ASAYİŞ - 03 Ekim 2025 Cuma 22:37

Şantiyede ölü bulunan Dorukhan Büyükışık davasında sanıklar hakim karşısında

A
A
A
Şantiyede ölü bulunan Dorukhan Büyükışık davasında sanıklar hakim karşısında

İzmir’in Narlıdere ilçesinde 2018 yılında bir şantiyede Dorukhan Büyükışık’ın ölü bulunmasına ilişkin 5 kişi, "kasten öldürme" suçundan hakim karşısına çıktı.


Olay, 13 Mayıs 2018 günü Narlıdere ilçesinde bulunan bir inşaat firmasının şantiyesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, TSK’da önemli kademelerde görev alan emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’ın oğlu Dorukhan Büyükışık (26), gece saatlerinde doğa yürüyüşü yapmak için dışarı çıktı. Sabah saatlerinde ise Dorukhan Büyükışık’ın cansız bedeni, evinin 600 metre ilerisinde bir inşaat firmasının şantiyesinin istinat duvarında bulundu. Olay, kayıtlara ’yüksekten düşme’ olarak geçti. Aldığı bir iş teklifi sonrası Rusya’ya gitmeye hazırlanan Dorukhan Büyükışık’ın intihar etmesinin mümkün olamayacağını öne süren baba Büyükışık, oğlunun bedeninde yüksekten düşme izlerinin olmadığını iddia etti. Olay yerinde incelemelerde bulunan adli tıp uzmanın tuttuğu "Yüksekte düşme bulgusu yoktur. Otopsi yapılmalıdır" raporu bulunduğunu da ileri süren baba Ethem Büyükışık, oğlunun ölümündeki sır perdesini aralamak için mücadele başlattı. Olayın ardından geniş çaplı inceleme başlatan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, olay yeri kamera görüntüleri, 112 ihbar kayıtları, telefon sinyalleri (HTS ve GPRS), adli tıp raporları ve kriminal incelemeler dahil olmak üzere her türlü delili detaylı bir şekilde topladı. Türkiye Dağcılık Federasyonu uzmanlarının da katıldığı olay yeri incelemesinde, Büyükışık’ın cesedinin bulunduğu konuma 27 metre yükseklikten düşerek gelmiş olmasının mümkün olmadığı tespit edildi. Ayrıca, maktulün sırt bölgesine sert ve etkili bir cisimle vurulduğuna dair tespitlere ulaşıldı.



Kamu davası


Olay günü şantiyede görevli olan bekçiler H.K. (68), H.A. (76), T.Ç. (40), A.G. (76) ve çalışan B.Ç.’nin (46) ifadelerinde ciddi çelişkiler olduğu belirtildi. Şüphelilerin birbirleriyle ve olay saatiyle ilgili beyanlarının uyuşmaması soruşturmayı derinleştirdi. Toplanan deliller ve uzman raporları doğrultusunda, Büyükışık’ın kasten öldürüldüğü ve cesedinin sonradan bulunduğu yere getirildiği değerlendirildi. Elde edilen tespitler neticesinde, olay yerinde bulunan şüpheliler hakkında TCK’nın 81/1. maddesi uyarınca kasten öldürme suçundan müebbet hapis istemiyle İzmir 21. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldı. Öte yandan olayda görevli 8 polis memuru hakkında da dava açıldı. Polislerin savcının talimatına rağmen ilgili kamera görüntülerini sağlıklı biçimde incelemediği ve bir örneğini muhafaza altına almadıkları tespit edildi. Polis memurlarının aktif kameraları tam olarak incelemedikleri, delilleri gerekli biçimde toplamadıkları belirlendi. Bunun üzerine komiser Atakan K. (43), komiser Deniz A. (35), polis memuru Duygu Ö. (34), polis memuru Fikret S., polis memuru Halil A. (54), komiser yardımcısı Hüseyin V. (48), Emniyet Müdürü İsmail K. (58) ve polis memuru Musa E. (54) hakkında görevi kötüye kullanma suçundan 1 yıla kadar hapis istemiyle İzmir 2’nci Asliye Ceza Mahkemesinde de dava açıldı.



Tutuksuz sanıklar hakim karşısında


İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen duruşmada; inşaat çalışanları B.Ç., H.A., T.Ç., A.G. ve H.K. hakim karşısına çıktı. İzmir 21’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen celsede savunmasını yapan tutuksuz sanıklardan gece bekçi H.K.’ "Gece ‘Pat’ diye bir ses duydum. Ancak kontrol ettiğinde bir şey bulamadım ve mesai bitince sabah eve gittim. Kahvaltı yaparken bana şantiyeden H.B. isimli arkadaş telefon açıp ‘İnşatta olay var gel’ dedi ve gittim. Cenazeyi orada gördüm. Gece ‘Pat’ diye ses duymuştum. O sırada köpekle bir tur attım. Hiçbir şey göremedim ve köpeği yerine bağladım. Sesi o sırada yakınımda olan B.Ç. de duydu. Cenazenin bulunduğu yerde köpekle dolaşmadım. Duyduğum ses insan sesi değildi. Bulunduğum yerde bir kamera vardı ama arızalıydı" dedi.


Celsede savunmasını yapan tutuksuz sanıklardan makine operatörü Sanık B.Ç. de, olay gecesi aynı sesi duyduğunu belirterek, "Gurbetçi olduğum için şantiyede kalıyordum. Yanımda çalışan operatör yardımcısı B.B. ile paydostan sonra yemeğimizi yedik. İkimiz de konteynerde kalıyorduk. B.B. uyumuştu ben de maç izliyordum. Köpek benim yanımda bağlıydı. Gece 00.30 sıralarında köpek biraz serbest kalsın diye tasmasını çıkardım. ‘Pat’ diye bir ses duydum. Durumu H.K.’ya aktardım o da sesi duyduğunu söyledikten sonra köpeği alıp gitti. 15- 20 dakika sonra geri gelip bir şey olmadığını söyledi. Sabah 08.30 sıralarında her yerde polisler vardı. Cenazeyi gördükten sonra savcıya ifademi verdim. Başka bildiğim hiçbir şey yok" ifadelerini kullandı.



"Bağırma sesi duydum"


Celsede savunma yapan bir başka gece bekçisi olan sanık A.G. de, "Gece çalıştım. Mesai bittikten sonra eve doğru giderken damadım ile kapının önünde karşılaştım. Şantiyede bir şey olduğunu söyledi. Sonra geri şantiyeye döndük. Cenazeyi görmedim. Bizi oraya sokmadılar. İnşaatın sahibi olan M.M.T. beni gördü. Bekçi arkadaşları aramamı söyledi. Ben de aradım ve sonrasında da eve gidip yattım" sözlerini kullandı.


Sanıklardan H.A. ise savunmasında olay gecesi bir bağırma sesi duyduğunu kaydederek, "İnşaatta devriye atarken yüksek bir insan bağırma sesi duydum. Ben de H.K.’yı çağırıp sesin ne olduğunu sordum. Bir şey olmadığını söyledi. O bana ses duyduğunu söylemedi. Çocuğun düştüğü yerde jeneratör olduğu için ben görmedim. Eve gittikten bir süre sonra emniyetten aradılar. Cenazenin bulunduğu yer H.K.’nın sorumluluk alanına yakın" diye belirtti.



Güvenlik kulübesinde görevli olduğunu ifade eden sanık T.Ç., kompresör makinesinden dolayı cenazeyi görmelerinin mümkün olmadığını söyleyerek, "Sıradan bir akşamdı. Ses de duymadım ekstra bir şey de yaşamadım. Sabah eve gittikten sonra telefonla arandım ve şantiye alanında birine bir şey olduğunu söyledi. İş kazası sandım. Şantiyeye geldiğimde polisler vardı. Sorduğumda birinin öldüğünü söylediler. Tanıdık olup olmadığını merak ettim. Baktığımda tanımadığımı anladım. 360 derece kamera olaydan aylar önce bozulmuştu ancak yerinden kaldırılmadı" dedi.



Celsede Dorukhan’ın anne ve babası dinlendi


Celsede konuşan Dorukhan’ın annesi Nihal Büyükışık, sanıklardan şikayetçi olduğunu belirterek, "12 Mayıs gündüz yakınımızın cenazesine gitmiştik. 22.00 sıralarında hep birlikte eve çıktık. Yatmak üzere ayrıldık. Sabah telefon sesiyle uyandık. Karşıdaki kişinin aracının plakasını sorduğunu duyunca Dorukhan’ın dışarı çıkıp çıkmadığını kontrol etmek için odasına girdim ama yoktu. Eşim önden gitmişti. Ben de sitenin güvenlik kameralarından Dorukhan’ın kaçta çıktığını bulmaya çalıştım. Sonrasında eşim beni arayıp gelmememi söyledi. Sonrasında eşim polisle gelip ‘Dorukhan’ı kaybettik’ dedi. Yürüyüş yaparken ormanda kayboldu zannettim. Ona sonsuz güvendim. Oğlumuzla mükemmel bir ilişkimiz vardı. Çok canım yanıyor. Neden ambulans çağrılmamış? Neden deliller toplanmamış? Neden gencecik bir çocuğun canı yok sayılıyor? O gece ne olduysa itiraf etsinler" dedi.



"İnşaat sahiplerinden T.T. dönemin ilçe emniyet müdürü İ.Y.’yi arıyor"


Celsede dinlenen baba Ethem Büyükışık ise, "Olayın ardından kamera kayıtlarının yok edildi. Oğlum iş teklifi almıştı ve kabul etmişti. Pazartesi Ankara’ya gidecekti. Cinayetten 13 gün sonra saha mühendisi tarafından 8 dakikalık Dorukhan’ın göründüğü CD var. Görüntülerde dosya bilgileri silinmiş, tarih ve saat ise sonradan eklenilmiş. İki kamera H.K. ve B.Ç. arasında ne geçtiğini net olarak kaydetmişti. Görüntüler de H.K.’nın kulübesinin içindeki cihazdaydı ama yok ettiler. Savcı bölgeye gelmeden önce polisler o kulübeye gidip toplantı yapıp ayrıldılar. 19 şantiye kamerası var ancak polis tarafından alınan bir tane kamera yok. T.Ç.’nin kulübesindeki kamera kayıt cihazına hiç gidilmiyor. Katili bulmak isteselerdi kayıt cihazlarını sarıp sarmalarlardı. Bilirkişi raporunda şantiyede hiçbir güvenlik önlemi alınmadığı açıkça belirtiliyor. Cinayet 01.30 civarında işlenmiş. Oğlum işkence görmüş ve saatlerce ağlamış. Ağlamaktan gözlerinin kenarlarında tuz birikmiş. Darbeyi aldıktan sonra 2.5- 3 saat can çekişmiş. Aklı başında olan birisi ceset gördüğünde 155’i arayıp durumu bildirir. Ancak öyle olmuyor. İnşaat sahiplerinden T.T. dönemin ilçe emniyet müdürü İ.Y.’yi arıyor. 3’üncü görüşmeden sonra İ.Y. ona 112’yi aramasını söylüyor. Cinayetten sonraki 7 saat boyunca kimse polisi aramamış. Katil bu 5 sanıktan bir tanesi ve polisler de onlara yardım ettiler" ifadelerini kullandı.



Duruşma Şubat 2026’ya ertelendi


Duruşma sonrasında açıklama yapan Ethem Büyükışık, "Sunduğumuz delillere rağmen heyet bugün dosyaları birleştirmedi. Olayda ihmali olan herkesin yargı önüne çıkması için mücadele etmeye devam edeceğiz" dedi.


Celsede savunmaların ardından ara karar açıklandı. Sanıkların mevcut durumlarının devamına hükmeden heyet, dosyadaki eksikliklerin giderilmesine ve tanıkların dinlenilmesine karar verip duruşmayı 13 Şubat 2026 tarihine erteledi.



Şantiyede ölü bulunan Dorukhan Büyükışık davasında sanıklar hakim karşısında

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sakarya AK Parti Teşkilatı Sakarya’da iftar sofrasında bir araya geldi AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş, Sakarya’da gerçekleştirilen 3 Kademe İl Yönetimi ve 3 Kademe İlçe Başkanları Toplantısı’nın ardından parti üyeleri ile iftar programına katıldı. Sakarya’nın Serdivan ilçesinde AK Parti Sakarya İl Teşkilatı tarafından düzenlenen iftar programına katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş, programda parti üyeleri ile bir araya geldi. Programa AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Sakarya İl Başkanı Yunus Tever, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, ilçe belediye başkanları katılırken parti üyeleri yoğun katılım gösterdi. "25 yıldır Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte zincirleri kırıyoruz" Programda konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, "Siyaset, millet ve memleket için çalışmak demek. Siyaset, engelleri kaldırmak demek. CHP bu işi nasıl görüyor bilmem ama biz bu işi 25 yıldır Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte zincirleri kırıyoruz, prangaları yok edip atıyoruz. İşte siyaset budur ve bu doğrultuda siz değerli mensuplarımızı bir kez daha saygıyla selamlıyorum" dedi. "Seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan’ı bir kez daha Cumhurbaşkanı seçeceğiz" AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş, "Allah’a hamdediyoruz ki mücadelemizde, yol yürüyüşümüzde Sakarya hep bizimle beraber. Recep Tayyip Erdoğan ne zaman bir desteğe ihtiyaç duyduysa en güzel ve en anlamlı neticeleri hep Sakarya’dan elde etti. Geçmişten günümüze bu kutlu davaya, mücadeleye hizmet eden, sorumluluk üstlenen herkesten Allah razı olsun. Sorumluluğumuz büyük, üzerimize aldığımız vazife tarihi önemde işte bu sofralarda bir araya geldiğimiz her toplantımızda sahada her siyasi çalışmamızda o işin kendisiyle uğraşmıyoruz. Her eli sıkarken, her haneye konuk olurken her gönüle ve zihne ulaşmaya çalışırken büyük ve güçlü Türkiye istikametinde yol yürüyüşümüz için dua ediyoruz. Her bir çalışmamızda elde ettiğimiz güçlü bereketli, samimiyetten aldığımız güç ve kararlılıkla çalışmalarımızı çok daha yüksek bir irtifada ortaya koyacağız. İnşallah 2028 yılında yapılacak seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan’ı bir kez daha Cumhurbaşkanı seçeceğiz. Gayemiz, millete hizmet. Onun için durmadan, yorulmadan liderimizin her zaman söylediği gibi ‘Aşk ile koşan yorulmaz’ diyerek davamıza, mücadelemize dört elle sarılma vaktindeyiz" diye konuştu.
Ankara AK Parti Sözcüsü Çelik: "En büyük gücümüz, en büyük kuvvetimiz birliğimiz ve beraberliğimizdir" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Dünyanın çok zor zamanlarından bir tanesindeyiz. Ülkemizi kötülüklerden korumak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. En büyük gücümüz, en büyük kuvvetimiz birliğimiz ve beraberliğimizdir" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, Ankara Üniversitesi Güneş Meydanı’nda düzenlenen iftar programına katılarak, üniversite öğrencileriyle beraber iftarını yaptı. Burada konuşan Çelik, Türkiye’nin dört bir yanından eğitim almak için Ankara Üniversitesine gelen öğrencilerin birlik ve beraberlik içerisinde aynı sofranın etrafında buluşmasının çok kıymetli olduğunu söyleyerek, "Dünyanın çok zor zamanlarından bir tanesindeyiz. Savaşlar, depremler, kıtlıklar, yoksulluklar dünyanın her tarafını sarmış durumda. Bunun içerisinde ülkemizin, memleketimizin geleceğine daha güzel imzalar atmak için bu birlikteliği daha güçlü bir şekilde korumamız gerekiyor. Gazze’deki soykırımdan en son İran’a saldırıya kadar bir sürü kötülük etrafımızda kol geziyor. Hem bu kötülükle mücadele ediyoruz hem de ülkemizi bu kötülüklerden korumak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. En büyük gücümüz, en büyük kuvvetimiz birliğimiz ve beraberliğimizdir" dedi. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar ise Türkiye’nin etrafının ateş çemberi halinde olduğunu dile getirerek, "Bizi bu ateş çemberinin dışında tutan güç birlik ve beraberliğimizdir. Tıpkı bu iftar sofrasında beraber olduğumuz gibi aynı duyguları paylaşıyoruz. Bu duygularımızı geliştirmemiz lazım" diye konuştu.
İstanbul Katar’da mahsur kalan Türk vatandaşları Türkiye’ye döndü Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası Katar’da mahsur kalan Türk vatandaşları yurda döndü. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası bölgedeki savaş durumu nedeniyle hava alanının kapanması sonucu yurt dışında mahsur kalanlar Türk vatandaşları yurda dönmeye devam ediyor. Yaklaşık 10 gün boyunca Katar’da mahsur kalan yolcular, saat 11.30 sularında Doha Hamad Uluslararası Havalimanı’ndan kalkış yapan uçakla, Suudi Arabistan hava sahası üzerinden Mısır hava sahasına geçti. Yolcular, ardından buradan saat 18.20 sularında İstanbul Havalimanı’na iniş yaptı. "Katarlılar bütün misafirperverlikleriyle ilgilendiler" Katar’da yaklaşık 10 gün boyunca mahsur kalan yolculardan Erkan Yıldırım, "28 Şubat’ta Bangkok’tan kalkan uçağımız Doha’da indikten sonra Katar Havayollarının ve devlet yetkililerinin özenleriyle kendim dahil olmak üzere 8 bin yolcuyu Doha şehrinde bulunan otellere yerleştirdiler. 10 gün boyunca ellerinden gelen bütün misafirperverlikleriyle ilgilendiler. Bütün Katarlı yetkililere buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz. Hiçbirimiz zarar görmedik, hepimiz sağ salim ülkemize bugün geldik ve bu 10 günlük süreç içerisinde de Katarlı yetkililer bizimle son derece iyi şekilde ilgilendiler" dedi. "Zorlu bir süreçti ancak can güvenliğimiz yerindeydi" Tayland’ın başkenti Bangkok’tan gelen bir transfer yolcu olarak Doha’ya indiğini ve savaş sebebiyle Katar’da mahsur kaldığını belirten Alper Aldemir, "28 Şubat Cumartesi günü transfer yolcu olarak Doha Havalimanı’na iniş yaptık. Daha sonra hava sahası kapandığı için orada bir hayli süre mahsur kaldık. Bugün 11. gün. En sonunda Doha’dan İstanbul’a kalkan ikinci uçakla vatanımıza giriş yaptık. Zorlu bir süreçti. Bizim için çok tehlikeli değildi, can güvenliğimiz yerindeydi. Katarlılar sağ olsunlar bizimle güzel ilgilendiler, güzel ağırladılar" diye konuştu. "Allah’a şükür Türkiye’ye gelebildik" Savaşın başladığı gün uçuşları olduğunu ancak hava sahasının kapanması nedeniyle mahsur kaldıklarını kaydeden yolcu Emir Kaan Demir, "28 Şubat saat 14.00’te Doha’dan Türkiye’ye uçuşumuz vardı. İran-İsrail savaşının sabah 8’de başlamasından dolayı ilk başta herkese bir uyarı geldi. Yaklaşık 2 saat sonra da bütün her şey kapandı. Bütün uçuşlar iptal edildi. Yaklaşık 1-1.5 gün havalimanında mahsur kaldık. Ondan sonra bizden sorumlu havayolu şirketi bizi aldı ve yaklaşık 7 gün boyunca bir otel ayarladı. Otelde kalma sürecimizde yukarıda patlamalar, dron saldırıları, füze saldırıları oldu ama biz güvenli yerdeydik ve bir sıkıntı yaşamadık. 8. günümüzde İstanbul uçuşu olduğunu öğrendik ve bizi otelden çıkardılar. Havalimanına gittiğimizde uçağımızın ‘overbooked’ olduğu söylendi. Bu yüzden uçağa binemedik, aynı şekilde diğer Türk yolcuları da uçaktan çıkarttılar ve bir gün sonra bizi tekrar havalimanına geri getirdiler. Allah’a şükür bugün gelebildik. Birkaç Türk arkadaşa da ‘overbooked’ olduklarını söyleyip uçağa almadılar, sonra kendileri havalimanında bekledikleri ve uçağa başka yolcu gelmediği için uçağa alındılar. Ancak tüm bunlara rağmen Allah’a şükür Türkiye’ye gelebildik" ifadelerini kullandı.