SAĞLIK - 14 Mart 2025 Cuma 13:42

Dünyada kızamık endişesi yaşanırken İstanbul’da son durum nedir?

A
A
A

Dünya Sağlık Örgütü kızamık vakalarındaki yüksekliğe dikkat çekerken ABD ve birçok ülkede kızamık alarmı yaşanıyor. İstanbul’daki son durumla ilgili konuşan İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Mehmet Burhan Küçükoğlu, "İstanbul’da 2025’te 10’lu rakamlarda kızamık vakası gördük. Tamamı 1 yaşından küçük çocuklardı, hepsi aşısızdı, yatışlarımız oldu, hepsini şifa ile taburcu ettik, ölüm vakasıyla karşılaşmadık. İstanbul’da şu an için kızamıkla ilgili herhangi bir tehdit beklemiyoruz ama çok titizlikle takip ediyoruz ve anında tespit edip gereğini yapıyoruz. Kızamık aşıyla önlenebilen en baştaki hastalıklardan biri, aşıya dirençli ailelerle karşılaşabiliyoruz, doğru bilgileri verip güvenlerini tekrar tesis etmeye gayret ediyoruz. Vatandaşımızdan tek temennimiz; güvenin, aşıya davetine muhakkak iştirak edin" dedi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) son yıllarda kızamık vakalarındaki yüksekliğe dikkat çekerek aşının önemini vurgularken ABD başta olmak üzere birçok ülkede kızamık endişesi yaşanıyor. İstanbul’daki son durumu da İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Mehmet Burhan Küçükoğlu açıkladı. Dr. Küçükoğlu, hastalıklarda aşılamanın önemine dikkat çekerken 2025 yılındaki vaka sayısına yönelik konuştu.

"2025 yılında 10’lu rakamlarda kızamık vakası gördük, ölümle karşılaşmadık"

Dünyada kızamıkla ilgili yaşanan gelişmeleri takip ettiklerini söyleyen ve İstanbul’da son duruma ilişkin bilgileri paylaşan İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Mehmet Burhan Küçükoğlu, "ABD ve Avrupa’da vakaların olduğu, buna bağlı yüzde 20’lere varan hastaneye yatışların olduğunu biz de uzaktan izliyoruz. Kızamık yapısı gereği 5-7 yılda bir görülen, ateş ve döküntüyle seyreden bulaşıcı bir hastalık. 2025 yılına baktığımızda da vakalara bağlı ölüm vakasıyla karşılaşmadık. Hastaneye yatışlarımız oldu ama hepsini şifa ile taburcu etmiş olduk. Dünya Sağlık Örgütü ile de paylaştığımız veriler var, 2024 yılında yaklaşık bin 500’e yakın kızamık vakası oldu, 2023 yılında bundan bir miktar daha fazla vakamız vardı. İstanbul’da 2025 yılında 10’lu rakamlarda kızamık vakası gördük. Bunların tamamı 1 yaşından küçük çocuklardı, hepsi aşısızdı. Hastanelerimize yatırarak izolasyon sürecinde takip ettik ve şifayla taburcu ettik. 2023, 2024 yıllarında olan fazla sayıda vakaları incelediğimizde şunu gördük; bu vakaların yüzde 98’i hiç aşı olmamış bireyler, yüzde 1,5 civarında olan kısım tek doz aşılı, yüzde 0,5 civarında olan kısım 2 doz aşı olmuş, üzerinden 20-30 yıl geçmiş. Uygun zamanda, uyguna aralıklarla kayıt sistemine eklenmiş 2 doz aşı olan vaka görmedik. İstanbul’da şu an için kızamıkla ilgili herhangi bir tehdit beklemiyoruz, illaki münferit, il dışıyla ve ya yurt dışıyla teması olan vakalar olacaktır ama bunları da çok titizlikle takip ediyoruz ve anında tespit edip gereğini yapıyoruz" dedi.

Dünyada kızamık endişesi yaşanırken İstanbul’da son durum nedir?

"Aşıya dirençli ailelerle karşılaşabiliyoruz, aile hekimlerimizin konunun üzerine gitmesini istiyoruz"

Kızamık aşısının uzun yıllardır kullanıldığını ve hastalığı önlemede önemli katkılar sunduğunu aktaran Küçükoğlu "Kızamık aşıyla önlenebilen hastalıkların en başında gelen hastalıklardan biri, bu aşıyı yaklaşık 100 yıldır güvenle kullanıyoruz. 2002 yılına baktığımızda hem Türkiye hem İstanbul’da kızamık aşı kapsayıcılığı yüzde 80’lerde iken bugün bu oranı yüzde 94-95’lerde görüyoruz. Bundan birkaç yıl önce bu oran yüzde 96’lara kadar da çıkmıştı. Yüzde 95 bandı bizim için sınır bir değer, uygun zamanda yapılan 2 doz doğru, uygun aşının muhakkak yüzde yüze yakın koruyuculuğu olduğunu biliyoruz. Aşıyla önlenebilir hastalıklarla mücadele edebilmek için aşılama çalışmalarımızı büyük bir gayretle sahada sürdürüyoruz. 2011 yılından beri aile hekimliği sistemiyle her vatandaşımızı aile hekimimizle takip ediyoruz. Aynı zamanda gelişen bilgi sistemleriyle bunu elektronik ortamda da yapıyoruz. Şu anda bütün aile hekimlerimiz kendilerine kayıtlı çocukların aşı takvimine uygun aralıkla zamanı geldiğinde ailelerine ulaşıp, aile sağlığı merkezlerine davet edip aşılarını yapıyorlar. Aşılamada bu kadar hızlı yol alabilmemizin, bu kadar üst noktalara gelebilmemizin temelinde yatan da aile hekimlerimizin bu konuda gösterdiği hassasiyet. Aşıya dirençli ailelerle karşılaşabiliyoruz, aile hekimlerimizin bu konunun üzerine gitmesini istiyoruz. Aile hekimlerimizle ikna çalışmalarını başaramazsak bu sefer ilçe sağlık müdürlüklerimizde çalışan sosyal çalışmacı, psikolog ve hekim arkadaşlarımızla birlikte bu aileleri ziyaret ediyoruz. Aşı konusunda doğru bilgileri verip aşıya olan güvenlerini tekrar tesis etmeye gayret ediyoruz" şeklinde konuştu.

Dünyada kızamık endişesi yaşanırken İstanbul’da son durum nedir?

"Aşıya davet ettiklerinde muhakkak iştirak edin"

Kızamık geçirilmesinden yıllar sonra da çok ciddi tablolar gelişebildiğini ve aşılamaya yönelik çalışmaların titizlikle yürütüldüğünü aktaran Küçükoğlu, "Kızamığın bir komplikasyonu var; hastalığı geçiren çocukların yaklaşık yüz binde birinde, yaklaşık hastalıktan 7 sene sonra beyinde kızamık virüsünün yerleşmesiyle ortaya çıkan bir nörolojik tablo. Kesinlikle geri dönüşü ve tedavisi yok, maalesef çok kötü seyir gösterebiliyor, bu önümüzdeki çok canlı, kanlı bir hastalık. Bütün gayretimizle aşıyı İstanbul’da bin 100 noktada her an temin edilebilir şekilde tutuyoruz. Vatandaşımızdan tek temennimiz var; aile hekimlerimize, arkadaşlarımıza güvenin, sizi aşıya davet ettiklerinde muhakkak bu davete iştirak edin. Eksik aşılı çocukları tek tek tespit ettik. Riskli meslek gruplarında olan vatandaşlarımızı aşıladık. Bulaşıcı hastalıklarla ilgili şu bilgilendirmeyi yapmamız, vatandaşımızın da bilmesi lazım. Kızamık, boğmaca, suçiçeği, bu vakaları, hastalıkları biz sadece gördüğümüz zaman takip etmiyoruz. Bizim aktif ve pasif sürveyans dediğimiz izleme yöntemlerimiz var. Hekim arkadaşımızın veya bir arkadaşımızın gözden kaçırabilme ihtimalini minimuma indirebilmek için hem aktif bir şekilde sahada bu hastalıkları takip ediyoruz hem kağıt üzerinden hem pasif bir sürveyansla takip ediyoruz. Aşıyla önlenebilir hastalıklarda dünyanın örnek alabileceği bir noktada olduğumuza inanıyoruz" ifadelerini kullandı.

"Bakanlığımızın attığı yeni bir adım; Tdap aşısı"

Sağlık Bakanlığı’nın ‘Yeni bir uygulamayı hayata geçiriyoruz, Boğmaca hastalığına karşı da koruyuculuğu sağlamak amacıyla uygulamada olan Tetanos - Difteri (Td) Aşısı’nın bir dozunu her gebelik döneminde Tetanos - Difteri - Aselüler Boğmaca (Tdab) Aşısı şeklinde ücretsiz olarak uygulamaya başlıyoruz’ diyerek 2 Nisan’da başlatılacağını duyurduğu yeni sürece ilişkin de konuşan Küçükoğlu, "Boğmacada koza stratejisinin çok önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Önümüzdeki ay gebelerimize yaptığımız tetanos, difteri (Td) aşısının bir dozunu boğmaca aşısının eklenmiş olduğu Tdap dediğimiz aşı ile değiştireceğiz. Bu vesileyle de koza stratejisiyle yeni doğan çocuğun etrafındaki kişileri de boğmacaya karşı bağışıklamış olacağımıza inanıyoruz. Bakanlığımızın attığı yeni bir adım" diye konuştu.

Hasibe Karadağ - Emre Baba 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Yaşar Üniversitesi’ne EBSO’dan anlamlı ödül Yaşar Üniversitesi’nin üniversite-sanayi iş birliğine katkı sağlayan çalışmaları sanayiciler tarafından ödüllendirildi. Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi, bölgesel AR-GE kapasitesinin geliştirilmesi ve iyi uygulama örneklerinin görünür kılınarak ekosistemin teşvik edilmesi amacıyla, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen "Üniversite-Sanayi İş Birliği Projeleri Ödülleri" sahiplerini buldu. Yaşar Üniversitesi, yenilikçi fikirlerle üniversite-sanayi iş birliğinin katma değere dönüşümüne olan desteklerinden dolayı "Üstün Hizmet Onur Ödülü"ne layık görüldü. Yaşar Üniversitesi ve May Agro Tohumculuk tarafından ortak olarak yürütülen "Tarla Bitkisi Verim Tespit Yöntemi Projesi" Üniversite- Sanayi İş Birliği kategorisinde ödül aldı. Ayrıca üniversite-sanayi iş birliğinin gelişerek güçlenmesine katkı sağladığı ve değer yarattığı için Yaşar Holding’e "Üstün Hizmet Ödülü" verildi. Teknoloji üssü EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar İzmir’in sanayisi ve üniversiteleri ile bir teknoloji üssü olabileceğini belirterek, "Üniversite-sanayi iş birliğinin tohumlarını 1986 yılında Ege Üniversitesi ile attık. Rotamız belli. Hedefimiz destekleyecek eğitim ve sonuç odaklı çalışma ile bu iş birliğini Türk sanayisini geliştirecek bir noktaya taşıdık. Birçok üniversite ile çalışmalar yürütüyoruz. Üniversitelerde bilgi var, sanayicide girişim var. Sanayiciler olarak üniversitelerdeki bu bilgiyi almaya hazırız. İzmir’de üniversiteler ve teknoloji merkezleri ile bu kentin bir teknoloji üssü haline gelmesi için hiçbir engel yok" dedi. "İş birliği genlerimizde var" Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, üniversitenin genlerinde sanayi ile iş birliği olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Kurucu vakfımızın arkasında birçok değerli sanayi kuruluşunu barındıran Yaşar Holding var. Üniversitemiz kurulurken bu iş birliği genlerinde vardı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın İzmir’de üniversite-sanayi iş birliği için görevlendirdiği akademisyenlerden biriyim. Bu amaçla hem organize sanayi bölgelerinde hem de kendi topluluğumuz içinde Ege Bölgesi’nin sanayi kuruluşları ile ortak çalışmalar yürütüyoruz. Çok güzel projelere imza atıldı. Ege Bölgesi Sanayi Odası’na çalışmalarımıza değer vererek ödüllendirdiği için teşekkür ederiz." "Tarla Bitkisi Verim Tespit Yöntemi Projesi" ile ‘Üniversite-Sanayi İş Birliği’ kategorisinde ödül alan May Agro Tohumculuk’un Ar-ge Müdürü Dr. İlker Özmen de, "Yaşar Üniversitesi ile drone ile verim tahminine dayalı bir proje geliştirdik. Pamuğun daha hasat edilmeden verimini tespit etmeyi amaçladık. Başarılı da olduk. Bu daha başlangıç pamuk hastalıkları gibi stres faktörleri ile ilgili çalışmalarımız devam edecek. Projemizin ödüle layık görülmesi bize motivasyon oldu" dedi. Yaşar Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Komesli ve May-Agro Tohumculuk San. ve Tic. A.Ş. Ar-Ge Mühendisi Dr. Aslı Keçeli ile yapay zeka destekli yazılımı geliştiren Yaşar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Süleyman Ünlütürk, yazılım sayesinde pamukta verimlilik artarken, üretim maliyeti ve risklerin azaldığını söyledi. Prof. Dr. Ünlütürk, "Çalışma, İHA ve yapay zeka teknolojilerinin tarımsal üretimde nasıl kullanılabileceğini ve bu teknolojilerin pamuk verimi tahmininde geleneksel yöntemlere göre sağladığı avantajları ortaya koyuyor. Bu yenilikçi yaklaşım, ile daha hasat etmeden verim tahmini yapılabiliyor" dedi. Yaşar Holding’e büyük onur Üstün Hizmet Ödülü’nü, Yaşar Holding adına alan Pınar Et ve Çamlı Yem Başkan Yardımcısı Tunç Tuncer, Yaşar Topluluğu olarak çalışmalarında her zaman bilimi öncelik olarak gördüklerini belirterek, "Yaşar Holding sanayinin öncü kuruluşlarının bir araya gelmesinden oluşuyor. Kuruluş felsefesinde bilim var. Mottosu "Bilim, Birlik, Başarı". Bilim ile sanayi birleşince başarı doğal bir sonuç. Şirketlerimiz ve Yaşar Üniversitesi de bu temel felsefe ile Kurucumuz ve Onursal Başkanımız Selçuk Yaşar’ın vizyonuyla hayata geçti. Bugün aldığımız ödüller bu yaklaşımın değerli bir göstergesi." diye konuştu.
Sakarya 46 yıl sonra ortaya çıktı: Gölet çöktü, su yer altından başka noktadan çıktı Sakarya’nın Kaynarca ilçesinde yaklaşık 46 yıl önce kapatıldığı öğrenilen bir mağara, meydana gelen çökme sonrası yeniden ortaya çıktı. Gölet suyunun aniden boşalması ve farklı bir noktadan yeniden yüzeye çıkması mahallede tedirginliğe sebep oldu. Güven Mahallesi Dınbazlar Sokak’ta bulunan doğal oluşum gölette meydana gelen olayda, mağaradan gelen suyun içme suyunu karıştığı gerekçesiyle yaklaşık 46 yıl önce Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından kapatılan mağaranın ağzında çökme meydana geldi. Çökmenin ardından göletteki su kısa sürede boşalırken, suyun yer altından ilerleyerek yaklaşık 1 kilometre uzaklıktaki Güven Mahallesi’nde bulunan bir su dere yatağından çıktığı gözlendi. Mahalle sakinleri, mağaranın köyün altından uzanan geniş bir yer altı hattına sahip olduğunu ve yıllar önce suyun içme kaynaklarına karışması sebebiyle Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından kapatıldığını ifade etti. Yaşanan çökme ile birlikte yer altındaki su hareketliliğinin yeniden ortaya çıkması, bölgede benzer çökmelerin yaşanabileceği endişesini de beraberinde getirdi. Olay sonrası Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ekipleri bölgede geniş çaplı inceleme başlattı. Ekipler, hem gölet çevresinde hem de mahallede farklı noktalarda kontroller gerçekleştirerek suyun akış yönü, zemin yapısı ve muhtemel risklere ilişkin teknik değerlendirmelerde çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca göletin büyük bir bölümünden suyun çekilmesiyle birlikte acı bir tablo da ortaya çıktı. Suyun çekilmesiyle birlikte gölette yaşayan çok sayıda balık akıntıyla yer altına sürüklenirken, bazı balıklar ise çekilen suyun ardından çamurda mahsur kaldı. Çökmeyle yok olan gölet ve çökme alanı dron ile görüntülendi.