GÜNDEM - 08 Mayıs 2025 Perşembe 13:56

Bakan Kurum: "İstanbul’da acil dönüşmesi gereken 600 bin konut var"

A
A
A
Bakan Kurum: "İstanbul’da acil dönüşmesi gereken 600 bin konut var"

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "2000 yılındaki bina stokuna baktığımızda İstanbul’un tamamı riskliyken; yaptığımız düzenlemeler, mevzuat değişiklikleri ve inşa çalışmalarıyla; bugün İstanbul’un yüzde 60’ı güvenli hale gelmiş durumda. Ancak halen acil dönüşmesi gereken 600 bin konut var" dedi.

Deprem Dönüşümü Değerlendirme Toplantısı Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum başkanlığında İstanbul Valilik binasında gerçekleştirildi. Toplantıya Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Ömer Bulut, İstanbul Valisi Davut Gül, TOKİ Başkanı Levent Sungur, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, İBB Genel Sekreteri Volkan Demir, vali yardımcıları, 39 ilçenin belediye başkanları da katıldı.

"İstanbul güvenli bir şekilde güçlenirse Türkiye güçlenir; Allah korusun, aksi bir durumda Türkiye geri dönüşü olmayan bir zarar görür"

Toplantının ardından basın mensuplarına konuşan Bakan Kurum, İstanbul’un önemine vurgu yaparak, "İstanbul, Türkiye’nin kalbidir. Nüfusu, ekonomik büyüklüğü ve tarihî derinliğiyle ülkemiz için eşsiz bir değere sahiptir. Bu şehrin geleceğiyle Türkiye’nin geleceği doğru orantılıdır. Bu sebeple; İstanbul güvenli bir şekilde güçlenirse Türkiye güçlenir; Allah korusun, aksi bir durumda Türkiye geri dönüşü olmayan bir zarar görür. Son yıllarda yaşadığımız afetler ve özellikle de İstanbul’umuzda hissedilen depremler; deprem dönüşüm seferberliğimizin kıymetini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Ben tam da bu noktada, Asrın Felaketi sonrasında 11 ilimizde yaptığımız çalışmaları, İstanbul’un nitelikli dönüşümüne örnek olması bakımından çok önemsiyorum" dedi.

"2 yılda adeta yeniden bir ülke inşa ederek tam 201 bin konutu vatandaşlarımızla buluşturduk"

6 Şubat depreminden sonra 201 bin konutun inşa edildiğini söyleyen Bakan Kurum, "Bildiğiniz gibi 6 Şubat 2023’te, tarihimizin en büyük afetini yaşadık. Depremin ilk dakikaları itibarıyla; devlet-millet el ele vererek, tam bir dayanışma içerisinde yaralarımızı sardık, sarmaya da devam ediyoruz. Devletimizin gücü ve kararlılığı, milletimizin güveni ve desteğiyle, 2 yılda adeta yeniden bir ülke inşa ederek tam 201 bin konutu vatandaşlarımızla buluşturduk. Şu anda teslim edeceğimiz tüm konutların yapımına başlamış bulunuyoruz. Toplamda 453 bin ev ve iş yerimizi yıl sonuna yetiştirmek için alın teri döküyoruz. İnşallah bölgedeki çalışmalarımızı hızlıca tamamlayarak, devletimizin deprem bölgesindeki tecrübesini en süratli şekilde İstanbul’umuza, 39 ilçemize aktaracağız" şeklinde konuştu.

Bakan Kurum:

"Bugün İstanbul’un yüzde 60’ı güvenli hale gelmiş durumda ancak halen acil dönüşmesi gereken 600 bin konut var"

İstanbul’da acilen 600 bin konutun dönüştürülmesi gerektiğini belirten Bakan Kurum, "Türkiye; yüzlerce yıldır yerin altında sessizce bekleyen deprem gerçeğiyle birlikte yaşamaktadır. Çünkü bu vatanın coğrafi büyüklüğünün yüzde 66’sı deprem riski altındadır. Nüfusumuzun yüzde 71’i bu riskli bölgelerde hayat sürmektedir. Bu riskli bölgelerin en başında da İstanbul’umuz gelmektedir. Şu anda, yani 2025 yılı itibarıyla İstanbul’umuzda 8 milyon 70 bin ev ve işyerimiz bulunuyor. Bunun 3 milyon 393 bini 2000 yılı ve öncesi. 2000 yılındaki bina stokuna baktığımızda İstanbul’un tamamı riskliyken; yaptığımız düzenlemeler, mevzuat değişiklikleri ve inşa çalışmalarıyla; bugün İstanbul’un yüzde 60’ı güvenli hale gelmiş durumda. Ancak halen acil dönüşmesi gereken 600 bin konut var" ifadelerini kullandı.

"Şu ana kadar İstanbul’umuza depreme hazırlık başlığında sosyal konutlarla birlikte yaklaşık 450 milyar lira yatırım yaptık"

İstanbul’a depreme hazırlık çalışması için 450 milyar lira harcandığını söyleyen Bakan Kurum, "Biz bu gerçeklerden hareketle; Cumhurbaşkanımızın kentsel dönüşüm seferberliğini başlattığı 2012 yılından bugüne, tam 923 bin bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Ve on binlerce mimar, mühendis ve işçi kardeşimizle birlikte; şehrimizin 39 ilçesine yayılan 208 bin 915 konut ve iş yerimizi dönüştürüyoruz. Şu ana kadar İstanbul’umuza depreme hazırlık başlığında sosyal konutlarla birlikte yaklaşık 450 milyar lira yatırım yaptık" diye konuştu.

"İstanbul’da 62 bin konutumuzun ’Yarısı Bizden’ kapsamında dönüşüm sürecini başlattık"

Yarısı Bizden kampanyası hakkında bilgi veren Bakan Kurum, "Ayrıca İstanbul’un dönüşümünü çok daha kolay hale getirmek için; Yarısı Bizden kampanyamızı başlattık. Cumhurbaşkanımız açıkladılar. Kredi ve hibe desteğini artırarak, toplam destek miktarımızı; 1 milyon 500 binden, 1 milyon 875 bine çıkardık. İstanbul’da 62 bin konutumuzun Yarısı Bizden kapsamında dönüşüm sürecini başlattık ve 21 bin ev ile iş yerinin dönüşümüne süratle devam ediyoruz" dedi.

"Bakanlık olarak 452 bin ev ve iş yerimizi titizlikle inceledik"

İstanbul’da meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremin ardından incelenen bina sayısı hakkında bilgi veren Bakan Kurum, "Tam bu noktada şunu da ifade etmek isterim. İstanbul’umuzda en son 6.2’lik bir deprem yaşadık. Çok şükür herhangi bir yıkım olmasa da; bakanlık olarak 452 bin ev ve iş yerimizi titizlikle inceledik. Bunların 354 bininin hasarsız, 61 bininin az hasarlı olduğunu tespit ettik. Bu 61 bin konutun tamamını Yarısı Bizden Kampanyasına dahil etmiş durumdayız ve arkadaşlarımız bu konutlarda yaşayan vatandaşlarımızla görüşmelere devam ediyorlar" ifadelerini kullandı.

"Deprem, siyaset üstü bir konudur böylesi önemli bir konuda, politika yapılamaz"

Deprem konusunun siyaset malzemesi haline getirilmemesi gerektiğini söyleyen Bakan Kurum, "Devletimiz tüm imkanlarıyla, İstanbul’un dönüşümü için gövdesini taşın altına koymuştur. Tüm belediyelerimizden de aynı anlayışı, aynı çabayı, aynı hassasiyeti bekliyoruz. Bakanlık olarak tüm belediyelerimizi, İstanbul’un dönüşümünde bir paydaş olarak görüyoruz. Sizin alacağınız aksiyonu ve vereceğiniz katkıyı her şeyden çok daha fazla önemsiyoruz. Hep söylüyoruz. Deprem, siyaset üstü bir konudur. Böylesi önemli bir konuda, politika yapılamaz. Bu mesele, propaganda malzemesi olarak kullanılamaz. Bu konu, ideolojik kavga yürütülecek, polemiklere konu edilecek, oy devşirilecek bir mesele değildir ve olamaz" dedi.

"Herkesin bu sorumluluk ve ciddiyetle hareket etmesi gerekmektedir"

Hangi siyasi partiden olursa olsun, tüm belediye başkanlarını bu sürece sahip çıkmaya çağıran Bakan Kurum, "Böylesine hayati bir meselede, vatandaşımızın hassasiyetini, kaygılarını dezenformasyon ve bilgi kirliliğiyle istismar etmeye çalışmak, bu ülkeye, bu şehrin insanlarına yapılabilecek en büyük kötülüktür. Herkesin bu sorumluluk ve ciddiyetle hareket etmesi gerekmektedir. Ayrıca; İstanbul’un dönüşümü meselesi sadece iktidarın, ya da sadece belediyelerin tek başına omuzlayabileceği bir yük değildir, olmamalıdır. Bu meseleye, tüm siyasi partilerimiz, belediyelerimiz, sivil toplum örgütlerimiz, medyamız, üniversitelerimiz yani tüm toplumsal kesimler el uzatmalıdır, omuz vermelidir. Ben milletimizin önünde söz veriyorum" diye konuştu.

"Beklenen İstanbul depremine, özlenen İstanbul dönüşümüyle cevap vermek durumundayız"

İstanbul’da kentsel dönüşümün hızlanması gerektiğine vurgu yapan Bakan Kurum, "İstanbul’un dönüşümü noktasında; benimle görüşmek isterseniz, telefonum da, bakanlığımızın kapıları da sizlere ardına kadar açıktır. Lütfen bizi arayın, sorun, önerin, destek isteyin ve destek verin. Evet, İstanbul’da bir deprem bekleniyor. Ama biz depremi beklemeyeceğiz. Beklenen İstanbul depremine, özlenen İstanbul dönüşümüyle cevap vermek durumundayız. Deprem korkusunun olmadığı bir İstanbul’a ulaşmak için projelerimizi; bütüncül bir planlamayla hayata geçireceğiz. Bir yandan riskli yapılarımızı dönüştürürken diğer yandan sosyal konutlarımıza hız vereceğiz. Bir yandan kent meydanlarımızı ve tarihi değerlerimizi ihya ederken diğer yandan sanayi alanlarımızı şehir dışına taşıyacağız. Ve bu çalışmaları hep birlikte yapacağız. ’Gelin, parti ayrımı gözetmeksizin bu hedefi başaralım, tüm afet bölgelerinde nasıl tek vücut olduysak, burada da tek vücut olalım’ diyorum" ifadelerini kullandı.

Davut Has - Sedat Çürük-Murat Horoz

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Antalya’da 6 çocuk annesi eşini öldürdü, beraatini istedi Antalya’da kıskançlık nedeniyle tartıştığı 6 çocuk annesi eşi Hale Akbaş Poyraz’ı tabancayla vurarak öldürdüğü suçlamasıyla ağırlaştırılmış ömür boyu hapis istemiyle yargılanan Abdullah Poyraz’ın davasında Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı, sanığın "eşe karşı kasten öldürme" suçundan cezalandırılmasını talep ederken, duruşmada söz alan sanık Poyraz ise, "Gerçekten zor durumdayım. Kendisi beni aldattı. Pişmanım. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum" dedi. Olay, 27 Kasım 2024 tarihinde saat 15.50 sıralarında Muratpaşa ilçesi Güzeloba Mahallesi 2238 Sokak’ta bulunan bir sitedeki apartmanın 3’üncü katında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Abdullah Poyraz (55) polis merkezine giderek, eşiyle arasında çıkan tartışma sırasında eşini tabancayla vurduğunu, silahı evde bırakarak ikametten ayrıldığını ve teslim olmak istediğini söyledi. Verilen adrese polis ve 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Ekiplerin yaptığı kontrollerde Hale Akbaş Poyraz’ın hayatını kaybettiği belirlendi. Kızının feryatları yürekleri dağlamıştı Bunun üzerine adrese Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ve Olay Yeri İnceleme ekipleri sevk edildi. Bu sırada eve gelen Hale Akbaş Poyraz’ın kızı, ekipler tarafından ikamete alınmadı. Annesine ne olduğunu öğrenmek isteyen küçük kızın feryatları yürek dağladı. "Annemi bir kere gösterin bana, gidin bakın anneme bir şey mi oldu" diyerek gözyaşı döken küçük kızı sakinleştirmek için komşular yoğun çaba sarf etti. Olay yerine tedbir amaçlı sağlık ekibi istendi. Olay yerine gelen sağlık ekiplerine "Bana değil gidin anneme bakın" diyen küçük kız ambulansa alındı. Savcılık ve olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmalarının ardından Hale Akbaş Poyraz’ın cansız bedeni, cenaze aracıyla otopsi yapılmak üzere Antalya Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Cenaze aracının hareketi sırasında maktulün kardeşinin "Bacım nereye gidiyorsun" diyerek gözyaşı döktüğü görüldü. Hale Akbaş Poyraz’ın kızının, olayın yaşanmasının ardından kısa süre sonra eve geldiği, kapıyı açan olmayınca Abdullah Poyraz’ı aradığı ve sanığın kendisine "Çarşıdayım" dediği öğrenildi. Şüphelinin polisteki ilk ifadesinde, kıskançlık krizi sonrası eylemini gerçekleştirdiğini söylediği belirtildi. Hale Akbaş Poyraz’ın, ilk eşinden olan kızının doğum günü hazırlıkları yaptığı öğrenilirken, çiftin 4 küçük çocuğu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından koruma altına alındı. Adliyeye sevk edilen Abdullah Poyraz, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. İddianamede dikkat çeken detay Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Antalya 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede cinayetin işlenişine ilişkin detaylara yer verilirken, sanık Abdullah Poyraz’ın eşinin çantasına dinleme cihazı yerleştirdiğini itiraf ettiği kaydedildi. Tutuklu sanık Abdullah Poyraz, Antalya 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde dördüncü kez hâkim karşısına çıktı. Duruşmaya sanık Abdullah Poyraz ve taraf avukatları katıldı. Savcı mütalaasını açıkladı Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıkladığı duruşmada, sanık Abdullah Poyraz’ın eşi Hale Akbaş Poyraz’ı öldürdüğünün sabit olduğunu belirterek, sanığın Türk Ceza Kanunu’nda yer alan "eşe karşı kasten öldürme" suçundan cezalandırılmasını talep etti. Savcı ayrıca sanığın ruhsatsız ateşli silah bulundurma ve kullanma suçundan da cezalandırılmasını istedi. "Beni aldattı, zor durumdayım" Sanık Abdullah Poyraz ise esasa ilişkin savunmasında şu ifadeleri kullandı: "Ben olayda gerçekten mağdurum. Bir öğretmen babası olarak söylüyorum. Gerçekten zor durumdayım. Kendisi beni aldattı. Eve dostunu aldı. Olaydan sonra karakola gidip teslim oldum. Ayrıca yazılı savunmamı da sunuyorum. Pişmanım. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum." Sanık müdafi de müvekkilinin tahliyesini talep etti. Mahkeme tutukluluğun devamına karar verdi Tarafların beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Abdullah Poyraz’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme ayrıca taraflara mütalaaya karşı savunma hazırlamaları için süre vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
Erzurum Kotanlı: "Çalışanların huzuru ve adalete olan güveni önemli" AL-KON Adalet ve Liyakatli Sendikalar Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Demokrat Büro Çalışanları Sendikası (DEB-SEN) Genel Başkanı Mehmet Zülfikar Kotanlı AL-KON Adalet ve Liyakatli Sendikalar Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Demokrat Büro Çalışanları Sendikası (DEB-SEN) Genel Başkanı Mehmet Zülfikar Kotanlı yaptığı yazılı açıklamada; "Adalet ve Liyakat" prensipleri çerçevesinde, Bakanlığınız merkez ve taşra teşkilatlarında görev yapan personellerin sorunlarını yerinde inceleyerek Çalışma barışının tesisi ve hizmet kalitesinin artırılması amacıyla, aşağıda belirtilen hususların ivedilikle çözüme kavuşturulmasını talep etmekteyiz: Kamu hizmetinin verimliliği, ancak çalışanların huzuru ve adalete olan güveniyle mümkündür" dedi. Türkiye’nin dört bir yanında, gençlerin geleceği için gece gündüz demeden özveriyle görev yapan Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü çalışanlarının sıkıntılarının giderilmesi gerektiğini ifade eden, Kotanlı,"Bbugün ne yazık ki ağır iş yükü ve çözülemeyen özlük hakları sorunları altında ezilmektedir. Bakanlığımız bünyesinde görev yapan yurt yönetim memurları, antrenörler, gençlik liderleri ve destek personelinin artık görmezden gelinemeyecek temel sorunlarını anlatmatı sendikamız adına bir görev biliyoruz. Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü çalışanları olarak gençliğin dinamizmini devlete bağlayan köprüyüz. Ancak bu köprü, liyakatten uzak düzenlemeler, ağır iş yükü ve belirsiz özlük hakları nedeniyle çalışanları moral motivasyon açısından umutsuz olmuştur. Modern kölelik düzenini andıran çalışma şartları, artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. "Emeğin Karşılığı, Mağduriyet Olmamalıdır!" Bugün GSB ve KYK personeli sistemin tüm yükünü omuzlamasına rağmen hak ettiği değeri görememektedir. Sahadaki temel sorunlarımızı ve çözüm bekleyen taleplerimizi kararlılıkla ifade ediyoruz. 7/24 Hizmetin Karşılığı "Eksik Nöbet Ücreti" Olamaz! Yurtlarda kalan binlerce öğrencinin sorumluluğunu üstlenen personelimiz, ailelerinden feragat ederek tuttukları nöbetlerin karşılığını ne maddi ne de manevi olarak alabilmektedir. Mevcut nöbet ücretleri, harcanan emeğin ve üstlenilen riskin çok altındadır. 24 saat esasına göre tutulan nöbetin bir saatlik ücreti 16 TL55 Krş. Toplu sözleşme gereği Yetkili Sendikaların övünerek deklare ettikleri beş katı olarak hesaplandığında 82 TL 75 Krş etmektedir Nöbet Tutan memura hafta içi nöbette 7 saat hafta sonu nöbette 15 saat fazla nöbet ücreti ödenmekte ocak ayı itibarı ile nöbet tutan personel evinden ailesinden ayrı kalmasına rağmen günlük 580 tl ücret almaktadır. Aldığı bu ücreti nöbetinde zaten harcamaktadır Bunun dışında hiçbir geliri olmayan Yurt Müdür Yardımcısı Yurt Yönetim Memurları ve Personelinin en büyük mağduriyeti olan düşük nöbet ücretleri güncel ekonomik şartlara enflasyon ve hayat pahalılığına göre yeniden revize edilmelidir" dedi. "Sorunların çözümünü bekliyoruz" Kotanlı daha sonra sözlerine şöyle devam etti, "Görev Tanımı Belirsizliği ve Personel Yetersizliği Artan yurt kapasitelerine ve yurt ihtiyacına rağmen personel sayısının yetersiz kalması, mevcut çalışanların üzerine "görev tanımı dışı" işlerin yüklenmesine neden olmaktadır. Personel, uzmanlık alanlarının dışında idari ve teknik işlerde joker eleman gibi kullanılmaktan yorulmuştur. Yurt Yönetim Memurları Yurtların yüksek öğrenim öğrencilerine hizmet vermesinin dışında gelen spor kafilelerine barınma imkânı sağlamaktadır. Gelen kafileler genellikle çocuk yaşlarda olduğundan çocukların gürültüsü yurt öğrencilerinin şikayetleri ve kafile yöneticileri arasında arabuluculuk gibi ek bir görev üstlenmektedir. Parçalı İstihdam Modeli Çalışma Barışını Bozuyor Aynı odada, aynı işi yapan ancak 4/A, 4/B ve işçi kadrosu gibi farklı statülere tabi olan personel arasındaki ücret ve hak farklılıkları çalışma barışını zedelemektedir. Tüm personelin hak kaybı yaşamadan tek bir çatı altında toplanması artık bir lütuf değil, zorunluluktur.Tayin ve Becayiş Çıkmazı Özellikle sözleşmeli statüdeki arkadaşlarımız, eş durumu ve sağlık özrü gibi en temel insani haklarda dahi "duvarlara" çarpmaktadır. Geçici görevlendirmeler memur personelin sorunlarını çözmediği gibi psikolojimken de yıpratmaktadır Aile bütünlüğünün parçalanmış olması ile o personelden verim beklemek rasyonel bir yaklaşım değildir. Kariyer Basamakları Kapalı Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının periyodik halde olması, çalışanların motivasyonunu kırmakta ve liyakat beklentisini boşa çıkarmaktadır. 2026 GYS ve UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ sınavında iller bazında sınava girecek personel sayıları yok denecek kadardır. Kurumda uzun yıllar çalışmış Ön Lisans Mezunlarına şans tanınmamıştır. Apar Topar Değil, Planlı Kariyer ve Görevde yükselme sınavlarının bir takvime bağlanmaması liyakat bekleyen binlerce çalışanın umudunu kırmaktadır. Kariyer basamakları sadece belli bir kesime değil, tüm personele şeffaf bir şekilde açılmalıdır. Sayın Bakanımıza ve Yetkililere Çağrımızdır! Kurum çalışanları sadece hakları olanı, emeğinin karşılığını ve insanca çalışma şartlarını talep etmektedir. Unutulmasın ki çalışanı mutsuz olan bir kurumun geleceğimizin teminatı olan gençlerimize vereceği hizmet motivasyon açısından sınırlı kalacaktır. Sorunlar çözülene, taleplerimiz karşılık bulana dek sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. GSB ve KYK çalışanları sahipsiz değildir"
Kastamonu Kastamonu’da arama ve kurtarma ekiplerinin kullandığı malzemeler sergilendi Kastamonu’da 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında, arama ve kurtarma ekiplerinin ekipmanlarının tanıtıldığı sergi vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Kastamonu’da 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında AFAD tarafından sergi düzenlendi. Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen sergide, arama ve kurtarma alanında görevli AFAD, JAK, UMKE, MEB AKUP ile AFAD tarafından akredite edilen arama ve kurtarma ekipleri sergide, arama kurtarma araçları ve ekipmanları vatandaşlara tanıtıldı. Sergiye Kastamonu Vali Yardımcısı Aydın Ergün, AFAD İl Müdürü Suat Tüfekci, Kastamonu İl Emniyet Müdürü Tamer Taş, Kastamonu İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Hikmet Uz ile siyasi parti, STK temsilcileri, il protokolü ve vatandaşlar katıldı. Vatandaşlar yoğun ilgi gösterdikleri sergide, stantları tek tek ziyaret ederek ekiplerden bilgi aldı. Sergiyi ziyaret eden Kastamonu Vali Yardımcısı Aydın Ergün, "Kastamonu AFAD İl Müdürlüğü koordinesinde deprem ve benzeri afetlere yönelik hazırlıklarımızın ne kadar geliştiğini ve kendimizi ne ölçüde ilerlettiğimizi burada görmüş olduk. Gönül ister ki bu ekipmanlara ve ekiplere ihtiyaç duymayalım. Ancak Kastamonu, deprem başta olmak üzere sel ve çığ gibi afetler açısından riskli illerimizden biridir" dedi. Afetlere karşı hazırlığın önemine dikkat çeken Ergün, afetler meydana gelmeden önce gerekli tedbirlerin alınmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, birey, toplum ve devlet olarak her zaman hazır olunması gerektiğini ifade etti. Kastamonu AFAD İl Müdürü Suat Tüfekci ise Mart ayının Türkiye’de Deprem Farkındalık Haftası olarak kutlandığını belirterek, "Bugün burada gerçekleştirdiğimiz etkinlikte özellikle kentsel arama kurtarma alanında yetkinliğe sahip kurumlarımızın ekipman ve malzemeleri sergilenmekte, aynı zamanda kurumsal tanıtım faaliyetleri yürütülmektedir. Vatandaşlarımız için bilgilendirme stantları oluşturulmuş ve tahliye tatbikatları gerçekleştirilmiştir" diye konuştu.
Kütahya Kütahya Sosyal Bilimler Lisesinin projesi Türkiye’nin en iyi 10 projesi arasına girdi Kütahya Aysel Selahattin Erkasap Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi Berkay İnandım, danışman öğretmeni Zafer Kaya rehberliğinde önemli bir başarıya imza atarak Türkiye genelinde en iyi 10 proje arasına girdi ve Türkiye finalinde yarışmaya hak kazandı. "Şehiriçi Trafikte Bekleme Sürelerini Azaltmaya Yönelik Matematiksel Tabanlı Enerji Verimliliği Modeli" adlı proje, TÜBİTAK ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı iş birliğinde düzenlenen Lise Öğrencileri Arası Enerji Verimliliği Proje Yarışması kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda yüzlerce proje arasından sıyrılarak Türkiye finallerine kaldı. Bilimsel temellere dayanan ve şehir içi trafikten kaynaklanan enerji kayıplarını azaltmayı hedefleyen proje, yenilikçi yaklaşımıyla jüri tarafından finale değer görüldü. Berkay İnandım, Türkiye finalinde projesini jüri karşısında sunarak birincilik için yarışacak. Konuyla ilgili açıklama yapan Okul Müdürü Zeki Kilitci, elde edilen başarının yalnızca akademik bir derece olmadığını belirterek, "Bizler öğrencilerimizi hem bilimsel donanıma sahip hem de milli ve manevi değerlerle yetişmiş, vatanına ve milletine hizmet etmeyi amaç edinen bireyler olarak geleceğe hazırlıyoruz. Berkay’ın ortaya koyduğu bu çalışma; düşünmenin, üretmenin ve ülkemizin sorunlarına çözüm aramanın güzel bir örneğidir. Türkiye genelinde ilk 10’a girerek finale yükselmek bizler için büyük bir gurur kaynağıdır. Öğrencimizi ve danışman öğretmenimizi yürekten tebrik ediyor, finalde de ülkemizi ve okulumuzu en iyi şekilde temsil edeceklerine inanıyorum" ifadelerini kullandı.