyasladığımız zaman aslında ton başı 150-200 bin dolar maliyet ortaya çıkıyor. Bizim buradaki ekolojik sistemimizle ortaya koyduğumuz ekonomik karışımlarla aslında 80 bin dolara kadar düşebiliyoruz. Onun da sebebi ürettiğimiz çimentolarımız daha ince taneli olduğu için biz otomatik olarakta diğer bağlayıcı sistemleri, diğer mineral katkılarını da daha yüksek oranda bu sisteme dahil edebiliyoruz. Bizim ürünümüz tamamen yerlidir. 2022 yılından itibaren farklı hocalarla çalışmalara başladık. Benim yürüttüğüm bazı projeler ve yüksek doktora tezlerinde biz ilk başta tek kompenantlı sisteme giriş yaptık. Ancak daha özgü bir nesne yazdırmak adına Ar-Ge çalışmalarımızla birlikte çift kompenantlı sisteme geçtik. Şu an betonun katılaşma süresini de kendimiz kontrol edebiliyoruz. Ayrıca Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bu konu üzerine yoğun bir şekilde çalıştığını biliyoruz. Öngörümüz 2026 yılında gerekli mevzuatlar çözülerek, artık Türkiye’de çok katlı binaların bu sistemle yazdırılması mümkün olacaktır. Biz Uludağ Üniversitesi olarak farklı hocalarla işbirliği yapıyoruz. 2022 yılından itibaren 3 boyutlu beton üretimine başladık. Şu an betonun katılaşma süresini de biz kendimiz ayarlıyoruz. Dolayısıyla biz artık inşaatın teslim süresini de belirlemiş oluyoruz" diye konuştu.