ASAYİŞ - 22 Nisan 2026 Çarşamba 09:39

Başakşehir’de kuyumcuda soygun girişimi kamerada: İşletme sahibinin çığlıklarıyla kaçtılar

A
A
A

İstanbul'un Başakşehir ilçesinde bir kuyumcuya soygun amacıyla giren 2 şüpheli, işletme sahibinin müdahalesi ve yardım çığlıkları üzerine panikleyerek kaçtı. O anlar güvenlik kamerasına yansırken, şüphelilerden biri polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alındı.

Olay, Başakşehir ilçesi Kayabaşı Mahallesi'nde bulunan bir kuyumcuda meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, iş yerine giren 2 kişi soygun girişiminde bulundu. Durumu fark eden işletme sahibinin bağırarak yardım istemesi üzerine şüpheliler, soygunu gerçekleştiremeden iş yerinden çıkarak uzaklaştı. Yaşanan anlar iş yerinin güvenlik kamerası tarafından saniye saniye kaydedildi. Görüntülerde şüphelilerin kuyumcuya girdiği, işletme sahibinin bağırması üzerine panikleyerek kaçtıkları anlar yer aldı. İhbar üzerine harekete geçen İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, olayla ilgili çalışma başlattı. Yapılan çalışmalar sonucu şüphelilerden biri yakalanarak gözaltına alındı.

Batuhan Toprak

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Kadın çiftçi hem üretiyor hem ihraç ediyor hem de pazarda satıyor Antalya’nın Aksu ilçesine bağlı Yurtpınar Mahallesi’nde yaşayan 38 yaşındaki kabak üreticisi Nurcan Kazıkçı, ata mesleğini sürdürerek hem üretimde hem de pazarlamada örnek bir başarı hikâyesi sergiliyor. Çocukluğundan bu yana tarımın içinde olduğunu ifade eden Kazıkçı, serasında kendi elleriyle ürettiği sebzeleri hem ihraç ediyor hem de pazarlarda açtığı tezgahlarda kendi satıyor. Seranın üç buçuk dönümlük alanında mini kabak üretimi yapan Kazıkçı, ürünlerinin büyük bölümünü Avrupa ülkelerine ihraç ettiklerini belirtti. İç piyasaya da satış yaptıklarını ifade eden Nurcan Kazıkcı, "Özellikle mini kabaklar yurt dışında yoğun talep görüyor. Arap ülkelerinde dolmalık olarak tercih edilen mini kabaklar, damak zevkine hitap etmesi nedeniyle öne çıkıyor" dedi. Serasında sadece kabak değil, farklı ürünler de yetiştiren Kazıkçı, "800 metrekare alanda patlıcanımız var, bir buçuk dönümde de domates ektik. Domatesimiz daha iki haftalık. Günlük olarak çocuklarımla birlikte seradayız, hasat yapıyoruz" şeklinde konuştu. Yoğun bir üretim temposuna sahip olduklarını anlatan Kazıkçı, haftanın büyük bölümünü tarlada ve pazarda geçirdiğini belirterek şunları söyledi: "Sabah erken saatlerde hasada başlıyoruz. Öğlene kadar toplama yapıyoruz. Ertesi gün pazara gidip ürünlerimi kendim satıyorum. Aile olarak çalışıyoruz; abim, yengem hep birlikte üretimi sürdürüyoruz." Günlük hasadın mevsime göre değiştiğini ifade eden Kazıkçı, "Kışın 10 kasa çıkan ürün, şu anda havaların ısınmasıyla 45-50 kasaya kadar yükseldi. Mini kabağın kilosu şu an 50 TL. Daha önce 80-90 TL arasındaydı ancak ürün artınca fiyatlar düştü" dedi. Üretimin zorluklarına da değinen Kazıkçı, özellikle hastalık riskine dikkat çekerek, "Kabakta ‘pürüz’ dediğimiz bir hastalık var. Eğer bu olursa sezon kısa sürüyor. Normalde hasat 35-40 günde başlar ve yaklaşık 2 ay devam eder" ifadelerini kullandı. İki çocuk annesi olan Kazıkçı, çocuklarının da zaman zaman üretim sürecine dahil olduğunu belirterek, onların geleceği için eğitimin öncelikli olduğunu vurguladı. "Kadın çiftçiler sürdürülebilirliğin temeli" Aksu İlçe Tarım Müdürü Dilek Boğatimur ise 2026’nın "Dünya Kadın Çiftçiler Yılı" kapsamında ilçede kadın üreticilere yönelik ziyaretler gerçekleştirdiklerini belirtti. Bu kapsamda Yurtpınar Mahallesi’nde Nurcan Kazıkçı’yı ziyaret ettiklerini ifade eden Boğatimur, kadın çiftçilerin tarımdaki rolüne dikkat çekti. Boğatimur, "Nurcan Hanım hem üretim yapıyor hem pazarda satışını gerçekleştiriyor hem de ihracata katkı sağlıyor. Pazara göre ürün seçmesi, Avrupa’ya yönelik üretim yapması çok değerli. Kendisi sürdürülebilir tarımın en güzel örneklerinden biri" dedi. Kadın emeğinin tarımın her aşamasında yer aldığını vurgulayan Boğatimur, "Aksu’nun her karışında kadın emeği var. Üretimde, paketlemede, satışta kadınlar aktif rol alıyor. Kadın çiftçilere verdiğimiz eğitimler tüm aileye ulaşıyor ve ciddi geri dönüş sağlıyor" diye konuştu. Tarımın zorlu bir meslek olduğuna dikkat çeken Boğatimur, sahada edindikleri gözlemleri şu sözlerle aktardı: "Bu iş yıllar süren bir emek gerektiriyor. Çocukların da küçük yaşta üretim sürecine dahil olması sürdürülebilirlik açısından çok kıymetli. Biz de çiftçilerimize teknik destek sağlamak, özellikle hastalıklarla mücadele ve doğru üretim teknikleri konusunda katkı sunmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz." Kadın çiftçilerin her zaman yanında olduklarını belirten Boğatimur, üreticilerin ihtiyaç duydukları her an kendilerine ulaşabileceklerini sözlerine ekledi.
Diyarbakır Diyarbakır’da turizm sezonu başladı: Hedef 2 milyon ziyaretçi Diyarbakır’da turizm sezonu başlarken, bu yıl 2 milyon yerli ve yabancı turistin ağırlanması hedefleniyor. Diyarbakır’da turizm sezonu hareketlenmeye başladı. Havaların ısınmasıyla birlikte yerli ve yabancı turistlerin kente ilgisi artarken, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle öne çıkan şehir yeni sezona umutlu giriyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Diyarbakır Surları başta olmak üzere Ulu Cami, Hasanpaşa Hanı ve Ongözlü Köprü gibi birçok tarihi mekan ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Son yıllarda artan turist sayısı, kentte turizmin geliştiğini ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıllarda turist sayısında önemli artış yaşanan Diyarbakır’da 2026 yılı için hedef 2 milyon yerli ve yabancı ziyaretçiye ulaşmak olarak belirlendi. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TURSAB) Mezopotamya Bölge Temsil Kurulu (BTK) Başkanı Serdar Baturay, yeni sezona hazır olduklarını söyledi. Baturay, "Hem seyahat acentelerimizle, otelcilerimizle, esnafımızla beraber turizm sezonunun açılışını, turistlerimizi görmeye başladık ve yüzlerimiz gülmeye başladı. Tabii ki böyle bir savaş ortamında iptaller de söz konusu ama genel anlamda bölgede şu anda yüzde 80 doluluk oranlarımız var. Gelen yüzde 10-15 oranında iptaller var ama tabii ki bu son dakika gelecek olan rezervasyonlarla beraber ben bu sezonun mevcut durumlarda yüzde 90-95 doluluk oranlarına ulaşacağımızı, esnafımızın, seyahat acentelerimizin, otelcilerimizin yüzünün güleceğini, bölgenin, Mezopotamya’nın ve Diyarbakır özelinde hak ettiğimiz turizm payını bu sene alacağımızı, hedeflediğimiz turist rakamlarını yakalayacağımız ve onun üstüne çıkacağına inancımız tam. Bunun için gerekli tüm çalışmaları yapmaya devam ediyoruz. Yurtdışı fuarları olsun, yurt içi fuarlar olsun, insentif grupları olsun. Ondan sonra yurt dışından gelen heyetleri bölgede ağırlamamız, seyahat acentelerini burada ağırlamamız. Her geçen gün turizm ve turizmden aldığımız pay büyüyor. Bu da bizi çok mutlu ediyor" ifadelerini kullandı. "2 milyon turist bekliyoruz" Turizmin çok daha fazla şeyi ifade ettiğini dile getiren Baturay, şu ifadeleri kullandı: ’’Kültürlerin kaynaşması, insanların birbirini tanıması, barış ortamlarının daha gelişmesinde bence en büyük etkinin turizm olduğunu düşünüyorum. Bunun için turizm ve turizmle uğraşan paydaşlarımızın sadece buna bir para olgusu olarak bakmamaları lazım. O teması yaparken gidecek olan misafirlerin bölgemizdeki düşüncelerini, bölgemizde yaşayan insanların kültürlerini, inançlarını dünyaya tanıtmaları çok önemli. Şu an biz konaklamalı olarak beklediğimiz misafir sayısıyla günü birliklerle beraber 2 milyon turist, Diyarbakır özelinde 2 milyon turist bekliyoruz. Bu 2 milyon turist zaten buraya geldiğinde aslında Mezopotamya’nın, yukarı Mezopotamya’nın birçok şehrine ulaşıyor. Yurtiçi baktığınızda misafirler böyle hafif savaş ortamları, gerginlikler olduğu zaman satın almaları uzak tarihli yapmamaya başlıyorlar, beklemeye başlıyorlar. Nisan-mayıs çok iyi ama temmuz-ağustos zaten düşük sezon olduğu için orada çok büyük bir beklentimiz yok. Eylülde rezervasyonlar şu anda yavaş gidiyor ama bu savaş ortamının ne getireceğini bilmiyoruz. Şimdi sonuçta bizim ülkemiz, bölgemiz çok güvenli. Gerçekten bunda hiçbir sıkıntı yok ama satın alma reflekslerinde bunlar önemli. Bence misafirlerimiz bölgeye birilerinin anlatımıyla geliyor. Sezon çok yüksek, hava inanılmaz güzel. Bir defa buranın bu havasında gezerken keyif alıyorsunuz, bir de bu dönemde hava çok iyi olduğu için gastronomiyi de çok iyi yaşıyorsunuz. Bu çok önemli. Yani bazen hava çok sıcak olur, bazı yemekleri yiyemezsiniz. Hava çok soğuk olur, bazı etkinlikler yapamazsınız. Ama şu andaki mevcut hava durumu inanılmaz gezmeye elverişli. Bir taraftan gastronomisi, tarihi yerleri, esnafımız gerçekten buna hazır. Bence misafirlerimiz geç kalmadan bu bölge, çünkü ileride çok yoğunlaşacak, çok ultra yoğunlukta gezmek istemiyorlarsa gelip hemen bu bölgenin keyfini çıkarabilirler."
Bolu Kullanıp arıttıkları suda Japon balığı besliyorlar Bolu’da üretim yapan jelatin fabrikası, kurduğu yeni sistemle günlük 2 bin 500 ton atık suyu arıtarak üretime geri kazandırdı. ’Sonsuz çevrim’ adı verilen projeyle su ayak izini yarı yarıya düşüren tesis, arıtılan suyun doğallığını ve temizliğini göstermek için kurduğu akvaryumda tatlı su balığı yaşatmaya başladı. İstanbul ve Bolu’daki tesislerinde gerçekleştirdiği üretimle 70’ten fazla ülkeye ihracat yapan Halavet Gıda, sürdürülebilir üretimi vizyonunun merkezine koymaya devam ediyor. Yüzde 100 güneş enerjisiyle çalışan fabrikalarıyla karbon ayak izini azaltan şirket, doğaya duyarlı dönüşümünün en somut adımlarından biri olan su geri kazanım projesini Gerede’deki tesisinde kamuoyuna tanıttı. Düzenlenen lansman törenine; Gerede Kaymakamı Fatih Kaya, Gerede Belediye Başkanı Mustafa Allar, İskefe Holding CEO’su Yusuf Aydemir ve davetliler katıldı. "Kullandığı suyu arıttıktan sonra geri kazanıp sonsuz çevrimde kullanan fabrika haline geldik" Törende projenin tanıtımını gerçekleştiren İskefe Holding CEO’su Yusuf Aydemir, "Öncelikle Halavet Gıda’nın bulunduğumuz tesisi, Bolu Gerede ilçesinde bulunmakta ve 30 bin metrekare üzerinde yer almaktadır. Bu tesis sahip olduğu kapasiteyle, Avrupa’da bulunan en büyük kapasiteli tesistir. Bu tesisimizin temel özelliklerinden biri, kullandığı bütün suyu, deşarj limitlerine uygun şekilde ve 24 saat Sürekli Atıksu İzleme Sistemi (SAİS) kabininden izlenmek suretiyle alıcı ortama deşarj etmektedir. Ortalama günlük kullandığımız su miktarı 5 bin 500, 6 bin ton aralığındadır. Burada günlük olarak aldığımız suyu tamamen arıttıktan sonra geçen yıla kadar deşarj ediyorduk. Bu arada 2025 yılı hem bölgemiz hem Türkiye genelinde kuraklığın yaşandığı ve su bulmanın ve suya ulaşmanın zorlaştığı bir yıl oldu. Biz 2025 yılı içinde yaptığımız araştırmalarda örnek aldığımız bir proje gördük. Bu proje Yalova’da bir tesiste uygulamıştı ve aynı proje ekibiyle çalıştık. Onların projesi bin metreküp/gün geri kazanım tesisiydi, kağıt üretimi, hijyenik kağıt. Biz de bu projeyi kendimize adapte ettik ve kullandığımız suyun yaklaşık yarısı olan 2 bin 500 metreküp/gün kapasiteli bir su geri kazanım tesisi kurduk. Bu tesisi makine ekipman olarak kurmanın yanında, bu tesisin çalışması için gerekli inşai yatırımlar ve tesisatlarla beraber yaklaşık 6 aylık bir süreçte bu tesisi devreye aldık ve şu anda sahip olduğumuz tesis aslında suyu sektördeki rakiplerine göre az kullanan ve tamamen arıtan bir tesisken, bir ileri boyuta daha geçirdik ve kullandığı suyu arıttıktan sonra geri kazanıp sonsuz çevrimde kullanmaya sürekli olarak devam eden bir özellik kazandırdık tesisimize" dedi. "Doğadaki su sonsuz değil, biz yapılabilir olduğunu göstermek istiyoruz" Kurulan sistemin kaynak verimliliğine olan katkısını vurgulayan ve geri dönüştürülen suyla kurdukları akvaryumun çevredeki öğrencilere ve sanayicilere örnek olmasını hedeflediklerini belirten Aydemir, "Sayısal olarak söylemem gerekirse; günlük 5 bin ton su ihtiyacımız varken, şu anda günlük 2 bin 500 ton su ihtiyacıyla 5 bin tonluk su kullanımı yapabiliyoruz. Sonsuz çevrimde geri kazanım bize bunu sağladı. Yani çevreden daha az miktarda temiz su ihtiyacı ile aslında su kaynaklarını daha az kullanmaya ve su ayak izimizi azaltmaya çalışıyoruz. Bu sayede hem örnek bir işletme olmayı hem karbon ve su ayak izlerini küçültmeyi hedefliyoruz. Doğadaki su sonsuz değil. Dolayısıyla bu döngüden ne kadar az su çekersek ve kullandığımız suyu ne kadar temiz bir şekilde bu döngüye geri salarsak üstümüze düşeni yapmış oluruz. Biz burada örnek bir işletme olarak aslında arıtmamızın çıkışında deşarj ettiğimiz suyla doldurduğumuz bir akvaryum da koyduk, sizler de gördünüz. O akvaryumla aslında şunu sağlamaya çalışıyoruz; bu ilçede okuyan bütün öğrencileri bu akvaryumu görmeye, bu fabrikanın atık suyunun arıtıldığı tesisi görmeye davet ediyoruz. O akvaryumdan aslında yapmamızın maksadı şu: Biz çevreye saygı duyuyoruz ve bu yapılabilir. Bunun yapılabilir olduğunu göstermek istiyoruz. Bu projeyle çok zor bir iş yaptığımızı vurgulamak istemiyoruz. Bu evet, zor bir iş ama yapılabilir. Belki bir komşumuz daha iyisini yapacak. Karşımızdaki Deri OSB bunun daha gelişmişini yapacak, zaten böyle olmalı. Böyle olursa biz üstümüze düşen görevi yapmış oluruz çevreye karşı" ifadelerine yer verdi. "Bolu çok su kullanan bir il" Gerede’nin ve Bolu’nun sanayi potansiyeline vurgu yaparak, bölgedeki çevre kirliliği algısını bu tür projelerle yıkmak istediklerinin altını çizen Aydemir, "Bolu ilinde su geri kazanım kapasitesi olarak sahip olduğumuz kapasite en büyük kapasite. Bunun aşılmasını dilerim. Bolu çok su kullanan bir il, tavuk sektörüyle, gıda sektörüyle aslında üretime, istihdama çok katkı veren bir il. Ve özellikle ilçemiz suların kirletilmesi, derelerin atık sularla zehirlenmesiyle duyulacak yerde, aslında su geri kazanım, su arıtma ve bu tür güzel faaliyetlerle ve pozitif çalışmalarla hem ismimizin duyurulması hem de bölgede gerçekten bunun yapılabilir olduğunu göstermek açısından bizim için kıymetli. Lansmana katılan herkese çok teşekkür ederim" diye konuştu. Tören, tesisin gezilmesi ve su geri kazanım sisteminin işleyişi hakkında katılımcılara bilgi verilmesinin ardından sona erdi.