EĞİTİM - 16 Ocak 2026 Cuma 11:07

Yurt dışı üniversitelerine giden yolda çift diploma farkı

A
A
A
Yurt dışı üniversitelerine giden yolda çift diploma farkı

BAU Global bünyesinde, Mentora American School’un sunduğu "Çift Diploma Programı", Türkiye’deki öğrencilere Amerikan lise diploması kazandırarak yurt dışındaki üniversitelere doğrudan uzanan akademik bir yol açtı. Program kapsamında öğrenciler, partner üniversitelere daha planlı ve öngörülebilir bir başvuru süreci izleyebiliyor.


Yurt dışı üniversite başvurularının giderek daha rekabetçi ve çok boyutlu bir hâle geldiği günümüzde, öğrenciler eğitim hedeflerine uluslararası geçerliliğe sahip çift diploma programları aracılığıyla ulaşabiliyorlar. ABD’nin Florida eyaletine kayıtlı ve Cognia akreditasyonuna sahip Mentora American School (MAS), 2022 yılından bu yana Türk öğrencilere de hizmet veriyor. BAU Global bünyesindeki Mentora Education Group Genel Müdür Yardımcısı Dr. Sezen Kaynak, "Çift Diploma Programı" hakkında bilgi verdi.


Üretkenlik odaklı bir akademik yol: Çift diploma modeli


Türkiye’de lise öğrencileri, Mentora American School’un çevrim içi programı aracılığıyla çift diploma kazanabiliyor. Dr. Sezen Kaynak, bu diplomanın öğrencilere yurt dışındaki üniversitelere yönelik net, planlı ve kişiselleştirilmiş bir akademik geçiş yolu sunduğunu söyledi. Dr. Kaynak, "Çift Diploma Programı, öğrencilerin uluslararası üniversitelerin kabul kriterlerine uygun bir akademik altyapı oluşturmalarını sağlıyor. Proje temelli çalışmalar ve farklı müfredat yapıları sayesinde öğrenciler, başvurularında öne çıkan güçlü bir akademik portföy geliştiriyor" dedi.


Bu programın hem öğrenciler hem de aileler için üniversite başvuru sürecini daha kolay ve erişilebilir hâle getirdiğini vurgulayan Dr. Kaynak, şöyle konuştu: "Öğrencilerimiz; Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada ve Hollanda gibi eğitimde öne çıkan ülkelerde yer alan 40’tan fazla partner üniversiteden en az birine garantili kabul hakkı elde ediyor. Bu süreçte ek bir üniversite giriş sınavı zorunluluğu bulunmuyor. Bu sistem, hem öğrenciler hem de aileler için üniversite başvuru sürecini daha basit, daha erişilebilir ve çok daha az stresli hâle getiriyor".



Küresel standartlarda akademik yetkinlik mentora


American School’un sunduğu sistemin yalnızca bir diploma değil, aynı zamanda bir akademik yetkinlik kazandırdığını ifade eden Dr. Sezen Kaynak; tüm 9, 10 ve 11’inci sınıf öğrencilerinin katılabildiği program kapsamında, 8 zorunlu ve 2 seçmeli dersin başarıyla tamamlanarak toplamda 5 Amerikan kredisine ulaşılması gerektiğini vurguladı. Program süresince en az 2.75 GPA (not ortalaması) şartı aranırken; öğrenciler bu süreçte akademik makale yazımı, eleştirel düşünme ve bağımsız çalışma gibi yurt dışındaki üniversite eğitiminin temelini oluşturan kritik becerileri de kazanıyor. Öğrencilerin iki farklı müfredatı aynı anda yönetebilmeleri için "asenkron" eğitim modelini uyguladıklarını aktaran Kaynak, şu ifadeleri kullandı:


"Öğrencilerimiz, sabit ders saatlerine ve sınav takvimlerine bağlı kalmadan eğitimlerini tamamlayabiliyor. Kişisel öğrenci hesapları üzerinden tüm materyallere 7/24 erişim sağlayarak kendi hızlarında çalışabiliyor ve programı okul sorumluluklarıyla kolayca dengeleyebiliyorlar".



"24 saatte kabul alan öğrencilerimiz var"


Bugüne kadar programa katılan öğrencilerin elde ettiği başarıların, sunulan akademik hazırlığın kalitesini açıkça ortaya koyduğunu belirten Dr. Sezen Kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Bugüne kadar öğrencilerimizin tamamı partner üniversitelerimizden kabul aldı. Çift Diploma Programı kapsamında öğrencilerimiz; University of Illinois Chicago, Brunel University, The Hague University of Applied Sciences ve Simon Fraser University gibi üniversitelerden kabul aldılar. Uzman danışmanlık ekibimiz sayesinde başvuru sonuçları çok kısa sürede açıklanıyor; hatta bazı durumlarda 24 saat içinde bile sonuç alınabiliyor. Bu hız ve başarı oranı, öğrencilerimize sunduğumuz küresel vizyonun bir yansımasıdır. Bunun yanı sıra öğrencilerimiz, Mentora American School transkriptleri ve akademik portföyleriyle King’s College London, Politecnico di Torino, University of Nottingham, Emory University ve University of Birmingham gibi dünyaca saygın üniversitelerden de kabul alarak başvurularında öne çıkıyor."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Minik Edanur’un ölümüne ilişkin davada sanıklara 6 yıla kadar hapis talebi Küçükçekmece’de bir parkta İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekiplerince açılan çukura düşerek hayatını kaybeden 5 yaşındaki Edanur Gezer’in ölümüne ilişkin 10 sanığın ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan 6’şar yıla kadar hapsi talep edilen davanın görülmesine devam edildi. Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı, 10 sanık hakkında, 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmalarını talep etti. Heyet, mütalaaya karşı taraflara süre verilmesine hükmederek, duruşmayı erteledi. Küçükçekmece’de bir parkta İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekiplerince açılan çukura düşerek hayatını kaybeden 5 yaşındaki Edanur Gezer’in ölümüne ilişkin 1’i başka suçtan tutuklu 10 sanıklı davanın görülmesine devam edildi. Küçükçekmece 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, ’taksirle ölüme neden olma’ suçundan haklarında 2 yıldan 6’şar yıla kadar hapis cezası istenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas, Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürü Ziya Duman, Avrupa Yakası Yeşil Alan Uygulama Müdürü Barış Şişman, Avrupa Yakası Yeşil Alan Uygulama 2. Bölge Şefi Cabir Şaban, İBB Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü Teknik Müdür Yardımcısı Erman Uzun, tesisat ustası Fayık Cansu, tekniker Furkan Keleş, İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’de Teknik Genel Müdür Yardımcısı Metin Aras, İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’de iş makinesi operatörü Sezai Ayhan ve İBB Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü Küçükçekmece Bölge Şefi Turan Yaman yargınlanırken, salonda 5 tutuksuz sanık ile taraflarında avukatları hazır bulundu. Başka suçtan tutuklu İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. 6 yıla kadar hapis talebi Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı, İBB’ye bağlı İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas, Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürü Ziya Duman, Avrupa Yakası Yeşil Alan Uygulama Müdürü Barış Şişman, Avrupa Yakası Yeşil Alan Uygulama 2. Bölge Şefi Cabir Şaban, İBB Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü Teknik Müdür Yardımcısı Erman Uzun, tesisat ustası Fayık Cansu, tekniker Furkan Keleş, İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’de Teknik Genel Müdür Yardımcısı Metin Aras, İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’de iş makinesi operatörü Sezai Ayhan ve İBB Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü Küçükçekmece Bölge Şefi Turan Yaman‘ın ’taksirle ölüme neden olma’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. ’’Burada iş yapılırken İş Sağlığı ve Güvenliği önlemleri alınmadığı için bu olay yaşanmıştır’’ Duruşmada savunma yapan tutuksuz sanık Ziya Duman, ’’22 Nisan 2024 tarihinde Küçükçekmece Kaymakamlığı beni aradı, Küçükçekmece Sahili Menekşe Parkı’ndaki çalışmalara biraz ağırlık vermemizi istedi. Ben de kendisine, en kısa sürede gerekli incelemeleri yapacağımı belirttim. Daha sonra, müdür yardımcım Erman Uzun’u arayarak gerekli hususları ilettim ve toplantı planlaması oluşturduk. O sırada, 23 Nisan tatili vardı. 24 Nisan sabahı şantiyede toplantı yapıldı. Toplantıda Ali Sukas yoktu. Nisan ayı bizim en önemli aylarımızdan birisidir. 1 saate yakın istişare edildi. Daha sonra saha gezisine başladık. Erman Uzun, bir su sızıntısını gösterdi ve onun uzun süredir orada olduğunu söyledi. Ben de, heyete yüksek sesle bu sorunun çözülmesi gerektiğini aktardım. Buradaki sızıntı çok ufaktı. Üzerinden ayakkabıyla basılsa dahi çorap ıslanmayacak kadar bir şekildeydi. Daha sonra Furkan isimli biri yanıma geldi. Bana, problemin yaklaşık 1 aydır devam ettiğini anlattı. Ben de, sorunun giderilmesini tekrar ettim. Maalesef aradan 2 gün geçti ama tarafıma yapılan işlemle ilgili bir bilgi verilmedi. Olay günü mesai bitimine yakın 17.00 sıralarında, müdür yardımcım Erman Uzun beni aradı. Kazayı haber verdi. Ben de durumu üst amirlerime bildirdim. Bu olayın üzüntüsünü halen yaşıyorum. Burada iş yapılırken İş Sağlığı ve Güvenliği önlemleri alınmadığı için bu olay yaşanmıştır’’ ifadelerini kullandı. Taraflara süre verildi Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tarafların açıklanan mütalaaya karşı tarafların savunma ve beyanda bulunması için süre verilmesine hükmederek, duruşmayı ertledi. Gelecek celse mahkemenin esasa ilişkin kararını açıklaması bekleniyor.
İstanbul Türkiye’de çalışanların yüzde 84’ü çalıştığı kurumu seviyor Pluxee, Ipsos iş birliğiyle 10 ülkede farklı sektör ve yaş gruplarından 8 bin 700 çalışanın katılımıyla gerçekleştirdiği ‘İş Dünyasında Bağlılığın Yeni Tanımı’ araştırmasının sonuçlarını açıkladı. 80 farklı çalışanın içgörüleri ve gerçek yaşam hikâyeleriyle zenginleştirilen çalışma, motivasyon, iş-yaşam dengesi ve çalışan beklentilerine dair küresel ölçekte yeni bir tablo sunuyor. Dünyada çalışma hayatı hızla dönüşürken Pluxee çalışan-işveren ilişkisine ışık tutmak ve çalışan deneyimini yeniden tanımlamak amacıyla araştırmalarına devam ediyor. Şirketin Ipsos iş birliğiyle gerçekleştirdiği ‘İş Dünyasında Bağlılığın Yeni Tanımı’ araştırması, çalışan beklentilerinde köklü bir dönüşüm yaşandığını ortaya koyuyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Brezilya, İngiltere, Hindistan gibi farklı coğrafyalardan 10 ülkede, 8 bin 700 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre, küresel olarak çalışanların yüzde 83’ü çalıştığı şirketi sevdiğini ya da olumlu hisler beslediğini ifade ediyor. Ancak bu bağlılık artık koşulsuz bir adanmışlık üzerinden değil; denge, anlam ve karşılıklı değer temelinde şekilleniyor. Sessiz istifa değil, dengeli bağlılık Kamuoyunda iş hayatı çoğu zaman "sessiz istifa" ve "büyük kopuş" kavramlarıyla anılırken araştırma, bu anlatının eksik kaldığını gösteriyor. Bulgulara göre, Türkiye’de çalışanların yüzde 84’ü çalıştığı kurumu "sevdiğini" ya da "beğendiğini" ifade ederken çalışanlar işteki iyi olma hâllerini 10 üzerinden 7,9 puanla değerlendiriyor. Bu tablo, çalışanların işlerinden duygusal olarak uzaklaşmadığını; aksine iş ve işyeriyle beklenenden daha güçlü fakat daha dengeli bir bağ kurduğunu ortaya koyuyor. Şirketin ortaya koyduğu "Dengeli Bağlılık" kavramı, bağlılığın biçim değiştirerek daha bilinçli, değişken ve sınırları olan bir tutum haline geldiği gerçeğine işaret ediyor. İyi yaşamın şifresi: Güçlü bağlar, yakın ilişkiler ve zamanı sahiplenmek Araştırma, Türkiye’de "iyi yaşam" algısının merkezinde maddi göstergelerden çok insan ilişkilerinin yer aldığını net biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’de çalışanların yüzde 54’ü hayatı iyi kılan en önemli unsur olarak "etrafımda iyi insanlar var" ifadesini öne çıkarırken; kendine zaman ayırabilmek (yüzde 42) ve iyi hissetmek (yüzde 41) ikinci sırada geliyor. Çalışanlara "Haftada fazladan 4 saatin olsaydı ne yapardın?" sorusu yöneltildiğinde ise yüzde 31’i sevdikleriyle daha fazla vakit geçirmek istediğini, yüzde 19’u ise egzersiz yapmayı tercih edeceğini belirtiyor. Öte yandan çalışanların yüzde 35’i işinin hayatının merkezinde olduğunu söylerken yüzde 58’i "elimden geldiğince çok çalışırım" diyor. Bu gelişmekte olan ekonomiler ortalamasının oldukça üzerinde bir oran. Ancak bu tablo, işin her şeyin önüne konulduğu bir yaşamı değil; çabanın ilişkiler, kişisel iyilik hâli ve zamanı yönetebilme becerisiyle dengelendiği bir yaklaşımı işaret ediyor. "Çalışanlarının özel hayatındaki farklılıklarını önemseyen şirketler, çalışan deneyiminde ve işe bağlılıkta çıtayı yukarı taşıyacak" Pluxee Türkiye CEO’su Eda Uluca Özcan, araştırmanın iş dünyası için taşıdığı mesaja şu sözlerle dikkat çekti: "Günümüzde çalışanları yalnızca işteki rolleriyle ele almak artık mümkün değil. Araştırmamız, her geçen gün daha fazla çalışanın iş ile kişisel yaşam arasında yeni bir denge kurduğunu ortaya koyuyor. Biz bu yaklaşımı ‘Dengeli Bağlılık’ olarak tanımlıyoruz. Bu yaklaşım, şirketlerle çalışanlar arasındaki ilişkiyi de köklü biçimde yeniden tanımlıyor. Türkiye’de çalışanların yüzde 43’ü için samimi ve destekleyici bir iş ortamı iş yerinde memnuniyetin en önemli unsuru. Yüzde 40’ı gösterdiği çabanın görülmesini ve takdir edilmesini bekliyor, yüzde 35’i ise özerklik ve karar alma yetkisinin kendileri için kritik olduğunu söylüyor. Bugün bağlılık; sessizce geri çekilmek ya da koşulsuzca adanmak arasında değil, karşılıklı güven ve değer üretimi üzerinde şekilleniyor. İşverenler için asıl fark oluşturan nokta da burada başlıyor: çalışanlarını tek tip beklentilerle değil, bireysel ihtiyaçları ve yaşam evreleriyle anlayabilmek." Bağlılık tek renk değil: Hayatla birlikte değişen 8 farklı ton Araştırma, çalışan bağlılığının artık "ya tamamen adanmış ya da kopmuş" gibi keskin tanımlarla açıklanamayacağını gösteriyor. Bağlılık; hayatın farklı evreleri, kişisel öncelikler ve bireyin içinde bulunduğu koşullara göre ton değiştiriyor. Bu dönüşümü bireyin özel hayatına verdiği önem ve kişisel hedefleriyle toplumsal aidiyet arasında kurduğu denge olmak üzere iki temel eksen üzerinden ele alan araştırma, sekiz farklı bağlılık profili ortaya koyuyor. Araştırmada bağlılık, sabit bir tutum değil; hayatla birlikte şekillenen, esneyen ve yeniden ayarlanan canlı bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor. Araştırma, Türkiye’de iş yerini cazip kılan unsurlara dair de içgörüler sunuyor. Çalışanlar için "iyi maaş" yüzde 48 ile ilk sırada yer alırken "ihtiyaca uygun yan haklar" yüzde 36 ile hemen ardından geliyor. Çalışma aynı zamanda, çalışanların destekleyici bir ortam, takdir edilme ve kendilerine zaman ayırabilme gibi insani ihtiyaçlara her zamankinden daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor. Eda Uluca Özcan, araştırmanın özellikle bağlılık konusunda önemli bir tablo çizdiğini, bağlılığı şekillendiren beklenti ve motivasyonların değiştiğini vurgulayarak şöyle konuştu: "Çalışanı gerçekten gören, dinleyen ve destekleyen kurumlar, bağlılığı doğal olarak güçlendiriyor. Bu araştırma ile çalışma hayatının geleceğini şekillendiren bu yeni bağlılık kurallarını keşfetmeyi, liderler ve karar vericiler için görünür kılmayı amaçladık. Şirket olarak, çalışan-işveren ilişkisini yalnızca ölçen değil, geliştiren bir yaklaşımla; daha insan odaklı, dengeli ve sürdürülebilir bir çalışma dünyasına katkı sağlamaya devam edeceğiz."
Kocaeli DES Genel Başkanı Çelebi’den velilere karne uyarısı: "Sevginizi notlara bağlamayın" Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı İshak Çelebi, 2024-2025 eğitim öğretim yılı yarıyıl tatili öncesinde velilere uyarılarda bulunarak, "Karne, çocuğun değeri değil, mevcut durumun bir göstergesidir" dedi. İshak Çelebi, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye genelinde yaklaşık 18 milyon öğrencinin karnelerini alarak 15 günlük sömestir tatiline gireceğini hatırlattı. Eğitim döneminin değerlendirilmesinde başarı ya da başarısızlığın sadece öğrenciye mal edilemeyeceğini vurgulayan Çelebi, sonucun aile, okul ve çevrenin ortak ürünü olduğunu, iyi bir karnenin ancak öğrenci, veli ve öğretmenin iş birliğiyle yakalanabileceğini belirtti. "Karne sendromuna dikkat edilmeli" Türkiye’de her karne döneminde "karne sendromu" yaşandığına dikkati çeken Çelebi, kötü karne getiren çocuklara yönelik sert ve aşağılayıcı tutumların, çocuklarda ciddi kişilik bozukluklarına yol açabildiği uyarısında bulundu. Çelebi, karne kaynaklı baskıların dayak, evden kaçma ve intihar teşebbüsü gibi üzücü olaylara neden olabildiğini ifade ederek, "Anne ve babalar karneye gereğinden fazla anlam yüklüyor. Karne, çocuğun geleceğinde belirleyici tek ölçüt değildir. Karneye aşırı anlam yüklemek çocuğun duygusal ve psikolojik gelişimine zarar veriyor. Zayıf karne getiren birçok çocuk, ebeveynlerin hatalı davranışları yüzünden depresyona girmekte ve başarısızlığı kişiliği ile özdeşleştirmektedir. Sevginizi notlara bağlamayın" dedi. "Başarısızlığın nedenini birlikte konuşun" Zayıf notlarla eve gelen çocuğun ebeveynlerden daha fazla üzüldüğünün unutulmaması gerektiğini aktaran Çelebi, velilere şu tavsiyelerde bulundu: "Zayıf notların altında yatan asıl sebebi araştırmak gerekir. Her çocuk farklı becerilere sahip bir bireydir; çocuğunuzu sakın başkasıyla kıyaslamayın. Başarısızlığın nedenini birlikte konuşun ve yapılabilecekleri belirleyin. Eksik olduğu konuları tespit edip, gelecek dönem için bir planlama yapın. Sorumluluk paylaşılmalıdır." "Tatil güven tazelemek için fırsat" Çelebi, 15 günlük tatil sürecinin sadece karne sorgulamasıyla geçirilmemesi gerektiğini belirterek, çocuğa güven duyulduğunun hissettirilmesinin önemine değindi. Çocuğun özel yeteneklerinin keşfedilmesi ve bir sonraki dönem başarısını artırabileceği konusunda yüreklendirilmesi gerektiğini kaydeden Çelebi, "Çocuğunuzu kendi gelişim özellikleri içerisinde değerlendirin. Öğretmenleri ile iletişime geçerek iş birliği isteyin. En önemlisi de çocuğunuzla her gün baş başa oturup, onunla bir arkadaş gibi konuşun ve günün değerlendirmesini yapın" ifadelerini kullandı.