SAĞLIK - 04 Mart 2025 Salı 09:28

Ramazanda ağız bakım uyarısı: "Alkollü gargaradan uzak durun"

A
A
A

Ramazanın gelmesiyle ağız ve diş bakımı hakkında yapılması gerekenleri anlatan Diş Hekimi Ece Çalışkan, oruç tutarken ağız ve diş sağlığı bakımından en büyük tehdidin ağız kuruluğu olduğunu belirtti. Alkollü gargara kullanmanın ağız kuruluğuna daha çok neden olabileceğini belirten Çalışkan, "Bu yüzden bundan uzak durabiliriz. Ancak mutlaka gargara yapılması gerektiğinden alkollü gargara yerine hafif tuzlu suyu tercih edebilirsiniz" önerisinde bulundu.

Ramazan haricinde de ağız diş sağlığımız çok önemli" diyen İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi (Dentaydın) Endodonti Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Ece Çalışkan, "Çünkü hem sağlık hem sindirim sistemi ağızdan başlıyor. Dolayısıyla ağız sağlığımızı vücudumuzun genel sağlığından ayırmamak gerekiyor. Ramazanda uzun süren açlık ve susuzluk söz konusu. Özellikle susuzluk sebebiyle tükürük akış hızımızın azalması ve tükürüğün dişler üzerindeki koruyucu etkisinin azalması maalesef ağızdaki bakteriler için çürük oluşumunda bulunmaz bir ortam oluyor" açıklaması yaptı.

"Ağzımızı sık sık çalkalayabiliriz"

Çalışkan, "Özellikle rafine şekerli, karbonhidratlı, unlu mamüllerin çok tüketilmesi ve uzun süren tükürük akış hızının azalması, diş fırçalama eyleminin yapılamaması ve açlık gibi sebeplerle diş çürüklerimiz daha da artabiliyor. Mevcut olan çürükler ilerleyebiliyor. Sonuç, kanal tedavisi, çekim gibi safhalara varabiliyor. Sahur ve iftar arasında bolca su tüketerek sıvı kaybının önüne geçebiliriz. Gün içerisinde su yutmamak kaydıyla dişlerimizi fırçalayabiliriz. Ağzımızı sık sık çalkalayabiliriz. Sahurda yiyip içtiklerimize de dikkat etmeliyiz. Ağız kuruluğunu arttırabilecek besinlerin mümkün olduğu kadar tüketmememiz gerekiyor. Özellikle çok baharatlı, tuzlu gıdalar, soğan sarımsak gibi gıdalar ağız kurulumu arttırır. Su ihtiyacını arttırır ve gündüz sıvı alamadığımız için bakterinin üreyebilmeleri ve çürük oluşturabilmeleri için asidik ortamı oluşturur" dedi.

"Ağızda asit seviyesi artıyor, bununla çürük oluşumu hızlanabiliyor"

Mide asidini artıracak gıdalardan uzak durulması gerektiği konusunda da uyaran Çalışkan, "Mide asidimiz arttığında, gündüz ne kadar açlık seviyemiz yüksek de olsa ağızda asit seviyesi artıyor. Bununla yine çürük oluşumu hızlanabiliyor. Gündüzleri bazen orucumuz bozulur mu diye diş fırçalamaktan kaçınan hastalarımız oluyor. Tabii ki macunu ve suyu yuttuğumuzda orucumuz bozulur. Ama buna dikkat ederek yapılacak bir fırçalama ve çalkalama hem bakteri hem yiyecek artıklarını uzaklaştırabilir" şeklinde konuştu.

"Sahurda dişinizi fırçaladıktan sonra hiçbir şey yemeyin"

"Sahurdan sonra mutlaka dişlerimizi fırçalamalıyız ve hiçbir şey yemeden uyumalıyız" diyen Çalışkan, "Dişlerimizi fırçalasak, oradan bakterileri uzaklaştırsak dahi bir şey yiyip yattıktan sonra orada kalan artıklar plak oluşumuna daha fazla sebep oluyor. Sadece diş fırçalamamız da yetmez. Mutlaka ağız gargarası ve diş ipi kullanmalıyız. Hatta dilimizi de fırçalamalıyız. Çünkü Ramazanda özellikle hastalarımız ağız kokusundan şikâyet ediyorlar. Tabii ki ağzımızda kuru bir ortamın oluşumu ve sahurda, iftarda yediğimiz gıdaların içeriği de ağız kokusu oluşumunda etkili. Ama bir diğer faktör de dilin üzerindeki halk arasında pütürcükler olarak bilinen, papillerde biriken mikroorganizmalardır. Mutlaka dil fırçalaması da yaparsak hem çürük oluşumunu azaltmış hem de ağız kokusunu çok büyük oranda önüne geçmiş oluruz" şeklinde konuştu.

"Sahurdan sonra sigara içip uyumayın"

Sigara içenlerin bu ayda ekstra dikkat etmesi gerektiği konusuna da değinen Çalışkan, "Sigarayı Ramazan’da değil, aslında hiçbir zaman içmemek gerekiyor. Sigara çünkü tükürük akış hızını azaltır. Zaten bozuk ağız hijyeninin daha kötü bir hale gitmesine sebep olabilir. Sahurdan sonra sigara içerek uyumamak gerekiyor. Böyle bir kötü alışkanlığımız varsa bunu geç saatlere bırakmamak gerekiyor" dedi.

"Orucumuzu bozacak ve bozmayacak uygulamalar"

Ramazanda diş tedavisi yaptırılabilir mi sorusunun da oldukça sık merak edildiğini belirten Çalışkan son olarak şunları söyledi:

"Orucumuzu bozacak ve bozmayacak uygulamalar var. Biz hastamızın durumuna göre hassasiyetle yaklaşıyoruz. Ama diş çekimi gibi kan yutabileceği veya çok sulu işlemlerde bunu yutabileceği durumlardan kaçınıyoruz. Fakat sağlığımızı tehdit eden acil müdahale edilmesi gereken bir durum varsa kendimiz buna göre önlem alarak mutlaka ağız ve diş bakımımızı yaptırmalıyız."

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum ETSO Mart ayı Meclis Toplantısı yapıldı: UR-GE projelerinde Türkiye birinciliği vurgulandı Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Mart Ayı Olağan Meclis Toplantısı, ETSO Meclis Başkanı Gökhan Yılmaz başkanlığında yapıldı. Toplantıda, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve ETSO Yönetim Kurulu Başkanı Saim Özakalın tarafından aylık faaliyet raporu meclis üyelerine sunuldu. Toplantının en önemli gündem maddelerinden biri Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi (UR-GE) projeleri oldu. Başkan Saim Özakalın meclise yaptığı sunumda, ETSO’nun UR-GE projelerinde Türkiye genelinde birinci sırada yer aldığını belirterek, bu istikrarlı başarının firmalarımızın yeni teknolojilerle tanışmasına, vizyonlarını genişletmesine ve küresel pazardaki yeni ufuklara adapte olmasına ivme katacağını ifade etti. Ankara Temasları ve Stratejik Kazanımlar Meclise Aktarıldı Saim Özakalın’ın meclis üyelerine sunduğu faaliyet raporunda, geride kalan ay boyunca Ankara’da ve Erzurum’da yürütülen yoğun temaslar detaylandırıldı. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala ile yapılan görüşmelerde, Erzurum’un 2. OSB genişleme süreci, 6. Bölge teşvikleri ve mesleki eğitim yatırımları için alınan destek sözleri meclis üyeleriyle paylaşıldı. Rapor kapsamında ayrıca, ETSO heyetinin Erzurum Valisi Aydın Baruş ziyareti, Model Fabrika Projesi hazırlıkları, Ziraat Bankası ve Halkbank bölge müdürlükleriyle yapılan finansmana erişim toplantıları ile Kadın ve Genç Girişimciler kurullarının yürüttüğü çalışmalar değerlendirildi. Toplantı, meclis üyelerinin sektörel taleplerini dile getirmesi ve Ramazan ayı gıda yardımları gibi sosyal dayanışma faaliyetlerinin istişare edilmesinin ardından sona erdi.
Balıkesir Havran ölüm kavşağına ışıklandırma yapıldı Balıkesir’in Edremit ile Havran ilçeleri arasındaki D230 karayolu üzerinde bulunan Çamdibi Kavşağı’na trafik sinyalizasyon sistemi kuruldu. Yıllardır çok sayıda trafik kazasının meydana geldiği ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı kavşakta yapılan trafik sinyalizasyon düzenlemesi sonrası trafik akışı kontrollü hale getirildi. Edremit-Havran karayolu üzerinde yer alan Çamdibi Kavşağı, özellikle orta refüjden yapılan dönüşler ve tali yoldan ana yola kontrolsüz çıkışlar nedeniyle uzun süredir bölgenin en riskli trafik noktalarından biri olarak gösteriliyordu. Ana yol üzerinde yüksek hızla ilerleyen araçlarla kavşağa giren araçların karşı karşıya gelmesi sonucu yıllar içinde çok sayıda ciddi kaza meydana geldi. Bölge sakinlerinin ve sürücülerin ifadelerine göre kavşakta bugüne kadar onlarca kaza yaşandı, birçok kişi hayatını kaybetti ve çok sayıda vatandaş da yaralandı. Özellikle gece saatlerinde görüş mesafesinin düşmesi ve kavşakta herhangi bir sinyalizasyon sisteminin bulunmaması kazaların en önemli nedenleri arasında gösteriliyordu. Uzun süredir kamuoyunda tartışma konusu olan kavşakta karayolları ekipleri tarafından trafik ışıklandırma ve sinyalizasyon sistemi kuruldu. Yeni sistemle birlikte ana yol ve tali yol geçişleri ışıklarla kontrol altına alınırken, orta refüj dönüşleri de daha güvenli hale getirildi. Işıklandırma sisteminin devreye girmesiyle birlikte bölgede trafik akışının daha düzenli hale geldiği görülürken, sürücüler de kavşaktan daha kontrollü şekilde geçiş yapmaya başladı. Ancak yıllardır çok sayıda kazanın yaşandığı kavşağa trafik ışıklarının ancak şimdi konulması, "Bu önlem kavşak ilk yapıldığında neden alınmadı?" sorusunu da beraberinde getirdi. Bölge halkı, onlarca can kaybı ve yaralanmanın yaşandığı noktada yapılan düzenlemenin geç kalınmış ancak önemli bir adım olduğunu ifade ediyor.
İstanbul Dirençli mantar enfeksiyonlarına karşı yeni tedavi yaklaşımı geliştiriliyor Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Dr. Yağmur Ekenoğlu Merdan, yürütücülüğünü üstlendiği projede, son yıllarda hastanelerde daha sık görülen ve tedavisi zorlaşan "candidozyma auris" adlı mantara karşı yeni bir tedavi yaklaşımının araştırıldığını söyledi. TÜBİTAK-ARDEB 1002-A Hızlı Destek Modülü kapsamında desteklenmeye değer bulunan çalışmada, mevcut mantar ilaçlarının etkinliğini artırmaya yönelik yenilikçi bir yöntem laboratuvar ortamında inceleniyor. Projede ele alınan candidozyma auris’in, özellikle bağışıklık sistemi zayıf hastalarda ciddi enfeksiyonlara yol açabildiğini belirten Dr. Ekenoğlu Merdan, bu mantar türünün birçok yaygın ilaca karşı direnç geliştirebildiğine dikkat çekti. Dr. Ekenoğlu Merdan, "Hastane enfeksiyonları açısından önemli bir sorun haline gelen candidozyma auris, mevcut tedavilere her zaman yeterli yanıt vermeyebiliyor. Bu da yeni ve destekleyici tedavi yaklaşımlarını gerekli kılıyor" dedi. Mevcut ilacın etkisini güçlendiren bir yaklaşım Araştırma hakkında bilgi veren Dr. Ekenoğlu Merdan, "Mantarların çoğalma ve iletişim mekanizmalarını baskılayabilen farnesol adlı bir maddenin, özel taşıyıcı yapılarla birlikte kullanılması ve yaygın olarak kullanılan flukonazol adlı mantar ilacıyla oluşturduğu birlikte etkinin değerlendirilmesini hedefliyoruz. Bu yaklaşımın, ilacın mantar üzerindeki etkisini artırarak daha etkili ve güvenli tedavi seçeneklerine katkı sağlayabileceğini öngörüyoruz" dedi. Laboratuvar sonuçlarıyla etkinlik değerlendiriliyor Çalışma kapsamında geliştirilen bu yeni kombinasyonun, mantarın çoğalmasını ne ölçüde baskıladığı ve tedaviye katkı potansiyeli laboratuvar ortamında test edildiğini söyleyen Dr. Ekenoğlu Merdan, "Amacımız mevcut antifungal ilaçların etkinliğini artırabilecek, uygulanabilir ve güvenli yeni yaklaşımlar ortaya koymak. Bu tür çalışmalar, dirençli enfeksiyonlarla mücadelede önemli bir bilimsel zemin oluşturuyor" diye konuştu. Gelecek çalışmalara bilimsel altyapı sunması bekleniyor Araştırmadan elde edilecek bulguların, dirençli mantar enfeksiyonlarına yönelik yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlaması ve ileride yapılacak daha kapsamlı çalışmalara yol göstermesi amaçlanıyor.
Bursa 80 yaşındaki emekli öğretmen, kansere yenik düşen profesör kızını gözyaşlarıyla andı Bursa’da geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden gıda profesörü Dr Canan Ece Tamer gıda zirvesinde gözyaşları içerisinde anıldı. Ünlü profesörün 80 yaşındaki öğretmen annesinin konuşması zirveye damga vurdu. Kürsüde gözyaşları içerisinde konuşurken fenalık geçiren yaşlı kadın, "hayat düsturunuz her zaman nasıl yaşayacağım değil nasıl yaşatacağım olsun. İnsan yaşattıkları ve geride bıraktıkları ile anılır" dedi. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Gıda topluluğu tarafından organize edilen Prof Dr. Canan Ece Tamer Gıda Zirvesi Uludağ Üniversitesi Dr. Mete Cengiz Salonunda yapıldı. Geçtiğimiz yıl yakalandığı amansız hastalık sebebiyle 49 yaşında hayatını kaybeden Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği öğretim görevlisi Canan Ece Tamer akademisyen arkadaşları, öğrencileri ve ailesi tarafından anıldı. Gıda Zirvesi öncesi yapılan anma konuşmalarında salondakiler gözyaşlarına boğuldu. Canan Ece Tamer ile hatıralarını aktaran akademisyen arkadaşlarının duygu dolu konuşmaları Ece Tamer’in annesi 80 yaşındaki emekli öğretmen Gülşen Tamer’i de duygulandırdı. Öğrenciler eşliğinde kürsüye çıkan anne Gülşen Tamer, etkinliği düzenleyen gıda topluluğuna teşekkür etti. Konuşmakta zorlanan 80 yaşındaki Gülşen öğretmen gençlere altın niteliğinde öğütler verdi. Kızına küçüklüğünden bu yana güler yüzlü olmasını öğütlediğini anlatan Gülşen Tamer, "Kötü niyet kötü düşünce insanı hep kötülüğe yönlendirir. Sizlerde hayatınız boyunca çocuklarım hep hoşgörülü ve affedici olun. Rabbimizin yazdığı bir yazı var hepimiz onu yaşayacağız. Nasıl yaşayacağım diye değil nasıl yaşatacağım diye hareket edin. Çünkü yaşantınızla değil yaşattıklarınızla anılırsınız. Zulme sebep olursanız kötü anılırsınız. Güzellikler yaşatırsanız güzel anılırsınız" diye konuştu. Salondaki katılımcılar 80 yaşındaki emekli öğretmeni ayakta alkışladı.
Muğla Marmaris 23 Nisan’da çocuk sesiyle dolacak Marmaris’te düzenlenecek Uluslararası Çocuk Festivali ile hem 23 Nisan’ın anlam ve önemi yaşatılacak hem de çocuklar için eğlence ve kültür dolu bir bayram atmosferi oluşturulacak. Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Marmaris’te günler sürecek etkinliklerle büyük bir coşku içinde kutlanacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 106. yıl dönümünde düzenlenecek Marmaris Uluslararası Çocuk Festivali, kente renk katacak. Marmaris Belediyesi’nin organizasyonuyla gerçekleştirilecek festivalde Polonya, Ukrayna, Tataristan, Bulgaristan, Arnavutluk, Bosna Hersek, Yunanistan ve Türkiye’den dans ve halk oyunları ekipleri bir araya gelecek. Yaklaşık 200 çocuğun katılacağı etkinlikler, farklı kültürleri Marmaris’te buluşturacak. Kutlamalar 22 Nisan Çarşamba günü düzenlenecek kortej yürüyüşüyle başlayacak. Yat Limanı’ndan başlayacak yürüyüş, Atatürk Anıtı’nda sona erecek. Çocukların Atatürk Anıtı’na çiçek bırakacağı festivalin ana merkezi ise 19 Mayıs Gençlik Meydanı olacak. Burada kurulacak stantlarda çocuklar için bilimsel ve sanatsal atölyeler düzenlenecek. Kukla yapımı, yüz boyama ve maske atölyeleri gibi birçok etkinlik miniklerle buluşacak. Ayrıca dans gösterileri de bu alanda gerçekleştirilecek. 23 Nisan günü resmi kutlamaların ardından saat 13.00’te başlayacak özel programla bayram coşkusu zirveye ulaşacak. Etkinlikler kapsamında ayrıca "Birlikte Büyüyeceğiz" sloganıyla çocuklarla birlikte zeytin fidanı dikimi gerçekleştirilecek. Kutlamalar, 25 Nisan’da Aydilge’nin vereceği konserle devam edecek. Festivalin finali ise 26 Nisan Pazar günü Burunucu Macera Parkı’nda yapılacak etkinliklerle gerçekleşecek. Saat 13.00 ile 19.00 arasında sürecek kapanış programıyla Marmaris’teki bayram coşkusu unutulmaz anlara sahne olacak. Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, 23 Nisan’ın taşıdığı anlamın önemine dikkat çekerek, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu özel günü, uluslararası bir festivalle taçlandırmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Farklı ülkelerden gelen çocuklarımızın dostluk ve kardeşlik içinde bir araya gelmesi, geleceğe dair umutlarımızı büyütüyor. Tüm çocuklarımızın neşesi Marmaris’imizi aydınlatacak" dedi.
Konya Çocuklarda hastalık belirtilerini göz ardı etmeyin uyarısı Çocuk hastalıklarında en önemli rehberin çocuğun genel durumu olduğunu, hiçbir belirtinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Osman Vural, doğru zamanda doğru adımın atılmasının, tedavinin en önemli basamağını oluşturduğunu söyledi. Ateşten öksürüğe, kusmadan döküntülere kadar birçok belirti çoğu zaman hastalıkların doğal bir parçası olarak ortaya çıkıyor. Uzm. Dr. Osman Vural, her ateşin korkulacak bir durum olmadığını ancak hiçbir belirtinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade ederek, "Ancak bazı belirtiler beklemek yerine hızlı hareket etmeyi gerektirir. Belirtilerin doğru yorumlanması, gereksiz kaygıyı azaltırken ciddi durumların erken fark edilmesini sağlar. Ayrıca erkenden önlem alarak tedavi sürecinde daha kontrollü ilerleme yapılabilir" dedi. "Ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu daha belirleyicidir" Ateş, çocukluk çağında en sık görülen bulgulardan biri olurken, ölçüm yerine göre değişmekle birlikte genellikle 38 derece ve üzerinin ateş olarak kabul edildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Osman Vural, "Ancak ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu daha belirleyicidir. Ateşi olan bir çocuk oyun oynuyor, sıvı alabiliyor ve genel olarak iyi görünüyorsa çoğu zaman evde takip edilebilir. Buna karşılık özellikle üç aydan küçük bebeklerde ateş varlığı, havale geçirilmesi, bilinç değişikliği, nefes darlığı ya da morarma gibi durumlar acil değerlendirme gerektirir ve zaman kaybedilmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bununla birlikte döküntülerin değerlendirilmesinde ateşin eşlik edip etmediği, döküntülerin üzerine basıldığında solup solmadığı ve çocuğun genel durumu önemli ipuçları verir. Özellikle basmakla solmayan mor döküntüler ve ateşin birlikte olması acil değerlendirilmesi gereken ciddi bir durumda olabilir" ifadelerini kullandı. "Öksürüklerin büyük kısmı viral kökenlidir ve antibiyotik gerektirmez" Öksürüğün, çoğunlukla viral enfeksiyonların doğal bir parçası olduğunu ve iki ila üç haftaya kadar sürebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Vural, "Bu durum tek başına endişe nedeni değildir. Ancak öksürüğün gece uykudan uyandırması, nefes almayı zorlaştırması, hırıltı ile birlikte olması veya morarma ile seyretmesi durumunda mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca toplumda sık yapılan hatalardan biri, öksürüğün ilk günlerinde antibiyotik beklentisidir. Oysa öksürüklerin büyük kısmı viral kökenlidir ve antibiyotik gerektirmez. Bu belirtilere ek olarak burun tıkanıklığı da özellikle küçük bebeklerde daha fazla önem taşır. Bunun nedeni bebeklerin ağızdan nefes alma becerisinin yeterince gelişmemiş olmasıdır. Burun tıkanıklığı olan bebeklerde emme sırasında sık bırakma ve nefes almakta zorlanma görülebilir. Bu durumda burun temizliği yapılması, ortam neminin uygun şekilde ayarlanması ve yeterli sıvı alımının sağlanması önemlidir" şeklinde konuştu. Kusma, bulantı ve iştahsızlık bulgularında neler yapılmalı Uzm. Dr. Osman Vural, çocuklarda kusma tek seferlik olduğunda çoğu zaman ciddi bir sorun oluşturmayacağını ancak kusmanın sürekli hale gelmesi, çocuğun sıvı tutamaması, şiddetli karın ağrısı ile birlikte olması ya da kusmanın yeşil veya kanlı olması durumunda acil değerlendirme gerekli olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: "Bu tür belirtiler altta yatan daha ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Kusma belirtilerine ek ya da kendi başına ayrıca bir bulgu olan ishalde en önemli risk, vücuttan sıvı kaybı yani dehidratasyondur. İdrar miktarında azalma, ağız kuruluğu, gözlerde çöküklük ve halsizlik gibi belirtiler sıvı kaybını düşündürür. Bu durumda en önemli yaklaşım, çocuğa sık aralıklarla sıvı verilmesi ve uygun beslenmenin sürdürülmesidir. Ancak kanlı ishal, yüksek ateş ya da genel durum bozukluğu varsa beklenmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. İştahsızlık gibi bir belirtinin olması durumunda da ayrıca incelenmesi gereken durumlar olabilir. İştahsızlık, çocuklarda sık karşılaşılan bir durumdur ve tek başına bir hastalık olarak değerlendirilmemelidir. Burada önemli olan çocuğun büyüme süreci, enerjisi ve günlük aktiviteleridir. Ateşli hastalık dönemlerinde iştahsızlık tamamen normaldir ve bu süreçte öncelik beslenmeden çok sıvı alımının sağlanması olmalıdır. Çocuğu zorla yedirmeye çalışmak ise uzun vadede iştahsızlığı artırabilir." "Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılması da bağışıklık sisteminin korunması açısından önemli" Bağışıklık sisteminin tek bir ürün ya da şurup ile güçlendirilemeyeceğini, düzenli uyku, dengeli beslenme, açık hava ve fiziksel aktivitenin bağışıklığın temel taşlarını oluşturduğunu ifade eden Uzm. Dr. Osman Vural, "Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılması da bağışıklık sisteminin korunması açısından önemlidir. Takviyeler ise ancak gerekli durumlarda ve hekim önerisi ile kullanılmalıdır. Çocukları hastalıklardan korumada en etkili yaklaşım korunmadır. El hijyenine dikkat edilmesi, evin düzenli havalandırılması, oda sıcaklığının uygun aralıkta tutulması, sigara dumanından uzak durulması, düzenli uyku ve aşıların aksatılmaması temel koruyucu önlemler arasındadır" diye konuştu.