POLİTİKA - 17 Ekim 2025 Cuma 15:32

Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Türkiye son 23 yılda kalkınma yolunda büyük mesafe aldı''

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Türkiye son 23 yılda kalkınma yolunda büyük mesafe aldı''

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Hamas ile İsrail arasında varılan mutabakatın kalıcı olması, kalıcı barışa zemin oluşturması için yoğun çaba içerisindeyiz. Ancak İsrail'in kötü sicili dolayısıyla tedbiri ve temkini elden bırakmıyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenen Türkiye-Afrika 5. İş ve Ekonomi Forumu'nda konuştu. Yatırımcılara seslenen Erdoğan, "İlkini 2016 yılında tertiplediğimiz forumun zaman içerisinde Afrika'nın dört bir yanından katılımcıların desteğiyle somut projelere dönüşen kararların alındığı bir platform haline geldiğini memnuniyetle görüyorum. Küresel ticarette belirsizlik ve risklerin arttığı bir dönemde 2 gün süresince gerçekleştirdiğiniz toplantılarda tarım, gıda, tekstil, enerji, madencilik ve sağlık gibi konularda çok kıymetli değerlendirmeler paylaşıldı, paylaşılıyor. Afrika'nın farklı ülkelerinden İstanbul'umuza teşrif eden misafirlerimiz, ülkelerindeki yatırım ortamını ve ticari imkanlarını hem diğer katılımcılara hem de Türk iş dünyasına anlatma fırsatı buldu. Neticede ticari münasebetlerimizin geleceğine dair güçlü bir sinerji oluştu. Hızla büyüyen ekonomisiyle, hızla gelişen yatırım ortamıyla, üç kıtanın tam merkezindeki coğrafi konumuyla Türkiye'nin kapısı, dünyanın farklı bölgelerinden her yatırımcıya, her girişimciye ardına kadar açıktır. Devletimizin ilgili tüm kurumları, ilgili bakanlıklarımız, Cumhurbaşkanlığına bağlı yatırım ajansımız, ülkemize huzurla yatırım yapmak isteyen herkese gereken desteği vermeye hazırdır. Bunu buradaki tüm dostlarımızın çok iyi bilmesini rica ediyorum. Ülkemizde bulunduğunuz süre zarfında sizler de şahit oldunuz. Hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir ön yargı taşımadan, özellikle kimseye bir dayatmada bulunmadan, eşitlik, karşılıklı saygı ve kazan-kazan ilkeleri temelinde tecrübemizi, siyasi ve kültürel birikimimizi sizlerle samimiyetle paylaşmanın gayreti içerisindeyiz" dedi.

"Gelecek yıl Türkiye-Afrika ortaklık zirvesinin dördüncüsünü tertipleyeceğiz"

2005'i Türkiye'de 'Afrika Yılı' ilan ederek kıtayla ilişkilerde yeni bir sayfa açtıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "O günden bu yana tam 20 sene geçti. Bu 20 yılda el ele, omuz omuza, hepsinden öte gönül gönüle vererek ilişkilerimizi hayal dahi edilemeyecek noktalara getirdik. Türkiye-Afrika ilişkilerinin müşterek çabalarımızla stratejik ortaklık seviyesine ulaşmasından fevkalade memnunuz. Bu sene ayrıca ülkemizin Afrika Birliği'ndeki gözlemci statüsünün 20. yılını idrak ediyoruz. Gelecek yıl Türkiye-Afrika ortaklık zirvesinin dördüncüsünü tertipleyeceğiz. Hazırlıklarına başladığımız bu önemli zirvenin kıtanın kalkınmasına ve refahına yönelik gayretlerimizin yeni bir nişanesi olacağına inanıyorum. Afrika kıtasıyla geçmişi 10. yüzyıla dayanan köklü bir muhabbete ve dostluğa sahibiz. Timbuktu'dan Harar'a, Kahire'den Cape Town'a kadar pek çok şehirde bu dostluğun, kardeşliğin ve kaderdaşlığın silinmez izleri, hatıraları vardır. Sizlerin huzurunda büyük bir gururla söylüyorum, görev süresi boyunca kıtaya 50'nin üzerinde ziyaret gerçekleştirmiş bir siyasetçiyim. Uzun yıllar sonra 2011'de Mogadişu'ya giden ilk hükümet başkanıydım. En kuzeyinden en güneyine, en batısından en doğusuna kadar Afrika'nın dört bir yanındaki kardeşlerimin misafiri oldum. Bu ziyaretlerim vesilesiyle Afrika'nın zengin kültürü ve insanlarını yakından tanıma fırsatı buldum. Yüzlerimiz ve gözlerimizin renkleri farklı olsa da gözyaşlarımızın renginin aynı olduğunu, Somali'den Sudan'a birçok yerde bizzat gördüm. Her ziyaretimde hayatın tüm zorluklarına rağmen yüzlerinden tebessüm hiç eksik olmayan Afrikalı kardeşlerimin yaşama sevincine hayran kaldım. Şunu da bilmenizi isterim ki gittiğim her ülkede kendimi yabancı bir yerde değil, kendi evimde, kendi ülkemde gibi hissettim. Ülkemizin tanınmış şairlerinden Nazım Hikmet, bundan 63 yıl evvel Afrika halklarına şöyle sesleniyordu; ‘Kardeşlerim, bakmayın sarı saçlı olduğuma. Ben Asyalıyım. Bakmayın mavi gözlü olduğuma, ben Afrikalıyım. Ağaçlar kendi dibine gölge vermez. Benim oradakiler gibi tıpkı, benim orada aslanın ağzındadır ekmek. Ejderler yatar başında çeşmelerin ve ölünür benim orada 50'sine basılmadan sizin oradaki tıpkı.' Evet, Türkiye'nin de çok ciddi bir ekonomik, siyasi ve sosyal buhranlar yaşadığı bir dönemde yazılan bu mısralar, evrensel bir dayanışmayı yansıtıyordu. Elbette 63 sene öncesinin o sancılı günleri artık ülkemizde geride kaldı. Hamdolsun Türkiye aradan geçen sürede çok değişti, çok gelişti. Özellikle son 23 yılda kalkınma ve refah yolunda büyük mesafeler aldık" diye konuştu.

"23 yılda yıllık ortalama 5,4 oranında büyüme kaydettik"

Türkiye'nin G20 üyesi olarak cari fiyatlarla dünyanın en büyük 17. ekonomisi olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Nereden nereye geldiğimizi göstermesi açısından birkaç rakamı sizlerle kısaca paylaşmak arzusundayım. G20 üyesi olarak cari fiyatlarla dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz. 2024 yılı satın alma gücü paritesine göre 12. sıradayız. İnşallah bu sene 11. sıraya yükseleceğiz. 23 yılda yıllık ortalama 5,4 oranında büyüme kaydettik. 2002'de 238 milyar dolar olan milli gelirimizi 2024 yılında 1,5 milyar dolar sınırına getirdik. Kişi başına düşen milli gelirimiz 3 bin 608 dolarken, 2024 yılında 14 bin 751 dolara ulaştı. 2025 yılı ikinci çeyreğinde kişi başı milli gelir 17 bin dolara yaklaştı. Merkez Bankası rezervimiz 27 milyar dolardı, bugün 189,7 milyar dolar. 36 milyar dolar olan ihracatımız bugün 270 milyar doları zorluyor. Turist sayımızı 15 milyondan 62 milyon 270 bine, turizm gelirimizi ise 61 milyar doların üzerine çıkardık. Savunma sanayiindeki başarı hikayemizi sizler zaten biliyorsunuz. Şuraya da özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. 2002 yılında ülkemizdeki motorlu kara taşıtı sayısı 8,5 milyonken, bugün itibarıyla 33 milyonu buldu. 2000'li yılların başında 13 milyon civarında binamız vardı. Son 23 yılda bunu ikiye katlayarak, 26 milyona ulaştırdık. 26 olan havalimanı sayımız 58'e yükseldi. Eğitimde derslik sayımız 343 bindi, bugün 615 bini geçti. 76 olan üniversite sayımız aynı şekilde 308'e ulaştı. Sağlıkta yatak sayımızı 164 binden alıp 271 bine çıkardık. Şehir hastaneleri adını verdiğimiz 25 adet modern sağlık kampüsünü milletimizin hizmetine sunduk. Malumunuz 6 Şubat 2023 tarihinde 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz asrın en büyük deprem felaketlerinden birini yaşadık" dedi.

"Kıta genelindeki yatırımlarımızın piyasa değeri ise 15 milyar doları aştı"

Deprem bölgesi için 90 milyar dolar civarında harcama yaptıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yalnızca 2,5 yılda 304 bin konutu afetzede vatandaşlarımıza teslim ettik. Yıl sonuna kadar hedefimiz 453 bin konutun anahtarlarını takdim etmek. Bu çarpıcı rakamları ve oranları daha da çoğaltabiliriz. Sadece 23 yılda başardıklarımız, inşallah gelecekte başaracaklarımızın teminatıdır. Şurası da ülkemiz açısından gurur vericidir. Türkiye, milli gelire göre dünyada en fazla yardım yapan ülkelerden biridir. Kimsenin inancına, kimliğine, kökenine bakmıyor, nerede olursa olsun ihtiyaç sahiplerinin yaralarını sarmak için koşturuyoruz. Bunları yaparken de başkaları gibi hiçbir maddi karşılık beklemiyoruz. Sizlerin de çok iyi bildiğine inandığım bir Afrika atasözü şöyle diyor; 'Hızlı yol almak istiyorsan yalnız git ama eğer uzak menzilleri hedefliyorsan birlikte yürü.' İşte hikmet dolu bu sözün ışığında Afrika'yla ilişkilerimizi uzun vadeli ve sürdürülebilir bir gelecek tasavvuru üzerine bina ettik. Hamdolsun biz tarihinin hiçbir sayfasında sömürgecilik lekesini, bu utancı taşımamış bir ülkeyiz. Asırlarca gittiğimiz her yere barışı götürdük, huzuru götürdük, sevgi ve saygıyı götürdük. Aynı zamanda refah ve istikrarı götürdük. Kıtayla münasebetlerimizi hüsnüniyet ve samimiyetimizin yanı sıra işte bu tertemiz sicilimiz sayesinde günden güne geliştirdik, güçlendirdik. Kıtadaki büyükelçilik sayımızı 44'e çıkardık. Kısa vadede hedefimiz 50. Bugün Ankara'da 38 Afrika ülkesinin büyükelçiliği faaliyet gösteriyor. Bilhassa ticaret ve yatırım alanlarında yakaladığımız olağanüstü başarı hem ülkemizin hem de Afrika ülkelerinin refahına katkı sağlıyor. Bugün Türk yükleniciler Afrika'da toplam değeri 97 milyar dolara ulaşan 2 binden fazla projeyi üstlenmiş durumda. Kıta genelindeki yatırımlarımızın piyasa değeri ise 15 milyar doları aştı. Bu yatırımlar neticesinde 100 binden fazla Afrikalı kardeşimiz istihdama katılarak üretimi destekliyor. 49 Afrika ülkesiyle iş konseylerimiz, 31 ülkede de ticari müşavirliklerimiz var. Kıtanın geneliyle 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaretimiz, 2024 yılı sonu itibariyle 40 milyar dolar bandında. Türk Hava Yollarımız kıta sathında 42 ülke ve 64 noktaya sefer düzenliyor. Eşim Emine Erdoğan'ın himayesinde Ankara'da açılan Afrika Kültür Evi ile 9 yıldır kıtanın kültürel ve beşeri zenginliğini ülkemize taşıyoruz" şeklinde konuştu.

"Afrika Birliği'nin barış çabalarına en güçlü desteği veren ülkelerden biriyiz"

Türkiye Bursları, Maarif Vakfı, Diyanet Vakfı, TİKA ve sivil toplum kuruluşlarıyla eğitimden kalkınma yardımlarına kıtadaki dostlarının her daim yanında olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Afrika Birliği'nin barış çabalarına en güçlü desteği veren ülkelerden biriyiz. Ankara süreci kapsamında Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlığın çözümüne yönelik arabuluculuk rolümüz bu çabaların bir örneğidir. Sudan'da süren çatışmalar sizin gibi bizi de derinden yaralıyor. Ülke de önce ateşkesin sağlanmasını ve ardından da kalıcı barışın diyalog yoluyla tesis edilmesini arzu ediyoruz. Sudan'da yaşanan insani dram artık felaket boyutuna varmıştır. Sudanlı kardeşlerimizi sadece kurşunlar ve bombalar değil, maalesef açlık ve susuzluk da öldürüyor. Uluslararası toplumun ve kuruluşların Sudan'daki trajediye yeterince eğilmediğini üzülerek müşahede ediyoruz. Sudan'da akan kanın durması hepimizin insanlık görevidir. Türkiye olarak, biz her çatışma bölgesinde olduğu üzere kardeş Sudan'a da yardımlarımızı ulaştırıyoruz. Bir gerçeğin altını hassaten çizmek durumundayım. Kolonyalizm kağıt üzerinde yıllar önce son bulmuş. Fakat postmodern yöntemlerle varlığını bir şekilde devam ettirmiştir. Afrika'ya geçmişte 'beyaz adamın yükü' gözüyle bakanlar bugün de benzer bir yaklaşım içindedir. Batı dünyası ne yazıkki Afrika Kıtası'ndaki iç savaş, çatışmaları kıtanın kaderi olarak görüyor. Bunun için ekonomik çıkarı olmayınca sorunların çözümü noktasında elini taşın altına koymaktan kaçınıyor. Hatta kimi aktörlerin bu çatışmaları körüklediğini hepimiz biliyoruz. Neticede savaş baronları kazanırken, kaybeden masum siviller oluyor" diye konuştu.

"Hamas ile İsrail arasındaki mutabakatın kalıcı olması, kalıca barışa zemin oluşturması için yoğun çaba içindeyiz"

Çatışma ve krizlerin yüklerini genellikle çocuklar ve kadınların çektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunu sadece Sudan ve diğer çatışma bölgelerinde değil, işte en son hem de çok dramatik bir şekilde Gazze'de gördük. İsrail'in 2 yıl boyunca sürdürdüğü saldırlarda 68 bin Filistinli şehit oldu, 170 bini aşkın kardeşimiz yaralandı. Bazıları açlıktan olmak üzere 20 binden fazla çocuk öldü. Gazeteciler sırf hakikati duyurdukları için katledildi. Enkazların altında ne kadar masumun naaşının olduğunu kimse bilmiyor. Tüm insanlığın gözü önünde 2 yıl boyunca bir soykırım yaşandı. Ve sözde medeni dünya buna engel olamadı. Doğru düzgün tepki göstermedi. Daha vahimi soykırım sürerken bize, Afrikalı kardeşlerimize demokrasi dersi veren Batılı devletler, İsrail'e silah yardımı yapmaya devam etti. Şunu burada büyük bir memnuniyetle ifade etmek istiyorum. Gazze soykırımında tıpkı Türkiye ve Türk milleti gibi Afrikalı kardeşlerimiz de gerçekten vicdanlı bir duruş sergilemişlerdir. Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhine açılan soykırım davası bu süreçte tarihe not düşen cesur bir tavır olmuştur. Mazlumları yanlız bırakmayan Afrika halklarına bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Biliyorsunuz bizim de gayretlerimizle Gazze'de ateşkes sağlandı. Pazartesi günü Şarm el-Şeyh'te 4 ülkenin liderleri olarak çok önemli bir deklarasyona imza attık. Hamas ile İsrail arasındaki mutabakatın kalıcı olması, kalıca barışa zemin oluşturması için yoğun çaba içindeyiz. Ancak İsrail'in kötü sicidili dolayısıyla tedbiri ve temkini elden bırakmıyoruz. Gazze'nin süratle yaralarını sarmaya ve yeniden ayağa kalkmaya ihtiyacı var. Biz bunun için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz. Sizlerden de Filistin halkıyla dayanışmanızı güçlendirirek sürdürmenizi özellikle istirham ediyorum" dedi.

Berk Soydan

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından Antalya’da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi’nde kanser tedavisindeki son gelişmeler, immünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, mRNA aşıları, yapay zekanın sağlıkta kullanımı ve kanserden korunma yolları ele alındı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kemoterapinin kanser tedavisindeki yerini koruduğuna dikkat çekerek, "Kemoterapi gerçekten bir öcü değil, yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner" dedi. Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, ’kemoterapi süründürür’ algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" ifadelerini kullandı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yaklaşık bin 500 katılımcının yer aldığı kongrede, 60 bilimsel oturumda, 11’i yurt dışından olmak üzere toplam 355 oturum başkanı ve konuşmacı yer aldı. Kongre kapsamında 8 uydu sempozyumu düzenlenirken, 8 oturumda 91 sözel bildiri ve 107 poster bildiri sunuldu. Kongre dolayısıyla Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ve Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu basın toplantısı düzenledi. "Ülkemizde her yıl 250 bin kişi kanser tanısı alıyor" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Türkiye’de her yıl yaklaşık 250 bin kişinin kanser tanısı aldığını, 25 bine yakın kişinin de aynı tanı nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtti. Kanser tanısının hasta ve yakınları için ağır bir süreç olduğunu vurgulayan Karadurmuş, onkoloji alanında ise önemli gelişmeler yaşandığını ifade etti. Karadurmuş, "Ülkemizde her yıl 250 bin insanımız kanser tanısı alıyor. Ne yazık ki 25 bine yakını da aynı tanı nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolayısıyla çok dinamik bir süreç. Erken dönemde bile kanser tanısını duymak hastamızın ve hasta yakınlarının dünyasını alt üst edebiliyor. Ama bir yandan sevindirici olan şu ki, onkoloji dünyasında, özellikle tıbbi onkoloji camiasında çok önemli dinamik gelişmeler var" dedi. Tedavi seçeneklerinin artık yalnızca klasik yöntemlerle sınırlı olmadığını kaydeden Karadurmuş, kemoterapinin yanı sıra immünoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve antikor-ilaç konjugatlarıyla kanser tedavisinde daha uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını belirtti. "Kemoterapi kanser savaşında çok önemli bir partnerimiz" Kanser tedavisinde kemoterapinin önemini koruduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karadurmuş, yeni tedavi seçeneklerinin kemoterapiyi dışlamadığını, aksine birçok durumda tedavi başarısını artırmak için birlikte kullanıldığını söyledi. Karadurmuş, "Tedaviler artık kemoterapilerin hala ezeli ve ebedi dost olduğunu gösterirken, immünoterapiler, akıllı hedefleyici ilaç dediğimiz haplar ve antikor-ilaç konjugatları dediğimiz kemoterapi ile akıllı ilaçların kombinasyonuna kadar yansıyan çok önemli gelişmeleri ve uzamış sağ kalımları beraberinde getirdi" ifadelerini kullandı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nin bin 359 üyesiyle hastalara hizmet verdiğini belirten Karadurmuş, tıbbi onkologların tanıdan tedavi sürecine, yan etkilerin yönetiminden beslenmeye, yaşam kalitesinden hastalığın son evresine kadar hastaların yanında olduğunu dile getirdi. Kongrenin 22-26 Nisan tarihleri arasında düzenlendiğini kaydeden Karadurmuş, "3 ana salon, toplamda 6 salonda, 60 büyük oturum, 315 ulusal ve 11 uluslararası konuşmacıyla kongremizi gerçekleştiriyoruz. Kongremizde 91 sözel bildiri sunuluyor. Bunların arasında kanser hastalarının tedavisinde ufuk açacak, çığır açacak projeler de yer alıyor" diye konuştu. "İmmünoterapiler uyuyan lenfositleri uyandırıyor" Kanser tedavisindeki en önemli gelişmelerden birinin immünoterapi olduğunu belirten Karadurmuş, bu tedavilerin halk arasında çoğu zaman "akıllı ilaç" olarak bilindiğini, ancak immünoterapilerin serum şeklinde uygulandığını ifade etti. Karadurmuş, immünoterapilerin bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçirdiğini belirterek, "Hastalarımızın aklında hep ’akıllı ilaç mı hocam’ sorusu oluyor. İmmünoterapiler aslında akıllı serumlar. Aynı kemoterapi gibi serum şeklinde veriliyor. Vücudumuzun savaşan lenfositlerinin kanserde uyuduğunu, yeterince yanıt veremediğini kabul ediyoruz. İşte bu uyuyan lenfositleri uyandıran, ’vücudunda düşman var, bu düşmana yeniden savaş aç ve vücudu kurtar’ denilen tedavilerdir" dedi. İmmünoterapilerin Sağlık Bakanlığı, SGK geri ödeme sistemi ve Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nin katkılarıyla bugün 5 farklı ajanla 25 kanser türünde geri ödeme kapsamında olduğunu aktaran Karadurmuş, akciğer, meme, böbrek, cilt, kalın bağırsak, mide ve yemek borusu kanserlerinde bu tedavilerin kullanılabildiğini söyledi. "İmmünoterapi önemli ama tek başına kesin çözüm değil" İmmünoterapilerin yaşam kalitesi açısından hastalara konfor sağladığını belirten Karadurmuş, tedavi sürelerinin yaklaşık 45-50 dakika olduğunu, saç dökülmesine yol açmadığını, bulantı ve yorgunluk gibi etkilerin ise nadir görüldüğünü dile getirdi. Buna rağmen kanserin direnç geliştirebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Karadurmuş, "İmmünoterapi çok iyi ama net bir çözüm mü, hala henüz değil. Kanserle mücadelede başarılıyız ama yeni tedavi ajanlarına da ihtiyacımız var. Aslında bu yenilikçi gelişmeler bile geçmişin hakkını verdi. İmmünoterapiyle ya da akıllı haplarla direnç geliştiğinde, yanına kemoterapi eklediğinizde bu direnci yenebiliyorsunuz. Bu da kemoterapinin kanser tedavisi tarihinde neden kalıcı bir yeri olacağının kanıtı oldu. Kemoterapi gerçekten bir öcü değil. Yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner. Kanser savaşında bizim çok önemli bir partnerimiz. Bunu göstermiş olduk" dedi. "Kanserde 5 yıllık yaşam süresi ikiye katlanıyor" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmelerin baş döndürücü olduğunu belirtti. Hedefe yönelik tedavilerle başlayan başarının immünoterapilerle daha da ileri taşındığını kaydeden Şendur, araştırmaların devam ettiğini ve her zaman daha iyisinin mümkün olduğunu söyledi. Şendur, "Kanserde son yıllardaki gelişmeler baş döndürücü. Özellikle hedefli tedavilerle başlayan, kemoterapiden sonraki başarı immünoterapilerle tartışıldı. Ama araştırma devam ediyor. Çünkü her zaman bir adım ötesi için çaba sarf ediyoruz. Daha iyisi hep mümkün. Son zamanlarda yapılan çalışmalar gösterdi ki kanserde 5 yıllık yaşam net olarak ikiye katlanıyor. Son 30 yıla baktığınız zaman hem dünyada hem ülkemizde gerçekten bir farkındalık oluştu. Artık hastalarımız başarılı tedavilerle, kişiye özel tedavilerle daha uzun yaşıyor" diye konuştu. "mRNA aşıları immünoterapilerle birlikte umut verici sonuçlar veriyor" Kanser tedavisinde mRNA aşılarının da önemli bir araştırma alanı haline geldiğini aktaran Şendur, bu tedavilerin özellikle immünoterapilerle birlikte kullanımında olumlu sonuçların görüldüğünü belirtti. İlk çalışmaların cilt kanseriyle başladığını, bugün akciğer kanseri ve böbrek tümörleri dahil birçok kanser türünde umut verici sonuçların gündeme geldiğini kaydetti. Şendur, "mRNA aşıları gerek tek başına gerekse immünoterapilerle kombine kullanıldığında ilk çalışma sonuçlarının pozitif olduğunu söyleyebilirim. İlk etapta cilt kanseriyle başlayan bu yarış, bugün akciğer kanseri, böbrek tümörü ve birçok kanserde gerçekten de çığır açacak gibi görünüyor" dedi. Henüz bu tedavilerin yaygın kullanıma girmediğini belirten Şendur, "Yakın zamanda, 2-4 yıl sonra kemoterapisiz bir hasta grubunu mRNA aşılarıyla ya tek başına ya da immünoterapilerle tedavi edeceğimizi göreceğiz. Onun için onkoloji hekimleriyle, onkoloji uzmanlarınızla hep irtibatta kalın" ifadelerini kullandı. "Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz" Kemoterapinin tedavi planlamasında hala önemli bir yere sahip olduğunu belirten Şendur, bu yöntemin yeni nesil tedavilerle birlikte farklı şekillerde kullanılabildiğini söyledi. Antikor-ilaç konjugatlarının, kemoterapinin daha hedefli ve daha az sistemik yan etkiyle uygulanmasına imkan sağladığını belirten Şendur, "Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz. Onu farklı şekillerde entegre ederek, antikor-ilaç konjugatlarıyla, teknolojiyle beraber yeni nesil hedefli tedavilerle birleştirerek kullanacağız" dedi. İmmünoterapinin her hasta için uygun olmadığının altını çizen Şendur, "İmmünoterapi tabii ki her hasta için uygun değil. Ama immünoterapinin mantığına baktığımız zaman kişinin kendi savunma sistemini hazırlayarak kanser mücadelesinde rol oynamasını ön planda tuttuğunu görüyoruz. Kemoterapi ile beraber kullanıldığında kemoterapinin etkisini artırıyor. Tek başına kullanıldığında ise bir grup hastada gerçekten çok büyük etki ediyor" ifadelerini kullandı. "Doğru tedavi, doğru zamanda, doğru ellerde verilmeli" Yenilikçi tedavilerle ileri evre kanserlerde dahi uzun sağ kalımın mümkün hale geldiğini belirten Şendur, cilt kanserinde bazı hastalarda şifanın mümkün olduğunu, akciğer kanserinde ise çok uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını söyledi. Şendur, "Bugün cilt kanserinde evre 4 olsa bile şifa mümkün. Akciğer kanserinde şifa demesek de çok uzun sağ kalım mümkün. Özellikle PD-L1 değeri yüzde 50 ve üzerindeki hastaların dörtte biri artık 8 yılı geçen sağ kalıma sahip. Metastatik melanomda 10 yıllık sağ kalım yüzde 50. İleri evrede bir kanser tanısı alındığında üzülüyoruz ama yenilikçi tedavilerle, doğru ellerde çok uzun sağ kalım ve hatta şifa da mümkün diyebiliriz" diye konuştu. Pankreas kanserinde immünoterapinin yalnızca seçilmiş hasta gruplarında kullanılabildiğini belirten Şendur, "Pankreas kanserinde bugün için seçilmiş hastada immünoterapiyi kullanabiliyoruz ama büyük çoğunluğunda immünoterapi etki etmiyor. O yüzden mutlaka tıbbi onkolojinin uzmanlığında, multidisipliner ekip olarak hastalara en doğru tedaviyi vermek için çaba sarf ediyoruz" dedi. Gen testlerinin de tedavilere entegre edildiğini kaydeden Şendur, tümör agnostik tedavilerin son dönemin önemli başarılarından biri olduğunu ifade ederek, "Bir gen haritasındaki, bir yolaktaki anormallik hangi tümörde olursa olsun ona yönelik verdiğimiz ilaç tüm tümörlerde etkili olabiliyor. Bu da son zamanlardaki en büyük başarılarımızdan biri" dedi. "Yapay zeka sağlıkta kullanılmalı ama tedavi kararının yerine geçmemeli" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise kanser hastalarının sağlık süreçlerinde yapay zekayı kullanırken dikkatli olması gerektiğini söyledi. Yapay zekanın tanı ve tedavi süreçlerinde destekleyici olarak kullanılabildiğini belirten Karabulut, hastaların yalnızca yapay zeka ya da internet kaynaklı bilgilerle tedavi kararı vermemesi gerektiğini vurguladı. Karabulut, "Sağlığınızı yönetmek için yapay zekayı kullanmamanızı tavsiye ederim. Bizim işimiz, gücümüz kanser hastaları. Onlarla beraber yol haritası çiziyoruz, sevinçlerimizi yaşıyoruz, üzüntülerimizi yaşıyoruz. Onların faydasına olabilecek herhangi bir şey varsa, akademik unvana sahip bizler en ufak tereddüt etmeden mutlaka yaparız" dedi. Bitkisel tedaviler ve alternatif yöntemler konusunda hekimlerin tüm seçenekleri bilimsel açıdan değerlendirdiğini belirten Karabulut, "Biz karşı çıkmıyoruz; güvenli değildir diyoruz. İkisi arasında çok büyük bir fark var. Bir şeyin güvenli olduğunu göstermek zorundasınız, etkin olduğunu göstermek kadar. Çünkü biz Hipokrat yemininden önce başka bir ilkeyi benimseriz: Önce zarar verme" ifadelerini kullandı. "Her hasta kendi hikayesini yazıyor" Yapay zekanın radyoloji gibi teşhise dair alanlarda hekim hatalarını azaltmak, gözden kaçabilecek küçük ayrıntıları yakalamak için kullanılabildiğini belirten Karabulut, buna rağmen en gelişmiş yapay zeka sistemlerinde bile hatalar olabileceğini söyledi. Karabulut, "Yapay zekayı biz destekliyoruz, kendi günlük pratiğimize alıyoruz. Ama her hasta kendi hikayesini yazıyor. Yapay zeka bir modelleme ile size fikir verebilir ama hastanın hikayesinin sonuç kısmını veremez. Kulaktan dolma bilgilerle gelmeyin. Şundan duydum, bundan duydum bilgileri ya da televizyonlarda bir takım paralar verilerek çıkılan programlarda yapılan, bilgiye ve bilime uygun olmayan yayınlar hastaları yanlış yönlendirebiliyor. Ne yaparsak yapalım, yapay zeka dahil olmak üzere her hasta kendi hikayesini yazıyor" ifadelerini kullandı. "Yapay zeka hata yapabiliyor, hastanın vakti olmayabilir" Yapay zekanın yanlış bilgi verebildiğini pratikte de gördüklerini belirten Karabulut, bazı hastaların tetkiklerini yapay zekaya yorumlatıp korkuyla hekime başvurduğunu söyledi. Karabulut, "Birkaç veriyi giriyoruz, yapay zeka yanlış bilgi veriyor. ’Bu böyle değil’ dediğimizde ’özür dilerim, veri tabanımı güncelliyorum’ diyor. Ama hastanın veri tabanını güncelleyecek vakti olmayabiliyor" diye konuştu. Yapay zekanın tanı, tedavi algoritmalarının belirlenmesi ve erken teşhis alanlarında kullanılabileceğini belirten Karabulut, beyin tümörü, akciğer nodülleri ve mamografilerde önemli gelişmeler olduğunu ancak hasta yönetiminin doğrudan yapay zekaya bırakılmaması gerektiğini ifade etti. "Hala günlük pratiğimizde majör tedavimiz kemoterapi" Kemoterapinin günümüzde hala kanser tedavisinin ana unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, immünoterapi, biyolojik ajanlar ve ağızdan kullanılan akıllı ilaçlara rağmen kemoterapinin önemini koruduğunu söyledi. Karabulut, "Hala günlük pratiğimizde bizim majör tedavimiz kemoterapi. Biz günlük hayatımızda immünoterapilere, biyolojik ajan dediğimiz damardan uygulanan akıllı serumlara ya da ağızdan kullanılan haplara geçtiğimiz dönemi çok canlı yaşadık. Eskiden sadece ’ömrünü biraz uzatabilir miyim’ diye başlayan hikaye, hastalığı kronikleştirme hevesine kadar gelmişti. Şimdi birçok tedavide hayal etmeden öteye geçtik" dedi. Kemoterapinin toplumda yanlış algılandığını belirten Karabulut, "Biz hala kemoterapiyi günlük hayatımızda çok yoğun kullanıyoruz. Kemoterapiyi bir kenara da atmayalım. Geçmişinden ders almayan önünü göremez" ifadelerini kullandı. "Kanser eşittir ölüm değil, kemoterapi de süründürmez" Kemoterapi alan hastaların yaşam kalitesinin geçmişe göre çok daha iyi yönetilebildiğini söyleyen Karabulut, yeni ilaçlar, yan etki yönetimi, palyatif bakım, bulantı kontrol yöntemleri, saç dökülmesini azaltmaya yönelik sistemler ve nöropatiyi önlemeye dönük yaklaşımlarla tedavi sürecinin daha konforlu hale geldiğini ifade etti. Karabulut, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, ’kemoterapi süründürür’ algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" dedi. Hastaların evcil hayvanları ya da sosyal yaşamları konusunda da hekimleriyle görüşerek doğru bilgi alması gerektiğini belirten Karabulut, "Birçok kanser türünün kemoterapisinde, hastaların hayatlarında izolasyon gerektirmeden, immün sistemlerini çökertmeden tedavi yapabiliyoruz. Bu mesajları doğru verirsek hastalarımız karşımıza ’bize gareziniz mi var’ diye gelmezler" ifadelerini kullandı. "Kanserlerin üçte biri yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu ise kanserden korunma yollarına dikkat çekti. Bilimsel çalışmaların kanserlerin yaklaşık üçte birinin yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini gösterdiğini belirten İmamoğlu, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, obeziteden kaçınma, sigara ve alkolden uzak durma ile güneş ışınlarından korunmanın önemine değindi. İmamoğlu, "Kanseri önleyebilir miyiz? Evet, kanseri büyük oranda önleyebiliriz. Yapılmış bilimsel çalışmalar, kanserlerin üçte birinin sadece yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini göstermiştir. Sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyerek birçok kanseri önleyebiliyoruz" dedi. Beslenmede Akdeniz tipi diyetin önemine dikkat çeken İmamoğlu, "Beslenmede Akdeniz tipi beslenmenin kanserden korunmada çok önemli bir diyet şekli olduğunu çalışmalar göstermiştir. Obezitenin de kanser riskini oldukça artırdığını, neredeyse sigara kadar risk oluşturduğunu biliyoruz. Özellikle meme kanseri, kadınlarda rahim kanseri ve kolon kanserinde obezite riski artırıyor" diye konuştu. Kanserden korunmada yaşam tarzı kadar erken tanı ve tarama testlerinin de önemli olduğunu belirten İmamoğlu, meme kanseri, rahim ağzı kanseri ve kolon kanserinde tarama programlarının hayat kurtardığını ifade etti.
Antalya Talep azalınca bedava dağıttı, poşetini alan bahçeye koştu Antalya’nın Alanya ilçesinde yaşayan Recep Erdoğan, bahçesinde yetişen ve halk arasında ’Malta eriği’, ’yeni dünya ve ’muşmula’ olarak bilinen meyveye talep olmayınca sosyal medya üzerinden yaptığı çağrıyla vatandaşlara ücretsiz dağıtıyor. Son yıllarda tropikal meyvelerin gölgesinde kalan yeni dünya meyvesinin dalında israf olmasını istemeyen Erdoğan, herkesi bahçesine davet etti. Alanya’nın İncekum Mahallesi’nde ikamet eden Recep Erdoğan, bölgede özellikle avokado başta olmak üzere tropikal meyve üretiminin artmasıyla birlikte yeni dünya meyvesine olan ilginin ciddi şekilde azaldığını söyledi. Bir dönem köylünün önemli geçim kaynaklarından biri olan yeni dünyanın artık yeterli değeri görmediğini belirten Erdoğan, ürünlerin bir kısmının dalında kaldığını ifade etti. Bahçesindeki meyvelerin ziyan olmasına gönlünün razı olmadığını dile getiren Erdoğan, çareyi vatandaşlara ücretsiz dağıtmakta buldu. Sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımın ardından çok sayıda kişi bahçeye gelerek meyve topladı. Toplaması maliyeti karşılamıyor Erdoğan, "Alanya bölgesinde eskiden yeni dünya köylünün geçim kaynağıydı. Alınıp satılıyordu ve çok kıymetliydi. Bu yıllarda avokado ve diğer meyveler çoğalınca yeni dünya ikinci planda kaldı. Yeni dünya ağacın başında kalıyor, toplamaz isek kuruyor ve kuşlar yiyor. Ben de sosyal medya üzerinden vatandaşlar gelip toplasınlar diye paylaşımda bulundum. Vatandaşlar geldiler, 2 gündür ağaçlardan toplayıp götürüyorlar. Toplaması maliyetini karşılamıyor, bu yüzden toplamaya gerek duymuyoruz. Vatandaşların gelmesini bekliyoruz. Helal olsun" dedi. Bahçeye gelip yeni dünya meyvesini toplayan Mehmet Ali Ateş, "Bahçede meyveyi toplayan yiyen yokmuş. Recep abi sosyal medyadan canlı yayın yaptı kimse yemiyor diye. Bahçede kalmasın insanların kursağından geçsin diye biz de toplayıp yiyoruz. Bütün her yer yeni dünya ile dolu" dedi.
İstanbul Yurtta hava durumu Ülke genelinin parçalı ve çok bulutlu, İç Ege, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Hatay, Eskişehir, Ordu, Tokat çevreleri ve Samsun’un doğu ilçelerinin aralıklı yağmur ve sağanak, yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Güneydoğu Anadolu’nun doğusu ile Elazığ, Bitlis, Şırnak ve Hakkari çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’da yüksek kar örtüsüne sahip eğimli alanlarda çığ ve kar erimesi tehlikesi bulunuyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan tahminlere göre, hava sıcaklıkları yurdun kuzey ve iç kesimlerinde 2-4 derece artacak, diğer yerlerde önemli bir değişiklik beklenmiyor. Rüzgarın ise genellikle güneyli, Marmara ile Kuzey Ege’de kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, gece saatlerinden sonra Marmara’da kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor. Bazı illerde beklenen hava durumuyla günün en yüksek sıcaklıkları ise şöyle: Ankara: Parçalı ve çok bulutlu 21 İstanbul: Parçalı ve az bulutlu 23 İzmir: Parçalı bulutlu 25 Adana: Parçalı ve çok bulutlu, kuzey kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı 30 Antalya: Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimlerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı 30 Samsun: Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinden sonra doğusu sağanak yağışlı 21 Trabzon: Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı 18 Erzurum: Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı 17 Diyarbakır: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların öğle saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor. 21