SAĞLIK - 10 Şubat 2026 Salı 12:54

Ramazana hazırlıksız yakalanmayın

A
A
A
Ramazana hazırlıksız yakalanmayın

Ramazan ayı; öğün saatlerinin değişmesi, uzun süreli açlık ve uyku düzenindeki farklılaşmalar nedeniyle vücutta önemli fizyolojik adaptasyonlar gerektiren özel bir dönem olarak öne çıkıyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’den Uzm. Dyt. Mısra Aydın, Ramazan ayının daha sağlıklı ve dengeli geçirilebilmesi için beslenme ve yaşam tarzı düzenlemelerinin en az 2-3 hafta öncesinden planlanması gerektiğine dikkat çekti. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Bilimsel çalışmalar, metabolizmasını hazırlamadan oruç tutmaya başlayan bireylerde kan şekeri dalgalanmaları, sindirim sistemi problemleri, baş ağrısı, halsizlik ve performans düşüşünün daha sık görülebildiğini ortaya koyuyor" ifadelerini kullandı.


Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, Ramazan öncesi hazırlığın metabolizmanın açlık süresine uyum sağlaması açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti. "Ramazan ayı yalnızca öğün saatlerinin değiştiği bir dönem değil; aynı zamanda vücudun enerji kullanım biçiminin yeniden düzenlendiği fizyolojik bir adaptasyon sürecidir" diyen Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Bu sürece hazırlıksız girildiğinde kan şekeri dalgalanmaları, sindirim sistemi sorunları, gün içinde belirgin halsizlik ve dikkat azalması gibi etkiler daha sık görülebilir. Oysa beslenme düzeninde yapılacak küçük ama planlı değişiklikler sayesinde metabolizma uzun süreli açlığa daha rahat uyum sağlayabilir ve bireyler Ramazan ayını çok daha konforlu geçirebilir" ifadelerini kullandı. Gün içinde sık atıştırmaya alışkın bireylerde Ramazan ile birlikte ani öğün değişiklikleri metabolik stresi artırabileceğini vurgulayan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, düzensiz beslenmenin insülin duyarlılığını olumsuz etkileyerek açlık-tokluk mekanizmasını bozabileceğini belirtti.



Öğün düzenlemesi, metabolik adaptasyonu kolaylaştırır


Uzm. Dyt. Mısra Aydın, öğün planlamasının Ramazan öncesi dönemin en önemli adımlarından biri olduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:


"Gün boyunca kontrolsüz atıştırmak yerine ana öğünleri yapılandırmak, metabolizmanın ritmini düzenler. Öğün sayısını kademeli olarak azaltmak, geç saatlerde ağır ve yağlı yemeklerden kaçınmak ve akşam yemeklerini daha erken saatlere çekmek sindirim sisteminin yükünü hafifletir. Bu sayede Ramazan’da iftar sonrası sık karşılaşılan şişkinlik, mide yanması ve hazımsızlık gibi sorunların önüne geçmek mümkün olabilir."


Uzun süreli açlık dönemlerinde kan şekerinin dengede kalmasının, hem fiziksel hem de zihinsel performans açısından büyük önem taşıdığına değinen Uzm. Dr. Mısra Aydın, düşük ve orta glisemik indeksli besinlerin, daha uzun süre tokluk sağlayarak ani açlık ataklarının önlenmesine yardımcı olduğuna dikkat çekti.



Şeker ve un tüketimine dikkat edilmeli


Uzm. Dyt. Mısra Aydın, Ramazan öncesi beslenmede tam tahıllar, kuru baklagiller, sebzeler, yeterli protein ve sağlıklı yağ kaynaklarının önceliklendirilmesi gerektiğini ifade ederek, "Rafine şeker ve beyaz un içeren besinlerin aşırı tüketimi kan şekerinde ani yükselme ve düşüşlere neden olabilir. Bu dalgalanmalar gün içinde yorgunluk, sinirlilik ve konsantrasyon güçlüğü olarak kendini gösterebilir. Dengeli bir makro besin dağılımı ise hem tokluk süresini uzatır hem de metabolik dengeyi destekler" diye konuştu. Yoğun çay ve kahve tüketimi olan bireylerde oruç tutarken görülen baş ağrısı ve halsizlik şikâyetlerinin önemli bir bölümünün kafein yoksunluğu ile ilişkilendirildiğini söyleyen Uzm. Dyt. Mısra Aydın, kafeinin ani kesilmesinin yorgunluk ve konsantrasyon bozukluğuna yol açabileceğini de ifade etti. Bu noktada kafein tüketiminin kademeli azaltımının önemine dikkat çeken Uzm. Dyt. Mısra Aydın, şöyle konuştu:


"Oruç tutmaya başlamadan hemen önce kafeini tamamen kesmek yerine tüketimi aşamalı olarak azaltmak, vücudun bu değişime daha rahat uyum sağlamasına yardımcı olur. Aynı yaklaşım ilave şeker tüketimi için de geçerlidir. Tatlı isteğini dengelemek ve enerji dalgalanmalarını önlemek adına daha doğal ve kompleks karbonhidrat kaynaklarına yönelmek adaptasyon sürecini kolaylaştırır."



Su tüketimi alışkanlığa dönüştürülmeli


Sıvı tüketiminin iftar ve sahur arasına sıkışmasının dehidratasyon riskini artırabildiğini kaydeden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Yetersiz su alımı baş ağrısı, kabızlık, kas krampları ve performans düşüşü ile ilişkilendiriliyor. Bu yüzden düzenli su içmek, alışkanlık haline gelmeli. Çünkü gün içine yayılan yeterli sıvı tüketimi yalnızca fiziksel dayanıklılığı değil, aynı zamanda zihinsel performansı da destekler. Susamayı beklemeden su içmek, Ramazan döneminde de oluşabilecek sıvı açığını yönetmeyi kolaylaştırır ve genel sağlık durumunun korunmasına katkı sağlar. Ayrıca lif yönünden zengin beslenme ve probiyotik tüketimi sindirim sisteminin Ramazan sürecine adaptasyonunu kolaylaştırıyor. Güncel çalışmalar, sağlıklı bir bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, inflamasyon kontrolü ve metabolik denge üzerinde belirleyici rol oynadığını gösteriyor. Sebze, meyve, tam tahıllar ve yoğurt gibi fermente besinlerin düzenli tüketilmesi bağırsak hareketlerini destekler ve sindirim konforunu artırır. Güçlü bir mikrobiyota yalnızca sindirim sağlığı için değil, genel metabolik denge için de önemli bir temel oluşturur" dedi.



Kronik hastalıkları olanlar dikkat


Bazı kronik hastalıklara sahip bireylerin mutlaka uzman kontrolünden geçmesi gerektiğini hatırlatan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Diyabetli bireylerde uzun süreli açlık hipoglisemi ve hiperglisemi riskini artırabilir. Bu nedenle beslenme planı hekim ve diyetisyen kontrolünde oluşturulmalı, kan şekeri takibi aksatılmamalıdır. Hipertansiyon ve kalp-damar hastalarında ise yetersiz sıvı alımı tansiyon dengesini bozabilir; tuz tüketimi sınırlandırılmalı ve iftar sonrası aşırı besin tüketiminden kaçınılmalıdır" diye konuştu. Tiroid hastalarının da ilaç saatlerinin değişebileceğini vurgulayan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "İlaç kullanımı ve beslenme düzeni mutlaka uzman kontrolünde planlanmalıdır" dedi.


Uzm. Dyt. Mısra Aydın, oruca hazırlanmanın yalnızca aç kalmaya alışmak anlamına gelmediğini belirterek, "Bu dönem; bilimsel temelli beslenme, yeterli sıvı alımı, düzenli uyku ve bireysel sağlık durumunu gözeten bütüncül bir yaklaşımla desteklenmelidir. Ramazan öncesinde yapılacak bilinçli ve planlı değişiklikler, sürecin daha sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir şekilde geçirilmesine yardımcı olur" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara İran Milli Günü Ankara’da kutlandı İran İslam Devrimi’nin 47. yıl dönümü ve İran Milli Günü Ankara’da düzenlenen resepsiyonla kutlandı. İran İslam Devrimi’nin 47. yıl dönümü ve İran Milli Günü dolayısıyla Ankara’da bir otelde resepsiyon verildi. İran’ın Ankara Büyükelçisi Mohammad Hassan Habibollahzadeh’in ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, yabancı misyon şefleri ve çok sayıda davetli katıldı. İki ülkenin de milli marşlarının okunmasının ardından Büyükelçi Habibullahzade ve Bakan Yumaklı konuşma yaptı. Habibullahzade, İran İslam Devrimi’nin tarihi önemine işaret ederek, "1979 kışı, İran halkının özgürlük ve bağımsızlık iradesinin ayak seslerinin yankılandığı ve İran-İslam kimliğinin azamet ve ihtişamının tarih sayfalarına yeniden kazındığı bir döneme dönüşmüştü" dedi. Türkiye ile İran arasındaki ilişkilere değinen Habibullahzade, "İran İslam Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, iki komşu ülke arasında karşılıklı saygıya dayalı, değerli ve kardeşçe ilişkilerin örnek bir göstergesidir" ifadesini kullandı. Bölgesel meselelerde ortak tutuma vurgu yapan Habibullahzade, "İran ve Türkiye, bölgeye yönelik dış müdahaleleri reddetmekte ve sorunların bölge ülkeleri düzeyinde çözülmesi gerektiğine inanmaktadı" diye konuştu. Resepsiyonda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin tarihi ve kültürel bağlara dayandığını belirterek, "Türkiye ve İran, tarihi ve kültürel kökleri bulunan dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde, siyasi, ticari, kültürel ve diğer alanlardaki iş birlikleriyle birbirlerine derinden bağlıdır" dedi. İkili ilişkilerin üst düzey ve teknik ziyaretlerle ilerletildiğini ifade eden Yumaklı, "İlişkilerimizi yeni hedefler belirleyerek geliştirmeye devam ediyoruz. İkili ziyaretlerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası platformlarda da yakın temas ve iş birliği içerisindeyiz" değerlendirmesinde bulundu. Yumaklı, Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin ikili ilişkilerdeki rolüne dikkati çekerek, "İkili ilişkilerimizin kurumsallaşmasında ve dinamizm kazanmasında, 2014 yılında ihdas ettiğimiz Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin önemli etkisi ve katkısı olmuştur" ifadelerini kullandı. Konsey bünyesinde yürütülen çalışmalara değinen Yumaklı, "Siyasi, ekonomik, kültürel, bilimsel ve güvenlik alanlarındaki ilişkilerimizi gözden geçiriyor, iş birliğimizi ilerletmek için atılacak adımları belirliyor, güncel bölgesel konuları da ele alıyoruz" dedi. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin dokuzuncu toplantısına ilişkin bilgi veren Yumaklı, "Konseyin dokuzuncu toplantısını, Sayın Cumhurbaşkanımız ile İran Cumhurbaşkanı Sayın Pezeşkian’ın öncülüklerinde Tahran’da gerçekleştirmeye yönelik hazırlıklarımızı sürdürüyoruz" diye konuştu. Ticari ilişkilere de değinen Yumaklı, "Bölgenin iki büyük gücü ve sınır komşusu olmamız hasebiyle İran’la ticaretimiz ilişkilerimizin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 2025 yılında 5 milyar doların üzerinde gerçekleşen ikili ticaret hacmimizi yeterli bulmuyoruz" ifadelerini kullandı. Yumaklı, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde Karma Ekonomik Komisyon toplantılarının önemine işaret ederek, "Aralık 2024’te düzenlenen komisyon toplantısında alınan kararların etkin şekilde hayata geçirilmesiyle birlikte iş birliğimizi ve sınır ticaretimizi daha da güçlendireceğimize inanıyoruz" dedi.
İstanbul Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasında yargılanan Ahmet Özer savunma yaptı Belediye başkanlarına rüşvet vererek ihale süreçlerini organize ettiği iddia edilen ve liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen suç örgütüne ilişkin davada daha önce Esenyurt Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan tutuksuz sanık Ahmet Özer yaptığı savunmada, "Kendisi, ben görevden geldikten sonra tebrik amacıyla ziyaretime geldiğini söylemektedir. Ben Aktaş’ı cezaevi sürecinden, dosya kamuoyuna yansıdıktan sonra tanıdım. Daha önce kendisiyle bir ilişkim, ticari bağım veya irtibatım olmamıştır" dedi. Liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütü tarafından aralarında tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan sanıklar Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, tahliye edilen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile tahliye edilip görevine iade edilen Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin de bulunduğu belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihale süreçlerinin organize edilmesi iddiasına yönelik hazırlanan iddianame kapsamında, 200 sanık 27 Ocak Salı günü ilk kez hakim karşısına çıkmıştı. Bu hafta Aziz İhsan Aktaş ilk kez savunma yapacak Yargılama, 3’üncü haftasında da sürerken, dün tutuksuz sanıkların savunmalarına başlanmıştı. Dün görülen duruşmada, 16 sanığın savunması tamamlandı. Bu hafta devam eden duruşmada, iddianamede 187 yıldan 450 yıla hapsi istenen, örgüt lideri olarak aktarılan ve etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 4 Haziran 2025 tarihinde tahliye olan tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş başta olmak üzere toplam 167 tutuksuz sanığın savunmaları alınmaya devam ediliyor. Duruşmada, iddianamede ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilen görevinden uzaklaştırılan İETT Muhasebe Müdürü tutuksuz sanık Ali Haydar Topçu savunma yaptı. Topçu savunmasında, "Benim dahil olduğum hiçbir ihalede usulsüzlük bulunmamaktadır. Tüm ihaleler usulüne uygun gerçekleştirilmiştir" ifadelerini kullandı. "Raporlarda açıkça belirtilen husus, herhangi bir ihale fesadı tespiti olmadığıdır" Esenyurt Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan ve 11 Kasım 2025 tarihinde ise tahliye edilen Ahmet Özer savunma yaptı. Özer savunmasında ihaleye fesat karıştırdığı iddialarını kabul etmediğini belirterek, "Tüm Esenyurt benim ihaleye fesat karıştırmayacağımı biliyor. Belediyeye zarar vermedim. Ne ihale bilirim, ne de ihaleye fesat karıştırmayı. Mevkiler geçicidir. Ben iz bırakmak için geldim. Hayatımın en önemli zamanlarını bu tür işlerle geçirmek için gelmedim. Belediye başkanı olmadan önce, mahkeme yüzü görmedim. Ben boş ve mesnetsiz bir dosyadan tutuklandım. Bilimsel inceleme ve denetim raporlarında, hakkımda "ihaleye fesat karıştırma" şüphesi bulunduğu anlatılmaktadır. Hangi bilimsel inceleme raporunda böyle bir tespit vardır? Dosyada iki adet bilirkişi inceleme raporu bulunmaktadır. Bu raporların hiçbirinde ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçuna dair tek bir tespit, tek bir değerlendirme yoktur. Buna rağmen bu başlık altında işlem yapılması anlaşılır değildir. İddialara ilişkin hazırlanan raporların tamamında, ihale fesadı iddiasına ilişkin herhangi bir bulguya yer verilmemiştir. Eğer böyle bir şüphe olsaydı, raporların içinde açıkça yer alırdı. Çünkü bilirkişilerin görevi, tespit ettikleri hususları rapora yazmaktır. Yazılmamışsa, yoktur. Aksine, raporlarda açıkça belirtilen husus, herhangi bir ihale fesadı tespiti olmadığıdır. En fazla, denetim görevine ilişkin idari değerlendirmeler yapılmıştır. Bu da ceza hukuku anlamında suç teşkil eden bir durum değildir" ifadelerini kullandı. "Hukukta olmayan bir şey varmış gibi kabul edilemez" Savunmasının devamında, düzenlenen raporlarda bir suç isnadının olmadığını savuman sanık Özer, "Ben hayatım boyunca kamu görevini en üst düzey sorumlulukla yerine getirdim. Müfettişlik ve denetim görevleri üstlendim. Yüzlerce dosyada görev aldım ve hazırladığım raporlar ilgili kurumlara sunuldu. Bugüne kadar görevimle ilgili kesinleşmiş bir suç isnadı olmamıştır. Ayrıca daha önce görev aldığım dosyalarla ilgili açılan davaların tamamı yargı denetiminden geçmiş, hukuki olarak sonuçlanmıştır. Hazırlanan raporlar yargı makamlarınca değerlendirilmiş ve hukuka aykırı bir durum tespit edilmemiştir. Bugün gelinen noktada, alanında uzman, farklı kurumlarda görev yapmış kişilerin hazırladığı raporlarda bulunmayan bir suç, varmış gibi gösterilmeye çalışılması son derece ağır ve haksız bir durumdur. Hukukta olmayan bir şey varmış gibi kabul edilemez. Eğer bir suç tespiti varsa, raporda olur, yoksa yoktur. Dosyada ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçuna dair somut, teknik, hukuki hiçbir tespit bulunmamaktadır. Buna rağmen varmış gibi değerlendirilmesi hukuken de vicdanen de kabul edilemez. Burada dinlenen tanıkların hiçbiri, benim ihalelere müdahil olduğumu ya da ihaleye fesat karıştırdığımı söylememiştir. Aksine, burada avukatların huzurunda her birine açık ve net şekilde şu soruyu yönelttim; ‘Belediye Başkanı Ahmet Özer’in ihale sürecinde, ihalenin birilerine verilmesi için size herhangi bir baskısı, telkini veya yönlendirmesi oldu mu?’ dedim. Hepsi tek tek, açık şekilde olmadığını beyan etmiştir. Dosyada yer alan tüm tanık anlatımları, benim herhangi bir baskı, telkin ya da yönlendirmede bulunmadığımı açıkça ortaya koymaktadır. Buna rağmen, böyle bir durum varmış gibi iddia edilmesi tamamen gerçeğe aykırıdır ve tarafımdan kesin şekilde reddedilmektedir. Hakkımda 2015 yılından itibaren çeşitli iddialar ileri sürülmüş, göreve geldikten sonra birlikte çalışacağım kişileri seçmem, suç gibi gösterilerek üzerimde olumsuz bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Oysa her belediye başkanı, hukuken ve idari olarak birlikte çalışacağı kadroyu seçme yetkisine sahiptir. Bu, suç değil, görevin gereğidir. Bu durumun sanki hukuka aykırıymış gibi sunulması doğru değildir. İddia edilenin aksine, söz konusu ihalelerin planlanmasında şahsıma ait özel bir yönlendirme ya da ayrıcalık söz konusu değildir. Süreç tamamen ihale mevzuatı ve hizmet ihtiyacı çerçevesinde yürütülmüştür" şeklinde konuştu. "Aktaş’ı cezaevi sürecinden, dosya kamuoyuna yansıdıktan sonra tanıdım" Özer savunmasının devamında, "Ne yazık ki dosyada, tüm belediye başkanlarının sanki rüşvet ve usulsüzlük içinde olduğu gibi genelleyici ve ağır bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Oysa ortada somut bir rüşvet, somut bir menfaat temini veya kanuna aykırı bir işlem yoktur. İhaleye fesat karıştırma ve benzeri suçlamalar ileri sürülmektedir. Dolayısıyla fiilen başlamamış bir ihaleye ilişkin sorumluluğun tarafıma yüklenmesi hukuken mümkün değildir. İddia makamı, iddianamede benim ve birlikte görev yaptığım kamu görevlilerinin rüşvetle bağlantılı olduğuna dair somut bir delil ortaya koyamamıştır. Bu yönde yalnızca varsayıma dayalı değerlendirmeler yapılmıştır. Bugün hakkımdaki iddialar, somut delile değil, varsayıma ve yorumlara dayanmaktadır. Bu nedenle dosyanın; tanık beyanları, bilirkişi raporları ve somut deliller çerçevesinde değerlendirilmesini, hakkımdaki isnatların bu gerçekler ışığında ele alınmasını arz ediyorum. Olmayan deliller varmış gibi yazılarak iddianame hazırlamış ve biz mağdur edilmişizdir. Bir ihale yaptık ama biz başlatmadık. Biz hak ediş yapmadık bir kuruş ödeme yapmadım. İhaleyi yapan kayyum yönetimidir. Para ödeyen de o dur. Madem İhaleye fesat karıştırıldı o halde kayyumun burada olması lazım. İddia makamını iddiaları mesnetsizdir. İddianamede üzerine atılı kısımlar kulaktan dolma bilgidir. Benim hakkımda böyle bir şeyler anlatan kişiler gizli tanıklardır" dedi. Aziz İhsan Aktaş ile aralarında geçen görüşmelere ilişkin de savunma yapan sanık Özer, "Aziz İhsan Aktaş ile ilgili de bir hususu açıklamak isterim. Kendisi, ben göreve geldikten sonra tebrik amacıyla ziyaretime geldiğini söylemektedir. Ben Aktaş’ı, cezaevi sürecinden, dosya kamuoyuna yansıdıktan sonra tanıdım. Daha önce kendisiyle bir ilişkim, ticari bağım veya irtibatım olmamıştır. Yoğun görev temposu içinde yüzlerce kişiyle temas eden bir yönetici olarak, kendisiyle özel bir ilişki kurmam söz konusu değildir. İddia makamı bazı konularda Aziz İhsan Aktaş’ın beyanlarını doğru kabul ederken, benimle ilgili kısmı kabul etmemektedir. Bu durum açık bir çelişkidir" diye konuştu. Duruşmada, Esenyurt Belediye personeli tutuksuz sanık Mustafa Seymen savunma yapıyor.