SAĞLIK - 21 Mayıs 2026 Perşembe 09:07

Geçmeyen baş ağrısını hafife almayın: "Beyin tümöründe geç kalmak ağır sonuçlar doğurabilir"

A
A
A
Geçmeyen baş ağrısını hafife almayın: "Beyin tümöründe geç kalmak ağır sonuçlar doğurabilir"

Beyin tümörlerinde erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirten Op. Dr. Selçuk Gözcü, "Belirtileri hafife almamak gerekir. Doğru tanı ve zamanında yapılan müdahale, hastanın yaşam kalitesini doğrudan etkiler" dedi.


Geçmeyen baş ağrısı, denge kaybı ve görme problemleri gibi belirtilerin basit nedenlere bağlanarak göz ardı edilmesi, bazı durumlarda ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Selçuk Gözcü, beyin tümörlerinde erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirterek, "Bazı belirtiler sıradan sanılsa da altta yatan neden ciddi olabilir. Gecikme, tedavi sürecini zorlaştırabilir" diye konuştu.


Günümüzde beyin tümörlerinin farklı yaş gruplarında görülebildiğini ifade eden Gözcü, hastaların çoğu zaman belirtileri önemsemeden süreci ertelediğine dikkat çekti.


Beyin tümörlerinin bazı hastalarda yavaş ve fark edilmeden ilerleyebildiğini belirten Op. Dr. Selçuk Gözcü, "Geçmeyen baş ağrısı, mide bulantısı, denge kaybı, konuşma bozukluğu ve görme problemleri gibi belirtilerin dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bu tür şikâyetlerin devam etmesi halinde mutlaka ileri tetkik yapılmalı" şeklinde konuştu.



"Tedavide yaklaşım hastaya göre belirlenir"


Beyin tümörü tedavisinde standart bir yaklaşımın yeterli olmadığını belirten Gözcü, tümörün yapısı, yerleşimi ve hastanın genel durumuna göre tedavi planının kişiye özel olarak oluşturulduğunu ifade etti. Amaçlarının en doğru zamanda en uygun müdahaleyi gerçekleştirmek olduğunu dile getirdi.


Modern cerrahi ve ileri teknolojinin rolü


Endoskopik ve mikrocerrahi tekniklerin uygun hastalarda önemli avantajlar sağlayabildiğini belirten Op. Dr. Selçuk Gözcü, bu yöntemlerin daha hassas müdahale imkânı sunduğunu söyledi. Ancak her yöntemin her hasta için uygun olmadığını, doğru hasta seçiminin tedavi başarısında belirleyici olduğunu vurguladı.


Beyin tümörlerinin primer (beynin kendisinden kaynaklanan) ve sekonder (vücudun başka bir bölgesinden yayılan) olarak iki gruba ayrıldığını belirten Gözcü, belirtilerin tümörün yerleşimine göre değişebileceğini ifade etti. Baş ağrısı, kol ve bacaklarda güçsüzlük, nöbet, konuşma bozukluğu, görme problemleri, denge kaybı, bulantı ve kusmanın en sık görülen bulgular arasında yer aldığını söyledi.


Tanı sürecinde tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemlerinin kullanıldığını belirten Gözcü, cerrahi planlanan hastalarda tedavinin her zaman hastaya özel olarak belirlendiğini ifade etti.



Hibrit ameliyathane ve yeni nesil sistemler


Beyin cerrahisinde ameliyathane donanımının büyük önem taşıdığını belirten Op. Dr. Selçuk Gözcü, hibrit ameliyathanelerde ameliyat sırasında MR ve tomografi çekilebildiğini söyledi. Bu sayede cerrahinin daha kontrollü ilerlediğini ve sonuçların olumlu yönde etkilendiğini ifade etti.


Ayrıca navigasyon sistemleri (tümör haritalama), ultrasonik aspiratörler ve floresan mikroskop gibi ileri teknolojilerin kullanıldığını belirten Gözcü, bu sistemlerin tümör dokusunun daha net ayırt edilmesini sağladığını ve sağlıklı dokuların korunmasına yardımcı olduğunu dile getirdi.


Tedavi sürecinde farklı branşlarla birlikte hareket ettiklerini belirten Gözcü, hastaların onkolojik durumlarına göre multidisipliner şekilde takip edildiğini ve tedavi planlarının buna göre oluşturulduğunu söyledi.



"Gecikmek tabloyu ağırlaştırabilir"


Belirtilerin ertelenmesinin risk oluşturabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Selçuk Gözcü, hastaların şikâyetleri görmezden gelmemesi gerektiğini vurguladı. Gecikmenin sinir sistemi üzerinde daha fazla hasara yol açabileceğini ve tedavi sürecini zorlaştırabileceğini ifade etti.



Tecrübe, ekip ve teknoloji


Beyin cerrahisinin yüksek hassasiyet gerektirdiğini belirten Gözcü, güçlü ekip, ileri teknoloji ve detaylı değerlendirmenin tedavi başarısında önemli rol oynadığını söyledi. Hastalara hem tıbbi hem de konfor açısından kapsamlı bir yaklaşım sunduklarını ifade etti.



"Erken tanı, doğru tedavinin anahtarıdır"


Beyin tümörlerinde erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirten Op. Dr. Selçuk Gözcü, "Belirtileri hafife almamak gerekir. Doğru tanı ve zamanında yapılan müdahale, hastanın yaşam kalitesini doğrudan etkiler" diyerek sözlerini tamamladı.



Geçmeyen baş ağrısını hafife almayın: "Beyin tümöründe geç kalmak ağır sonuçlar doğurabilir"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Akkök Holding, bu yıl 324 milyon dolar yatırım 763 milyon dolar ihracat hedefliyor Kimya, ileri malzemeler, enerji ve gayrimenkul sektörlerinde faaliyet gösteren Akkök Holding, 2025’te tamamladığı 481 milyon dolarlık ‘yerlileşme’ yatırımlarının etkisiyle büyümesini sürdürüyor. Dolar bazında yüzde 9 büyüme hedefleyen grup, konsolide olarak bu yıl 3,7 milyar dolar ciroya ulaşmayı ve ihracatta 760 milyon doları aşmayı hedefliyor. Türkiye sanayisinin önde gelen gruplarından Akkök Holding, yatırımlarına devam ederken büyümesini sürdürüyor. Yüksek katma değerli üretime odaklanan Akkök Holding, geçen yıl tamamladığı toplam 481 milyar dolarlık stratejik sektörlerde yaptığı ‘yerlileşme’ yatırımlarının meyvelerini bu yıl almayı planlıyor. Holding, özellikle kritik malzeme üretimine dönük yatırımların devreye girmesiyle bu yıl ihracatta 760 milyon dolar barajını aşacak. Yatırımlarına aralıksız devam ettiklerini ve bu yıl 324 milyon dolarlık yatırım yapmayı planladıklarını belirten Akkök Holding CEO’su İhsan Gökşin Durusoy, "Yatırımlarımızın devreye alınmasıyla 2026’da daha dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme yapısına kavuşuyoruz" dedi. Akkök Holding’in 2026 performansını ve önümüzdeki dönem öngörülerini gazetecilerle paylaşan İhsan Gökşin Durusoy, 2025’te tamamlanan yatırımlarla holdingin daha dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme dönemine girdiğini söyledi. Durusoy, "Özellikle kimya ve ileri malzemelerde kapasite kullanımının artırılması ve katma değerli ürünlerin payının yükseltilmesi en önemli önceliklerimiz arasında. Yıl sonuna kadar bu dönüşümün finansal göstergelerimize yansımasını bekliyoruz" şeklinde konuştu. Jeopolitik risklerin etkileri sürüyor 2025 yılında küresel ölçekte jeopolitik risklerin ve korumacı ticaret politikalarının tedarik zincirleri üzerindeki etkisinin sürdüğü, finansmana erişimin sınırlı kaldığı bir yıl yaşandığını belirten CEO İhsan Gökşin Durusoy, "Türkiye’de uygulanan sıkı para politikası ile birlikte dezenflasyon süreci öne çıktı. Bu ortamda stratejik olarak benimsediğimiz çok sektörlü ve dengeli portföy yaklaşımı sayesinde riskleri dağıttık ve operasyonel sürekliliğimizi koruduk" ifadelerini kullandı. 2025 yılının hacim bazlı büyümeden ziyade ürün gamının katma değerli ürünlere dönüşmesiyle dengelendiğini vurgulayan Durusoy, "Teknik elyafın toplam içindeki payı arttı. Karbon elyaf ve kompozit yatırımlarıyla ileri malzemelerde yüksek marjlı segmentlere geçişimiz hız kazandı. Bu dönüşüm, kârlılığa odaklı büyüme yaklaşımımızın temel unsurlarından biri oldu" dedi. Dolar bazında yüzde 9 büyüme hedefi 24 operasyonel şirket, 22 üretim tesisi ve 6 bin 500’ü aşan istihdam kapasitesiyle ülke ekonomisine katkı sunmaya devam ettiklerini vurgulayan Durusoy, "Yatırımlarımızın sağladığı katkıyla bu yıl büyümemizi sürdüreceğiz. Geçen yıl 3.4 milyar dolar olan kombine ciromuzu bu yıl 3.7 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Bu dolar bazında yüzde 9 seviyesinde önemli bir büyümeyi getirecek. 2025’te 680 milyon dolar olarak gerçekleşen ihracatta ise Avrupa’daki talep zayıflığına rağmen pazar çeşitlendirmesi ve katma değerli ürünlere yönelişimiz sayesinde marj katkısını artırdık. Bu yıl da ihracattaki artışımızın devam etmesini ve 763 milyon dolara ulaşmayı planlıyoruz. İhracatta odak alanlarımız yeni coğrafyalar, alternatif müşteri kanalları ve katma değerli ürünler. Yıl sonunu bu hedefin üzerinde kapatmak için müşteri bazında derinleşmeye ve marj kalitesine odaklanıyoruz" ifadelerini kullandı. İki yılda 800 milyon doların üstünde yatırım 2025 yılında toplam 481 milyon ABD doları yatırım gerçekleştirildiğini hatırlatan Durusoy, bu yıl da yatırımların devam ettiğini ve yıl sonuna kadar toplam 324 milyon dolarlık yatırım yapmayı planladıklarını kaydetti. İki yılda toplam 800 milyon doların üzerine çıkan yatırım yaklaşımının üç ana eksende ilerlediğini açıklayan Durusoy, "Mevcut kapasitenin etkin kullanımı, seçici kapasite artışı ve yeni yetkinlik kazanımı odaklı bir program yürütüyoruz. Bu yaklaşım, sermaye disiplinini korurken uzun vadeli büyüme alanlarımızın geliştirilmesini sağlıyor" ifadelerini kullandı. Durusoy, yurtdışında yatırım fırsatlarını da değerlendirdiklerini belirterek, "Tunus’ta özellikle havacılık sektöründe dünyanın önde gelen şirketlerinin de olduğu yatırımlar bulunuyor. Bu yoğunlaşma Aksa İleri Kompozit şirketimize avantaj oluşturabilir. Yatırım için fizibilite ve yer araştırmalarımız sürüyor" şeklinde konuştu. Stratejik ürünlerde yerli üretim kapasitesini artırıyor Yatırımlarını ithalat ikamesi, ihracat gücünün desteklenmesi, verimlilik ve dikey entegrasyon hedefleriyle şekillendirdiklerini belirten Durusoy, "Mithra (UHMWPE) yatırımı 350 ton kapasiteyle üretime başladı ve ilerleyen dönemde 500 tona çıkarılacak ve savunma ile ileri malzemelerde yeni bir büyüme alanı oluşturuyor. Aksafil yatırımıyla 4.000 ton kapasiteyle akrilik elyaf değer zincirinde bir adım ileriye geçildi. Aralık 2025’te kapasite 7.000 ton seviyesine çıkarıldı. Akkim Kimya tarafından hayata geçirilen epoksi reçine yatırımıyla, stratejik bir üründe yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi ve yıllık 150-200 milyon dolar düzeyinde ithalat ikamesine katkı sağlanması hedefleniyor. Aksa Carbon ve Aksa İleri Kompozit üzerinden karbon elyaf ve kompozitte bütüncül bir değer zinciri oluşturularak hammadde üreticisinden entegre çözüm sağlayıcısına geçiş yapıldı" dedi. Gayrimenkul ve enerjide değer odaklı büyüme Gayrimenkul sektöründe de büyümesini sürdüren Akkök Holding, bu yıl Sahrayıcedit projesine başlamayı planlıyor. Durusoy’un verdiği bilgiye göre Sahrayıcedit projesinin büyüklüğü 500-550 milyon dolar seviyesinde olacak. Akasya ve Akbatı AVM’lerinde ise yüzde 95’in üzerindeki doluluk oranının sürdüğünü, Akmerkez’de Nisan 2026 itibarıyla yüzde 92’nin üzerindeki doluluk oranının korunduğunu belirten Durusoy, Akiş GYO’da yurtiçindeki fırsat odaklı projelerin yanı sıra yurtdışında iş birliği fırsatlarını da değerlendirdiklerini belirtti. Enerji tarafında da portföyün yüzde 26’sı yenilenebilir olacak şekilde yapı sürdürülürken, kaynak çeşitliliği ve verimlilik odağı korunduğunu belirten Durusoy, şunları söyledi: "Akenerji’nin 904 MW kurulu güce sahip Erzin Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nde planlanan 7,79 MW hibrit GES yatırımıyla santralin iç tüketiminin yenilenebilir kaynaklardan karşılanması hedefleniyor. Ortaklığımız bulunan SEDAŞ ise artan enerji talebi, iklim koşulları ve dijital dönüşümün etkileri doğrultusunda Kocaeli, Sakarya, Düzce ve Bolu illerini kapsayan faaliyet bölgesinde şebeke dayanıklılığını artıran, teknoloji odaklı ve sürdürülebilir altyapı yatırımlarına odaklanmayı sürdürüyor. SEDAŞ’ın halka arzı için SPK’ya başvuru yapıldı. Sepaş Enerji ise 2026-2030 uygulama döneminde dağıtım ve şebeke altyapı yatırımlarına devam etmekte ve toplayıcılık-perakende tarafında da pazar payı artışı ve büyüme sürüyor." 212 NexT Fonu 30 milyon dolar büyüklük hedefine ilerliyor Akkök Holding’in teknoloji odaklı büyüme stratejisinin önemli ayaklarından biri olan Akkök Next, malzeme teknolojilerine odaklanan teknoloji fonu 212 NexT’in anchor yatırımcısı olarak konumlanmaya devam ediyor. Fon kapsamında bugüne kadar 5 girişime yatırım yapıldığını ve 22 milyon dolar taahhütlü fon büyüklüğüne ulaşıldığını belirten Durusoy, 30 milyon dolar fon büyüklüğü hedefiyle malzeme teknolojilerinde küresel dönüşüme öncülük etmeyi sürdürdüklerini söyledi. Durusoy, bu alandaki yatırımların yalnızca finansal değil, aynı zamanda stratejik ve bilgi birikimini artırıcı etkiler taşıdığını vurguladı. Ar-Ge’de odak: İleri malzeme, proses, dijital üretim, savunma Durusoy, Ar-Ge ve inovasyonun holding için sadece bir yatırım kalemi değil, tüm şirketlerde içselleştirilen bir yönetim anlayışı olduğunu belirtti. Ar-Ge faaliyetlerinin odak alanlarını ileri malzemeler, proses teknolojileri, dijital üretim ile savunma ve yüksek performans uygulamaları olarak sıralayan Durusoy, üniversite iş birliklerinin, TÜBİTAK ve Avrupa Birliği destekli projelerin yanı sıra grup içi çapraz araştırmacı değişim uygulamasının da kararlılıkla sürdürüldüğünü paylaştı. Sürdürülebilirlik artık metrik bazlı yönetiliyor Sürdürülebilirlik yaklaşımının daha sistematik ve ölçülebilir hale getirildiğini açıklayan Durusoy, önceliklerin yenilenebilir enerji kullanımının artırılması ve hibrit üretim modelinin yaygınlaştırılması, sürdürülebilir tedarik zinciri yapısının kurulması, karbon yönetimi ve regülasyon uyumu (CBAM/ETS) ile sürdürülebilirlik performansının metrik bazlı izlenmesi olduğunu belirtti. 2025’te sürdürülebilirlik yaklaşımının operasyonel uygulamaların ötesine taşınarak yatırım ve yönetim süreçlerinin temel bir bileşeni haline getirildiğini hatırlatan Durusoy, "Epoksi tesisi kapsamında benimsediğimiz sıfır atık su yaklaşımı, bu dönüşümün en somut örneği. Bu yaklaşımı diğer tesislerimize ve grup şirketlerimize yaygınlaştırıyoruz. Sürdürülebilirliği, finansal performansı destekleyen stratejik bir unsur haline getiriyoruz" dedi.
Muğla Marmaris bisiklette dünya markası olma yolunda ilerliyor L’tape Marmaris by Tour de France, zorlu tırmanışları, teknik inişleri ve eşsiz körfez manzaralarıyla 7 Haziran’da bisiklet tutkunlarını Marmaris’te buluşturacak. Yükselen bisiklet turizmi ve yeni nesil seyahat ile Marmaris’i dünya vitrinine taşıyacak. Tour de France’ın dünyaca ünlü amatör yarış serisi L’tape by Tour de France, 7 Haziran’da Marmaris’in eşsiz doğasında bisiklet tutkunlarına unutulmaz bir yarış deneyimi yaşatmaya hazırlanıyor. Tour de France’ın efsanevi dağ etaplarından ilham alan organizasyon; uzun tırmanışları, teknik inişleri, yüksek irtifa kazanımları ve körfez manzaralarıyla Marmaris’i uluslararası bisiklet sahnesinin dikkat çeken merkezlerinden biri haline getirecek. Tour de France’ın organizatörü olan uluslararası spor, organizasyon ve medya kuruluşu Amaury Sport Organisation (ASO) ile 78 Event iş birliğinde gerçekleştirilecek bu büyük organizasyon, dünyanın dört bir yanından bisiklet tutkunlarını Akdeniz ve Ege Denizi’nin kavuştuğu, spor ve bisiklet turizmi cenneti Marmaris’te bir araya getirecek. Marmaris Belediyesi’nin de destek verdiği organizasyon, ilçenin spor turizmi ve destinasyon tanıtımı açısından uluslararası marka değerini güçlendirme hedefiyle gerçekleştirilecek. Yalnızca bisiklet tutkunlarını değil; spor turizmi, deneyim odaklı seyahat ve sürdürülebilir yaşam trendlerini merkeze alan yeni nesil turist profilini de Türkiye’ye çekmeye hazırlanan L’tape Marmaris, Marmaris’in yalnızca bir tatil merkezi değil; dört mevsim spor yapılabilen uluslararası bir "bisiklet şehri" olarak konumlanmasına da katkı sağlayacak. Dağ, deniz, orman ve kıyı yollarını aynı rotada buluşturan coğrafi yapısı; uzun sezon avantajı, iklim şartları ve teknik parkurlarıyla Marmaris, son yıllarda profesyonel ve amatör bisiklet topluluklarının dikkat çeken destinasyonları arasında yer alacak. Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, "L’tape by Tour de France Marmaris, 123 yıllık Tour de France geleneğini Marmaris’in doğası ve spor vizyonuyla buluşturan çok kıymetli bir organizasyon. Marmaris; bisiklet yolları, parkurları ve doğal altyapısıyla bu organizasyon için güçlü bir destinasyon. Amacımız, bu yarışın kentte sürdürülebilir şekilde yerleşmesi, bisiklet kültürünün gelişmesi ve Marmaris’in spor ve turizm markasına uzun vadeli katkı sağlamasıdır. 90 ülkede yayınlanacak bu uluslararası organizasyonun Marmaris’e önemli bir değer katacağına inanıyoruz" dedi. L’tape Marmaris by Tour de France parkuru; Marmaris merkezden başlayarak İçmeler, Turunç, Osmaniye, Bayır, Söğüt, Selimiye, Turgut, Orhaniye ve Hisarönü hattında ilerleyen yapısıyla sporcuları Akdeniz ve Ege’nin kesişim noktasında benzersiz bir yolculuğa çıkaracak. Çam ormanları, teknik virajlar, körfez manzaraları ve uzun tırmanışlarla şekillenen rota; Tour de France’ın ikonik dağ etaplarının ruhunu Marmaris’e taşıyacak. Parkurun ilk bölümünde sporcular Marmaris Körfezi’nden İçmeler ve Turunç hattına doğru ilerlerken, Akdeniz’in mavisi eşliğinde pedal çevirecek. Turunç-Amos bölgesinde başlayan teknik virajlar ve tırmanışlar ise yarışın karakterini tamamen değiştirecek. Karya uygarlığının önemli liman kentlerinden Amos Antik Kenti çevresindeki yollar, parkura tarihî bir atmosfer katarken sporculara gerçek bir dağ etabı hissi yaşatacak. Osmaniye, Bayır ve Söğüt hattında yoğun kızılçam ormanları içinde devam eden rota, Selimiye, Turgut ve Orhaniye körfezlerine doğru ilerleyecek. Marmaris’in "orman, deniz ve dağın aynı parkurda buluştuğu" eşsiz coğrafyası, yarış boyunca sporculara ve izleyicilere görsel açıdan unutulmaz anlar sunacak. L’tape Marmaris by Tour de France, 96,7 km’lik ve 65,8 km’lik parkurlarıyla yalnızca sportif bir mücadele değil; Marmaris’in doğasını, tarihini, kıyı kültürünü ve dağ yollarını keşfeden unutulmaz bir rota deneyimi sunacak. Sporcular, yarış boyunca Akdeniz ve Ege’nin kesiştiği coğrafyada; koylar, ormanlar, antik kentler, dağ geçitleri ve geleneksel köy yolları arasında pedal çevirecek.
İstanbul "Ağaç" dediler, Türkiye’yi milyarlarca dolar zarara uğrattılar: Gezi kalkışmasının üzerinden 13 yıl geçti İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’nda 27 Mayıs 2013’te başlayan ve Türkiye geneline yayılan eylemlerin üstünden 13 yıl geçti. Eylemcilerin, cami kamu binası demeden İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlere verdiği hasarlar giderilse de, kalkışmanın ekonomiye vurduğu milyarlarca dolarlık darbenin izleri hala hafızalarda. 2013 Mayıs ayında Gezi Parkı’nda Taksim Yayalaştırma Projesi çerçevesinde ağaçların başka yere taşınacak olması, bazı gruplar tarafından sözde çevre duyarlılığı adı altında protesto edildi. Protestolar ve katılımcıların ısrarlı tutumları, polise karşı gösterilen direniş, farklı illegal grupların da eylemlere dahil olmasına imkan sağladı. İllegal gruplar, sözde ağaç eylemini adeta fırsata çevirerek, açıkça Türkiye’nin huzur ve güven ortamını hedef aldı. Eylem, sosyal medya üzerinden yapılan çağrılarla kısa sürede Türkiye’nin büyük bölümüne yayıldı. Olayların sosyal medyada duyulmasıyla İstanbul genelinde ve tüm Türkiye’de kitlesel protestolar patlak verdi. İllegal gruplar, ülkenin huzur ve güven ortamını zedelemek adına her türlü girişimde bulundu. Göstericiler, kamu mallarını hiçe sayarak eylemlerini sürdürürken, camiler de öfkeli grupların hedefinde yer aldı. Adeta kalkışmaya dönen olaylarda, Taksim Gezi Parkı’na çadırlar kuruldu, eylemciler polisin tüm uyarılarına rağmen yasadışı faaliyetlerini sürdürdü. Alanlarda yasadışı örgüt flamaları ve pankartlar açılarak, terör gruplarına destek sloganları atıldı. Dağılmamakta direnen grubun kamu mallarına da zarar vermesiyle birlikte polis müdahalesi kaçınılmaz hale geldi. Eylemler nedeniyle hayatını kaybedenler ve yaralananlar oldu. Bunun yanı sıra 326 iş yeri, 201 araç tahrip edildi, 46 kamu binası, 231 polis aracı ve 44 ambulans kullanılmaz hale geldi. 80 belediye otobüsü ve 85 otobüs durağı yakıldı. Olaylarda polis araçlarını taşlayan ve ters çeviren eylemciler, Taksim Gezi Parkı’ndaki polis noktasını da ateşe verdi. Göstericilerin hedefinde gazeteciler de vardı. Yaşananları anbean takip eden gazetecilerin canlı yayın araçları yakıldı, kamera ve fotoğraf makinalarına zarar verildi. Gösterilerde çok sayıda basın mensubu da yaralandı. Israrlara rağmen eylemi sonlandırmayan gruplar gün geçtikçe tepkilerini arttırırken, yapılan tüm sağ duyu çağırılarına da duyarsız kaldı. 15 Haziran’da Gezi Parkı’na polis tarafından geniş çaplı operasyon düzenlendi. Çadırlar tamamen söküldü, park boşaltıldı ve girişler kapatıldı. Tamamlanan geniş çaplı soruşturma neticesinde, "Olayları organize ettiği ve finansman sağladığı" iddialarıyla, aralarında Osman Kavala, Mehmet Ali Alabora ve Can Dündar’ın da bulunduğu 16 kişi hakkında toplam 47 bin 520 yıl hapis talebiyle dava açıldı. İlk duruşması 25 Haziran 2019’da yapılan dava 18 Şubat 2020’de sonuçlandı. 10 sanık beraat ederken diğer sanıkların dosyaları farklı davalara aktarıldı. Günler süren eylemlerin Türkiye’ye maliyeti büyük oldu. Eylemcilerin, cami kamu binası demeden İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlere verdiği hasarlar giderilse de, kalkışmanın ekonomiye vurduğu milyarlarca dolarlık darbenin izleri hala hafızalarda. Planlı Gezi kalkışmasının en büyük hedeflerinden biri olan Türkiye’nin güven ortamı, o dönemde büyük yara aldı. Yerli ve yabancı yatırımcıların Türkiye algısına vurulan darbe nedeniyle ekonomi ve finansal piyasalarda büyük hasar oluştu. Planlı kalkışma Türkiye ekonomisine zarar verse de, güven ortamının kısa sürede sağlanmasının ardından Türkiye alınan tedbirler ve uygulanan reformlarla ekonomik anlamda yaralarını sardı.
Bolu Alzheimer hastaları ve çocuklar için geliştirildi: Liselilerin akıllı saati ön sipariş aldı Bolu’da iki meslek lisesi öğrencisi, sağlık takibi ve konum izleme özelliklerini bir araya getiren çok fonksiyonlu bir akıllı saat geliştirdi. Özellikle çocuklar ile Alzheimer hastalarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tasarlanan sistemin, ilk etapta iki ön sipariş aldığı belirtildi. Bolu Mimar İzzet Baysal Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerince geliştirilen cihaz, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan kullanıcıya ait sağlık verilerini kendi işlemcisi üzerinden değerlendirebiliyor. Yapay zeka tabanlı çalışan sistem, kullanıcının fiziksel verilerini zaman içinde analiz ederek kişisel sağlık profilini oluşturuyor. Geliştirilen akıllı saat nabız, vücut sıcaklığı, hareket ve benzeri verileri anlık olarak takip ederek olağan dışı değişimleri tespit etmeyi hedefliyor. Sistem ayrıca düşme algılama, konum bilgisi paylaşımı ve uzaktan izleme gibi özellikler de sunuyor. Geliştirilen sistem sayesinde özellikle uzakta yaşayan yaşlı bireylerin, Alzheimer hastalarının ve çocukların sağlık durumları uzaktan takip edilebiliyor. Üretilen saatin ilk etapta iki ön sipariş aldığı da öğrenildi. "Hedefimiz seri üretime geçmek" Projenin geliştiricilerinden 10. sınıf öğrencisi Yiğit Baycan, hedeflerinin seri üretime geçmek olduğunu vurgulayarak, "Şu an dünyada bir ilk bu. Bu saati aslında Alzheimer hastaları ve küçük çocuklar için geliştirdik. Onlar için çok daha uygun bir sistem. İlk olarak saati kolumuza takıyoruz. Daha sonra IP adresine girildiğinde tüm bilgiler görüntülenebiliyor. Örneğin uzakta yaşayan yaşlı bir akrabamızın nerede olduğunu, nasıl durumda olduğunu hatta yere düşüp düşmediğini bile algılayabiliyor. Vücut ısısını, nabzını ve kandaki oksijen seviyesini ölçebiliyor. Tamamen bağımsız. Hatta iki önemli avantajı daha var. İlk olarak yapay zeka destekli olması, ikinci olarak ise kendi veri setini oluşturabilmesi. Mevcut akıllı saatler bunu yapamıyor. Saatler kendi veri setini oluşturamazken bu sistem bunu başarabiliyor. Şimdi hedefimiz, ürünü biraz daha küçültüp seri üretime geçirmek" dedi. "Mesafe fark etmeksizin tüm veriler bilgisayarda" Cihazın teknik özelliklerine değinen 10. sınıf öğrencisi Emirhan Çelen ise "Bu saat, insanın kan basıncını, nabzını, ortam sıcaklığını ve vücut sıcaklığını ölçebiliyor. Ayrıca bilekteki konumunu ve hareketlerini de algılayabiliyor. Uzak mesafe fark etmeksizin, saat kimde olursa olsun internet bağlantısı olduğu sürece bilgisayar üzerinden tüm verilere ulaşabiliyoruz" ifadelerini kullandı.