KÜLTÜR SANAT - 18 Eylül 2025 Perşembe 14:01

Sahaf Özdemir: "Tescil zorunluluğuyla kıymetli eserlerin gün yüzüne çıkma ihtimalleri yok olacak"

A
A
A

İstanbul Pendik’te yıllardır sahaflıkla uğraşan Bekir Özdemir, "1928 yılı öncesine ait yazma eserlere tescil zorunluluğu getirilmesi" hakkındaki yönetmeliğinin sahaflık mesleğinin geleceğini olumsuz etkileyeceğini dile getirerek, "Bu kararla birlikte sahaflar ikinci el kitapçılara dönecek" dedi.

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından (TYEK) hazırlanan Yazma ve Nadir Basma Eserlerin Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik, 5 Eylül 2025 Tarihli ve 33008 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Yönetmeliğe göre, "Koleksiyonculuk yapan gerçek ve tüzel kişiler, yazma eserlerden oluşan koleksiyonlarını Daire Başkanlığı veya taşra teşkilatına tescil ettirmek zorundadır" kararı çıktı. Tescil edilmesi gereken el yazması eserlerin yanı sıra 1928 öncesine ait nadir basma eserler, kartpostallar, mektuplar hatta fotoğraflar da bu yönetmeliğe dahil edildi. Bu kapsamda TYEK; kütüphanelerde, koleksiyonerlerde, sahaflarda ya da evlerde bulunan pek çok eseri kayıt altına alacak. Aynı zamanda eser sahiplerini birkaç yılda bir denetleyerek eserin kime satıldığını öğrenebilecek; hatta kaybolduysa bedelini eser sahibinden tahsil edebilecek. TYEK ayrıca, kendi elinde olmayan bir eserle karşılaştığında ise onu alma hakkına da sahip olacak. Yönetmeliğe göre tescil edilmeyen bir eser herhangi bir müzayedede satışa çıkamayacak; çıktığı tespit edildiğinde de eser sahibi büyük cezalarla karşı karşıya kalacak.

Sahaf Özdemir:

Pendik’te 10 yılı aşkın süredir sahaflık mesleğiyle uğraşan Bekir Özdemir, bu kararın özellikle sahaflar ve koleksiyonerleri oldukça zor durumda bırakacağını ifade etti. Tescil zorunluluğuyla birlikte kıymetli eserlerin gün yüzüne çıkma ihtimallerinin de düşeceğini belirten Özdemir, yönetmelikten acilen vazgeçilmesi için çağrıda bulundu.

"Bu karar bir nevi sahafların da sonunun gelmesi demek"

Yıllardır sahaflık yapan Bekir Özdemir, yeni yönetmelikle birlikte sahaflık mesleğini zor durumda bırakacak ve kültürel dolaşımın önüne geçecek bir karar alındığının altını çizdi. Bu kararla birlikte vatandaşların evlerindeki eşyalarının dahi etkilenebileceğini ifade eden Özdemir, görüşlerini şu sözlerle aktardı: "Yönetmeliğe göre 1 Kasım 1928 ve öncesine ait kitaplar, süreli yayınlar, dergiler, belgeler ve evraklara devlet tarafından tescil zorunluluğu getirildi. Aynı zamanda devletin rüçhan hakkı da oldu; yani devlet bu eserlerden istediklerine sahip olabilecek. Tabii ki bizler için de bu eserler çok kıymetli ve korunması gerekiyor ama bu şekilde yanlış bir uygulama oluyor. Bu karar bir nevi sahafların da sonunun gelmesi demek.

Sahaf Özdemir:

Eserlerin korunmasını biz de talep ediyoruz fakat erişilebilirlik de önemli; erişemediğimiz sürece kültürel dolaşım da engellenmiş oluyor. Bununla birlikte kitaplar da gün yüzüne çıkamaz hale gelecek, sonrasında da depolara hapsolacak. Bu konu yalnızca sahafları değil koleksiyonerleri, akademisyenleri, öğrencileri hatta evinizdeki 1928 öncesi yadigar eşyalarınızı da etkiliyor. Bu karardan acilen vazgeçilmesi ya da değiştirilmesi gerek. Çünkü mesleğin itibarını ve kıymetini çok etkiliyor. Eğer ki böyle devam ederse bir nevi 2’nci el kitapçı olarak kalacağız ve meslek sona erecek."

Sahaf Özdemir:

"Bizi meslekte ayakta tutan eserlere artık ulaşamayacağız"

Özdemir, alınan bu kararın hem meraklılarını hem de sahafları maddi manevi olumsuz etkileyeceğini söyleyerek, "Gerçekten çok fazla koleksiyoner var, meraklı öğrenciler var. Onlar hep kıymetli parçaları toplamak istiyorlar ama karardan şu an diken üstündeler. Bir yandan da tescil süreci çok uzun bir süreç. O yüzden bize satış ve alış anlamında bürokraside boğulma yaşatacak. Açıkçası bunlarla kimse uğraşamayacak ve mecburen alımlarımızı iptal edeceğiz. Çünkü bu meslekte bizi en çok heyecanlandıran şey cumhuriyet ve cumhuriyet öncesi kitaplar. Bizi meslekte de ayakta tutan eserler bunlar, bu şekilde artık onlara da ulaşamayacağız. Maalesef çok gündeme gelmedi ama gündemde tutulması ve mutlaka karar değişikliğine gidilmesi gerekiyor" ifadelerine yer verdi.

Sahaf Özdemir:

Buse Aslıhan Karkazan Güneş - Halit Arslan

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Çeşme’de, duygu dolu Çanakkale anması 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümü dolayısıyla Çeşme’de anlamlı bir anma programı düzenlendi. 18 Mart’ta okulların ara tatilde olması nedeniyle bugün gerçekleştirilen törende duygu dolu anlar yaşandı. Çakabey Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa ilçe protokolü, daire amirleri, siyasi parti temsilcileri, öğretmenler, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program, Sıdıka Kelami Ertan Ortaokulu tarafından hazırlanırken, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Günün anlam ve önemine ilişkin konuşmayı okul müdürü Hikmet Aykut yaptı. Aykut, konuşmasında Çanakkale Zaferi’nin yalnızca bir askeri başarı olmadığını, aynı zamanda bir milletin kaderini değiştiren tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Çanakkale’de verilen mücadelenin fedakârlık, inanç ve kararlılığın en büyük örneklerinden biri olduğunu ifade eden Aykut, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğine dikkat çekerek, "Onun askeri dehası ve sarsılmaz iradesi olmasaydı bugün bu topraklarda özgürce yaşamak mümkün olmayacaktı" dedi. Konuşmasında gençlere de seslenen Aykut, Çanakkale ruhunun yalnızca geçmişte kalmaması gerektiğini belirterek, bu ruhun bilim, sanat ve üretimle geleceğe taşınmasının önemine değindi. Şehitlerin emaneti olan vatanın korunmasının en büyük sorumluluk olduğunu ifade etti. Öğrencilere ödülleri verildi Program kapsamında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen şiir ve resim yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi. Öğrencilerin Çanakkale ruhunu yansıtan eserleri, katılımcılar tarafından ilgiyle karşılandı. Tören, öğrenciler tarafından sahnelenen "Geçilmez Çanakkale" adlı gösteri ile devam etti. Duygusal anların yaşandığı gösteri, izleyicilerden büyük alkış aldı. Anma programı, toplu hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.
Kocaeli Patrondan nezarethanede para teklifi iddiası: "Başını kaldır bana bak, sigortalı söyle" Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 7 işçinin hayatını kaybettiği parfüm fabrikası yangınına ilişkin davanın duruşmasında, olaydan yaralı kurtulan personel Gülhan Bendi yaşananları anlattı. Olaydan önce elektrik sorunları yaşandığını ve yangın merdiveninin maliyet gerekçesiyle yapılmadığını söyleyen Bendi, ayrıca fabrikada Defacto ve LC Waikiki gibi ünlü markalara parfüm dolumu yaptıklarını belirterek, üretimin iddiaların aksine aktif şekilde sürdüğünü söyledi. Bendi, "Kurtuluş Oransal bana nezarethanede ’Gülhan başını kaldır bana bak. İşçilerin SGK’lı olduğu söyle’ diyerek para teklif etti" dedi. Olay, 8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası Mimar Sinan Mahallesi Mimar Sinan Caddesi’ndeki Ravive Kozmetik isimli parfüm dolum tesisinde meydana geldi. Tesiste çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Dikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ile Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmişti. Sanık savunmaları tamamlandı Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davanın duruşmasında, aralarında şirket yetkililerinin de bulunduğu 8’i tutuklu, 2’si firari 16 sanığın savunmaları tamamlandı. Sanık savunmaları tamamlanmasının ardından müşteki ifadelerinin dinlenmesine geçildi. Müştekilerden, patlamadan yaralı kurtulan çalışan Gülhan Bendi (40), fabrikanın çalışma düzeni, üretim süreci ve yangın öncesine ilişkin beyanlarda bulundu. "Yandım ama sesleri duyuyordum" Olaydan yaklaşık bir hafta önce elektrik tesisatında sıkıntıların başladığını ve şalterlerin sürekli attığını belirten Bendi, "Ravive Kozmetik’te yaklaşık 4,5-5 yıldır çalışıyordum. Olaydan 1 hafta önce elektrikte sıkıntı vardı. Tuncay Yıldız fişi taktıktan sonra patlama oldu. Ben çıktım ama diğerleri çıkamadı. Yandım ama sesleri duyuyordum, çıktığımda ben de yanıyordum. Saniyeler içinde fabrika tutuştu, herkes çığlık çığlıyaydı. Kurtuluş Bey de yoldan geri dönmüş" dedi. "Hafta sonu çalışmamız istendi" Fabrikadaki üretim süreci ve eksiklikler hakkında bilgi veren Bendi, "Kurtuluş Bey bize özellikle ’hafta sonu gelin, yetişmesi gereken ürünler var’ dedi. Defacto, LC Waikiki, Sheliq, Kiva, Shauran ürünleri o gün yapılacaktı. Önce hastaneye, sonrasında karakola gittik. Shauran üretimini de yapıyorduk, yapılmıyordu söylemleri yalandır. Biz Sheliq paketlemesine gidiyorduk, hatta Ataşehir’deki ofiste bizi görmedikleri, tanımadıkları iddiası yalandır. Olay günü Tuncay Yıldız Defacto’nun karışımını yaptı, biz de dolumunu yapacaktık. Tuncay alana getirdi ürünü. Aynı zamanda krem yapıyordu. Yaklaşık bir hafta boyunca şalter atıyordu ama bir problem olmuyordu, aynı zamanda elektrik faturası da geliyordu" diye konuştu. Tutuklu sanıklardan fabrika sahibinin gelini Aleyna Oransal’ın "iş yerine hiç gitmediği" yönündeki savunmasını yalanlayan Bendi, "Eski fabrikada bir makine vardı, ikinci fabrikaya geçince 2 makine alındı. Aleyna Oransal fabrikaya gelmediğini söylüyor ancak geldi, hatta işimiz yoğun olduğu zaman yardımcı da oldu. Çağatay ve Gökberk Güngör de ofise geliyordu" ifadelerini kullandı. "SGK yalanı için para teklif etti" Çalışanların sigortasız çalıştırıldığına ilişkin de konuşan Bendi, gözaltı sürecinde kendisine para teklif edildiğini ileri sürerek, "Kurtuluş Oransal bana nezarethanede ’Gülhan başını kaldır bana bak. İşçilerin SGK’lı olduğu söyle’ diyerek bana para teklif etti. Ben de 3 gün nezarethanede kaldım. Çok merak ediyorum, babaları yaşasaydı suçu yine babalarının üzerine atabilecekler miydi" diye konuştu. "Kurtuluş Oransal çok para dedi" Gülhan Bendi, sözlerine şöyle devam etti: "Tekirdağ’dan ürünler geliyordu, burada dolum yapıyorduk. Kiva, Defacto, LC Waikiki dolumlarını yapıyorduk. Hem kendi fabrikalarına hem de başka fabrikalara üretim ve dolum yapıyorduk. Altay Ali Oransal ve İsmail Oransal (tutuklu fabrika yetkilileri) yeni yere geliyordu. Bazen çalışıyor, müşteri de getiriyorlardı. Daha çok Altay müşterilerle görüşüyordu. Yangın merdiveni için 300 bin TL istediler, Kurtuluş Oransal ’Çok para’ dedi. İkinci kez gelenler 500 bin istedi, yaptırmadı." "Kurtuluş Oransal Kartepe’ye taşınmak istemişti, o da farkındaydı tehlikenin" Gülhan Bendi ayrıca, fabrikaya hiçbir resmi kurumun denetime gelmediğini söyleyerek, "Bize iş güvenliği eğitimi verilmedi. Hiçbir resmi kurum denetime gelmedi. Sadece zabıta geliyordu, çaylarını içip gidiyorlardı. Çevreden şikayet geliyordu, koku ve çöplerle ilgili. Kurtuluş Oransal Kartepe’ye taşınmak istemişti, o da farkındaydı tehlikenin. Zabıtalar parfüm alıp gidiyordu" cümlelerine yer verdi. Bendi’nin ifadesinin ardından duruşmaya ara verildi.