SAĞLIK - 14 Aralık 2025 Pazar 10:36

Kalori hesabı tarihe karışıyor

A
A
A
Kalori hesabı tarihe karışıyor

Sağlıklı beslenmek ve fit bir görünüme sahip olmak isteyenler, yeni yılın gelmesiyle daha kararlı bir hale bürünüyor. İşte bu noktada yeni yılın beslenme alışkanlıkları hakkında detaylı bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Seda Uşarer, "Rengarenk sofralara hazır olun. Sağlıklı beslenmek, kalori hesabı yapmaktan ibaret olmayacak. Bağırsak mikrobiyotasından sürdürülebilir tarıma, işlenmiş gıdalardan fonksiyonel besinlere, ruh sağlığından kişiye özel diyetlere kadar birçok konu yeni yılda gündemimizde olacak." dedi.


Beslenme alışkanlıkları; ekonomik ve çevresel nedenlerle değişime uğruyor. İnsanların temiz içerikli ve sağlıklı gıda arayışı tabakların değişimine neden oluyor. Yeni yılla birlikte sağlıklı ve dengeli bir hayata adım atmak isteyenler de öncelikle diyet listelerini eline alıyor ve beslenme alışkanlıklarına bir düzen getirmeye çalışıyor. Bu noktada 2026’da sofraların renginin de bambaşka olacağını ifade eden Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyetisyen Seda Uşarer, "Artan gıda fiyatları, sağlık kaygıları, çevresel sorunlar ve bilimsel araştırmalar. Tüm bu faktörler 2026’ya girerken beslenme alışkanlıklarını hiç olmadığı kadar hızlı değiştiriyor. Eskiden diyet denince akla yalnızca kalori hesabı gelirken, artık konu çok daha geniş bir çerçevede ele alınıyor. Bağırsak mikrobiyotasından sürdürülebilir tarıma, işlenmiş gıdalardan fonksiyonel besinlere, ruh sağlığından kişiye özel diyetlere kadar. Kısacası, tabaklar değişiyor." ifadeleri kullandı.



Genç kuşağın tercihi sürdürülebilirlik


Bitkisel ağırlıklı beslenmenin giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Uşarer şöyle konuştu: "Bitkisel ağırlıklı beslenme artık yalnızca veganların veya sağlıklı yaşam meraklılarının ilgisini çeken bir trend değil, geniş toplum kesimlerinin benimsediği bir yaklaşım. Bunun başlıca sebebi, bilimsel araştırmaların bitkisel beslenmenin sağlığa olan faydalarını çok daha güçlü bir biçimde ortaya koyması. Lif açısından zengin gıdalar; sebzeler, meyveler, tam tahıllar, baklagiller bağırsak bakterileri için adeta bir ‘mücadele dostu’ niteliğinde. Lif tüketiminin artmasıyla; bağışıklık güçlenmesi, daha iyi sindirim, daha dengeli kan şekeri, uzun vadede kalp-damar hastalıklarının azalması gibi etkiler sağlıyor. Ayrıca bitkisel beslenme çevresel etkileri açısından da öne çıkıyor. Su tüketimi, karbon ayak izi, tarım alanlarının kullanımı gibi konularda et ağırlıklı diyetlere göre çok daha sürdürülebilir olması, özellikle genç kuşağın seçimlerini ciddi şekilde etkiliyor."


Bitkisel ağırlıklı beslenmenin 2026 yılının yeni trendini belirleyeceğini ve bu nedenle yeni yılda en çok duyulacak kavramın ‘bitkisel ağırlıklı ama esnek beslenme’ olacağını söyleyen Uşarer, "Yani, kimisi tamamen vegan olurken, kimisi sadece et tüketimini azaltıyor ama herkes sofrayı daha renkli, daha lifli ve daha çeşitli hale getiriyor" diye ekledi.



Geleneksel gıdaların kıymeti artıyor


Tüketicilerin işlenmiş gıdalara karşı daha dikkatli olduğunun altını çizen Uşarer, sözlerine şöyle devam etti: "2026’da tüketici davranışları işlenmiş gıdalara karşı da değişiyor. İnsanlar artık yalnızca ‘Kalorisi ne kadar’ sorusunu sormuyor. ‘Temiz içerikli mi? Raf ömrü ne kadar? İçinde gerçek gıdalar var mı? Bu ürün bağırsak sağlığını nasıl etkiler?’ gibi sorular daha sık soruluyor. Ev yapımı yoğurt, evde hazırlanan granola, katkısız fırın ürünleri ve temiz içerikli ürünler daha fazla tercih ediliyor. Birçok kişi artık paketli ürün alışverişinde birkaç saniye durup etiketi okuyor. Markaya güvenme algısı değişiyor, artık tüketici içeriğe güvenmeyi tercih ediyor. Öte yandan bilim dünyası yıllar sonra yoğurt, şalgam suyu, tarhana, turşu gibi geleneksel fermente gıdaların kıymetini daha çok bilmeye başladı. Probiyotik içeren fermente gıdalar, bağırsak duvarını güçlendiriyor, şişkinlik ve sindirim şikayetlerini azaltıyor, bağışıklık sistemini aktif tutuyor, bazı vitaminlerin emilimini artırıyor. Dünyada son birkaç yıldır bağırsak sağlığı, neredeyse her sağlık tartışmasının merkezinde. Bağırsak-beyin aksı kavramı, stres yönetimi ve ruh sağlığı açısından da önemli yer teşkil ediyor. Hatta bazı araştırmalar, bağırsak mikrobiyotası düzenli olan insanların stres karşısında daha dayanıklı olabildiğini gösteriyor. Bu nedenle 2026’nın en çok konuşulan konularından biri; mikrobiyomu destekleyici beslenme modeli olacak."



Sıradışı diyetler değil, uzun vadeli denge önem kazanıyor


Yaygın olarak uygulanan ketojenik diyet, aralıklı oruç veya karbonhidratı kesmek gibi uygulamaların herkese aynı oranda iyi gelmediğinin anlaşıldığını aktaran Uşarer, "Her bedenin çalışma şekli farklı. Kimisi sabah kahvaltısını atladığında gayet iyi hissederken, kimi öğlene kadar titreme ve baş ağrısı yaşayabilir. Genetik farklılıklar, hormon dengesi, bağırsak florası, stres düzeyi, fiziksel aktivite, metabolik kapasite. Bunların hepsi kişilerin aynı besine vereceği yanıtı değiştiriyor. 2025’te beslenme danışmanlığında en çok duyulan cümle şu oldu. Sana iyi gelen, başkasına iyi gelmeyebilir. Bu nedenle kişiye özel yaklaşım güç kazanıyor. Parmak izi gibi kişiye özgü beslenme planları, bağırsak mikrobiyota analizi, kişisel glukoz yanıtı ölçümü, genetik testler henüz yaygın ve ekonomik olmasa da geleceğin beslenme anlayışının temelini oluşturuyor" ifadelerini kullandı. Öte yandan popüler diyetlerin ciddi riskler sebep olabileceğini söyleyen Uşarer, "Birçok kişi bu diyetlere hızlı kilo vermek için başlıyor. Ama sürdürülebilir olmayan bir yola girebiliyorlar. Yoyo etkisi, hormon dengesi bozulması, vitamin-mineral eksikleri gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşabiliyorlar. Bu nedenle 2026’nın bir diğer beslenme yaklaşımı da ‘kısa vadeli sıradışı diyet değil; uzun vadeli denge’ olacaktır" açıklamasında bulundu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Tedarik zinciri saldırıları, en büyük küresel siber tehdit olarak ortaya çıkıyor Group-IB, Yüksek Teknoloji Suç Eğilimleri Raporu’nu açıkladı. Rapora göre, tedarik zinciri saldırıları en büyük küresel siber tehdit olarak ortaya çıkıyor. Dijital suçları araştırmak, önlemek ve bunlarla mücadele etmek için siber güvenlik teknolojileri alanında faaliyet gösteren Group-IB, tedarik zinciri saldırılarının küresel siber tehdit ortamını yeniden şekillendiren baskın güç haline geldiğini ortaya koyan Yüksek Teknoloji Suç Eğilimleri Raporu 2026’yı yayımladı. Bu yılın raporu, siber suçların izole saldırılardan ekosistem çapında güvenlik ihlallerine doğru belirgin bir şekilde kaydığını ortaya koyuyor. Saldırganlar, güvenilir satıcıları, açık kaynaklı yazılımları, SaaS platformlarını, tarayıcı uzantılarını ve yönetilen hizmet sağlayıcılarını istismar ederek yüzlerce alt kuruluşun sistemlerine erişim elde ediyor. META Bölgesi’nde, Group-IB tarafından 2025 yılında gözlemlenen kimlik avı faaliyetleri, saldırganların orantısız bir şekilde özellikle internet hizmetleri (yüzde 52,49), finans kurumları (yüzde 28,50) ve lojistik sektörü (yüzde 11,20) gibi yüksek etkili sektörleri hedef aldığını göstermektedir. Kimlik avı genellikle bireysel kullanıcılarla başlasa da, bu kuruluşlar içindeki güvenlik ihlalleri müşteriler, iş ortakları ve bağlantılı ekosistemler arasında zincirleme etkilere neden olabilir. Rapor, İlk Erişim Aracıları’nın (IAB) bölgesel tehdit ortamındaki artan rolünü vurguluyor. 2025 yılında Group-IB, META kuruluşlarıyla bağlantılı 200’den fazla kurumsal erişim vakasının halka açık olarak satışa sunulduğunu tespit ederek, çalınan kimlik bilgileri ve erişim noktalarına yönelik güçlü bir talep olduğunu ortaya koydu. Bu erişim noktaları fidye yazılımı saldırılarını, casusluk kampanyalarını ve büyük ölçekli takip operasyonlarını etkinleştirmek için giderek daha fazla kullanılıyor. META genelinde fidye yazılımı faaliyetlerinin en yoğun olduğu bölge, 2025 yılında 100’den fazla olayın rapor edildiği GCC. Etkilenen diğer ülkeler arasında Güney Afrika, Mısır, Fas ve Türkiye yer alıyor. En çok hedef alınan sektörler gayrimenkul, finansal hizmetler, imalat, kamu ve sağlık hizmetleri oldu. Raporda, fidye yazılımı gruplarının artık endüstriyel ekosistemler olarak faaliyet gösterdiği ve operasyonel aksaklıkları ve finansal etkiyi en üst düzeye çıkarmak için öncelikli olarak yukarı akış erişimine odaklandığı belirtildi. Raporu değerlendiren Group-IB İcra Kurulu Başkanı Dmitry Volkov, "Siber suçlar artık tekil ihlallerle tanımlanmıyor. Bu durum, art arda gelen güven kaybıyla tanımlanıyor. Saldırganlar ölçek, hız ve gizlilik sağladığı için tedarik zinciri tehlikesini endüstriyel hale getiriyor. Tek bir yukarı akış ihlali artık tüm sektörleri etkileyebiliyor. Savunucular izole sistemler açısından düşünmeyi bırakmalı ve her ilişki, kimlik ve bağımlılıkta güvenin kendisini güvence altına almaya başlamalıdır" dedi.
Bursa Yıldırım’da, gönüller de sofralar da bir Yıldırım Belediyesi, sosyal belediyecilik çalışmalarına dayanışma ve paylaşma ayı olan Ramazan’da da devam ediyor. Ramazan ayının gelmesi ile birlikte ilçenin 14 farklı noktasında iftar sofraları kuran Yıldırım Belediyesi, günlük 3 bin 500 kişiye iftar, 100 kişiye de sahur ikramı gerçekleştiriyor. Evlerinde yemek yapamayan vatandaşları da unutmayan Yıldırım Belediyesi, Yıldırım Beyazıt Aşevi’nde de günlük 250 kişiye sıcak yemek çıkarıyor. Aşevinde özenle hazırlanan yemekler, iftar vakti sıcak şekilde adreslere ulaştırılıyor. Yıldırım Belediyesi mobil hizmet araçları ise ilçenin farklı noktalarında, günlük 950 kişilik çorba, su ve hurma dağıtımı gerçekleştiriyor. Dayanışma ve paylaşma ayı olan Ramazan’da ihtiyaç sahibi vatandaşları da unutmayan Yıldırım Belediyesi, 5 bin aileye gıda kartı desteği sağladı. "Yıldırım’da kimse yalnız değil" Yardımlaşma ve dayanışma ruhunun yoğun bir şekilde hissedildiği Ramazan ayında, ihtiyaç sahibi vatandaşlara verdikleri desteğin artarak devam edeceğini belirten Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, "Medeniyetimizin özü ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ sözünde saklıdır. Yıldırım Belediyesi olarak bu bilinç ve inançla tüm hizmetlerimizin merkezine insanı alıyoruz. Kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir Yıldırım için çalışıyoruz. Bu kapsamda, Ramazan’dan önce olduğu gibi Ramazan ayında da sosyal belediyecilik çalışmalarımız aralıksız devam ediyor" ifadelerini kullandı.
Bursa BUÜ’nün bilimsel çıktılarında rekor tazelendi Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Ar-Ge Koordinatörlüğünün araştırma üniversitesi kimliğini güçlendirmek ve bilimsel üretkenliği teşvik etmek amacıyla düzenlediği "Başarılı Akademisyenlerin Rektörle Buluşması" etkinliğinin 13’üncüsü gerçekleşti. Ar-Ge Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, ocak ayında 72 adet Q1 yayınına ulaşarak yeni bir rekora imza attıklarını belirtti. BUÜ’nün yeni rektörlük binasında düzenlenen programda konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, etkinliğin temel felsefesinin üniversitedeki kaliteli yayın ve proje sayısını artırmaya yönelik bir farkındalık oluşturmak olduğunu belirtti. Bu sürecin meyvelerini vermeye başladığını ifade eden Kırıştıoğlu, bir yıl önce 15-20 civarında olan aylık Q1 yayın sayısının günümüzde 70’lere ulaştığını dile getirdi. 2025 verilerinin araştırma üniversitesi parametreleri bakımından 2024’ten çok daha parlak olduğunu vurgulayan Kırıştıoğlu, buna rağmen rakiplerin de hızla ilerlediğini ve duraklamanın geriye düşmek anlamına geleceğini hatırlattı. Proje tarafında da ciddi bir canlanma yaşandığını belirten Kırıştıoğlu, özellikle ADEP projelerine yönelik bütçenin iki katını aşan bir başvuru talebiyle karşılaştıklarını, bunun da üniversitenin araştırma iklimindeki rekabetçi dönüşümü simgelediğini sözlerine ekledi. "72 adet Q1 yayınla yeni bir rekora imza attık" Ar-Ge Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca ise, akademik başarıları onurlandırmak amacıyla başlatılan bu geleneğin 2026 yılı itibarıyla yeni bir evreye geçtiğini müjdeledi. Yayın verilerinin artık Scopus üzerinden takip edilmeye başlandığını kaydeden Karaca, bu sistem değişikliğiyle birlikte şeffaflık ve kapsayıcılığın arttığını belirtti. Geçtiğimiz yılı aylık 60 adet Q1 yayını ile kapattıklarını söyleyen Karaca, 2026 Ocak ayı itibarıyla 72 adet Q1 yayınına ulaşarak yeni bir rekora imza attıklarını duyurdu. Başarılı akademisyen sayısının her geçen gün artmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Karaca, bu tür buluşmaların akademik emeğin üst yönetim nezdinde görülmesi ve ödüllendirilmesi açısından kritik bir motivasyon kaynağı olduğunu ifade ederek, tüm araştırmacılara katkılarından dolayı teşekkür etti. Program, Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz’ın belge takdimi ile son buldu.
Muğla Köyceğiz’de öğrencilere belgesel gösterimi düzenlendi Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde öğrencilere "Bir Kitap Bir İnsan" projesi kapsamında Milli Mücadele Belgeseli gösterimi gerçekleştirildi. Köyceğiz Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde "Bir Kitap Bir İnsan" projesi kapsamında, öğrencilerin tarih bilincini güçlendirmek ve milli değerlerle bağlarını pekiştirmek amacıyla bağımsızlık mücadelesini konu alan bir belgesel gösterimi düzenlendi. Etkinlik, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinin rehberliğinde gerçekleştirildi. Belgesel gösterimiyle öğrenciler; Milli Mücadele yıllarının şartlarını, verilen büyük fedakarlıkları ve bu süreçte ortaya çıkan birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunu daha yakından tanıma fırsatı buldu. Gösterim sonrasında yapılan kısa değerlendirmelerde öğrenciler; vatan sevgisi, bağımsızlık bilinci ve ortak değerlerin korunmasının önemi üzerine düşüncelerini paylaştılar. Okul Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada; "Okulumuz, "Bir Kitap Bir İnsan" projesi çerçevesinde yürütülen bu tür etkinliklerle öğrencilerimizin okuma kültürü, eleştirel düşünme ve tarihi farkındalık kazanımlarını desteklemeyi sürdürmektedir. Geçmişimizi daha iyi tanıyarak, geleceğimizi daha bilinçli inşa etmeye devam ediyoruz. Etkinliğin hazırlanmasında emeği geçen Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerimize ve katılım sağlayan öğrencilerimize teşekkür ederiz" ifadeleri kullanıldı.