EKONOMİ - 09 Aralık 2025 Salı 18:06

Çelik sektörü liderleri İstanbul’daki zirvede buluştu

A
A
A

SteelOrbis tarafından düzenlenen "Çelik Piyasalarında Yeni Ufuklar" konferansının 20.’si, İstanbul’da 500’ün üzerinde sektör temsilcisinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Etkinliğin açılış oturumunda, çelik sektörünün mevcut durumu ve küresel gelişmeler ele alındı. SteelOrbis Genel Müdürü Murat Eryılmaz’ın, açılış konuşmasının ardından Çolakoğlu Metalurji Genel Müdürü Uğur Dalbeler sektöre ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dalbeler, Türkiye’nin çelik üretiminde rekabet gücünü en çok zayıflatan unsurun enerji maliyetleri olduğunu, sanayi sektöründe enerji fiyatlarının 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden beri 2 katına çıktığını vurguladı.

Çelik sektörü liderleri İstanbul’daki zirvede buluştu

Dalbeler, Türkiye’nin çelik piyasasında ilk kez ithalatın ihracatı geçtiği bir dönem yaşadığını belirtti. Bunun temel nedeninin Çin ve diğer ülkelerden gelen dampingli ve sübvansiyonlu ürünlerin oluşturduğu haksız rekabet olduğunu belirten Dalbeler, Çin menşeli sıcak rulo sacın 470$/mt seviyesinden Türkiye’ye girmesinin gerçekçi olmadığını, maliyetler hesaba katıldığında bunun Türkiye’deki üreticileri sürdürülemez bir rekabete zorladığını vurguladı.

Çelik sektörü liderleri İstanbul’daki zirvede buluştu

"Dengesizlik sadece iç piyasamızdaki dalgalanmalardan değil dünyadaki gelişmelerden de kaynaklanıyor"

Türkiye Çelik Üreticileri Derneği’nden Dr. Veysel Yayan ise Türkiye çelik sektörünü analiz eden bir sunum gerçekleştirdi. Yayan, Türkiye ekonomisinin ve birçok sektörün görünümünü, bunun da çelik piyasasına olan etkisini katılımcılarla paylaştı. Türk çelik sektöründe dünya çelik sektörüne kıyasla dalgalı bir seyir olduğunu belirten Yayan, "Türkiye’nin gayri safi milli hasılasında son 20 çeyrektir büyüme var. Bu gelişmede bir olumsuzluğun da etkisi söz konusu. Öyle ki 2023 yılındaki deprem sonrasında inşaat sektöründe canlanma görüldü. İmalat sanayimizdeki büyüme beklediğimiz oranda değil. Özellikle tekstil sektöründe 200 civarında firmanın üretimlerini Mısır’a taşıdığını görüyoruz. Çelik sektöründe ise iki ileri bir geri şeklinde bir büyüme söz konusu. Bu dengesizlik sadece iç piyasamızdaki dalgalanmalardan değil dünyadaki gelişmelerden de kaynaklanıyor" dedi.

Çelik sektörü liderleri İstanbul’daki zirvede buluştu

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) sektöre etkileri ise İngiltere merkezli danışmanlık şirketi Redshaw Advisors’dan Anıl Akalın tarafından ele alındı. Günün ikinci oturumunda hurda piyasaları, enerji maliyetleri, ticaret beklentileri ve küresel talebe yönelik projeksiyonlar paylaşıldı. Assofermet Başkanı Cinzia Vezzosi, EMR Group Genel Müdürü Tao Bai ve Çolakoğlu Metalurji Satınalma Direktörü Koray Günay, piyasa analizlerini katılımcılarla paylaştı. Öğle bölümünün ardından başlayan "Küresel Piyasalar" oturumunda, JFE Steel Corporation’dan Kazuo Mikle Fujisawa Asya çelik piyasasını değerlendirirken, OECD’den Luciano Glus enerji maliyetleri ve ticaret dinamiklerindeki değişimi aktardı. Konferansın öne çıkan başlıklarından biri ise "Dijital Dönüşüm ile Yapay Zekanın Kesişim Noktası" oturumu oldu. Amplitude Başkan Yardımcısı Tansu Yeğen, yapay zekanın iş dünyasını nasıl dönüştürdüğüne ilişkin bir sunum yaptı. Programın son bölümünde, İstanbul Topkapı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emre Alkin, Türkiye ve dünya ekonomisine yönelik değerlendirmelerini paylaştı.

Çelik sektörü liderleri İstanbul’daki zirvede buluştu

Onur Erden

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Hürmüz krizi yerli kaynakların önemini yeniden hatırlattı İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla küresel enerji piyasalarında sert dalgalanma yaşanırken, petrol fiyatları hızla yükseldi. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik hattaki kesinti, enerji arz güvenliğinin önemini yeniden ortaya koydu. YEKÜD Başkanı Fatma Elif Yağlı, "Yaşanan olağandışı gelişmeler, yerli kömür kullanımının teşvikiyle üretimde süreklilik sağlamanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi" dedi. Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilim sonrası İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel enerji piyasalarında arz şoku oluşturdu. Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği kritik geçiş hattında yaşanan aksama, petrol fiyatlarının kısa sürede sert şekilde yükselmesine neden oldu. Uzmanlara göre, tanker trafiğinin durmasıyla birlikte günlük milyonlarca varillik petrol akışı kesintiye uğrarken, piyasalarda belirsizlik ve fiyat baskısı hızla arttı. Yaşanan gelişmeler, enerji arz güvenliğinin sağlanabilmesi için yerli kaynakların maksimum kapasitede kullanılabilmesinin; yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve jeopolitik bir mesele olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Küresel enerji sistemi alarm veriyor Yerli Kömür Kaynaklı Elektrik Üreticileri Derneği (YEKÜD) Başkanı Fatma Elif Yağlı, yaşanan gelişmelerin enerji politikalarına dair önemli bir gerçekliği net şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Yağlı, sözlerine şöyle devam etti: "Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar, enerji arz güvenliğinin teorik bir kavram olmadığını; küresel ölçekte anlık krizlerle doğrudan sınanan bir gerçeklik olduğunu bir kez daha gösterdi. Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bir hattın devre dışı kalması, tüm ülkeler için ciddi bir kırılganlık oluşturuyor." "Yerli enerji kaynaklarına dayalı üretim bir tercih değil, zorunluluk" Özellikle enerji tarafında iş birliği yaptığımız ülkelerin savaşta olduğu dikkate alındığında, ülkemiz açısından en kritik başlığın yerli ve sürekli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi olduğunu vurgulayan Yağlı, "Bugün geldiğimiz noktada, yerli enerji kaynaklarına dayalı üretim bir tercih değil, açık bir zorunluluk. Dışa bağımlı enerji yapısı, ne kadar süreceği belli olmayan bu tür krizlerde maliyet artışı ve arz riski olarak doğrudan karşımıza çıkıyor. Yerli kömürden elektrik üretimi, bu anlamda Türkiye’nin enerji sisteminde yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir güvence işlevi görüyor. Son 6 ay içerisinde Enerji Bakanlığı tarafından bu alana verilen teşviklerin katkısı stratejik bir hamle oldu" diye konuştu. Baz yük olmadan sistem ayakta kalamaz Enerji sistemlerinin sürekliliği açısından baz yük kapasitesinin kritik rolüne dikkat çeken Yağlı, "Enerji sistemleri yalnızca üretim kapasitesiyle değil, süreklilik ve denge ile ayakta kalır. Baz yük santralleri; yani kesintisiz ve öngörülebilir üretim olmadan, sistemin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sadece yenilenebilir kaynaklara dayalı bir yapı, mevcut teknolojik koşullarda arz güvenliğini tek başına sağlayamaz. Bu nedenle baz yük kapasitesinin korunması, enerji politikalarının temel unsurlarından biri olmalıdır. Son dönemde, yerli kömür santrallerinin tuttuğu kapasite karşılığında ödenen bedelin kaldırılmasına ilişkin getirilen yeni düzenlemenin gözden geçirilmesinde fayda görüyoruz" açıklamasında bulundu. "Enerji dönüşümü dengeli ve gerçekçi olmalı" Yağlı, enerji dönüşümünün ancak dengeli bir modelle ilerleyebileceğini vurguladı: "Enerji dönüşümünü bir ‘ya hep ya hiç’ yaklaşımıyla değil, dengeli ve gerçekçi bir geçiş süreci olarak ele almak gerekiyor. Bu süreçte baz yük tesislerimizi korurken; yenilenebilir enerji yatırımlarını da kararlılıkla artırmak zorundayız. Rüzgâr ve güneş enerjisi başta olmak üzere tüm alternatif kaynaklar, sistemin tamamlayıcı unsurları olarak büyümeye devam etmeli." "Krizler, doğru politikaların testidir" Türkiye’nin enerji geleceğinin, yerli kaynaklar ile yenilenebilir yatırımların birlikte ve dengeli şekilde ilerlediği bir model üzerine kurulması gerektiğini hatırlatan Yağlı, "Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, aslında tüm ülkeler için bir stres testi niteliğinde. Böyle dönemlerde ayakta kalan sistemler, yerli kaynaklarını etkin kullanan, dengeli üretim yapısına sahip ve arz güvenliğini önceliklendiren sistemlerdir" ifadelerini kullandı.
Erzurum Kızılay’dan üniversite öğrencilerine "Anne Eli" iftar sofrası Erzurum’da Kızılay Kadın Kolları tarafından üniversite öğrencilerine yönelik anlamlı bir iftar programı düzenlendi. "Anne Eli İftar Programı" kapsamında Erzurum’da öğrenim gören üniversite öğrencileri, Kızılay ailesinin sıcaklığıyla bir araya geldi. Türk Kızılay Erzurum Kadın Kolları Başkanı Esra Kaplan, yönetim kurulu üyeleri ve gönüllülerle birlikte hazırlanan iftar programında, öğrencilere adeta anne eli değmiş lezzetler sunuldu. Öğrenciler için hazırlanan iftar menüsü, yalnızca bir yemek buluşması değil; sevginin, şefkatin ve dayanışmanın paylaşıldığı anlamlı bir sofraya dönüştü. Anne eli değmiş bir iftar sofrası Programla ilgili açıklama yapan Türk Kızılay Erzurum Kadın Kolları Başkanı Esra Kaplan, Erzurum’da eğitim gören gençlerin kendilerini yalnız hissetmemeleri için böyle bir program düzenlediklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Üniversite öğrencilerimiz ailelerinden uzakta eğitim hayatlarını sürdürüyor. Biz de Kızılay ailesi olarak onlara anne eli değmiş bir iftar sofrası hazırlamak istedik. Amacımız sadece soframızı değil, sevgimizi ve şefkatimizi de paylaşmak; onların burada yalnız olmadıklarını hissettirmek." "Ramazan paylaşmak demektir" Türk Kızılay Erzurum İl Başkanı Hüseyin Bekmez ise yaptığı açıklamada Ramazan ayının dayanışma ve paylaşma ruhuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Ramazan ayı; birlik, beraberlik ve paylaşma ayıdır. Erzurum Kızılay ailesi olarak öğrencilerimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Bu tür etkinliklerle gençlerimizle gönül bağımızı güçlendirmeyi ve Ramazan’ın bereketini birlikte yaşamayı amaçlıyoruz." Samimi bir atmosferde gerçekleşen iftar programında öğrenciler, kendileri için hazırlanan sofrada hem iftarlarını açtı hem de Kızılay gönüllüleriyle sohbet ederek sıcak bir aile ortamı yaşadı.