SAĞLIK - 17 Şubat 2025 Pazartesi 13:11

Prof. Dr. Kara’dan çarpıcı açıklama: ''Pandemiye yakın sayılarda influenza vakaları görüyoruz''

A
A
A

Son zamanlarda sıklıkla görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin konuşan Prof. Dr. Ateş Kara, "2009’da domuz gribi pandemisi olmuştu, dünya genelinde neredeyse o dönemki sayılara yakın sayılarda influenza vakaları görüyoruz, yetişkinlerde de sayılar yüksek. Hem hastane başvurularında hem yatışlarında yüksek rakamlarımız var ama çok panik oluşturacak, ağır diyeceğimiz bir tablo değil. Bu hafta itibariyle azalma çok belirgin başlamıştı, önümüzdeki 15 gün içerisinde de belirgin şekilde olacaktır ama tamamen bitecek anlamına gelmesin. Küçük de olsa bir 2’nci dalga yapabilir" dedi.

Son zamanlarda burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve yanma, öksürük, baş ağrısı, vücut ağrısı ile ateş gibi belirtilerle kendini gösteren üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıklıkla görüldüğü belirtilirken uzmanlar uyarıyor. Bu yıl 12-15 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da hizmet veren eğitim ve araştırma hastaneleri ile çocuk kliniklerinin İstanbul’da ortaklaşa gerçekleştirdikleri 13’üncü Çocuk Dostları Kongresi’ne katılan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları ve Bağışıklama Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ateş Kara da üst solunum enfeksiyonlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Korona virüs Bilim Kurulu Üyeliği de yapan Prof. Dr. Kara, dünya genelinde rakamların yüksek olduğunu belirterek el hijyeninin sağlanması, alanların havalandırılması ve ilaç kullanımı gibi konulara yönelik konuştu.

"2009’daki pandemiye yakın sayılarda influenza vakası görüyoruz"

Vaka sayılarında dünya genelinde bir yükseklik olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ateş Kara, "Üst solunum yolu enfeksiyonlarının hem semptom ve şikayetlerini hem neden olan mikroorganizmanın tedavisine yönelik tedavileri arkadaşlarla tartıştık. Bu sene gerçekten özellikle influenzanın en fazla görüldüğü senelerden bir tanesi. Uluslararası rakamlara baktığımızda şöyle bir bilgimiz var; 2009 yılında hatırlarsanız grip için pandemi olmuştu; domuz gribi pandemisi. Dünya genelinde neredeyse o dönemki sayılara yakın sayılarda şu anda influenza vakalarını görüyoruz. Burun tıkanıklığı, akıntısı, ateş, boğaz ağrısıyla gelen çocuklarımız var, yetişkinlerde de rakamlar aynı şekilde, sayılar yüksek. Bir taraftan da daha ağır geçiren öksürüğün çok yoğun olduğu, nefes alıp verirken zorlanan çocuklarımız da oluyor. Bu çocuklarımızda doğal olarak hem hastane başvurularında hem yatışlarında şu anda yüksek rakamlarımız var. Mevsim itibariyle tam virüslerin sevdiği havalar, bu hastalığa neden olan etkenlerin de sevdiği ortamlar. Çok soğuk olduğunda çünkü aktiviteleri azalıyor ama havanın hafif ılık gibi diyelim, hafif bir de nem varsa dış ortamlarda daha uzun canlı kalabiliyorlar. Bu da bu virüsleri almamızı veya vücudumuza girişini çok kolaylaştırıyor. Yapabileceğimiz en önemli şey; eğer semptom ve şikayetimiz varsa başkasına bulaştırmamak için maske takmamız. Korunmak için hasta olmayan birinin maske takmasının çok büyük bir avantajı olmaz ama şikayeti olan birinin etrafa virüs saçmaması için maske takması, 2; mevsimin, havanın özellikleri daha uzun canlı kalıyorlar dedik, öyle olunca da dokunduğunuz, temas ettiğiniz masalarda, kapı kolunda, dolmuş, toplu taşımadaki tutulan alanlarda daha uzun süre kalabiliyorlar. Buradan da elimizi, ağzımıza, burnumuza, gözümüze götürdüğümüzde de çok kolay giriş yapabiliyor" dedi.

Prof. Dr. Kara’dan çarpıcı açıklama: ''Pandemiye yakın sayılarda influenza vakaları görüyoruz''

"Fazla ama panik oluşturacak, ağır diyeceğimiz bir tablo değil"

El hijyeni ve ortamların havalandırılmasının önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kara, doktor önerisi olmadan kesinlikle ilaç kullanılmaması gerektiğini belirtti. Sözlerine devam eden Kara, "El temizliği, el yıkama özellikle çocuklarımıza bunu kazandırmak bu hastalıkların geçişindeki en büyük başarılardan bir tanesi. İstesek de istemesek de böyle durumlarda kapalı ortamlarda kalıyoruz, en büyük dezavantajı da insan sayısının fazla, havanın da değişmiyor olması. Aldığımız hava miktarı aynı ama içerisindeki virüs miktarı artıyor. Vücudumuzun temel cevap verme mekanizması bazen bu sayıya yeteri kadar cevap veremiyor ya da kişinin altta başka bir hastalığı varsa, yaşı nedeniyle çok küçük veya büyüklerimizse bu virüs sayısını tolere edemiyor, içerisinin havalandırılması çok önem kazanıyor. Aralıklı olarak mesela sınıflarda; sınıfın havalandırılması, çocuğun açık alana çıkması bu bakımdan hastalıkları azaltmada çok büyük etki olacaktır. Bir şey daha var; aşılarımız. Sayılarımız yüksek ama ağırlık olarak dersek beklediğimiz tablolarla gidiyor. Çok tedirgin olacak, panik oluşturacak, ağır diyeceğimiz bir tablo değil ama sayısal olarak fazla. İster istemez tabi bu hem doktor hem hastane başvurusunda da yüksekliğe neden oluyor. Tedavide kullandığımız en etkili ajanlarımız; antibiyotikler ama bunlar virüs olduğu için antibiyotikler bakteriye karşı etkili. Gereksiz yere antibiyotik kullanımının açıkçası faydası değil zararı olabiliyor, o bakımdan dikkatli olmak lazım. Öksürüğünü, bazen ağrısını, burun tıkanıklığını azaltmak için kullandığımız ilaçları hele biraz dozlarını yüksek verirsek istenmeyen etkileri olabilir. Asla ve asla, ne olursa olsun ezbere ilaç kullanmamamız, mutlaka ve mutlaka doktorumuza, aile hekimimize sorarak, danışarak, önerdiği şekliyle kullanmamız gerekli. Havalar bu şekilde giderse, ortam özelliklerini değerlendirecek olursak bu hafta itibariyle azalma çok belirgin başlamıştı, önümüzdeki 15 gün içerisinde de belirgin şekilde olacaktır. Bu tamamen bitecek anlamına gelmesin, küçük de olsa bir 2’nci dalga yapabilir" ifadelerini kullandı.

Hasibe Karadağ - Emre Baba

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Yaşar Üniversitesi’ne EBSO’dan anlamlı ödül Yaşar Üniversitesi’nin üniversite-sanayi iş birliğine katkı sağlayan çalışmaları sanayiciler tarafından ödüllendirildi. Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi, bölgesel AR-GE kapasitesinin geliştirilmesi ve iyi uygulama örneklerinin görünür kılınarak ekosistemin teşvik edilmesi amacıyla, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen "Üniversite-Sanayi İş Birliği Projeleri Ödülleri" sahiplerini buldu. Yaşar Üniversitesi, yenilikçi fikirlerle üniversite-sanayi iş birliğinin katma değere dönüşümüne olan desteklerinden dolayı "Üstün Hizmet Onur Ödülü"ne layık görüldü. Yaşar Üniversitesi ve May Agro Tohumculuk tarafından ortak olarak yürütülen "Tarla Bitkisi Verim Tespit Yöntemi Projesi" Üniversite- Sanayi İş Birliği kategorisinde ödül aldı. Ayrıca üniversite-sanayi iş birliğinin gelişerek güçlenmesine katkı sağladığı ve değer yarattığı için Yaşar Holding’e "Üstün Hizmet Ödülü" verildi. Teknoloji üssü EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar İzmir’in sanayisi ve üniversiteleri ile bir teknoloji üssü olabileceğini belirterek, "Üniversite-sanayi iş birliğinin tohumlarını 1986 yılında Ege Üniversitesi ile attık. Rotamız belli. Hedefimiz destekleyecek eğitim ve sonuç odaklı çalışma ile bu iş birliğini Türk sanayisini geliştirecek bir noktaya taşıdık. Birçok üniversite ile çalışmalar yürütüyoruz. Üniversitelerde bilgi var, sanayicide girişim var. Sanayiciler olarak üniversitelerdeki bu bilgiyi almaya hazırız. İzmir’de üniversiteler ve teknoloji merkezleri ile bu kentin bir teknoloji üssü haline gelmesi için hiçbir engel yok" dedi. "İş birliği genlerimizde var" Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, üniversitenin genlerinde sanayi ile iş birliği olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Kurucu vakfımızın arkasında birçok değerli sanayi kuruluşunu barındıran Yaşar Holding var. Üniversitemiz kurulurken bu iş birliği genlerinde vardı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın İzmir’de üniversite-sanayi iş birliği için görevlendirdiği akademisyenlerden biriyim. Bu amaçla hem organize sanayi bölgelerinde hem de kendi topluluğumuz içinde Ege Bölgesi’nin sanayi kuruluşları ile ortak çalışmalar yürütüyoruz. Çok güzel projelere imza atıldı. Ege Bölgesi Sanayi Odası’na çalışmalarımıza değer vererek ödüllendirdiği için teşekkür ederiz." "Tarla Bitkisi Verim Tespit Yöntemi Projesi" ile ‘Üniversite-Sanayi İş Birliği’ kategorisinde ödül alan May Agro Tohumculuk’un Ar-ge Müdürü Dr. İlker Özmen de, "Yaşar Üniversitesi ile drone ile verim tahminine dayalı bir proje geliştirdik. Pamuğun daha hasat edilmeden verimini tespit etmeyi amaçladık. Başarılı da olduk. Bu daha başlangıç pamuk hastalıkları gibi stres faktörleri ile ilgili çalışmalarımız devam edecek. Projemizin ödüle layık görülmesi bize motivasyon oldu" dedi. Yaşar Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Komesli ve May-Agro Tohumculuk San. ve Tic. A.Ş. Ar-Ge Mühendisi Dr. Aslı Keçeli ile yapay zeka destekli yazılımı geliştiren Yaşar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Süleyman Ünlütürk, yazılım sayesinde pamukta verimlilik artarken, üretim maliyeti ve risklerin azaldığını söyledi. Prof. Dr. Ünlütürk, "Çalışma, İHA ve yapay zeka teknolojilerinin tarımsal üretimde nasıl kullanılabileceğini ve bu teknolojilerin pamuk verimi tahmininde geleneksel yöntemlere göre sağladığı avantajları ortaya koyuyor. Bu yenilikçi yaklaşım, ile daha hasat etmeden verim tahmini yapılabiliyor" dedi. Yaşar Holding’e büyük onur Üstün Hizmet Ödülü’nü, Yaşar Holding adına alan Pınar Et ve Çamlı Yem Başkan Yardımcısı Tunç Tuncer, Yaşar Topluluğu olarak çalışmalarında her zaman bilimi öncelik olarak gördüklerini belirterek, "Yaşar Holding sanayinin öncü kuruluşlarının bir araya gelmesinden oluşuyor. Kuruluş felsefesinde bilim var. Mottosu "Bilim, Birlik, Başarı". Bilim ile sanayi birleşince başarı doğal bir sonuç. Şirketlerimiz ve Yaşar Üniversitesi de bu temel felsefe ile Kurucumuz ve Onursal Başkanımız Selçuk Yaşar’ın vizyonuyla hayata geçti. Bugün aldığımız ödüller bu yaklaşımın değerli bir göstergesi." diye konuştu.
Sakarya 46 yıl sonra ortaya çıktı: Gölet çöktü, su yer altından başka noktadan çıktı Sakarya’nın Kaynarca ilçesinde yaklaşık 46 yıl önce kapatıldığı öğrenilen bir mağara, meydana gelen çökme sonrası yeniden ortaya çıktı. Gölet suyunun aniden boşalması ve farklı bir noktadan yeniden yüzeye çıkması mahallede tedirginliğe sebep oldu. Güven Mahallesi Dınbazlar Sokak’ta bulunan doğal oluşum gölette meydana gelen olayda, mağaradan gelen suyun içme suyunu karıştığı gerekçesiyle yaklaşık 46 yıl önce Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından kapatılan mağaranın ağzında çökme meydana geldi. Çökmenin ardından göletteki su kısa sürede boşalırken, suyun yer altından ilerleyerek yaklaşık 1 kilometre uzaklıktaki Güven Mahallesi’nde bulunan bir su dere yatağından çıktığı gözlendi. Mahalle sakinleri, mağaranın köyün altından uzanan geniş bir yer altı hattına sahip olduğunu ve yıllar önce suyun içme kaynaklarına karışması sebebiyle Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından kapatıldığını ifade etti. Yaşanan çökme ile birlikte yer altındaki su hareketliliğinin yeniden ortaya çıkması, bölgede benzer çökmelerin yaşanabileceği endişesini de beraberinde getirdi. Olay sonrası Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ekipleri bölgede geniş çaplı inceleme başlattı. Ekipler, hem gölet çevresinde hem de mahallede farklı noktalarda kontroller gerçekleştirerek suyun akış yönü, zemin yapısı ve muhtemel risklere ilişkin teknik değerlendirmelerde çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca göletin büyük bir bölümünden suyun çekilmesiyle birlikte acı bir tablo da ortaya çıktı. Suyun çekilmesiyle birlikte gölette yaşayan çok sayıda balık akıntıyla yer altına sürüklenirken, bazı balıklar ise çekilen suyun ardından çamurda mahsur kaldı. Çökmeyle yok olan gölet ve çökme alanı dron ile görüntülendi.