POLİTİKA - 31 Aralık 2025 Çarşamba 11:57

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "2026’da laf değil iş üreteceğiz"

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "2026’da laf değil iş üreteceğiz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni yıl mesajında 2025 yılının genel değerlendirmesini yaparak, 2026 hedeflerine ilişkin önemli mesajlar verdi. Erdoğan, ekonomiden terörle mücadeleye, deprem konutlarından dış politikaya kadar birçok başlıkta kararlılık vurgusu yaptı.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yeni takvim yılının ülkemiz, milletimiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Gerek terör örgütleri, zehir tacirleri ve şehir eşkıyalarıyla mücadelemizde, gerekse devletimizin güvenliği ve bekasını temin uğrunda şehit düşen tüm kahramanlarımızı rahmetle yad ediyorum. 86 milyonun huzur ve esenliği için büyük bedeller ödeyen gazilerimizin her birine şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Geride bıraktığımız sene hem ülkemizde hem de dünyada önemli gelişmeler yaşandı. Bölgemizde etkisi artan savaş, kriz ve gerilim ortamına rağmen emin ve ehil kadroların yönetiminde Türkiye kutlu yolculuğunu güvenle sürdürüyor. Kararlılıkla uyguladığımız ekonomi programının olumlu sonuçlarına geniş bir yelpazede şahitlik ediyoruz" dedi.


"Dezenflasyon sürüyor, üretimde vites yükselttik"


Erdoğan, "Dezenflasyon süreci devam ederken, Merkez Bankamızın rezervleri güçleniyor, üretim, yatırım, istihdam ve ihracatta vites yükseltiyoruz. Turizmden savunma sanayine birçok alanda rekordan rekora koşuyoruz" şeklinde konuştu.


"2025 yılı boyunca hükümetimizin birinci önceliği 6 Şubat asrın felaketinin yaralarının sarılması oldu"


İlk kuraları iki gün önce çekilen 500 bin sosyal konut projemizin dar gelirli vatandaşlarımızı çok uygun şartlarla ev sahibi yapma yanında, konut ve kira fiyatlarındaki köpüğün inmesine de katkı vereceğine inandığının altını çizen Erdoğan, "Ekonomide elde ettiğimiz kazanımları bu sene reformlarla taçlandırmak niyetindeyiz. Büyük kongremizde açıkladığımız Türkiye Yüzyılı reform programımızı meclisimizin de desteğiyle inşallah adım adım hayata geçireceğiz. 2025 yılı boyunca hükümetimizin birinci önceliği 6 Şubat asrın felaketinin yaralarının sarılması oldu. Kaybettiğimiz canları geri getiremesek de altyapısıyla, meydanlarıyla, yeşil alanları, sosyal donatılarıyla, tarihi ve kültürel dokusuyla şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmayı başardık. Söz verdiğimiz üzere 27 Aralık’ta Hatay’da yaklaşık 100 bin kardeşimizin katılımıyla 455 bininci deprem konutumuzun anahtarını hak sahiplerine büyük bir gururla takdim ettik. Yeni ev ve işyerleri depremzedelerimize hayırlı uğurlu olsun diyorum. 6 Şubat’tan bu yana, kışın soğuğuna, yazın sıcağına aldırmadan 7 gün 24 saat esasıyla şantiyelerde çalışan tüm kardeşlerime, konutların inşasında emeği geçen tüm kurumlarımıza ve hayırseverlerimize teşekkür ediyorum. İnşaat çalışmalarına omuz vermek yerine yapılan her işi kötüleyenleri ise, devletimizin neleri başardığını bizzat yerinde görebilmeleri için Hatay’a ve diğer afetzede şehirlerimize davet ediyorum." ifadelerini kullandı.


"Siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamış güçlü bir Suriye, inanıyoruz ki hem çevresine hem de dünyaya müstesna katkılar yapacaktır"


İktidar ve ittifak olarak bundan sonra da verdiğimiz sözleri tutacak, milletimize mahcup olmayacağız diyen Erdoğan, "Sadece kendi insanımızı değil, yüzü ülkemize dönük hiçbir kardeşimizi yalnız bırakmayacağız. Hakkı, adaleti ve vicdanı merkeze alan siyasetimizin yansımaları Suriye ve Gazze başta olmak üzere bölgemizin her yanında görülmektedir. 8 Aralık devrimiyle hürriyetine kavuşan komşumuz Suriye’de toparlanma hızlanmış, siyasi istikrar yolunda kısa sürede önemli mesafe alınmıştır. Suriye’de huzur ortamı kökleştikçe gönüllü geri dönüşler de artmış, son bir yılda 600 bin Suriyeli misafirimiz vatanlarına geri dönmüştür. Siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamış güçlü bir Suriye, inanıyoruz ki hem çevresine hem de dünyaya müstesna katkılar yapacaktır. Türkiye olarak Arap, Kürt, Türkmen, Sünni, Şii, Nusayri demeden Suriye halkının huzur ve güvenliği için yeni yönetime gereken desteği vereceğiz. Gazze’de bizim de katkımızla sağlanan ateşkes, İsrail’in tüm ihlallerine rağmen Gazzeli kardeşlerimizin sağduyusu sayesinde halen sürmektedir. İsrail’in saldırılarının durması, Gazze’ye insani yardım girişinin hızlanması ve yeniden inşaat çalışmalarının başlayabilmesi için yoğun çaba içindeyiz. Çoğu çocuk ve kadın 71 bin kardeşimizi şehit edenler, adalete hesap verene kadar sinmeyecek, susmayacak, soykırımı asla unutturmayacağız" dedi.


"Mavi vatanda ne emrivakiye ne yankesiciliğe ne de korsanlığa asla göz yummayacağımızın bilinmesini istiyorum"


Erdoğan, "Beşinci yılına girecek Rusya-Ukrayna savaşının bir an evvel adil ve kalıcı bir barışla noktalanması için de girişimlerimizi sürdürüyoruz. Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına yönelik artan tahrik ve tehditleri yakından takip ediyoruz. Mavi vatanda ne emrivakiye ne yankesiciliğe ne de korsanlığa asla göz yummayacağımızın bilinmesini istiyorum. " şeklinde konuştu.


Yalnızca ülkemizin değil, bölgemizin de önünde yepyeni bir sayfa açacak Terörsüz Türkiye sürecinde bazı önemli eşikleri geride bıraktık diyen Erdoğan, "Cumhur İttifakı olarak bu süreçte her zaman yapıcı davrandık, çözüme konsantre olarak elimizle birlikte tüm gövdemizi taşın altına koyduk. İlgili tarafları dikkatle dinleyen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuz, sürece yeni bir soluk kazandıracağını düşündüğümüz nihai raporunu inşallah yakında tekemmül ettirecek. Komisyonun son düzlükte uzlaşı ruhuyla hareket etmesi arzumuzdur. Ülkemizi 40 yıllık bir musibetten kurtarmayı hedefleyen bu süreç, gündelik siyasetin çıkar hesaplarına kurban edilmemelidir. Biz de sürecin bir yol kazası yaşanmadan menzili maksuduna varması için üzerimize ne düşüyorsa yapmaktan geri durmayacağız. 23 senedir olduğu gibi, kalbimizde sadece millet ve memleket sevdasıyla 86 milyonun tamamına hizmet edecek, tüm Türkiye’nin refahı, huzuru ve esenliği için fedakarca çalışmayı sürdüreceğiz. 2026 yılında da laf yerine iş üretecek, polemik yerine icraat yapacak, eserlerimizle, yatırımlarımızla konuşmaya devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Türkiye Yüzyılı ülkümüze destek olan herkese teşekkür ediyorum. Bu düşüncelerle yeni miladi yılınızı tebrik ediyor, 2026 yılının ülkemiz, milletimiz, bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla" ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Evde olması gereken tabanca markette bir genci hayattan kopardı Antalya’nın Manavgat ilçesinde bir markette, iş yeri sahibinin oğlu ile müşteri arasında yaşanan tartışmada 19 yaşındaki Hasan Şimşek’i tabanca ile öldüren iş yeri sahibinin oğlu Hakan Kılıç çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda gözaltına alınan Hakan Kılıç’ın babası Resul Kılıç da çıkarıldığı mahkemece, ev adresine kayıtlı silahın markette olması nedeniyle 6136 sayılı SKM’den tutuklandı. Olay, önceki gün akşam saat 20.00 sıralarında Aşağı Pazarcı Mahallesi’nde bulunan bir markette yaşandı. İş yeri sahibinin oğlu Hakan Kılıç ile aynı zamanda arkadaşı olan müşterisi 19 yaşındaki Hasan Şimşek arasında yaşanan tartışma sırasında 3.87 promil alkollü olduğu belirlenen Hakan Kılıç, Hasan Şimşek’i tabanca ile vurarak öldürdü. Olayda kullanılan tabanca ile Manavgat Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekiplerince olay yerinde yakalanarak gözaltına alınan Hakan Kılıç emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. Emniyette susma hakkını kullanan Hakan Kılıç’ın savcılıktaki ifadesinde Hasan Şimşek’in kendisine borcu olduğunu, borcunu ödemesini istediğinde ’alabilirsen al’ demesi üzerine aralarında tartışma çıktığını, tartışma sırasında tabancanın ateş aldığını söylediği bildirildi. Evde olması gereken silah markete getirilmiş Oğlunun mahkemeye çıkarılmasının ardından Manavgat Adliyesine gelen market ve silahın sahibi Resul Kılıç, cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda Asayiş Büro Amirliği ekipleri tarafından gözaltına alınarak emniyete götürüldü. Resul Kılıç’ın, oğlunun evdeki tabancayı alıp markete götürdüğünden haberi olmadığını söylediği belirtilirken çıkarıldığı mahkeme tarafından 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan tutuklandığı bildirildi. Olay yeri inceleme çalışmalarının tamamlanmasının ardından otopsi yapılmak üzere Antalya Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırılan Hasan Şimşek’in cenazesi yakınları tarafından alınarak memleketi Konya’nın Hüyük ilçesinde gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı.
Bursa Bursa’da nevruz coşkusu Baharın müjdeleyicisi, doğanın uyanışı ve Türklerin Ergenekon’dan çıkışının yıldönümü olarak kutlanan Nevruz Bayramı, Bursa’da büyük coşkuyla kutlandı. Bursa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından düzenlenen kutlamalar, Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından program Tayyare Kültür Merkezi’nde devam etti. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mustafa Bozbey’i temsilen törene katılan Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Mehmet Aydın Saldız, Nevruz’un köklü bir medeniyetin ortak değeri olduğunu belirtti. Baharın müjdecisi olan Nevruz Bayramı’nın kutlamanın mutluluğunu yaşadıklarını söyleyen Saldız, "Binlerce yıllık geçmişe sahip olan Nevruz, sadece doğanın uyanışı değil; aynı zamanda gönüllerimizin birleştiği, kardeşliğin ve dayanışmanın güç kazandığı özel bir gündür. Bu anlamlı miras, bizleri ortak bir kültürde buluşturan en kıymetli değerlerimizdendir. Bursa’da bu ruhu hep birlikte yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak en önemli sorumluluğumuzdur" dedi. Bursa Vali Yardımcısı Rıza Gençoğlu ise Nevruz’un toplumları bir araya getiren önemli bir değer olduğuna dikkat çekti. Nevruz’un dostluğun, kardeşliğin ve yeniden doğuşun simgesi olduğunu dile getiren Gençoğlu, daha güçlü bir toplum olma yolunda Nevruz’un taşıdığı anlamı iyi kavramak gerektiğini ifade etti. Nevruz komitesinde yer alan sivil toplum kuruluşları adına konuşma yapan Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği Başkanı İrfan Tatlıoğlu da Nevruz’un Türk dünyasını bir araya getiren önemli bir kültürel değer olduğunu söyledi. Türk dünyasının dört bir yanında aynı coşkuyla kutlanan bayramın birlik ve beraberliği daha da güçlendirdiğini anlatan Tatlıoğlu, bu geleneği yaşatmak ve genç nesillere aktarmak zorunda olduklarını belirtti. Kutlamalar mehter takımı eşliğinde yapılan Nevruz yürüyüşü ile devam etti. Bursa Posoflular Derneği Ahıska Türkleri halk dansları gösterisi, Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği Turan Gençleri gösterisi, Bursa Azerbaycan İnovasyon Derneği orta oyunu, demir dövme ve ateşten atlama ritüelleriyle devam eden etkinliklerde renkli görüntüler yaşandı. Katılımcılara geleneksel Nevruz pilavı ikram edilirken, vatandaşlar bayram coşkusunu doyasıya yaşadı.
Sivas Unutulmaya yüz tutan asırlık gelenek yeniden ortaya çıkarıldı Sivas’ta asırlardır sürdürülen ancak son yarım asırdır unutulan sancak altında buluşma geleneği yeniden gün yüzüne çıkarıldı. Şeyhhalil köyünde yaşayan vatandaşlar, Şeyh Halil sancağı altında köy meydanında bayramlaştı. Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı olan ve ilçeye 46, kent merkezine ise 76 kilometre uzaklıkta bulunan Şeyhhalil köyü sakinleri, unutulmaya yüz tutmuş geleneği yeniden yaşatmaya başladı. Asırlar öncesinde başlayan sancak altında buluşma geleneği, yeniden gün yüzüne çıkarıldı. Köyde metfun bulunan Şeyh Halil’e ait olan sancak, 80’li yıllara kadar özel günlerde çıkarılarak altında buluşulup dualar edilirken yaklaşık yarım asırdır uygulanmayan gelenek, muhtar ve imamlar tarafından yeniden uygulanmaya başladı. Ramazan Bayramı’nda köyde bulunan vatandaşlar, mehter marşları ve dualar eşliğinde köy meydanında buluştu. Köy meydanında bayramlaşan köylüler, dualar eşliğinde evlerine dağıldı. "Bu âdeti son 3 yıldır gün yüzüne çıkardık" Köy imam hatibi Abdurrahman Erbaş, "Şeyhhalil köyü köklü bir geçmişe sahip. 14. Yüzyılda köyümüze gelen Anadolu erenlerinden Şeyh Halil hazretlerinin sancağı, 80’li yıllara kadar bayramlarda, hacı karşılamalarında ve yağmur dualarında açılır ve sancağın gölgesinde dualar edilir, bayramlaşırlarmış. Muhtarımız ve köy imamları olarak bu âdeti son 3 yıldır gün yüzüne çıkardık. Bayram namazı 2 camimizde de kılınıyor, tekbirlerle, mehter marşlarıyla köy meydanında buluşuyoruz. Bu o sancağın gölgesinde dualar ediyoruz. İnşallah bu geleneğimiz bizden sonra da devam eder" dedi.
Kayseri Alışılmış öfke normalleşiyor Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, toplumda görülen şiddete maruziyetin beyinde normalleştiğini söyleyerek, "Maruz kaldıkça beyin buna alışıyor, alıştıkça eşik düşüyor, eşik düştükçe de şiddet sıralanmış bir hale geliyor" dedi. İnsanların öfkesini dönüştüremediği zaman bir başkasına yönelttiğini söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, "Son dönemde artan şiddet olaylarını konuşurken sadece bireysel öfkeye bakmak yeterli olmaz. Çünkü şu anda yoğun bir duygu yönetememe krizi yaşıyoruz. Artık insanlar üzülmeyi de reddedilmeyi de hayal kırıklığı yaşamayı da kaybetmeyi de tolere edemiyorlar. Her şey çok hızlı her şey çok anlık her şey çok tepkisel bir halde ve bu yüzden de aslında artık bu hız kültüründe duygular işlenemiyor. Duygular bastırılıyor ve her bastırılan duygu ne yazık ki bir yerde patlak veriyor. Bir diğer mesele de artık şiddete çok fazla maruz kalıyoruz. Televizyonlar, diziler, haberler, sosyal medyadaki bütün içerikler. Biz maruz kaldıkça beyin buna alışıyor, alıştıkça eşik düşüyor, eşik düştükçe de şiddet sıralanmış bir hale geliyor. Oysaki şiddet çoğu zaman güç göstergesi değil, regüle olamayan yani sakinleşemeyen bir sinir sisteminin çığlığı olarak gördüğümüz tablolar var. Duygusunu yönetemeyen insan davranışını da yönetemiyor ve bu noktada artık öfke tek başına bir problem değil, öfkeyle kişinin ne yaptığı problem haline geliyor. Bu aşamadan sonra artık bizim bakmamız gereken sadece çözüm olarak cezaları konuşmak değil. Şiddet bir anda ortaya çıkmıyor. Yıllarca bastırılmış duyguların, yönetilemeyen öfkenin ve düşen bir tahammül eşiğinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu tepki de bu doğal hızda artık toplumda İnsanlar hayal kırıklığı ile baş etmeyi öğrenmez ise reddedilmeyi taşıyamazsa, öfkesini dönüştüremez ise artık o öfkeyi bir başkasına yöneliyor halde görüyoruz" dedi. Hamurcu, bireylere çocuk yaşta öfkeyle başa çıkmanın öğretilmesi gerektiğini söyleyerek, "Şimdi burada çözümü sadece tabi ki de cezaları konuşmak olarak göremeyiz. Aynı zamanda duygusal dayanıklılığı arttırmakla başlayabiliriz. Yani çocuklara küçük yaşta duygusal regülasyonu öğretmek, hayır ifadesi ile baş etmeyi öğretmek, reddedilmeyi kişisel bir yıkım olarak algılamamayı öğretmek, burada ebeveynlere ve topluma çok ciddi bir görev olarak düşüyor. Gerektiğinde de terapiyi zayıflık değil bir güç alanı olarak göstermek burada bizlere düşen en önemli görevlerden birisidir. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki güçlü insan bağıran insan değil öfkesini yönetebilir insandır. Yani alışılmış sıralanmış öfke artık birçok kişi için bir tehdit haline gelmiyor ve ‘ben de öfkemi bu şekilde gösterebilirim’ diye bir kelebek etkisi ile öfkenin yayıldığını artık toplumda da görmüş oluyoruz" ifadelerini kullandı.
Ankara TZOB Genel Başkanı Bayraktar: "Eski ve verimsiz sulama kanalları yenilenmelidir" Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, "Eski ve verimsiz sulama kanalları yenilenmeli, sulama altyapısı modernize edilmelidir" dedi. TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Dünya Su Günü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Dünyada yaşanan su krizinin tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehdit ettiğini belirten Bayraktar, "1993 yılından bu yana her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü, tatlı suyun önemine dikkat çekmek ve 2 milyardan fazla insanın güvenli suya erişimi olmadığı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen küresel bir etkinliktir. Birleşmiş Milletler tarafından her yıl farklı bir tema belirlenmekte olup, 2026 yılı teması ise ‘Su ve Cinsiyet’ olarak açıklandı. Su, yalnızca bugünün değil gelecek nesillerin de yaşam güvencesidir. Bu nedenle suyun korunması, doğru yönetilmesi ve sürdürülebilir kullanımı tüm ülkeler için hayati bir sorumluluktur. Ancak ne yazık ki su kaynaklarının hızla azaldığı, iklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün daha ağır hissedildiği bir dönemdeyiz" diye konuştu. "Hassas tarım teknolojileri hem kaynak israfını azaltmakta hem de su kullanım verimliliğini artırıyor" Aynı zamanda Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi. "Birleşmiş Milletler tarafından yapılan değerlendirmeler, dünyada giderek derinleşen su krizinin artık yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomi, gıda güvenliği ve siyasi istikrar açısından ciddi riskler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle tarım sektörü üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Modern tarımda su ve bitki besin maddeleri birbirinden ayrı düşünülemez; yeterli su olmadan bitkiler besin maddelerini etkin şekilde kullanamaz, bu da verim kayıplarına ve gıda üretiminde istikrarsızlığa yol açar. Günümüzde dünya tarım arazilerinin ise yaklaşık yüzde 40’ı su kıtlığı tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Bir bölgede yaşanan su kıtlığı yalnızca yerel üretimi değil, uluslararası gıda fiyatlarını, ticaret dengelerini ve jeopolitik ilişkileri de etkileyebilecek sonuçlar doğuruyor. Dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık yüzde 69’u tarım sektöründe gerçekleşiyor. Bu nedenle suyun verimli kullanılması tarımın sürdürülebilirliği açısından kritik bir önem taşıyor. Tarım ve gübre sektöründe geliştirilen hassas tarım teknolojileri, bitki besin maddelerinin su mevcudiyetine göre uygulanmasını sağlayarak hem kaynak israfını azaltmakta hem de su kullanım verimliliğini artırıyor. Bunun yanında bitkilerin besin alımını artırırken su ihtiyacını azaltan yüksek verimli gübrelerin geliştirilmesi, çiftçilere yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve toprak sağlığını güçlendiren uygulamaların desteklenmesi de önem kazanıyor. Gelecekte gıda sistemlerinin dayanıklılığı, su-besin-gıda ilişkisinin doğru yönetilmesine bağlıdır ve bu nedenle su kaynaklarının korunması ile sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması hayati bir gereklilik haline geldi." "Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık bin 301 metreküp seviyesindedir" Dünya nüfusunun hızla artmasının gıda talebini artırdığını, bu durumun ise tarımsal üretimde su ihtiyacını daha da büyüttüğünü belirten Bayraktar, "Dünyada kullanılan suyun en büyük kısmı tarım sektöründe kullanılmasının yanı sıra evsel ve sanayi kullanımının artması da su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Türkiye’de teknik ve ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı yaklaşık 8,5 milyon hektardır. Gelişen teknoloji ile bu alanın 10,5 milyon hektara çıkabileceği öngörülüyor. Ancak bugün itibarıyla brüt olarak 7,28 milyon hektar alan sulamaya açıldı. Geriye kalan 1,22 milyon hektarlık alanın sulamaya açılması için gerekli yatırımların hızlandırılması büyük önem taşıyor. Ülkemizin yıllık 112 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeli bulunuyor. Kullandığımız suyun yaklaşık yüzde 79’u tarımsal sulamada tüketiliyor. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık bin 301 metreküp seviyesindedir. Bu rakam, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını açıkça gösteriyor. Diğer taraftan nüfus artışı ve iklim değişikliği dikkate alındığında su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl daha da artıyor. Bu tablo, suyun tarım için ne kadar hayati olduğunun yanı sıra tarımda doğru ve modern sulama sistemlerine daha çok önem vermemiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor" diye konuştu. "Eski ve verimsiz sulama kanalları yenilenmelidir" İklim değişikliğinin yağış rejimini değiştirdiğini, kuraklığı artırdığını ve su kaynaklarını tehdit ettiğini vurgulayan Bayraktar, "Bu durumdan en fazla etkilenen sektör ise şüphesiz tarım sektörü oluyor. Bunun bir örneğine geçtiğimiz haftalarda Aydın ili ziyaretimizde şahit olduk. Aydın’da şubat ayında etkili olan aşırı yağışlar ve Büyük Menderes Nehri’nin taşması sonucu, başta Söke Ovası olmak üzere binlerce dönüm tarım arazisi sular altında kalarak büyük çaplı maddi zarara yol açtı. İklim değişikliğiyle birlikte yağış rejiminin düzensizleşmesi, Aydın’da olduğu gibi ani ve şiddetli taşkınları kaçınılmaz kılıyor; bu nedenle modern taşkın kontrolünde artık sadece beton setler değil, doğa tabanlı çözümler ve erken uyarı sistemleri ön plana çıkıyor. Su akışını yavaşlatmak için üst havzalarda ağaçlandırma ve teraslama yapılırken, şehir ve tarım alanlarında suyun tahliyesini hızlandıracak akıllı drenaj kanalları ile nehir yataklarının ekosistemi bozmadan genişletilmesi hayati önem taşıyor. Bir diğer konu ise eski ve verimsiz sulama kanalları yenilenmeli, sulama altyapısı modernize edilmelidir. Böylece mevcut su kaynaklarından daha fazla verim alınması mümkün olacaktır" şeklinde konuştu. "Tarımsal sulama amaçlı su kullanım hizmet bedelinin yüzde 50 oranında desteklenmesi gerekiyor" Bayraktar, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar bitkilerin su ihtiyacını artırırken, sulama ücretlerinde yaşanan artışlar çiftçilerimizi zor durumda bırakıyor. Elektrik ve mazot fiyatlarındaki yükselişle birlikte sulu tarım giderek daha maliyetli hale geliyor. Bu nedenle 2023 yılında uygulandığı gibi tarımsal sulama amaçlı su kullanım hizmet bedelinin yüzde 50 oranında desteklenmesi gerekiyor. Çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için bu desteklerin sürdürülmesi artık bir zorunluluktur." "Modern sulama sistemleri için verilen teşviklerin artırılması büyük önem taşıyor" Su ihtiyacı karşısında mevcut kaynakların daha verimli kullanılması gerektiğini ifade eden Bayraktar "Bitkilerde verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya yol açan vahşi sulama yöntemleri artık terk edilmelidir. Modern sulama sistemleri hem su tasarrufu sağlamakta hem de üretim verimliliğini artırıyor. Ancak yüksek maliyetler nedeniyle çiftçilerimizin bu sistemlere geçişi oldukça zorlaştı. Bu nedenle modern sulama sistemleri için verilen teşviklerin ve uygun kredi imkanlarının artırılması büyük önem taşıyor" dedi. "Suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır" Suyun yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin ve tarımsal üretimin temeli olduğunu dile getiren Bayraktar, "Su yönetiminde yapılacak her hata, doğrudan tarımsal üretimi ve çiftçilerimizin geleceğini etkiliyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması ve çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için gerekli tüm politikaların vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır" diye konuştu.