SAĞLIK - 21 Haziran 2025 Cumartesi 10:01

Kene tutundukça, hastalık riski artıyor: "Gerekirse kendiniz çıkarın"

A
A
A

Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Cengiz Uzun, Uzun, kene vücutta kaldıkça hastalık riskinin arttığını ifade etti.

Yaz aylarının gelmesiyle kene kabusu yeniden ortaya çıktı. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına bağlı olarak Sivas’ta 8, Kayseri’de ise 4 kişinin hayatını kaybetmesi tedirginliğe neden olurken, uzmanlardan önemli uyarılar geldi. BHT Clinic İstanbul Tema Hastanesi’nden Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Cengiz Uzun, son yaşanan kene vakaları sonrası dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Her kene, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ne neden olmuyor

Hyalomma türüne ait kenelerin KKKA’ya neden olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Cengiz Uzun, ölüm oranının dünyada ortalama yüzde 10’la 30 arası olduğunu, Türkiye’de ise bu oranının yüzde 5 olduğunu ifade etti. KKKA’nın yaklaşık 20 yıldır Türkiye’de de görüldüğünü söyleyen Uzun, ekolojik dengenin değişmesi, ormanlık alanların azalması ve kuş popülasyonunun azalmış olmasının kene vakalarında artışa neden olabileceğini ifade etti.

"İstanbul’da vakalar arttı ama bulaş yok"

İstanbul’da kene tutunması vakalarında artış olduğunu belirten Dr. Cengiz Uzun, "İstanbul’da son verilere göre 6-7 bin kişi kene tutunması şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvurdu. Şunu biliyoruz ki İstanbul’da KKKA yok. Şimdiye kadar İstanbul’daki kenelerden bulaşan bir hastalık yok. Bu hastalık özellikle Kelkit Vadisi, yani Amasya, Tokat, Samsun, Sivas, Yozgat o bölgede var olan bir hastalık. İstanbul’da da o tür keneler var ama bir bulaş şu ana kadar bildirilmiş değil" diye konuştu.

Dünyada 500-600 civarında, Türkiye’de ise tespit edilmiş 50 civarında kene türü olduğunu belirten Uzun, "Tabi ki bunların hepsi bu virüsü taşıyıp yaymıyor. Hyalomma dediğimiz bir cins var, onunla bulaşan bir mikroorganizma" dedi.

"Kene vücutta ne kadar az tutunursa o kadar iyi"

Kene fark edilir edilmez çıkarılması gerektiğini belirten ancak kesinlikle çıplak elle dokunulmaması uyarısında bulunan Dr. Cengiz Uzun, "Böyle bir tutunma durumunda ‘Ellemeyin, sağlı kuruluşunda çıkarılsın’ gibi bir tutum var. Ancak buradaki en önemli şey, kene vücutta ne kadar az kalırsa o kadar iyi. Kişi keneyi tespit ettiğinde sağlık kuruluşuna çok kısa sürede varamayacaksa o zaman kendisinin çıkarmasını istiyoruz. Keneyi tutunduğu yere yakın yerinden yakalayarak bir cımbızla veya bir peçeteyle yukarı doğru çekerek çıkartabilirler. Olabildiğince hoyrat davranmadan, yavaşça çıkartmak gerekiyor. İçeride parça kalmasının çok önemli olmadığını biliyoruz artık. Keneyi bir an önce çıkartmak, orayı su ve sabunla yıkayıp bir an önce sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor" ifadelerini kullandı.

"Belirti ortaya çıkarsa sağlık kuruluşuna tekrar başvurun"

Sağlık kuruluşuna ilk başvuruda yapılan test sonuçlarının, 10 gün içerisinde herhangi bir belirti ortaya çıkması durumunda yapılacak test sonuçlarıyla karşılaştırıldığını söyleyen Uzun, sözlerini şöyle sürdürdü:

"10 gün içerisinde herhangi bir ateş, halsizlik, gribal bir durum, karın ağrısı, ishal, diş etlerinde, cilt altında kanamalar gibi şikayetleri olursa, hemen hastaneye başvurmalarını istiyoruz. Kenenin ilk tutunduğu dönemde yapılan test sonuçlarıyla karşılaştırıyoruz."

"Kene yeni tutunduysa daha kolay çıkar"

"Bir yere pikniğe gittiğinizde sağlık kuruluşuna varmanız birkaç saat sürecekse kenenin o durumda kalmamasında fayda var" diyen Dr. Cengiz Uzun, "Eğer erken fark ederseniz kene zaten çok kolay çıkacaktır, çünkü henüz tam olarak beslenmemiştir, iyice büyümemiştir. Normalde kan emerek kendisinin 10 katına kadar çıkar. O kanı emmemiştir halihazırda. O yüzden çok daha rahat çıkar, tutunması fazla değildir" dedi.

"Eve gittiğinizde vücudunuzu kontrol edin

Kene tutunmasına karşı alınabilecek tedbirlere de değinen Dr. Cengiz Uzun, yeşil alanlarda olabildiğince kapalı giyinilmesi tavsiyesinde bulunarak, eve gidince tüm vücudun gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti. Kenelerin özellikle bacaklara, kollara, kasık bölgesine ve koltuk altlarına tutunduğunu ifade eden Uzun, kene kovucu losyonların ise çok etkili olmadığını söyledi.

Çocuklar ve kronik hastalığı olanlarda risk daha fazla

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının kalp hastaları, şeker hastaları, kanser hastaları gibi kronik hastalığı olanlar ve çocuklar için daha riskli olduğunu belirten Dr. Cengiz Uzun, sözlerini şöyle noktaladı:

"KKKA’nın şu an için bir aşısı ve belirgin bir tedavisi yok, sadece destek tedavi uygulanıyor. Vücuttaki pıhtılaşmayı sağlayan hücrelerde ve proteinlerde düşüşler oluyor. Destek tedavi ile onu yerine koymamız gerekiyor. Şu an için herhangi bir viral ilaç yok. Denenen ve verilip verilmemesi konusunda tartışmalar yaşanan ilaçlar var."

Kene tutundukça, hastalık riski artıyor:

Elif Kızılçay

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Türk firma, düşman İHA’larını avlayacak "avcı dron" geliştirdi Türk FPV dron şirketi, düşman İHA ve dronlarını havada imha edecek "avcı dron" geliştirdi. Avcı dronun yalnızca elde değil, farklı platformlardan da kullanılabileceğini belirten Mehmet Öztekin, "Bu sistem kara araçlarından, deniz platformlarından, hatta küçük bir bot üzerinden bile rahatlıkla kullanılabilir. Aynı zamanda hava platformlarından bırakılabilecek şekilde de tasarlıyoruz" dedi. Modern savaşın doğasını kökten değiştiren insansız sistemler, yeni nesil "avcı" (interceptor) dronlarla farklı bir boyuta taşınıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte düşük maliyetli, yüksek hızlı ve hedefe kilitlenebilen sistemlerin sahadaki etkisi artarken, Türk savunma sanayisi bu alanda da iddiasını ortaya koyuyor. Türkiye’nin ilk önleme (interceptor) dronu Skydagger tarafından geliştirildi. Hava tehditlerine karşı anlık reaksiyon göstererek imha edebilen avcı dron operasyonel kabiliyeti de artıracak. Avcı dron insansız hava araçlarını, kamikaze dronları veya mini/mikro dron sürülerini tespit edip, havada imha etmek için tasarlandı. Avcı dron, mühimmatlı olarak 10 dakika maksimum uçuş süresi ve saatte 320 km/s ulaşabilen yüksek sürati sayesinde hava tehditlerine karşı anlık reaksiyon gösterebiliyor. Bünyesinde çift kamera bulunduran avcı dron, 500 gramlık harp başlığıyla hedefe doğrudan çarparak yüksek imha gücü sağlıyor. "320 kilometre hıza ulaşan avcı dron geliştirdik" Skydagger Genel Müdürü Mehmet Öztekin, geliştirdikleri yeni nesil interceptor dron sistemine ilişkin detayları paylaştı. Öztekin, sistemin yüksek hız ve etkin hedef imha kabiliyetiyle öne çıktığını belirterek, "Sektörde benzer platformlar var ancak biz daha yüksek hız, daha fazla menzil ve daha büyük harp başlığına odaklandık. Düz uçuşta 320 kilometre hıza ulaşabiliyoruz. Hedefe dalış anında bu hız 350-360 kilometre seviyelerine çıkıyor" dedi. Dünyada benzer ölçekte yaklaşık 30-35 farklı platform bulunduğunu ifade eden Öztekin, geliştirdikleri sistemin özellikle performans değerleriyle ayrıştığını vurguladı. "Tüfek gibi elde ateşlenebilecek" Sistemin en dikkat çeken özelliklerinden birinin kullanım kolaylığı olduğunu belirten Öztekin, platformun elde taşınarak ateşlenebileceğini söyledi. Öztekin, "Bu sistemi adeta bir tüfek gibi düşünün. Personel, hedefi gördüğü anda yönlendirerek ateşleyebilecek. Kalkışı manuel olarak hedef doğrultusunda yapılıyor. Bu da sahada büyük esneklik sağlıyor" diye konuştu. Sistemin iki farklı çalışma prensibine sahip olduğunu belirten Öztekin, bu kabiliyetlerin sahadaki etkinliği artırdığını dile getirdi. "Hedefe kilitlenip otonom imha yapıyor" İlk kullanım senaryosunda operatörün görsel temasla hedefe kilitlenme sağladığını ifade eden Öztekin, şunları söyledi: "Yakın mesafede gördüğünüz hedeflerde hem gündüz hem termal kamerayla görüntü kilitleme yapıyorsunuz. Kilit atıldıktan sonra sistem tamamen otonom şekilde hedefe yöneliyor ve imha görevini gerçekleştiriyor. Kalkıştan itibaren süreci kendisi yönetebiliyor." "Radar destekli yönlendirme ile hedefe ulaşıyor" İkinci senaryoda ise sistemin radar verileriyle yönlendirildiğini belirten Öztekin, şu bilgileri verdi: "Radar, hava tehdidini algılıyor ve enlem, boylam, yükseklik bilgilerini yer istasyonuna aktarıyor. Bu veriler pilotun önüne düşüyor. Sistem, yönlendirici imleçlerle operatörü hedef bölgesine götürüyor. Görsel temas sağlandıktan sonra yine kilitleme yapılarak hedef etkisiz hale getiriliyor." "500 gramlık harp başlığıyla etkili imha gücü" Sistemin harp başlığına ilişkin de bilgi veren Öztekin, toplamda yaklaşık 500 gramlık bir mühimmat yapısına sahip olduğunu belirtti. Öztekin, "Bunun yaklaşık 100 gramı patlayıcı, 280 gramı ise bilya şeklinde tahrip unsurlarından oluşuyor. Bu yapı sayesinde hedef üzerinde yüksek etki oluşturabiliyoruz" dedi. "Her platformdan kullanılabilecek şekilde tasarlandı" Yeni nesil interceptor dronun yalnızca elde değil, farklı platformlardan da kullanılabileceğini belirten Öztekin, sistemin çok yönlü kullanımına dikkat çekti. Öztekin, "Bu sistem kara araçlarından, deniz platformlarından, hatta küçük bir bot üzerinden bile rahatlıkla kullanılabilir. Aynı zamanda hava platformlarından bırakılabilecek şekilde de tasarlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Seri üretim hedefi yüz binler" Üretim süreçlerinde yüksek adetli imalata odaklandıklarını belirten Öztekin, enjeksiyon ve 3D üretim tekniklerini birlikte kullandıklarını söyledi. Öztekin, "Dünyada bu tür sistemler genelde 3D printer ile üretiliyor. Ancak biz seri üretim hedeflediğimiz için enjeksiyon yöntemine geçiyoruz. Tasarımlarımızı buna uygun hale getiriyoruz. Amacımız yüz binler seviyesinde üretim yapmak" diye konuştu.