EKONOMİ - 05 Ocak 2026 Pazartesi 15:56

Japonya’daki raylı sistem Türkiye’de Japon Konutları’nda

A
A
A
Japonya’daki raylı sistem Türkiye’de Japon Konutları’nda

Raylı sistem olarak bilinen sismik izolatörlü yapıları projelerinden kullandıklarını belirten Japon Konutları CEO’su Okan Hocaoğlu, "Biz, projelerimizde sismik izolatör kullanıyoruz. Teknik olarak bina ve zemin arasında yer alan izolatör zeminde yaşanan depremin ve etkilerinin yukarıda bulunan yaşam alanlarında çok az hissedilmesini sağlıyor. Böylece can ve mal güvenliği korunmuş oluyor ayrıca psikolojik olarak da bireylerin rahat yaşamasına katkı sağlıyor" dedi.



Dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri olan ‘Pasifik Ateş Çemberi’ üzerinde yer alan Japonya’da meydana gelen depremler ve akabinde yetkililerce tsunami uyarıları verildiği bilgilerini sıklıkla alıyoruz. En son geçtiğimiz ay Japonya’da 7,5 büyüklüğünde deprem meydana geldi ve bu depremin ardından can kaybının yaşanmadığı ve yaralı sayısının ise yalnızca 50 olduğu açıklandı. Japonya’da depreme dayanıklı binalar ve deprem izolasyon sistemi ise yeniden merak konusu oldu. Yüksek inşaat mühendisi ve makine mühendisi olan Japon Konutları CEO’su Okan Hocaoğlu, Japonya’da geliştirilen bu uygulamaları, yerinde incelemelerini ve bu teknolojileri Türkiye’de inşa etmekte oldukları Japon Konutları projesine nasıl uyguladıklarını anlattı.


Japonya’daki raylı sistem Türkiye’deki konut projesinde


Raylı sistem olarak bilinen sismik izolatörlü yapılar Türkiye’de 100 yatak ve üzeri kapasitesi bulunan kamu hastanelerinde kullanılmaya uzun yıllar önce başlandı. Türkiye’de bu teknolojinin kullanıldığı ilk konut projelerinden biri ise Japon Konutları. Hocaoğlu ve ekibinin Japonya’da yerinde yaptığı incelemeler doğrultusunda hem Japonların konuya yönelik bakış açıları hem de geliştirdikleri teknolojiler örnek alınarak Türkiye’de yapılan konut projesinin ikinci etabına başlandı. İstanbul Sancaktepe’de yapımı devam eden konutların sismik izolatörlü ikinci etabı yoğun ilgi gördü.


"Projelerimiz kontrollü hasar değil sıfır hasar prensibiyle geliştiriliyor"


Hocaoğlu, depremde hasarsızlık ilkesi ile hareket ettiklerini belirterek, "Sıfır hasar statik anlamda kolon, kiriş, duvar, döşeme dahil hiç bir aksamın hasar almayacak şekilde tasarlanması prensibidir. Japonların bir sözü var: "Binalar insanları korumak için var" bina depremden öncede sonrada vatandaşa güven vermeli" şeklinde konuştu.


Deprem izolasyonu


Hocaoğlu sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye’de raylı sistem olarak bilinen deprem izolasyonunun farklı yöntemleri var. Biz projelerimizde sismik izolatör kullanıyoruz. Teknik olarak bina ve zemin arasında yer alan izolatör zeminde yaşanan depremin ve etkilerinin yukarıda bulunan yaşam alanlarında çok az hissedilmesini sağlıyor. Deprem kuvvetinin altta sönümlenmesiyle insanların yaşadıkları alanda rahat bir şekilde depremi atlatmalarını sağlıyor. Böylece can ve mal güvenliği korunmuş oluyor ayrıca psikolojik olarak da bireylerin rahat yaşamasına katkı sağlıyor.


"Güvenlik, konfor, huzur hedefliyoruz"


Üretmekte olduğumuz Japon Konutları projelerini öncelikle sağlam zemin üzerine kurguluyoruz. Sismik izolatör kullanarak depremde sıfır hasar hedefliyoruz. Binalarımızda C40 ve üzeri beton kullanıyoruz. Tüm mühendislik ve mimari tasarımlarımızı hasarsızlık prensibi ile geliştiriyoruz. Japonya’da yaşanan bu depremde de önceki depremlerde de çok az hasarla süreç atlatıldı, bu da Japonların konuya bakış açısı ve geliştirdikleri izolatörlü, güvenli binalar sayesinde mümkün oldu."



Japonya’daki raylı sistem Türkiye’de Japon Konutları’nda

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Önlem alınmazsa 50 yıl içinde deniz suyu Basmane’ye kadar ilerleyebilir Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’de yeraltı sularının kontrolsüz kullanımıyla kentin çöküşe sürüklendiğini ifade ederek, önlem alınmazsa 50 yıl içinde deniz suyunun Basmane’ye kadar ilerleyebileceği uyarısında bulundu. Temiz Toplum Temiz Gelecek Platformu üyeleri, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar ile bir araya gelerek İzmir ve Türkiye’nin giderek büyüyen su ve enerji krizini masaya yatırdı. Platform Başkanı Yunus Karakaya, yöneticiler Oktay Karaçelik, Tekin Alptekin ve Cem Şeker ile birlikte gerçekleştirilen toplantıda, özellikle İzmir’i tehdit eden kuraklık, yer altı suyu kullanımı ve çökme riski konusunda çarpıcı değerlendirmeler yapıldı. Toplantıda konuşan Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’in uzun vadede karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin "çökme" olduğunu vurgulayarak, bugüne kadar kentin bu gerçeği görmezden geldiğini söyledi. Ahmet Piriştina’dan bu yana göreve gelen belediye başkanlarının su tasarrufu ve Körfez konularında yeterli adım atmadığını dile getiren Yaşar, Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer ve Cemil Tugay ile görüşme imkânı bulamadığını, uyarılarını mektup yoluyla iletmek zorunda kaldığını ifade etti. 42 yıldır denizler ve İzmir Körfezi üzerine çalışan bir akademisyen olduğunu hatırlatan Yaşar, Körfez’le ilgili en kapsamlı bilimsel çalışmayı 1998 yılında yaptıklarını, 1999’dan bu yana da kamuoyunu sürekli uyardığını söyledi. Büyük Kanal Projesi sonrasında Körfez’in temiz suyla beslenmesi halinde yüzülebilir hale geleceğini ancak derelerin betonlanması ve yanlış çevre uygulamaları nedeniyle bunun mümkün olmadığını vurguladı. İzmir’in çok ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olduğunu belirten Yaşar, 2000 yılında yüzde 60 olan su kayıp-kaçak oranının yıllar içinde düşürülmesine rağmen halen yüzde 35 seviyesinde olduğunu söyledi. Kentte kullanılan suyun yaklaşık yüzde 80’inin yer altı kuyularından çekildiğine dikkat çeken Yaşar, kuyu derinliklerinin 600 metreden 1200 metreye kadar indiğini, bunun Manisa Ovası başta olmak üzere tüm bölgenin altını boşalttığını ifade etti. Kuraklığın yalnızca çevresel bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yaşar, "Enflasyon, ekonomik kriz, enerji krizi, balıkların yok oluşu ve hatta savaşların temelinde kuraklık yatıyor" dedi. Tarihî süreçte büyük göçlerin ve toplumsal kırılmaların da kuraklık dönemlerinde yaşandığını hatırlattı. "Deniz suyu Basmane’ye kadar gelebilir" İzmir’de çökme sürecinin sessiz ama sürekli ilerlediğini belirten Yaşar, çarpıcı bir uyarıda bulunarak, "İzmir’in en büyük sorunu ne ulaşım ne Körfez’in kokması ne de kirlilik. Uzun vadede tek bir sorun var: Çökme. Eğer önlem alınmazsa 50-60 yıl sonra deniz suyu Basmane’ye kadar gelebilir. Alsancak’ta bugün hissedilen kanalizasyon kokularının nedeni de boruların deniz seviyesinin altına inmeye başlamasıdır" diye konuştu. Cakarta ve Mexico City örneklerini veren Yaşar, bu kentlerde yılda 10-15 santimetre çökme yaşandığını, çözüm olarak bazı bölgelerin tamamen boşaltıldığını söyledi. Yer altı sularının stratejik bir rezerv olduğuna dikkat çeken Yaşar, kaçak kuyuların mutlaka engellenmesi gerektiğini, Türkiye genelinde tahminen 550 bin kuyu bulunduğunu, bunların 120 bininin kaçak olduğunu ifade etti. Toplantıya ilişkin değerlendirmede bulunan Temiz Toplum Temiz Gelecek Platformu Başkanı Yunus Karakaya, uyarıların artık görmezden gelinemeyecek noktaya geldiğini söyledi. Karakaya, "Bu mesele siyasi tartışmaların ötesindedir. İzmir’in altı boşalıyor ve biz hâlâ günü kurtarmaya çalışıyoruz. Bilimin söylediğini dikkate almazsak, çocuklarımıza yaşanabilir bir şehir bırakamayacağız" dedi. Karakaya ayrıca, suyun plansız kullanımının sadece bugünü değil, geleceği de ipotek altına aldığını vurgulayarak, "Bugün atılmayan her adım, yarın çok daha ağır bedellerle karşımıza çıkacak" ifadelerini kullandı.
Antalya Miran’dan taban aylığa seyyanen zam çağrısı Memur-Sen Antalya Temsilcisi Eyüp Bülent Miran, enflasyon verileri baz alındığında taban aylığa seyyanen zam yapılması gerektiğini söyledi. Memur-Sen Antalya Temsilcisi ve Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı aralık ayı enflasyon verilerinin ardından belirlenen kamu görevlileri ve emeklilerinin maaş artışlarına ilişkin değerlendirmede bulundu. Yılın ilk yarısında yüzde 18,60 olarak şekillenen memur zam oranının kısa sürede eriyeceğini savunan Miran, taban aylığa seyyanen zam çağrısı yaptı. Memur-Sen olarak ilk beklentilerinin geçmiş kayıpları ve Hakem Kurulu’nun hatalı kararlarını telafi edecek, emekliliğe de yansıyacak şekilde taban aylığa seyyanen zam yapılması olduğunu söyleyen Miran, ikinci olarak çalışma barışının sağlanması ve ücret dengesinin kurulması için kamu personel sistemi üzerinde kapsamlı bir düzenleme yapılması gerektiğini dile getirdi. "Bu parayla geçinmek mümkün değil" En düşük memur maaşının 47 bin 500 liradan 58 bin 300 liraya yükseldiğini ve 30 yıllık hizmetlinin emekliliğe ayrıldığında 983 bin lira ikramiye alacağını söyleyen Miran, bu parayla geçinmenin ve ev almanın mümkün olmadığını ileri sürdü. Miran, "Geçmiş kayıplarımızı ve hakemin hatasını da telafi edecek, emekliye de yansıyacak şekilde taban aylığa seyyanen ivedi zam yapılmalıdır" dedi. "Seyyanen zamda bizim rakamımız toplu sözleşme döneminde söylediğimiz cümledir" diye devam eden Miran, ’en düşük memur maaşının, yanında aynı işi yapan en düşük işçi maaşından yüksek olacağı’ bir dengenin sağlanması gerektiğini savunarak, "Rakamlar ortada. Bu rakamlara göre bu dengeyi sağlayacak seyyanen zam istiyoruz" ifadelerini kullandı. "Sosyal maliyetin artmasına müsaade edilmemelidir" Miran, sözlerini şöyle sürdürdü: "Emeklilere ilişkin ise 8 bin 77 liralık seyyanen iyileştirme 2023’te emeklilere ’vereceğiz’ denildiği halde verilmedi. Bu rakam 20 bin rakamının üstüne çıktı. Onun için önce bunu vererek başlamalı diye buradan ifade ediyoruz. Ekonomik maliyeti göğüslemek, sosyal maliyeti üstlenmekten çok daha kolaydır. Onun için sosyal maliyetin daha fazla artmasına asla müsaade edilmemelidir. Bir diğer husus da gelir vergisi matrahlarıdır. Bu konuda kapsamlı çalışmalar yaptık, gündeme getirdik, toplu sözleşme masasına da taşıdık. ’Burada sorun nedir?’ diye kamu işvereni cümle kurmuyor, konuyu görmezden geliyor. Asgari ücretin yüzde 20’lik dilime girdiği bir sistem olur mu? Vergi matrahının birinci dilimi 190 bin TL değil, en az bunun üç katı olmalı. Nimet-külfet dengesi en önce vergide gözetilmeli."