POLİTİKA - 05 Şubat 2026 Perşembe 14:04

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "ABD-İran meselesine sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür"

A
A
A

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "İran meselesine sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız" dedi.

Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır liderleri ve heyetleriyle fevkalade yararlı görüşmeler yaptıklarını belirterek, "İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla kapsamlı şekilde ele aldık. Bölgemizin önde gelen ülkeleri olarak ‘bölgesel sahiplenme’ yaklaşımıyla Filistin ve Suriye başta olmak üzere güncel gelişmelere dair istişarelerde bulunduk. Ziyaretimizin ilk durağı olan Suudi Arabistan’da Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile verimli bir görüşmemiz oldu. Akabinde heyetler arası toplantımızı yaptık. Dört belgeye imza attık, ortak açıklamayı kabul ettik. Malumunuz Suudi Arabistan bizim için savunma sanayii, ulaştırma, sağlık, yatırımlar ve müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda özel konuma sahip bir kardeş ülke. Ticaret hacmimiz istikrarlı bir şekilde artarak 2025 yılında 8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Müteahhitlerimiz Suudi Arabistan’da toplam değeri 30 milyar doları bulan, 400’den fazla proje üstlenmiş durumda. EXPO-2030 ve FİFA 2034 Dünya Kupası gibi dev organizasyonlara hazırlanan ülkede, değerlendireceğimiz çok sayıda fırsatlar bulunuyor. Ayrıca Suudi Arabistan vatandaşlarının ülkemize yoğun bir teveccüh gösterdiklerine şahit oluyoruz" dedi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin davetine icabetle Türkiye-Mısır Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi İkinci Toplantısı’nı yaptıklarını belirten Erdoğan, "Konseyimizin ilk toplantısını Eylül 2024’te Ankara’da yapmıştık. Görüşmelerimizde ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimiz önemli yer tuttu. Ortak bildiri dahil toplam 8 metin imzaladık. Hem Riyad’da hem de Kahire’de iki ülke iş çevrelerinin katılımlarıyla iş forumları düzenlendi. Sisi ile ayrıca Gazze barış süreci başta olmak üzere bölgemizi ilgilendiren konuları istişare ettik. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulmasında Mısır ve Suudi Arabistan ile beraber çalıştık. Ateşkes mutabakatına giden süreçte iş birliği içinde olduk. Bugün de Gazze’nin yeniden imarının önünün açılması için yakın diyalog halindeyiz. Türkiye’den Gazze’ye ulaştırılmakta olan insani yardımların eşgüdümünde Mısır’ın desteği çok önemli. İsrail hükümeti maalesef sivilleri hedef almayı sürdürüyor. 11 Ekim’den bu yana 500’ü aşkın Gazzeli İsrail tarafından şehit edildi. İnsani yardım tırlarının Gazze’ye girişlerinde halen ciddi kısıtlamalar, sorunlar yaşanıyor. Ancak İsrail’in tüm kışkırtmalarına ve ihlallerine rağmen, Gazze barış planının birinci aşaması tamamlanmıştır. Kimin barış, kimin savaş yanlısı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır olarak tüm süreçlerin içinde olmayı, böylece Filistinli kardeşlerimizin hukukunu korumayı hedefliyoruz. Ziyaretlerimiz sırasında şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik için, iki ülke makamlarına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Ziyaretimizin ülkelerimiz için şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum" dedi.

Erdoğan, bir gazetecinin, 'Suudi Arabistan’la son dönemde olumlu yönde ivmelenen ikili ilişkilerimiz var. Bu ikili ilişki alanlarından biri de savunma sanayii. Şu ana kadar takip ettiğimiz, bildiğimiz, başta insansız hava araçları olmak üzere savunma sanayii alanında birçok iş birliği projeleri, anlaşmalar imzalandı. Şimdi de milli muharip uçağımız KAAN'a yönelik Suudi Arabistan'ın bir ilgisi olduğu iddiaları, haberleri gündeme geliyor. Böyle bir niyet var mı? Bu çerçevede milli savaş uçağımız KAAN ile ilgili olarak Suudi Arabistan'la bir iş birliği projesi söz konusu olabilir mi?' sorusuna, "Suudi Arabistan ile kültürel ve tarihi boyutları bulunan köklü ilişkilere sahibiz. Bunu geliştirmek için bu ziyaretimizde de önemli anlaşmalara imzayı attık. Ülkemizin savunma sanayii alanında aldığı mesafe bütün dünya gibi Suudi Arabistan tarafından da ilgiyle takip ediliyor. Biz, savunma sanayiinde, öncelikle kendi ihtiyaçlarımızı karşılamaya odaklanmış bulunuyoruz. Bunun yanında dost ve kardeşlerimizin ihtiyaçlarının temini için de gayret gösteriyoruz. Suudi Arabistan ile savunma sanayii konusunda önemli iş birliklerine imza atıyoruz ve bunu geliştirmekte de kararlıyız. KAAN sadece bir savaş uçağı değil, KAAN Türkiye'nin mühendislik kabiliyetinin, bağımsız savunma iradesinin sembolüdür. KAAN ile ilgili övgü dolu birçok geri dönüş aldık. Dünyada bu alanda daha fazla söz sahibi oldukça, bu tür iş birliklerimiz de kesinlikle artacaktır. Kaldı ki Suudi Arabistan ile bu konuda ortak yatırım söz konusu. Her an bu ortak yatırımı da gerçekleştirebiliriz" cevabını verdi.

Erdoğan, 'Suudi Arabistan ile enerji alanında çok da önemli anlaşmalara imza attığınız yansıdı bizlere. Rakamlar da yansıdı ama tam kapsamını merak ederiz efendim ve ne anlama gelir? Onu da sizden dinlemek isteriz' sorusuna, "Ziyaretimiz esnasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ile Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı arasında yenilenebilir enerji alanında önemli bir anlaşma imzalandı. Suudi Arabistan şirketleri Türkiye'de toplam 5 bin megavat gücünde güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek. İlk aşamada Sivas ve Karaman'da 1000’er megavatlık güneş enerjisi santralleri yapılacak. Yatırımlar, dış finansman ve uluslararası krediler yoluyla hayata geçirilecek. Bu santrallerden Türkiye'de bugüne kadar görülen en düşük fiyatlardan elektrik alımı yapacağız. İki güneş enerjisi santrali projesiyle 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacı karşılanacak. 2027 yılında temelleri atılacak santraller yüzde 50 yerlilik oranına sahip olacak. Projeler elektrik ekipman ve hizmet sektörlerimize önemli katkı sağlayacak" dedi.

'İran-ABD gerginliğinin başlamasından sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmeleriniz oldu ve bir süreç başladı. Bu sürecin evrildiği nokta an itibariyle nedir?' sorusu üzerine Erdoğan, "Öncelikle Amerika ve İran arasındaki gerilimin bölgeyi yeni bir çatışmaya, kaosa sürüklemeden düşürülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Onun için de biliyorsunuz ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmem oldu ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile hemen ertesi gün görüştüm. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile de İstanbul'da Dışişleri Bakanımla beraber üçlü bir görüşme yaptık. İşi sıcak tutuyoruz. İran'a askeri müdahaleye karşı olduğumuzu net şekilde ortaya koyduk ve bunu muhataplarımıza ilettik. Şu ana kadar tarafların diplomasiye alan açmak istediğini görüyorum. Bu olumlu bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Sorunların çözüm yolu çatışmalar değil, uzlaşma zemininde buluşmak ve müzakere etmektir. Süreç canlıdır ve kopmuş değildir. Zemin diyaloga ve diplomasiye hala açıktır. Alt düzeyde yapılacak görüşmelerde mesafe alınmasının ardından liderler seviyesinde müzakerenin de faydalı olacağını düşünüyorum. Askeri gerilim bu kadar artmışken müzakere masasının bir şekilde kurulacak olması da önemlidir. Umarız sorunlar diyalog yoluyla çözülür ve bölgemizde yeni bir çatışma baş göstermez. Biz gerek lider diplomasisi gerek diğer düzeylerde yapılan görüşmeler yoluyla, müzakere zeminini kuvvetlendirmek için çalışacağız. Bu zemin ne kadar genişler, başka ülkeler de devreye girer mi göreceğiz" dedi.

'Suudi Arabistan başta olmak üzere ki bugün ziyaretinizden dolayı önde geliyor, Körfez ülkelerinin toplamda İran'a karşı yaklaşımları biraz daha Amerikan yanlısı gibiydi daha önceki yıllarda. Şimdi biraz daha sizin, Türkiye'nin politikalarına yakın gibi duruyorlar. Bugünkü politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İran-Amerikan krizinde biraz İran'a karşı değillermiş gibi görünüyor' sorusuna Erdoğan, "Her şeyden önce biz bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz. Bunu en net şekilde her zaman dile getirdim, dile getiriyorum. Suudi Arabistan da tabii ki bu bölgedeki çatışmalardan etkileniyor. Onlar da bölgemizde huzurun, barışın ve sağduyunun hakim olmasını istiyor. Hassasiyetlerimiz genel manada örtüşüyor. Herkes biliyor ki; bölgemizde tam anlamıyla tesis edilecek huzur, barış ve istikrar hepimize kazandırır. Çatışmaların, kanın, gözyaşının hakim olduğu bir coğrafyada ise kesinlikle herkes kaybeder. Bu nedenle hepimizin barışın tarafında yer alması, en akılcı seçenektir. Bölge ülkelerinin son yıllarda yaşanan çatışmalı süreçlerden, bunu net bir şekilde gördüğünü ve bizim duruşumuzu desteklediklerini de düşünüyorum. Artık, etrafımızı saran ateş çemberinden sıyrılmanın, yanan ateşleri söndürmenin, vakti çoktan gelmiştir. Sağduyu burada ortak paydadır. Bu meseleye sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Sorunlar her zaman olur; anlaşmazlıklar uluslararası ilişkilerin bir parçasıdır. Ancak diplomasi de bunun için vardır. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız. Bu, hem ülkemizin hem bölgemizin çıkarları için hayati önemdedir" cevabını verdi.
Erdoğan, 'Türkiye, Gazze barış planının uygulanmasında nasıl bir rol üstlenecek? Başlangıca nispetle nerede? Türkiye'nin muradı nedir bu mevzuda? Siz de ifade ettiniz Şarm el-Şeyh’teki 20 maddeli barış planından bu yana, Ekim ayından bu yana İsrail, saldırılarını sürdürüyor, gidecek yardımlara mani oluyor, sabote ediyor. Bu süreçte İsrail konusunda hem Türkiye'nin hem de müdahil olan barış planındaki diğer ülkelerin değerlendirmesi nedir?' sorusunu "Türkiye, Gazze barış planının olması gerektiği gibi işletilmesi ve Gazze'de huzurun, istikrarın yeniden tesis edilmesi için etkin bir rol oynayacaktır. Biz, Gazze'de Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri onurlu bir geleceğe ve kalıcı bir barışa ulaşmasını istiyoruz. Barışı, kağıt üzerinde değil, sahada tesis etmekten yanayız. Gazze'de yaşanan zulümlere, soykırıma varan uygulamalara, açlığın silah olarak kullanılmasına karşı olmak için, Müslüman olmak gerekmez. Bizim duruşumuz, öncelikle insanlığın temel değerlerini muhafazadır. Tabii ki bu tutumumuzda Filistinli kardeşlerimizle tarihi ve kültürel bağlarımız da etkilidir. Ancak bunu körü körüne bir karşıtlık olarak göstermeye çalışmak, meselenin özünü saptırmak olur. Gazze'deki zulmün bir benzerini bir başka coğrafyada Müslümanlar yapsaydı, biz onların da karşısında bugünkü gibi dimdik dururduk. Biz yıllardır ‘Mazlumun diline, dinine, inancına, derisinin rengine bakmayız’ demiyor muyuz? İşte bu, bizim klas duruşumuzdur. Ateşkes, insani yardım ve sivillerin korunması için atılacak adımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye bunları sağlamak için büyük bir çaba gösteriyor" diye cevapladı.
'Gazze meselesinde çözüm için arayışlarda Mısır’ın yaklaşımları Türkiye’nin görüşleriyle örtüşüyor mu? Çünkü İsrail’in baskılanabilmesi için garantör ülkelerin arasındaki fikir birliği önemli. Mesela Gazze’de yönetimin devredilmesi noktasında Mısır ne öngörüyor?' sorusuna Erdoğan şu cevabı verdi: "Mısır, Gazze’deki zulmün etkilerini en yakından hisseden ülkelerden biri. Mısır’ın da Gazze ve Filistin meselesinin daha fazla derinleşmesini istemediğini gördük ve bunu biliyoruz. Bölgenin yeni bir yangını kaldıracak hali yok. Bunu Mısır yönetimi de çok iyi görüyor. İsrail’in bölgede yıllardır oluşturduğu sistematik istikrarsızlık, Mısır’ı da süreç içerisinde yıprattı. Bu çatışmaların sona ermesini, Filistin’in huzura kavuşmasını bizim kadar Mısır da istiyor. Özellikle açlığın silah olarak kullanılmasına ve Filistinlilerin topraklarından sürülmesine yüksek sesle karşı çıktılar ve bunu sürdürüyorlar. Mısır’ın bulunduğu yer kritik. Hem coğrafi konumu, hem tarihi sorumluluğu itibarıyla Gazze’nin geleceğinde önemli bir aktör. Bu nedenlerle Gazze’de ve bütün Filistin’de istikrarın sağlanması, Mısır’ın da çıkarınadır. Gazze’ye Refah’tan insani yardımların girişi ve yardımların organizasyonu için ortaya koydukları gayret takdire şayandır. Hep birlikte Gazze’de huzurun yeniden hakim olmasını ve Gazze’nin yeniden inşa edilmesini sağlayacağımıza inanıyorum. İsrail’in bitmek bilmeyen saldırıları ve ateşkes ihlalleri kesinlikle kabul edilemez. Uluslararası toplumu İsrail’e ateşkese tam uyum için baskı yapmaya çağırıyoruz. Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri mutlu günlere kavuşması için gece gündüz çalışmaya, mazlumların sesi olmaya devam ediyoruz".
'Suriye'de gelinen son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu son gelişmeler, Türkiye'deki 'Terörsüz Türkiye' projesinde yeni bir ivmelenmeyi beraberinde getirebilir mi? Bu anlamda Meclis'e bir çağrınız olur mu?' sorusu üzerine Erdoğan, "Ben teşekkür ediyorum. Suriye'nin kuzeyinde istikrarın ve huzurun tesisi, bizi doğrudan ilgilendiriyor. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bütünleşmesi bizim en büyük arzumuzdur. "SDG" denilen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriye'deki barış iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Kimse, çatışmaları körüklemeyi, gerilimi tırmandırmayı, zamana oynamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Yanlış hesap bugüne kadar hem Şam'dan hem de Ankara'dan dönmüştür. Kuşkusuz yine dönecektir. Biz, tüm renkleriyle bir, bütün, güçlü, huzurlu bir Suriye'den yanayız. Suriye'nin yanındayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz. Suriye halkı bizim dostumuz ve kardeşimizdir. Bizim sorunumuz terörledir. Ayrılıkçı emellerine ulaşmak için terörü bir yol ve yöntem olarak kullananlarladır. Suriye'nin kuzeyindeki sorunun çözülmesiyle "Terörsüz Türkiye" sürecinin yükü de hafiflemiş oldu. Meclis'teki komisyon, ortak raporunu tekemmül ettirmek üzere. Temennimiz rapora, uzlaşının ve sürece dinamizm kazandıracak bir bakış açısının damga vurmasıdır. "Terörsüz Türkiye" hedefimiz, attığımız adımlarla terörsüz bölgeye doğru gidiyor ve inşallah her iki hedefe de suhuletle ulaşacağız" dedi.
'İki gün sonra malum asrın felaketinin üçüncü yıl dönümü. Felaketin olduğu günden bu yana muhalefet olumsuz bir tablo sergiliyor. Son birkaç gündür deprem bölgesinde olan Özgür Özel yine aynı tutumu ortaya koydu. Üç yıl dolmadan 455 bin konut teslim ettiniz. Cuma günü de sanıyorum Osmaniye'de olacaksınız. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?' sorusuna Erdoğan, "Anlaşılan asrın felaketinin yıl dönümü yaklaşıyor diye, deprem turistleri yine hareketlenmiş vaziyette. Gittikleri, gezdikleri yerlerde yapılanları görmezden gelmekse, en büyük maharetleri. Alemi kör, milleti sersem sanan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Onlara kalsa, milletimiz hala açıktaydı. Onlara kalsa, deprem bölgesindeki insanlarımız yuvalarına kavuşmamıştı. Onlara kalsa, deprem bölgesinde derin bir insanlık dramı yaşanıyor olacaktı. Neyse ki milletimiz, yaklaşan siyasi tehlikeyi gördü ve onları kenarda tuttu. Muhalefet ilk günden itibaren "yapamazlar, bitiremezler, enkazın altında kalırlar" diyerek yaşanan felaketten rant devşirmeye kalkıştı. Yönettikleri bazı büyükşehirlerde deprem gibi büyük bir felaket yaşanmamışken, milleti bir yudum suya, temel belediyecilik hizmetlerine muhtaç edenler, yolsuzluklara, türlü çeşit hırsızlıklara kol kanat gerenler 11 ili dört başı mamur bir şekilde yeniden inşa eden bir iktidara laf söyleyebiliyor. 455 bin konut demek, sıradan bir şey değil, küçük bir ülke kurmak demektir. Bunu dünyada bizim dışımızda bu kadar kısa sürede başarabilecek ikinci bir devlet yok. Bizim yaptıklarımız gün gibi ortadadır. Bunca yıl, eser ve hizmet ürettik ve onlarla konuştuk. Muhalefetten farkımız budur. Yıllardır milletimize, ülkemizdeki muhalefet sorununu anlatamıyoruz. Alışkınız bunlara. Çünkü gerçeği göremez, hakikati söyleyemez, doğruyu duyamazlar. İnşallah Osmaniye'de bir kez daha milletimizle kucaklaşacak, onlara verdiğimiz sözleri tutmuş olmanın rahatlığıyla hasbihal edeceğiz" cevabını verdi.

'Bir Ankaralı olarak su konusundaki endişelerimizi dile getirmek isterim. Sadece ben dile getirmiyorum, Türkiye'nin de su stresi altında bir ülke olduğu vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler'in son raporunda da dünyada su konusunda iflasa sürüklendiği, artık yağmur ve kar sularının dünya tüketimine yeterli bulunmadığı yönünde tespitler yer aldı. Sizin de bu konuda sık sık yaptığınız uyarı ve verdiğiniz mesajlar var. Acaba su yönetimiyle ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var mıdır? Bu yönde adımlar atılacak mıdır? En önemlisi şehirlerde evlere yönelik suyun yönetimi yerel yönetimlerden alınabilir mi?' sorusna Erdoğan şu cevabı verdi:

"Öncelikle su medeniyetin, üretimin, enerjinin, kısaca yaşamın kaynağıdır. Su yönetimi konusu da tecrübe ve vizyon ister. Biz, su kaynaklarının korunması, insanımıza temiz, sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Yıllar yılı "Su akar Türk bakar" dediler. E ne oldu? Biz tam aksini yaptık. Ben, belediye başkanlığından geliyorum. Istranca Dağları’ndan biz suyu İstanbul'a getirdik. Belediyeyi kimden devralmıştık? O zaman malum CHP zihniyetinden devralmıştık. Istranca dağlarından 180 kilometre öteden suyu, biz İstanbul'a getirdiğimiz zaman, hepsi şok olmuştu. Biz, onunla da kalmadık. Aynı şekilde yine hattı Boğaz'dan, Boğaz'ın altından Anadolu yakasına geçirmek suretiyle Sakarya nehrinin suyunu da bir taraftan İstanbul'a getirdik. Devamlı takviyeler yaptık. Hep su kaynaklarının korunması ve insanımıza temiz sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Şimdi CHP'li belediyeler, ellerindeki suyu millete ulaştıramıyor. Geceleri bakıyorsun benim vatandaşım elinde bidonlarla gidiyor, tankerlerin kuyruğunda su bekliyor. Aramızdaki fark bu. Biz su zengini bir ülke değiliz. Bu nedenle sizin de söylediğiniz gibi su stresi, hatta sıkıntısı yaşayan bir ülkeyiz. Öncelikle tasarrufu önemsiyoruz ve milletimizi su tasarrufuna teşvik için sürekli projeler geliştiriyoruz. Peki ne yapmamız lazım? Belediyelerimizin su temini ile ilgili yaptığı çalışma dışında bizim bir diğer kaynağımız Devlet Su İşleri'dir. Devlet Su İşleri de bu noktada harıl harıl çalışıyor. Çünkü biz, belediyelerin su temininin dışında ayrıca Devlet Su İşleri'nin de su teminiyle inşallah bu işi yoluna koyacağız".

'2026 için kapsamlı bir reform yılı tanımlaması yaptınız. Belediyelerin mali yapılarından, harcama ve borçlanmadaki denetime, merkezi idare belediye ilişkilerini yeniden çerçevelemeye varıncaya kadar da başlıklardan söz ettiniz. Sorum şu: İçeriği itibarıyla bu reformlardan bize biraz örnek, biraz başlık verebilir misiniz? Özellikle son dönemde CHP'li belediyelerle ilgili yolsuzluk iddiaları bu yaraya neşter vurmak konusunda daha teşvik edici oldu mu?' sorusu üzerine Erdoğan, "CHP'li belediyelerdeki yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkına yargımız özellikle çomak sokmuştu. Yargı şu anda bunların üzerine kararlı bir şekilde gidiyor. O süreci, bizler de milletimizle birlikte yakından takip ediyoruz. Ortaya çıkanlara baktığımızda, belediyelerin millet adına kullandıkları kaynakların denetiminde problemler yaşandığını görüyoruz. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki o hantal, yetki çatışmalarına neden olan yapıyı bir defa modernize etmeliyiz. Düzgün işleyen, şeffaf bir sisteme kavuşmak çok önemli. Mali disiplinin artırılması, daha etkin ve verimli hizmet üretilmesi konusu, bir gereklilik halini almıştır. Şehirlerimiz bakıyorsunuz bir partinin ya da belediye başkanının yönetiminde 50 yıl ileri giderken bir başka yönetim geldiğinde aynı kaynaklarla yönetilen belediye, çağın gerisinde kalıyor. Milletin vergileriyle oluşan bütçeler, yine milletin yoluna, suyuna, parkına harcanmalı. Milletin desteğiyle gelen belediye yönetiminin, millete hizmet etmesi şarttır. Yani, sistem öyle olmalı ki; belediye başkanı ve yönetimi mutlaka çalışmak zorunda kalsın. Hizmet odaklı verimli belediyeciliği, sistem zorunlu kılsın. Bunu yapmayanlar için de müeyyideler uygulansın, tanımlansın. Bunu sağlayacak sistemi planlamalı ve hayata geçirmeliyiz" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Arslan: "Asgari ücret yüzde 27 oranında artırıldı, yüzde 5’ini biz ocak ayında geri verdik" Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) ve HİZMET-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Asgari ücret, yüzde 27 oranında arttırıldı. Yüzde 5’ini biz ocak ayında geri verdik. Bunun gerçekten bizi ne kadar derinden etkilediğini biliyoruz. Zor şartlarda yaşayan, asgari ücret ve biraz üstünde çalışan insanların bu konudaki hayal kırıklıklarını herkesin dikkate alması gerekiyor" dedi. HAK-İŞ Konfederasyonu, 50’inci yıl etkinlikleri kapsamında ’HAK-İŞ Türkiye Kadın Buluşmaları’nın üçüncüsü Gaziantep’te gerçekleşti. Düzenlenen programda konuşan HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, "2 Aralık Ocak ayındaki enflasyon rakamları bizim hepimizi şok etti. Gerçekten bütün ortaya konulan Maliye Bakanlığınız, Cumhurbaşkanı Yardımcılığının kısa, orta ve uzun vadeli programları, bütün ekranlarda söylenen büyüklerimizin ifadelerinin hepsinin, Ocak ayında duvara çarptığını gördük. Gerçekten asgari ücret, yüzde 27 oranında arttırıldı. Yüzde 5’ini biz ocak ayında geri verdik. Bunun gerçekten bizi ne kadar derinden etkilediğini biliyoruz. Zaten zor şartlarda yaşayan, asgari ücret ve biraz üstünde çalışan insanların bu konudaki hayal kırıklıklarını herkesin dikkate alması gerekiyor. Bir şok yaşadık. Büyüklerimiz, dezenflasyon mücadelesi, sıkı para politikası gibi bir sürü kavramlar konuşuyorlar. Merkez Bankası, Maliye Bakanı. Biz bu kavramları bir işçi olarak yeterince anlamıyoruz. Anladığımız bir şey var. Pazara gittiğimizde yaşadığımız, sokakta yaşadıklarımız, her gün almak zorunda, ödemek zorunda kaldığımız kiralarımız, gıda harcamalarımız, eğitim harcamalarımız, ulaşım giderlerimiz, enerji giderlerimiz bizi onlar ilgilendiriyor. Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı maalesef devam ediyor. Enflasyon düşüyor ancak fiyatlar durmuyor. Enflasyonun düşmesi fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor. Bizde şöyle bir algı var ‘enflasyon düşüyor fiyat niye düşmüyor?’ Arkadaşlar enflasyon devam ediyor aslında. Düşük oranda devam ediyor. Yani 10 ise 5’e düşüyor. Yine enflasyon var. Fiyatların da azalması düşmesi de söz konusu olmuyor. Ama bu algıyı da değiştirmemiz gerekiyor. Onun için ocak ayı enflasyonu hepimiz için bir alarm. Bu programı yönetenler, yürütenler lütfen oturup yeniden gözden geçirsinler. Böyle giderse bu program duvara toslar" diye konuştu. "TÜİK ve hükümetin ortaya koyduğu programdaki aksamalar bizi de tereddüte düşürüyor" TÜİK’in ve hükümetin ortaya koyduğu kısa, orta ve uzun vadeli programlardaki aksamaların tereddüte yol açtığını söyleyen Arslan, "Ocak ayının gerekçelerini bakan anlatmış soğuklar işte yoğun kış şartları gibi. Geçen sene de dondan bahsettik. Şimdi bu sene kış şartları ne olacak peki? Yani her seferinde bir doğal olaya sığınarak bu sorunu çözemeyiz. Onun için açıkçası bizim de hayal kırıklığımız, ocak ayı enflasyonu. Bundan sonra biz TÜİK’in verilerini, hükümetin ortaya koyduğu kısa orta vadeli programların hepsini ciddiye alıyoruz. Ama bu programdaki aksamalar bizi de tereddüte düşürüyor. O zaman bu programı savunanlar, bu programın arkasında duranlar bunu bize iyi izah etmesi gerekiyor. Bu bir tehlike işareti, bunun gerçekten biz şokunu yaşadık. Umarım önümüzdeki ay bu şoku yaşamayız" ifadelerini kullandı. Bütün çabalara rağmen emekliye yapılan düzenlemenin önemli olduğunu vurgulayan Arslan, maaşların 20 bin liraya çıkarılmış olmasının 16 binin ardından önemli bir adım olduğunu fakat yeterli bir adım olmadığını ifade etti. Arslan, "HAK- İŞ olarak sahadayız. Yalnız gittiğimiz her yerde emeklilerimiz bizim önümüzü kesiyor. Bu zorlu süreçten kurtulmamız gerekiyor. Türkiye’nin imkanları, kaynakları, elde ettiğimiz gayri safi milli hasılamız, kişi başına düşen milli gelirimiz 2024’te, 2025’te 17 bin dolara çıktı. Ama bir kesim yoksullaşıyor. Bir kesim daha zor şartlarda yaşıyor. Bu ülkenin kaynaklarının adil bir paylaşım içinde olmadığını gösteriyor. Bu ülkede dünyada en fazla hızlı artış gösterenin dolar milyoneri sayısı olduğunu unutmayalım ama aynı ülkede 20 bin liraya yaşamak zorunda kalan milyonlarca emeklinin de sorunlarını bilmemiz, konuşmamız ve tartışmamız gerekiyor. Başta emeklilerimiz olmak üzere asgari ücretle çalışan, asgari ücreti yakın ücret alan dar gelirli vatandaşlarımız dahil hükümetimizden büyük bir beklentisi var. Bu ülkenin kaynaklarının imkanlarının daha adil bir şekilde paylaşılması durumunda bu kardeşlerimizin ciddi kaynak oluşturulacak imkanlara ulaşacağına ben inanıyorum. Onun için sorun kaynak sorunu değil, sorun bir tercih ve paylaşım sorunu. Bunu da buradan bir kez daha Türkiye’ye ve ülkemizi yönetenlere hatırlatmamız gerekiyor. Hak-İŞ olumlu olan her şeyi asla ve asla yok saymaz ve bu olumlu da olmuştur, iyi olmuştur deriz. Ama olumsuz olursa da bu olumsuz deriz. Bunu demek zorundayız" ifadelerine yer verdi. "Asgari ücret tespit komisyonuna yönelik eleştirilerimiz ne yazık ki karşılık bulmadı" Son asgari ücretin artışı, asgari ücret tespit komisyonuna yönelik bütün eleştirilerin karşılık bulmadığını aktaran Arslan, "Kardeşlik hukukumuzun gereği bu ülkeyi yönetenlere de bu şekilde uyarı yapmamız gerekiyor. Bize düşen de bu, yapılan güzel çalışmaları takdir etmek, eksikler varsa bunları da hatırlatmak da bize düşüyor. Biz böyle bir sorumluluğu üstlendiğimiz için de yaşanan bu sıkıntıları bize gelen, bizi bulan, bize ısrarla bunları gündeme getirin diyen insanları duymuyoruz. Duymamazlıktan gelemeyiz. Onun için özellikle son asgari ücretin artışı, asgari ücret tespit komisyonuna yönelik bütün eleştirilerimiz ne yazık ki karşılık bulmadı ve sistem ağır aksak devam ediyor. Asgari ücret tespit komisyonunun yeniden oluşturulması, emeklilerle ilgili düzenlemelerin acilen hiç değilse asgari ücret düzeyine getirilmesi ve aynı zamanda da asgari ücretin de yine, ortalama bir ücrete dönüşen asgari ücretin de yeniden gözden geçirilip dar gelirli kesimin nefes almasının sağlanması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Güvenliğimiz için atılan bütün adımları destekliyoruz" Bölgede yaşanan olaylara da değinen Arslan, ülkenin güvenliği için atılan bütün adımları desteklediklerini ifade ederek, "Türkiye, tabii ki bölgemizde yaşananlar, bütün bu zorlukların içerisinden ayakta kalmaya çalışan ülkemize de haksızlık etmek istemiyor. Ülkemizin dışında, bölgede ne yazık ki bizim arzu ettiğimiz bir çalışma, bir yaşam, bir güvenlik söz konusu değil. Her etrafımız ateş çemberi. Burada büyük bir mücadele var. Haydutlar şimdi İran’ı hedef aldılar. İran’ı bombalayacaklar, İran’a saldıracaklar. Onun Türkiye’ye yansımalarını da yine görüyoruz. Dolayısıyla ülkemiz Lübnan’da, Filistin’de, Yemen’de, Libya’da, Irak’ta Suriye’de, şimdi de İran’da yaşananlardan doğrudan etkilenen bir ülke. Dolayısıyla Türkiye bir taraftan da ayakta kalmaya çalışıyor. Güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Kendi güvenliğimizle beraber bölgenin güvenliğini de etkileyecek bir güvenlik olgusunu, güvenlik şemsiyesini oluşturmaya çalışıyor. Tabii bütün bunlar için de yapılması gerekenler var. Güvenliğiniz yoksa hiçbir şeyiniz yoktur arkadaşlar. Bunu Filistin’de, Lübnan’da ve Suriye’de gördük. Güvenlik yoksa hiçbir şey yok. Onun için bu ülkede kendi güvenliğimizin öncelikle sağlanması ve bunun bugüne kadar başarılmış olması çok büyük bir imkan. Ülkeyi yönetenlerimize bunun için teşekkür ediyoruz. Onun için güvenliğimiz için atılan bütün adımları destekliyoruz" diye konuştu.
Ankara Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Geylan: "Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz" Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, "Hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz" dedi. Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Geylan, Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim olarak ‘Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız’ sloganıyla yola çıktıklarını belirterek, "Ekmek kavgasının doğru adresi ise Türkiye Kamu-Sen’dir, Türk Eğitim-Sen’dir. Biz ekmek kavgamızın merkezine ise Türkiye sevdasını koyduk. Çünkü şuna inanıyoruz: Türkiye varsa ekmek kavgasının bir anlamı vardır; Türkiye varsa, ondan sonra gelen her şey ancak o zaman anlam kazanır" ifadelerini kullandı. Enflasyon farkının maaşlara yansıtılmasını talep ettiklerini aktaran Geylan, "Hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz" diye konuştu. Ocak ayı enflasyon rakamlarını değerlendiren Geylan, ocak ayında, 2026 yılının ilk altı ayı için kamu çalışanları ve emeklilere toplu sözleşme gereği yüzde 11 zam yapıldığını, ancak bu zammın yüzde 4,84’ünün daha ilk ayda enflasyon karşısında eridiğini dile getirerek, "Bu nedenle diyoruz ki; kamu çalışanlarına ve emeklilere ek zam verilmelidir" şeklinde konuştu. Ayrıca refah payının kalıcı hale getirilmesini istediklerini söyleyen Geylan, "Refah payı olmadan memur ve emekliye gerçek anlamda zam yapılmış olmaz. Biliyorsunuz hükümet yılda iki kez enflasyon farkı ödüyor. Ancak enflasyon farkını ödemekle yetinmek, enflasyon kadar zam yapmak demektir. Enflasyon kadar zam yapmak ise sıfır zam anlamına gelir. Gerçek zam; büyüyen ekonomiden kamu çalışanlarının ve emeklilerin hak ettiği payı almasıdır. Bu da enflasyon farkının üzerine refah payı uygulamasının kalıcı hale getirilmesiyle mümkündür. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti’nin bu konuda tecrübesi ve uygulamaları vardır. Hükümet geçtiğimiz yıllarda iki kez kamu çalışanlarını biraz rahatlatmak için refah payı verdi. Biz de şimdi bunun kalıcı hale getirilmesini talep ediyoruz" açıklamasında bulundu. Türk Eğitim Sen’in ücretli öğretmenlik araştırmasına da değinen Geylan, "2025-2026 eğitim öğretim yılında şu ana kadar 48 il valiliğinden ücretli öğretmen sayılarına ilişkin bilgi ulaştı. Buna göre, 48 ilde görev yapan ücretli öğretmen sayısı 59 bin 994 olurken, 47 ildeki norm kadro açığı ise 72 bin 811 olarak tespit edildi. Bu veriler, öğretmen açığının ciddi boyutlarda olduğunu göstermektedir" dedi. Eğitimin giderilmesi gereken en acil ihtiyacının öğretmen açığı olduğunu vurgulayan Geylan, "Sınıfta öğretmeniniz yoksa, eğitimle ilgili alınan diğer tedbirlerin hiçbir anlamı kalmaz. Evet, ekonomik sıkıntılar olabilir; Hazine ve Maliye Bakanlığı tasarruf tedbirleri uyguluyor olabilir. Ancak eğitimde tasarruf olmaz. Sınıfta öğretmeniniz olacak ki eğitime yönelik atılan diğer adımların da bir karşılığı ve anlamı olsun" şeklinde konuştu.