SAĞLIK - 18 Aralık 2024 Çarşamba 10:38

“Gebelikte kansızlık bebeğin gelişimine engel olabilir”

A
A
A
“Gebelikte kansızlık bebeğin gelişimine engel olabilir”

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre dünya çapında çocukların yüzde 25’inin kadınların yüzde 40’ının anemi yaşadığını vurgulayan Dr. Edvin Murrja, “Bu durum özellikle doğurganlık çağındaki kadınlar ve hamileler için ciddi bir sağlık sorunu teşkil etmektedir. Gebelikte kansızlık bebeğin gelişimine engel olabilir” dedi.


Anemi, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin seviyesinin azalması sonucu oluşmaktadır. Hemoglobin oksijenin vücutta taşınmasını sağlayan bir proteindir. Hemoglobin eksikliği veya kırmızı kan hücresi sayısının azalması, vücudun yeterince oksijen alamamasına neden olmaktadır. Aneminin en yaygın belirtilerinin yorgunluk ve halsizlik, soluk ten, nefes darlığı, baş dönmesi, baş ağrısı, çarpıntı, üşüme, soğuk el ve ayaklar olduğunu söyleyen Medicana Zincirlikuyu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja,“Aneminin birçok şekli vardır ancak en sık görüleni demir eksikliği anemisidir. Bu genellikle demirden fakir beslenme veya yoğun adet kanamaları sonucu oluşan demir eksikliğinden kaynaklanır. Aynı zamanda vitamin eksiklikleri, kronik bir hastalık ve kan kaybından da kaynaklanabilir” açıklaması yaptı.


Bu faktörler anemi riskini artırıyor


Kadınlarda anemi riskini artıran başlıca faktörler; yoğun adet kanamaları, yetersiz beslenme ve gebelik dönemindeki artan demir ihtiyacıdır. Aneminin nedenlerinin farklı gruplara ayrılabildiği bilgisini veren Uzm. Dr. Edvin Murrja bu grupları şöyle detaylandırdı:


“Demir eksikliği: Vücudun hemoglobin üretimi için gerekli olan demir mineralinin yetersizliği


Vitamin eksiklikleri: B12 vitamini ve folik asit gibi vitaminlerin eksikliği


Kronik hastalıklar: Böbrek hastalığı, kanser ve romatoid artrit gibi kronik hastalıklar


Genetik faktörler: Akdeniz anemisi veya orak hücre anemisi gibi genetik hastalıklar


Kan kaybı: Yoğun adet kanamaları, mide-bağırsak sistemi kanamaları veya yaralanmalar nedeniyle meydana gelen kan kayıpları”


Aneminin tedavisi nedenine bağlı olarak değişiyor


Anemi tanısının bir dizi kan testi yardımıyla konulduğunu belirten Uzm. Dr. Edvin Murrja, “Bu testler hemoglobin seviyelerini, kırmızı kan hücresi sayısını ve diğer kan bileşenlerini ölçer. Ek olarak vitamin, mineral ve diğer anemi nedenlerini açıklayacak diğer testler de istenir. Demir eksikliğine bağlı anemilerde, demir takviyelerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca demir açısından zengin besinlerin tüketilmesi teşvik edilir. Vitamin eksikliğinden kaynaklanan anemilerde B12 vitamini veya folik asit eksikliklerine bağlı anemilerde, uygun vitamin takviyeleri reçete edilir. Yetersiz beslenmeye bağlı gelişen anemilerde eksikliklerin giderilmesi için dengeli ve sağlıklı bir beslenme planı oluşturulur. Kronik hastalıklara bağlı anemilerde ise altta yatan hastalığın tedavisine yönelik ilaçlar kullanılır. Şiddetli anemi durumlarında, kan transfüzyonu yani kan nakli gerekebilmektedir” açıklamalarında bulundu.


Hamilelik döneminde düzenli kontrol şart


Hamilelikte anemi tespiti ve tedavisi, gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için oldukça önemlidir. Bu nedenle hamilelik sırasında düzenli sağlık kontrolleri ve doktor önerilerine uyulması büyük bir önem taşır. Uzm. Dr. Edvin Murrja, “Hamilelikte kansızlık annenin oksijen taşıma kapasitesini düşürerek hem kendi sağlığını hem de bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca annenin yorgunluk, halsizlik gibi problemler yaşamasına neden olabilir” dedi.


Dengeli bir beslenme planı ile anemiden korunun


Anemiden korunmak için demir açısından zengin besinler tüketmenin faydalı olacağını vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja bu besin kaynakları şöyle sıraladı:


“Karaciğer, et, kümes hayvanları eti, balık, fasulye, fındık, kuru yemiş, hububat ve tahıllar, birçok koyu yeşil yapraklı sebzeler gibi besinlerdir. Demire ek olarak B12 vitamini ve folik asit içeren besinlerin de tüketilmesi gerekmektedir. Bunlar arasında ise et, balık (ton balığı, somon), yumurta, süt ve süt ürünleri, B12 ile zenginleştirilmiş tahıllar, ıspanak, brokoli, portakal, muz avokado ve baklagiller yer alır. C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Demir açısından zengin bir öğünle birlikte; portakal, mandalina, limon, çilek, kivi, domates, kırmızıbiber de tüketilebilir. Özellikle risk altında olan bireylerin düzenli kan testleri yaptırmaları, anemi belirtilerinin erken teşhis edilmesinde faydalı olmaktadır.”


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Bodrum’da deniz çayırlarını korumak için proje başlatıldı Deniz Biyoloğu ve Sualtı Belgeselcisi Dr. Mert Gökalp, Bodrum’daki deniz çayırlarını korumak için "Yeşil Deniz Koruyucuları" adlı proje başlattıklarını söyledi. Eko Miras Derneği Kurucusu Deniz Biyoloğu Dr. Mert Gökalp, Bodrum çevresinde hayata geçirdiği Project Posidonia adlı çalışmayla kıyı ekosistemlerini tehdit eden yapılaşma tehdidi ve deniz çayırlarının önemi üzerine belgesel çekmiş, farkındalık çalışması yürütmüştü. Project Posidonia kapsamında "Bodrum Yarımadası Kıyıları ve Deniz Çayırları Analiz Raporu" da hazırlanarak, deniz çayırlarının tahribatı ortaya konuldu. Gökalp, tahrip olan çayırların yeniden yeşermesini sağlamak ve farkındalık çalışması yapmak için "Yeşil Deniz Koruyucuları-Green Rangers" adlı proje başlattıklarını duyurdu. Bugün Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği’nde (BODTÜM) ilçede görev yapan basın mensuplarıyla bir araya gelen Dr. Gökalp, projeyle ilgili açıklamalarda bulundu. "Bodrum kıyılarının yüzde 50’si yapılaşmış" Bodrum’da deniz çayırlarının durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Gökalp, "Baktığımız zaman Bodrum’un yüzde 50’si kıyı anlamında yapılaşmış vaziyette ve önündeki deniz çayırları da bu yapılaşmanın etkisiyle direkt olarak veya endirekt olarak sökülmüş vaziyette. Ama bizim havadan yaptığımız analizler neticesinde gördük ki Bodrum’da ilk 10-15 metre içerisinde halen 2 bin 300 hektar deniz çayırı alanı var. Bunu deniz çayırlarının yaşadığı 40 metreye kadar koyarsak yaklaşık olarak 6 bin 500 hektar bir deniz çayırı alanı var. Bu alan ne sağlıyor biliyor musunuz bize? Bu alan oksijen sağlıyor, kıyıların korunmasını sağlıyor. Dalgaların enerjisinin azalmasını sağlıyor. Kumun çekilmemesini sağlıyor. Balıklara barınak sağlıyor, yavrulama alanı, üreme alanı sağlıyor. Birçok daha fazla etkisi var; karbon soğurulmasında, iklim değişikliğinde çok önemli birtakım etkileri var deniz çayırlarının. Şimdi bu elimizden alındığı zaman ne oluyor? Ekonomik olarak, ekolojik olarak kayıplar yaşıyoruz. Balıkçılığımız yavaş yavaş bitiyor aşırı balıkçılıkla beraber. Kirlilikle beraber denizlerin bereketi gidiyor, kimyası gidiyor. Siz zaten atıkları basıyorsunuz, bu deniz çayırları o atıkları da temizliyor, bakterileri ve virüsleri de temizliyor içerisinden. Turizm anlamında parlaklık azalıyor, yani görüş azalıyor. Deniz çayırı olmazsa eğer kirlilik anlamında partikül sayısı artıyor" dedi. Deniz çayırlarını korumanın turizmle doğrudan bağlantısı olduğunu dile getiren Gökalp, "E bu durumda ne yapmanız lazım? Sizin balığı korumak için, insanın yaşamını korumak için deniz çayırlarını korumanız gerekiyor. Bunu da nasıl yaparsınız? Koruma alanlarıyla yaparsınız. Bunu nasıl yaparsınız? İsterseniz 5 yıldızlı, 7 yıldızlı bir turizm tesisi olun, önünüzdeki deniz çayırlarını koruyarak yaparsınız. Çünkü bunu yapmazsanız 5-10 sene içerisinde, bunu bir bilim insanı olarak, belgeselci olarak söylüyorum, turizm tesisinize gelecek kimse kalmayacak. Neden? Ekoturizmi desteklemediğiniz için Yunanistan’daki, Hırvatistan’daki iyi, sorumlu, vicdanlı turizm sizi geçmiş olacak" diye konuştu. "Kaybı geriye getirme şansımız var" Deniz çayırlarını korumak ve bu konuda farkındalığı arttırmak için eğitim seferberliğinin bir üst noktaya ilerletilmesi gerektiğini anlatan Dr. Mert Gökalp, başlatılan projeye ilişkin şunları söyledi: "Bizim deniz koruyucuları yetiştirmemiz lazım. Yani denizinden, kıyısından, karasından, her tarafından sorumlu olan vicdanlı gençler, bilimciler, kamu personeli yetiştirmemiz lazım. Yani vatandaş olarak topluca korumak gerekiyor. Bunun için de biz ’Yeşil Deniz Koruyucuları-Green Rangers’ diye bir proje başlatıyoruz. Neden burada? Çünkü en fazla rantın olduğu yer, en fazla çatışmanın olduğu alan ama en fazla da potansiyelin olduğu alan. Çünkü sen bu deniz çayırını koruyabilirsen, eğer korumayı başarırsan çok ciddi potansiyeli var Bodrum’un. Bu giden kaybı geriye getirme şansımız var. Pozitif bakmalıyız her şeye. İşte bu Green Rangers ile beraber umarım bu kayıp alanlarda çayır restorasyonu yapacağız. Oradaki çayırları biraz daha geliştirmeye başlayacağız korumayla beraber. Çünkü koruma en önemli bölüm. Ardından hayalet ağlarını toplayacağız, plastikleri toplayacağız." Herkesi bu projeye katılmaya davet eden Dr. Mert Gökalp, şu çağrıyı yaptı; "Gelin Green Rangers olarak, Project Posidonia olarak, Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği olarak, bu işe gönül vermiş insanlar olarak belediyemizle beraber, diğer STK’larla beraber, kurumlarla beraber gelin hep beraber ya bu işe bir el atalım. Beraber olalım; Türkiye’de hep ayrılır ya insanlar, ya biz birleşelim istiyorum. Gelen hep beraber şu işi bir değiştirelim. Çünkü eğer bunu yapmazsak 5 sene içerisinde, bakın en fazla 5 sene içerisinde Bodrum’un turizmi çökecek."