ÇEVRE - 05 Haziran 2024 Çarşamba 11:21

Çeşme’deki sakız ağaçlarının çevreci özelliği tespit edildi

A
A
A
Çeşme’deki sakız ağaçlarının çevreci özelliği tespit edildi

Geçtiğimiz ay coğrafi işaret alan Çeşme’deki sakız ağaçlarının çevreci özelliği de tespit edildi. Bir sakız ağacının yılda 473 gram karbon tuttuğu belirlendi.


Yüksek katma değerli damla sakızının elde edildiği sakız ağaçları, Yunanistan’ın Sakız Adası’nın yanı sıra Çeşme’de de yetişirken, Çeşme’dekli sakız ağacı sayısının artırılması çalışmaları da yoğunlaşarak devam ediyor.


Çeşme’deki sakız ağacı sayısının artması için Çeşme Belediyesinin katkılarıyla proje geliştiren sakız üreticileri Hasan Ege Tütüncüoğlu ve İbrahim Topal, yaşlı sakız ağaçlarından dalda köklendirme yöntemiyle binlerce sakız fidanı elde ederek, toprakla buluşturdular.


Çeşme Kaymakamlığı ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile işbirliği de yapan Çeşmeli sakız üreticileri Tütüncüoğlu ve Topal, sakız ağacının coğrafi işaret almasına da katkı sağladılar.


Sakız üreticileri Tütüncüoğlu ve Topal, sakız ağaçlarının çevreye olan katkısını tespit edebilmek için Orman Genel Müdürlüğü Ege Ormancılık Araştırma Enstitüsüne, fidan örnekleriyle birlikte başvurdular. Başvuru üzerine yapılan araştırma sonucunda, sakız ağaçlarının fidan başına, yılda 473 gram karbon tuttuğu tespit edildi.



"Çeşmemizde sürdürülebilir en çevreci proje"


Sakız üreticisi Hasan Ege Tütüncüoğlu, aldıkları raporla ile ilgili bir açıklama yaparak, "Sakız Ağaçlarımızın yüksek katma değerli Çeşme Damla Sakızı üretmesinin yanında en büyük özelliklerinden biri de her dem yeşil ve geniş yapraklı tür olması sebebiyle yüksek karbon emiyor olmasıdır. Orman Genel Müdürlüğü Ege Ormancılık Araştırma Enstitüsü ile birlikte yaptığımız araştırma sonucunda Çeşme’deki Sakız Ağaçlarımızda yılda fidan başına yaklaşık 473gr karbon tutulduğunu tespit ettik. Çeşmemizde sürdürülebilir en çevreci proje olan ’Sakız Ağacım Çeşme’ projesi ile ciddi miktarda karbon tutumuna katkı vermiş olmaktan büyük mutluluk duymaktayız. Araştırmalarından dolayı Ege Ormancılık Araştırma Enstitüsü Müdürü Sayın Dr. Aydın Çömez ve Orman Yüksek Mühendisleri Merve Durdağı ile Dr Emre Göksu ya teşekkürlerimizi sunarız" dedi.



Çeşme’deki sakız ağaçlarının çevreci özelliği tespit edildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kastamonu Kastamonu’da görsel şölen: Turna ailesi göç yolunda görüntülendi Baharın gelmesiyle göç eden turnalar, Kastamonu’nuda mola verdi. Aile bağlarının gücüyle tanınan turnalar objektiflere yansıdı. Bahar göçü yolcuğuna çıkan ve doğanın en sadık kuşları olarak bilinen turnalar, Kastamonu’da mola verdi. Genellikle sürü halinde göç yolculuğuna çıkan turnalar, bu sefer aile olarak objektiflere yansıdı. Kastamonu’nun sulak alanlarında mola veren iki erişkin ve iki yavrusundan oluşan grup, beslenirken ve dinlenirken fotoğraflandı. Birbirlerinden bir an olsun ayrılmayan turna ailesi, ebeveynlerin yavruları aralarına alarak sergilediği korumacı tavır, yaban hayatının en etkileyici dayanışma örneklerinden birini gözler önüne seriyor. Türk kültüründe türkülerle bilinen turnalar, dünya genelinde koruma altında olan türler arasında yer alıyor. Tek eşli yaşamaları ve yavrularına olan bağlılıklarıyla bilinen turnalar, ekosistemin sağlığı açısından da kritik bir rol oynuyor. Kastamonu’nun bu türler için bir durak noktası olması, bölgenin biyolojik çeşitliliğinin ve doğal yaşam alanlarının korunmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Gökyüzünün bu sadık yolcuları, yeterli enerjiyi topladıktan sonra üreme alanlarına gitmek üzere yeniden kanat çırparak göç yolculuklarını devam ettiriyor. "Muhtemelen bu aile, sürüden ayrı kendileri mola yerine inmişler, burada dinleniyorlar" Kastamonu’nun Seydiler ilçesi ile Ağlı ilçeleri arasında sulak alanda dinlenen ve beslenen turna ailesini görüntüleyen Doğa Fotoğrafçısı Cebrail Keleş, "Şu anda kıştan çıktık ve tüm doğa uyanıyor. Özellikle göçmen kuşlar, artık sıcak bölgelerden ülkemize, memleketimize üremek için farklı yerlere doğru göç ediyorlar. Genelde gökyüzünde ’v’ çizerek büyük sürüler halinde gördüğümüz o siyah noktalar aslında turna sürüleri, turna kuşları oluyor. Turna kuşları, göçmen kuşlardır ve bu mevsimde ilimizin üzerinden geçerken birkaç yerde mola veriyorlar. O uzun yolculuklarında yoruldukları için, burayı güvenli buldukları için zaman zaman ilimizin çeşitli sulak bölgelerinde mola veriyorlar. Bunları fotoğraflamak için her zaman geldikleri noktalara gidiyor ve fotoğraflıyoruz. Fakat bu sefer gördüğümüz çok ilginç bir aileydi. Bu ailede iki tane yetişkin turna, iki tane genç birey vardı. Muhtemelen bu aile sürüden ayrı kendileri mola yerine inmişler, burada dinleniyorlar" dedi. "Şimdiye kadar gördüğüm tek aile olarak kayıt altına aldığım tek bir fotoğraftı ve bu yüzden çok mutluyum" Turna ailesini Kastamonu’da fotoğraflamaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu söyleyen Keleş, "Bunun önemi şöyle, çünkü turnalar sürü halinde göç ederler, sürü halinde hareket ederler. Bu aile sosyal bir hayvandır, eşine sadakatiyle bilinirler ve yavrularına müthiş bir korumacı ailedir. Yavrularını yetişkin olup kendi yuvalarını kuruncaya kadar yanlarında tutarlar. Bu ailemizde özellikle iki tane genç bireyin olması, habitatın ve Kastamonu’nun ya da ülkemizin ne kadar güvenli bir alan olduğunu, doğanın geliştiğini ve ilerisi için bir umut olduğunu gösteriyor. Bunun için de bu kayıt benim için çok önemliydi. Bu benim şimdiye kadar gördüğüm tek aile olarak kayıt altına aldığım tek bir fotoğraftı veya kayıttı. O yüzden ben çok mutluyum" diye konuştu.
Bursa Usta ellerden geleceğe: Bursa’nın kadim mirası, meslek liselerinde canlanıyor Bursa İl Millî Eğitim Müdürlüğü ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğinde hayata geçirilen, geleneksel zanaatları mesleki eğitimle buluşturan "Usta Ellerden Geleceğe" projesi, Millî Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Salih Kaygusuz’un katılımıyla gerçekleştirilen programda tanıtıldı. Programda konuşan MEB Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Salih Kaygusuz, projenin Millî Eğitim Bakanlığı’nın güncel politika belgeleriyle uyumuna dikkat çekerek sözlerini "Cumhurbaşkanlığımızın himayelerinde yayınlanan Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi doğrultusunda, mesleki eğitimi sadece teknik bir beceri kazandırma alanı değil, aynı zamanda bir karakter inşası ve ’edep’ yolculuğu olarak görüyoruz. Ahilik kültürüyle şekillenmiş usta-çırak ilişkisini eğitim ortamlarımıza taşıyarak, gençlerimize sadece meslek değil; ahlâk, disiplin ve toplumsal sorumluluk bilinci de aşılıyoruz. Bursa’da filizlenen bu modelin, kültürel mirasımızın sürdürülebilirliği adına tüm ülkemize örnek olacağına inanıyorum" şeklinde sürdürdü. Kültürel hafızamızı gençlere emanet ediyoruz Bursa’nın bir zanaat merkezi olduğunu vurgulayan İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Kamil Özer, konuşmasında iş birliğinin önemine değindi: "Bursa, yüzyıllardır emeğin ve estetiğin harmanlandığı, usta-çırak geleneğinin kalbinin attığı bir şehirdir. Ancak teknolojik dönüşüm, kültürel hafızamızın taşıyıcısı olan geleneksel mesleklerimizi tehdit etmektedir. İl Millî Eğitim Müdürlüğümüzle el ele vererek; somut olmayan kültürel miras alanlarımızı ve bu alanların yaşayan çınarları olan ustalarımızı öğrencilerimizle buluşturuyoruz. Gençlerimiz, bizzat duayen zanaatkârlarımızdan el alarak bu kadim mirası geleceğe taşıyacak olan yeni meşalelerimiz olacaktır." Geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü İl Millî Eğitim Müdürü Gürhan Çokgezer de, her okulun sahip olduğu atölye imkânlarına göre bir "Miras Meslek" ile eşleştirildiğini belirterek "Gençlerimizin mesleki kimlik ve aidiyet duygularını güçlendirirken, geçmişin izini kaybetmeden geleceği birlikte inşa ediyoruz. Bu projeyle Bursa’daki meslek liselerimizin her biri, şehrimizin kadim zanaatlarından en az birine hamilik edecek. Okullarımız birer eğitim yuvası olmanın yanı sıra aynı zamanda bu kültürel mirasın koruyucusu ve geleceğe aktarıcısı olacaktır" dedi. Hedef: Çok yönlü etkinliklerle "süreklilik" odaklı meslekî paylaşım Proje ile Bursa’nın somut olmayan kültürel mirası içinde yer alan ve kaybolmaya yüz tutmuş; bıçakçılıktan ipek dokumacılığına, çinicilikten ahşap oymacılığına kadar 80’den fazla meslek alanının mesleki ve teknik eğitim kurumları aracılığıyla korunması ve genç nesillere aktarılması hedefleniyor. Pilot okulların belirlenmesi ve usta eşleştirmeleriyle başlayan süreç; öğrencilere yönelik boyunca sergi, tanıtım ve eğitim faaliyetleriyle süreklilik esasına göre devam edecek.
Mersin Mersin Şehir Tiyatrosu Dünya Tiyatro Günü’nü sahnede kutladı Mersin Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü sahnede seyirciyle birlikte kutladı. ‘5 Gün 5 Oyun’ seçkisi kapsamında sahnelenen oyunlar yoğun ilgi görürken, yayımlanan bildiride tiyatronun toplumsal rolüne vurgu yapıldı. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığına bağlı Şehir Tiyatrosu sanatçı kadrosu, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü ‘5 Gün 5 Oyun-27 Mart Dünya Tiyatro Günü Seçkisi’ seçkisi ile sahnede kutlamanın mutluluğunu yaşarken, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisini de kendilerini izlemeye gelen seyircilerle paylaştı. Dünya Tiyatro Gününde ‘Buzlar Çözülmeden’ oyunu sahnelenirken, salon seyircilerle dolup taştı. Oyuncuların performansı seyirciler tarafından dakikalarca alkışlandı. Kurulduğu günden bu yana binlerce seyircinin alkışını toplayan ve birbirinden güzel oyunların mimarı olan Şehir Tiyatrosu sanatçı kadrosu, tamamı ücretsiz olan oyunları Mersin’in yanı sıra birçok şehirden de gelen misafirin beğenisine sundu. 24-28 Mart tarihleri arasında 5 gün boyunca süren programda sanatçıların performansları izleyenler tarafından dakikalarca alkışlandı. 27 Mart Dünya Tiyatro Gününü seyircilerin alkışları eşliğinde sahnede ve sahne arkasında kutlama şansı yakalayan sanatçılar, ‘27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi’ni de seyircilerle paylaştı. "Atatürk’ün açtığı yolda, tiyatronun niteliğini korumak ve yeniden değerlendirmek bugün de gereklidir" Gelen seyirciler ile ‘27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi’ni paylaşan Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Ozan Erdönmez, "Tiyatro her dönem içinde var olduğu dünyanın şartlarıyla birlikte düşünülmesi gereken ve insanın kendini ifade etme ihtiyacından doğan bir söz söyleme alanıdır. Bu nedenle her an yaşananlardan asla bağımsız değildir. Toplumsal ve fikri tüm durumlarla birlikte yeniden şekillenir ve değişen şartlar karşısında kendini yeniden inşa eder. Bugün, dünyanın farklı coğrafyalarında ifade biçimleri dönüşürken ve sözün alanı yeniden tanımlanırken, tiyatronun varlığı bir ifade ve görünürlük alanı olarak daha da zenginleşmiş ve belirginleşmiştir" dedi. Erdönmez, tiyatronun evrensel yönüne ve farklılıkları bir araya getiren yapısına da değinerek, "27 Mart, dünyanın her yerinde, farklı dillerde ve farklı kültürlerde üretilen tiyatronun aynı gün ve aynı nedenle varlık gösterdiği, ortak bir ihtiyaç etrafında buluştuğu, aynı anda perde açtığı gündür. Bu ortaklık, tiyatronun sınırlarını aşan yapısını ve insanla kurduğu doğrudan ilişkiyi ortaya koyar. Tiyatro, farklılıkların bir arada var olabildiği, düşüncenin görünür hale geldiği ve insanın kendisine ve başkasına bakabildiği bir alan olarak varlığını bu ortaklık üzerinden sürdürür" ifadelerini kullandı. Tiyatronun gelişimindeki sorumluluğa da dikkat çeken Erdönmez, "Sanatı bir toplumun gelişiminin vazgeçilmez bir parçası olarak gören Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, tiyatronun bu niteliğini korumak ve onu çağın şartlar içinde yeniden değerlendirmek her zaman olduğu gibi bugün de gereklidir. Bu nedenle tiyatro, değişen dünyayı anlamaya çalışarak kendini geliştirmek ve yeni söz üretmeye devam etmekle varlığını sürdürecektir. Toplumsal ve evrensel sorumluluğu bugün çok daha büyüktür" şeklinde konuştu.