EKONOMİ - 05 Mart 2026 Perşembe 10:59

Hürmüz krizi yerli kaynakların önemini yeniden hatırlattı

A
A
A
Hürmüz krizi yerli kaynakların önemini yeniden hatırlattı

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla küresel enerji piyasalarında sert dalgalanma yaşanırken, petrol fiyatları hızla yükseldi. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik hattaki kesinti, enerji arz güvenliğinin önemini yeniden ortaya koydu. YEKÜD Başkanı Fatma Elif Yağlı, "Yaşanan olağandışı gelişmeler, yerli kömür kullanımının teşvikiyle üretimde süreklilik sağlamanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi" dedi.



Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilim sonrası İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel enerji piyasalarında arz şoku oluşturdu. Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği kritik geçiş hattında yaşanan aksama, petrol fiyatlarının kısa sürede sert şekilde yükselmesine neden oldu. Uzmanlara göre, tanker trafiğinin durmasıyla birlikte günlük milyonlarca varillik petrol akışı kesintiye uğrarken, piyasalarda belirsizlik ve fiyat baskısı hızla arttı. Yaşanan gelişmeler, enerji arz güvenliğinin sağlanabilmesi için yerli kaynakların maksimum kapasitede kullanılabilmesinin; yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve jeopolitik bir mesele olduğunu bir kez daha ortaya koydu.


Küresel enerji sistemi alarm veriyor


Yerli Kömür Kaynaklı Elektrik Üreticileri Derneği (YEKÜD) Başkanı Fatma Elif Yağlı, yaşanan gelişmelerin enerji politikalarına dair önemli bir gerçekliği net şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Yağlı, sözlerine şöyle devam etti: "Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar, enerji arz güvenliğinin teorik bir kavram olmadığını; küresel ölçekte anlık krizlerle doğrudan sınanan bir gerçeklik olduğunu bir kez daha gösterdi. Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bir hattın devre dışı kalması, tüm ülkeler için ciddi bir kırılganlık oluşturuyor."


"Yerli enerji kaynaklarına dayalı üretim bir tercih değil, zorunluluk"


Özellikle enerji tarafında iş birliği yaptığımız ülkelerin savaşta olduğu dikkate alındığında, ülkemiz açısından en kritik başlığın yerli ve sürekli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi olduğunu vurgulayan Yağlı, "Bugün geldiğimiz noktada, yerli enerji kaynaklarına dayalı üretim bir tercih değil, açık bir zorunluluk. Dışa bağımlı enerji yapısı, ne kadar süreceği belli olmayan bu tür krizlerde maliyet artışı ve arz riski olarak doğrudan karşımıza çıkıyor. Yerli kömürden elektrik üretimi, bu anlamda Türkiye’nin enerji sisteminde yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir güvence işlevi görüyor. Son 6 ay içerisinde Enerji Bakanlığı tarafından bu alana verilen teşviklerin katkısı stratejik bir hamle oldu" diye konuştu.


Baz yük olmadan sistem ayakta kalamaz


Enerji sistemlerinin sürekliliği açısından baz yük kapasitesinin kritik rolüne dikkat çeken Yağlı, "Enerji sistemleri yalnızca üretim kapasitesiyle değil, süreklilik ve denge ile ayakta kalır. Baz yük santralleri; yani kesintisiz ve öngörülebilir üretim olmadan, sistemin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sadece yenilenebilir kaynaklara dayalı bir yapı, mevcut teknolojik koşullarda arz güvenliğini tek başına sağlayamaz. Bu nedenle baz yük kapasitesinin korunması, enerji politikalarının temel unsurlarından biri olmalıdır. Son dönemde, yerli kömür santrallerinin tuttuğu kapasite karşılığında ödenen bedelin kaldırılmasına ilişkin getirilen yeni düzenlemenin gözden geçirilmesinde fayda görüyoruz" açıklamasında bulundu.


"Enerji dönüşümü dengeli ve gerçekçi olmalı"


Yağlı, enerji dönüşümünün ancak dengeli bir modelle ilerleyebileceğini vurguladı:


"Enerji dönüşümünü bir ‘ya hep ya hiç’ yaklaşımıyla değil, dengeli ve gerçekçi bir geçiş süreci olarak ele almak gerekiyor. Bu süreçte baz yük tesislerimizi korurken; yenilenebilir enerji yatırımlarını da kararlılıkla artırmak zorundayız. Rüzgâr ve güneş enerjisi başta olmak üzere tüm alternatif kaynaklar, sistemin tamamlayıcı unsurları olarak büyümeye devam etmeli."


"Krizler, doğru politikaların testidir"


Türkiye’nin enerji geleceğinin, yerli kaynaklar ile yenilenebilir yatırımların birlikte ve dengeli şekilde ilerlediği bir model üzerine kurulması gerektiğini hatırlatan Yağlı, "Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, aslında tüm ülkeler için bir stres testi niteliğinde. Böyle dönemlerde ayakta kalan sistemler, yerli kaynaklarını etkin kullanan, dengeli üretim yapısına sahip ve arz güvenliğini önceliklendiren sistemlerdir" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Keçeli: "Ege adalarının statüsüne ilişkin açıklamalar gayriciddi, talihsiz ve zamansız" Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, "Son günlerde Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü hilafına yapılan açıklamaları gayriciddi, talihsiz ve zamansız buluyoruz" dedi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Keçeli, resmi sosyal medya hesabından Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü’ne ilişkin son dönemde yaşanan gelişmeler hakkında açıklamada bulundu. Keçeli, son günlerde Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü’ne aykırı yönde yapılan açıklamaları ciddiyetsiz, talihsiz ve zamansız bulduğunu ifade etti. Keçeli, son gelişmeleri fırsata çevirmek isteyen ve her fırsatta NATO müttefiki Yunanistan ile ikili ilişkileri zehirlemeye çalışan bazı çevrelerin yeni bir oldubitti girişiminde bulunmasının şaşırtıcı olmadığını da belirtti. "Ege adalarının statüsüne ilişkin açıklamalar gayriciddi, talihsiz ve zamansız" Keçeli, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Son günlerde Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü hilafına yapılan açıklamaları gayriciddi, talihsiz ve zamansız buluyoruz. 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ve 1947 tarihli Paris Barış Antlaşması çerçevesinde gayriaskeri statü altına alınan Doğu Ege Adaları ve Oniki Adaların objektif hukuki statüsünde tartışmaya açık bir husus bulunmamaktadır. Hal böyleyken, bölgemizde yaşanan son gelişmeleri fırsata çevirmek isteyen ve her vesileyle NATO müttefikimiz Yunanistan’la ikili ilişkilerimizi zehirlemeye gayret gösteren bazı çevrelerin yeni bir oldubitti teşebbüsünde bulunmaları esasen şaşırtıcı değildir. Türkiye’yi revizyonizmle suçlayan bu çevrelerin uluslararası hukuk hilafına atacakları her adım yok hükmündedir. Daha da ibret verici olan husus ise bu zihniyetin geçmişte Kıbrıs Adası’nın ortak sahibi olan Kıbrıslı Türkleri toplu halde yok etmek isterken, bugün onları da koruyacaklarını iddia etmeleridir. Bilinmesini isteriz ki Kıbrıslı Türkler ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, anavatan ve garantör Türkiye’nin de desteğiyle kendi güvenliğini sağlamaya muktedir olup, başka hiç kimseye muhtaç değildir. Bölgemizde yaşanan gelişmeler barış ve istikrara olan samimi bağlılığın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. İç politikaya yönelik saiklerle mesnetsiz iddialarda bulunmayı ve ülkemiz aleyhine dezenformasyon yapmayı adet haline getiren çevrelere, oldubittilere izin vermeyeceğimizi bu vesileyle tekrar hatırlatıyor ve kendilerini sağduyuya davet ediyoruz."
Afyon Akran Gücüyle Temiz Gelecek Afyon’da projesi gerçekleştirildi İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen, Girişimci Genç Liderler Derneği yürütücülüğünde hayata geçirilen ‘Akran Gücüyle Temiz Gelecek Afyon’da: Bağımsız Gençlik, Güçlü Yarınlar Projesi’ çerçevesinde planlanan okul faaliyetlerinin ilk ziyareti Recep Tayyip Erdoğan Anadolu Lisesi’ne gerçekleştirildi. Proje çerçevesinde bağımlılıkla mücadelenin yalnızca bireysel değil; sosyal, çevresel ve ailevi boyutları olan çok yönlü bir konu olduğu gençlere aktarıldı. Koruyucu ve önleyici çalışmaların önemi vurgulanarak, erken yaşta bilinçlendirme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasının riskleri azalttığı ifade edildi. Gençlerin bu süreçte yalnızca hedef grup değil, mücadelenin aktif paydaşı olduğu belirtildi; akran etkisinin gücüne dikkat çekilerek bilinçli gençlerin çevrelerinde farkındalık oluşturabileceği anlatıldı. "Hayır diyebilme" becerisi ve doğru karar alma süreçlerinin önemi üzerinde duruldu. Ayrıca bağımsız ve sağlıklı bireyler yetiştirmede ailenin temel rolü vurgulandı; sevgi, güven ve açık iletişimin gençleri riskli davranışlardan koruyan en güçlü unsur olduğu gençlere aktarıldı. Gençlerin aktif katılımı ve ailelerin bilinçli desteğiyle bağımlılıkla mücadelenin daha etkili ve sürdürülebilir olacağı ifade edildi.
Muğla Kötekli MEGEM Üniversite gençliğinin talebiyle yenileniyor Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras, Mart Ayı Meclis Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, şehir-üniversite entegrasyonu çerçevesinde Kötekli’de bulunan Menteşe Belediyesi Gençlik Merkezi’nin (MEGEM), üniversite gençliğinden gelen talep ve öneriler doğrultusunda yenileneceğini açıkladı. Kent merkezi ile üniversite yaşamı arasında güçlü bir bağ kurmak amacıyla hayata geçirilen ve bir süredir üniversite öğrencilerine hizmet veren MEGEM’in, gençlerin ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda yeniden tasarlanacağını belirten Başkan Köksal Aras, merkezin gençlerin aktif olarak kullandığı, fikir ürettiği ve sosyalleştiği bir çekim alanına dönüştürüleceğini ifade etti. "Öğrencilerin görüşlerini aldık" Konuşmasında, gençlerin görüş ve önerilerini esas alan katılımcı bir anlayışla MEGEM’i daha işlevsel ve dinamik bir yapıya kavuşturacaklarını vurgulayan Başkan Köksal Aras, şunları söyledi: "Kötekli Mahallemizde bulunan MEGEM’i yeniliyoruz. Burası, Kötekli Mahallemizde ilkokulun yanında, muhtarlık binasının da içinde yer aldığı dört katlı büyük bir yapı. Gençlerimizin enerjisi ve fikirleriyle şekillenen MEGEM 2.0 projemiz için Büyükşehir Belediyemizle birlikte kapsamlı bir yenileme çalışmasına başlıyoruz. Tadilat sürecine geçmeden önce gençlerimizle bir araya geldik, onların görüş ve önerilerini dinledik. Biz de burada yapmayı planladığımız çalışmaları gençlerimize anlattık, projeyi çok beğendiler. Müzik odası talepleri oldu, bunun için de gerekli çalışmaları yürütüyoruz. MEGEM’in mimarisi, teknolojik donanımı ve yepyeni çehresiyle gençlerimizin çekim merkezi haline gelmesi amacıyla yürüttüğümüz bu dönüşümde, merkezimizi ‘sosyal bir yaşam alanı’ olarak yeni işleviyle hizmete açacağız"