GÜNDEM - 11 Aralık 2025 Perşembe 09:34

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "Türk şirketleri İtalyan pazarında giderek daha dinamik bir rol oynamaktadır"

A
A
A
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "Türk şirketleri İtalyan pazarında giderek daha dinamik bir rol oynamaktadır"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "İtalya, Türkiye’nin Avrupa’daki en önemli ticaret ortaklarından biridir ve Türk şirketleri İtalyan pazarında giderek daha dinamik bir rol oynamaktadır. İtalya, küresel ölçekte beşinci büyük ticaret ortağımız ve Akdeniz bölgesindeki birinci ortağımız olmaya devam etmektedir" dedi.


İtalyan Ticaret Odası Derneği 140. yıldönümü ve Leonardo da Vinci Ödül Töreni, Beyoğlu’nda bulunan Venedik Sarayı’nda gerçekleştirildi. Törene, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Valisi Davut Gül, İtalya Büyükelçisi Giorgio Marrapodi, İtalya Ticaret ve Sanayi Odası Derneği Başkanı Stefano Kaslowski katıldı.


Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Leonardo da Vinci’nin isminin bu ödüle ilham vermesinin, iki ülkenin tarih boyunca geliştirdiği kültürel etkileşimi ve üretken iş birliğini bugün daha ileri bir zeminde buluşturan güçlü bir sembol niteliği taşıdığını belirtti.



"Türkiye-İtalya ortaklığı, son yıllarda daha da ivme kazandı"


Türk ve İtalyan girişimcilerin tasarım ve teknoloji alanındaki başarılarının, bu ortaklığın geleceğine dair son derece umut verici bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Yılmaz, "Özellikle yeşil dönüşüm, dijitalleşme, akıllı üretim teknolojileri ve sürdürülebilir sanayi alanlarında gelişen ortak kapasitemiz, klasik ticari ilişkilerin ötesine geçerek uzun vadeli stratejik entegrasyona işaret etmektedir. Türkiye ve İtalya, yüzyıllar boyunca Akdeniz’in aynı ikliminde şekillenen iki köklü devlet olarak bölgenin hafızasında derin izler bıraktı. İki ülkenin Akdeniz’de güvenlik, ticaret ve enerji akışının sürekliliğine yönelik ortak hassasiyetleri; Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar için de kritik sonuçlar doğurmaktadır. Diplomatik ilişkilerimizin 170’inci yılına ulaşmış olması bu tarihi birikimin yalnızca kurumsal boyutunu yansıtıyor. Oysa halklarımız arasındaki etkileşim çok daha eski dönemlere, 14’üncü yüzyıla kadar uzanan bir geçmişe sahip. Ortak Akdeniz kültürü, deniz ticareti, şehirleşme ve zanaatkarlık geleneği, iki ülke arasında yüzyıllar boyunca kendiliğinden bir yakınlık oluşturdu. Bu uzun tarih, bugün siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliğimizin arkasındaki en güçlü zeminlerden biridir. Bu derin miras üzerine inşa edilen Türkiye-İtalya ortaklığı, son yıllarda daha da ivme kazandı. NATO çatısı altındaki iş birliğimizin yanı sıra, iki ülke Akdeniz ve çevresinde barışın, istikrarın ve sağlıklı ekonomik akışın korunması konusunda benzer hassasiyetler taşıyor. Başbakan Meloni’nin Nisan ayında Cumhurbaşkanımızı Roma’da ağırlaması ve ardından Ağustos ayında İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye-İtalya-Libya Üçlü Zirvesi, bu iş birliğinin ulaştığı seviyeyi açık biçimde gösteriyor. Liderler arasındaki karşılıklı güvene dayalı güçlü iletişim, ilişkilerimizin her alana olumlu yansıyan bir dinamizm kazanmasını sağlıyor" dedi.



"İtalya, Türkiye’nin Avrupa’daki en önemli ticaret ortaklarından biridir"


Papa’nın Türkiye’ye yaptığı ziyaretin son derece anlamlı olduğunu ifade eden Yılmaz, "İlk resmi ziyaretlerinin Türkiye’ye yapması da ayrıca bir onurdur. Siyasi ilişkilerin bu güçlü zemini, ekonomik ve ticari ortaklıklara da doğrudan destek sağlıyor. İtalya, Türkiye’nin Avrupa’daki en önemli ticaret ortaklarından biridir ve Türk şirketleri İtalyan pazarında giderek daha dinamik bir rol oynamaktadır. Önümüzdeki dönemde özellikle sürdürülebilir batarya teknolojileri, hidrojen çözümleri, yenilenebilir enerji ekipmanları, savunma teknolojileri ve akıllı hareketlilik çözümleri gibi alanlarda kapasite entegrasyonumuzun daha da artmasını bekliyoruz. İtalya, küresel ölçekte beşinci büyük ticaret ortağımız ve Akdeniz bölgesindeki birinci ortağımız olmaya devam etmektedir" diye konuştu.



"Ticaret hacmi hedefimiz 40 milyar dolar"


2024 yılında ikili ticaret hacminin 32,2 milyar doları aşarak tarihteki en yüksek seviyeye ulaştığını, 30 milyar dolarlık ticaret hedefinin aşıldığını söyleyen Yılmaz, "Cumhurbaşkanımız ve Başbakan Meloni orta vadeli yeni ticaret hacmi hedefimizi 40 milyar dolar olarak belirlemişlerdir. Normalde her iki isimde iddialı hedefler belirleyen siyasetçiler. Bu biraz az olmuş. İnşallah 50 milyar dolarları görürüz. Ülkemizde bin 600’ün üzerinde İtalyan sermayeli firma faaliyet göstermektedir. 2002-2024 döneminde İtalya’dan ülkemize yapılan doğrudan yatırımlar yaklaşık 5,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Ayrıca, ekonomik ortaklığımıza güçlü bir hukuki çerçeve sunan Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması ile Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmamız da yürürlükte bulunmaktadır. Otomotiv, makine, enerji, altyapı, tekstil ve teknolojiyi kapsayan karşılıklı doğrudan yatırımlarımız binlerce istihdam oluşturmuş, inovasyonu geliştirmiş ve Akdeniz genelindeki tedarik zincirlerinin dayanıklılığını güçlendirmiştir. Bu güçlü ekonomik bağların arkasında Türkiye’nin makroekonomik görünümünde yaşanan iyileşme de önemli bir rol oynamaktadır. Uzun yıllardır gösterdiğimiz yüksek büyüme performansı ile beraber 2025 yılı sonunda ekonomimizin 1,5 trilyon dolar büyüklüğe ulaşmasını bekliyoruz. Türkiye’nin ekonomik istikrarı, öngörülebilir para politikası ve güçlü mali disiplin çerçevesi, uluslararası yatırımcılar için uzun vadeli güven tesis etmektedir. 2025 yılı itibariyle IMF projeksiyonlarına göre dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi konumuna yükselmeyi öngörüyoruz. Satın alma gücü kalitesine göre ise şuanda 12. sıradayız 11. sıraya dost ülke İtalya’yı geride bırakarak Avrupa’nın 4. büyük ekonomisi olacağız. Diğer taraftan Dünya Bankası sınıflandırmasına göre 2025 itibariyle tarihimizde ilk kez yüksek gelirli ülkeler sınıfında girmeyi öngörüyoruz. 23 yıllık hükümetimiz döneminde Türkiye alt orta gelirden üst orta gelire yükseldi ve burada kalıcı oldu. 2026 yılı bizim için önemli bir eşik yüksek gelirli ülkeler ligine en alt sıradan da olsa adım atmış olacağız" dedi.



"Türk ve İtalyan kuruluşlarına teşekkür ediyorum"


Leonardo da Vinci’nin adını taşıyan ödül töreni vesilesiyle, iki ülke arasındaki sanat, kültür, bilim ve eğitim alanındaki iş birliğinin gelmiş olduğu düzeyden duyduğu memnuniyeti de dile getiren Yılmaz, "Esasen iş dünyasının da bu alanlara daha çok katkıda bulunduğu bir çağdayız ve bu dinamik katkıları önemsiyoruz. Sözlerimi tamamlarken, ülkemizdeki görev süresi sona ermekte olan değerli diplomat, Türkiye-İtalya ilişkilerinin güçlenmesine kayda değer katkılar sunmuş olan Büyükelçi Giorgio Marrapodi’ye, eşine içten teşekkürlerimizi sunuyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz. 4 yıldır ülkelerimiz arasındaki ilişkiye katkıları için teşekkür ederim. Kendisi ve ailesi adına ülkemiz için duygularını samimi bir dille bize anlattı ve yüreklerimize dokundu. Ülkemiz ile olan ilişkilerini hiç bir zaman zayıflatmamalarını temenni ediyorum. Türkiye’de her zaman dostları olduğunu bilmesini isterim. Bugün ödül alan şirketlerimizin başarıları, Türkiye ve İtalya’nın ekonomik ilişkilerini yalnızca rakamsal olarak değil, nitelikli olarak da dönüştürdüğünü göstermektedir. Bu vesileyle, başta bu ödülün sahipleri olmak üzere, Türkiye-İtalya arasında ikili ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunan tüm Türk ve İtalyan kuruluşlarına teşekkür ediyor, hepinizi bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum" ifadelerini kullandı.



Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "Türk şirketleri İtalyan pazarında giderek daha dinamik bir rol oynamaktadır"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Çocuklar için güçlü bağışıklığın üç altın kuralı; beslenme, uyku, hareket Havaların soğumasıyla birlikte enfeksiyon hastalıklarındaki artışa dikkat çeken Uzm. Dr. Ceren Hande Seyyar çocukları hastalıklardan korumanın en etkili yolunun dengeli beslenme, düzenli uyku ve düzenli hareketten geçtiğini söyledi. Bu üç kuralı "bağışıklık üçgeni" olarak tanımlayan Uzm. Dr. Seyyar, "Bol su içerek, hijyen kurallarına dikkat ederek ve gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınarak da bağışıklığın destekleneceği unutulmamalı." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Hande Seyyar, kış aylarında hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte solunum yolu enfeksiyonlarının arttığını, ama bu artışın soğuk havadan kaynaklanmadığını söyledi. Seyyar, "Soğuk hava doğrudan hasta etmez; asıl sorun, bu dönemde kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla vakit geçirmemizdir," diyerek yanlış bir algıya dikkat çekti. Seyyar, okulların, toplu taşıma araçları ve alışveriş merkezlerinin mikropların kolayca yayılabildiği alanlar olduğunu hatırlattı, soğuk havanın burun mukozasını kurutarak savunma sistemini zayıflattığını kaydetti. Soğuk hava burun savunmasını zayıflatıyor Burun mukozasının solunum yollarının ilk savunma hattı olduğunu, kuruduğunda virüslerin daha kolay yerleştiğini ifade eden Uzm. Dr. Seyyar, burun yıkaması yapmanın ve ortam havasını nemli tutmanın önemine dikkat çekti. Isınma için kullanılan doğalgaz, klima ve sobaların ortam havasını kurutarak bu riski artırdığını kaydeden Uzm. Dr. Seyyar, "Bu nedenle kış aylarında oda neminin dengede tutulması, burun yıkama gibi basit önlemlerin alınması ve mümkün olduğunca kalabalık ortamlardan uzak durulması önemli." diye konuştu. Bağışıklık üçgeni: Beslenme, uyku, hareket Hastalıklardan korunmada güçlü bağışıklık sisteminin önemine dikkat çeken Seyyar, önerilerde de bulundu. Seyyar, çocuklarda bağışıklığı güçlendiren üç temel alışkanlığı "bağışıklık üçgeni" olarak tanımlayarak şöyle konuştu: "Dengeli beslenme, bağışıklığın temel taşlarından biridir. Protein, sağlıklı yağlar, vitamin ve mineraller bağışıklık hücrelerinin gelişiminde kritik rol oynar. Sebze, meyve ve tam tahıllardan zengin beslenme bağırsak sağlığını destekleyerek bağışıklığı güçlendirir. Aşırı işlenmiş ve şekerli gıdaların ise bağışıklık sistemini zayıflattığı akıllardan çıkarılmamalıdır. Bu tür besinler uyku düzenini bozabilir, metabolik dengeyi ve bağışıklık yanıtını zayıflatabilir. Dolayısıyla sağlıklı beslenme sadece ne yediğimizle değil, ne yemediğimizle de ilgilidir. İkinci faktör uykudur. Uyku, vücudun onarım ve yenilenme zamanıdır. Özellikle derin uyku döneminde bağışıklık maddeleri artar ve vücut mikroplara karşı savunmasını güçlendirir. Yeterli ve kaliteli uyku, bağışıklık sisteminin en doğal destekçisidir. Uykusuzluk ise vücut direncini azaltır, hastalıklara yakalanma riskini artırır ve iyileşme süresini uzatır. Ayrıca yapılan çalışmalar, uykusuz bireylerde aşı sonrası antikor oluşumunun zayıfladığını göstermektedir. Bu nedenle, çocukların yaşına uygun sürede ve karanlık, sakin bir ortamda uyuması bağışıklık için büyük önem taşır. Kısacası; kısa uyku zayıf savunma, kaliteli uyku ise vücudun koruyucu kalkanıdır." Hareket bağışıklığı destekliyor Bağışıklık üçgenini tamamlayan üçüncü faktörün hareket olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Seyyar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Egzersiz sadece kasları değil, bağışıklığı da güçlendirir. Açık havada yapılan hafif tempolu yürüyüşler, bisiklet veya oyun aktiviteleri; kan dolaşımını artırarak bağışıklık hücrelerinin vücutta daha etkin dolaşmasını sağlar. Düzenli fiziksel aktivite, bağışıklığın güçlenmesine ve enfeksiyon riskinin azalmasına yardımcı olur. Bol su içmenin, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmanın ve hijyen kurallarına dikkat etmenin bağışıklığın en doğal destekleri olduğu unutulmamalı. Sonuç olarak, çocuklarımızı kış hastalıklarından korumanın en güçlü yolu ‘düzen’dir. Düzenli uyku, düzenli hareket, dengeli beslenme ve gerektiğinde doktor kontrolünde takviyeler ile kışı sağlıklı geçirmek mümkündür."
Manisa Alaşehir’de yağmur ve kar çiftçiye umut oldu Manisa’nın Alaşehir ilçesinde özellikle yüksek kesimlere yağan kar ve etkili olan yağmur, kuraklık endişesi yaşayan çiftçilerin yüzünü güldürdü. Yer yer 50 santimetreyi aşan kar yağışıyla birlikte barajlar ve yer altı suları için umutlar yeniden yeşerdi. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde son günlerde özellikle yüksek kesimlere yağan kar ile sakin şekilde etkili olan yağmur, çiftçilerin yüzünü güldürdü. Yağışların toprağı suya doyurması, barajları doldurması ve yer altı su seviyelerini yükseltmesi beklenirken, üreticiler bereketli bir yıl umut ediyor. Alaşehir’in Azıtepe, Kozluca, Bahadır, Çarıkbozdağ ve Dağhacıyusuf mahalleleri başta olmak üzere yüksek kesimlerde yer yer 50 santimetreyi aşan kar yağışı sevinçle karşılandı. Kar ve yağmurun etkisiyle uzun süredir kuruyan dereler yeniden akmaya başlarken, barajlardaki su seviyelerinde de artış gözlendi. Dağhacıyusuf Mahallesi’nde çiftçilik yapan Ali Akgün, bu yılın bereketli geçeceğini belirterek, "Özellikle yüksek kesimlere yağan yoğun kar bölgemiz için büyük nimet. Karın erimesiyle birlikte toprak suya doyacak, ürünlerimiz daha verimli olacak" dedi. Bölgede başta kiraz olmak üzere kestane, ceviz, üzüm, fasulye, domates, biber ve tahıl gibi birçok ürünün yetiştirildiğini ifade eden üreticiler, kar ve yağmurun bu ürünler için büyük önem taşıdığını dile getirdi. Üzüm üreticisi Bekir Şahal ise karın yağmura göre toprağı daha iyi beslediğini vurgulayarak, "Yağmur şiddetli olduğunda sel olup akıp gidiyor. Kar ise yavaş yavaş eriyerek toprağı doyuruyor. Bu sayede yer altı suları yükselecek, barajlar dolacak. Soğuk havalar bağlarımızın kış uykusunu tamamlamasını sağlayacak ve verim artacak" diye konuştu. Geçen yıl kuraklık nedeniyle büyük sıkıntılar yaşadıklarını hatırlatan Şahal, son günlerdeki kar ve yağmurun çiftçinin yüzünü güldürdüğünü belirterek, "En büyük sorunumuz susuzluk. Yağışlar devam ettiği sürece çiftçi mutlu olacak. Bu yılın bereketli geçmesini umut ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Eskişehir Kuyumcuya yakalanınca sahte altınları teklif etti: "Bunlar sende kalsın" Eskişehir’e şehir dışından gelerek, piyasa değeri yaklaşık 343 bin TL olan 58.09 gram sahte bilezikleri verip 24 ayar altın almak isteyen zanlı, kuyumcunun dikkati sayesinde yakalandı. Zanlının, işlem yaptırmaya çalıştığı ve yakalandıktan sonra, "Allah rızası için bunlar sende kalsın, lütfen polise haber vermeyin" dediği anlar saniye saniye güvenlik kamerasına yansıdı. Dün sabah saatlerinde İstanbul’dan Eskişehir’e gelen Özgen Ç. isimli şahıs, Odunpazarı ilçesi Arifiye Mahallesi İnci Sokak’ta bulunan bir kuyumcuya girdi. Zanlı, elindeki 58.09 gram sahte bilezikleri verip, 24 ayar altın almak istediğini kuyumcu çalışanlarına bildirdi. Kuyumcudaki yetkililer bahse konu altınların toplam piyasa değerinin yaklaşık 343 bin TL olduğunu hesaplayıp Özgen Ç.’ye bilgi verdi. Daha sonra kuyumcudaki tezgâhtarlar, incelemelerinde altınların sahte olduğunu fark etti. "Lütfen polise haber vermeyin, bu altınlar yeğenimin" Şüphelinin tavırları ve altının sahte oluşunun anlaşılması kuyumcu dükkânının güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Çalışanlar tarafından şüpheli için polis ekiplerine ihbarda bulunuldu. Bu sırada şüpheli, çalışanlara, "Bunlar sende kalsın. Yeğenimi arayayım senle konuşsun, o gelsin buraya. Bunlar yeğenimin ürünü. Lütfen polise haber vermeyin" diyerek bahaneler öne sürdü. Kuyumcu çalışmaları şüpheli şahsı polise teslim etti. Polis ekipleri tarafından kelepçelenen şahıs karakoldaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Özgen Ç.’nin kısa süre önce cezaevinden çıktığı öğrenildi. "Bilezikleri verip 24 ayar altın almak istediğini söyledi" 10 yıldır kuyumculuk yapan 38 yaşındaki Mehmet Akmeşe, olay hakkında şöyle konuştu: "45-50 yaşlarında bir beyefendi mağazaya altın bozdurmak için. Yani bozdurmak için değil de altın değiştirmek için geldi. Biz de altınları hesapladıktan sonra kontrol etmek amaçlı kestik. Altın olmadığını anladık. Ondan sonra polis memurlarına, polis arkadaşlara haber verdik. Onlar da gelip gerekli işlemleri yaptılar. Bileziğin sertliğinden, renginden. Patent aslında çok kaliteli yapılmıştı. Yani yeni başlayan, bu işe yeni başlayan bir arkadaş bu bilezikleri gerçekten altın zannedip alabilirdi. Ama işte Allah yardımcı oldu herhalde o sırada, biz de bu şeye takılmamış olduk. Değeri yaklaşık 350 bin civarı. Bilezikleri verip 24 ayar altın almak istediğini söyledi aslında." "İstanbul’dan buraya gelmişler, tek kişi olmaz, birkaç kişi gelmişlerdir" Sahte altınları nasıl tespit ettiğini anlatan Akmeşe, "Altınların sahte olduğunu anladığında ’Lütfen polise haber vermeyin,’ ’İşte bu yeğenimin,’ vs. bu tarz şeylerle kendini acındırmaya çalıştı. Ama biz polis memurlarına haber verdik. Ama sonradan polis arkadaşlardan öğrendiğimiz üzere İstanbul’da ikamet ettiği belli oldu. İstanbul’dan buraya gelmişler. Büyük ihtimal yani tek kişi olmaz, birkaç kişi gelmişlerdir. Hani inşallah kimseyi zor durumda bırakmamışlardır. Yani altının gramı şu an ortalama 6 bin 485 6 bin 500 lira. Yani dolandırıcı arkadaşlar en ufak bir gram dahi bozdursalar 6 bin 500 lira. Yani büyük bir meblağ. O yüzden kuyumcu arkadaşlar bu konuda çok dikkatli davranmalı ve çok hassas olmalılar. Yani emin olmadığı ürünleri bence almamaları lazım, mutlaka da ayar kontrolü yapmaları lazım" dedi.