GÜNDEM - 06 Şubat 2026 Cuma 15:32

3 yıl geçti, acı dinmedi: Evladını ve damadını kaybeden baba konuştu

A
A
A

6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde Hatay’ın Hassa ilçesinde 8 aylık hamile kızı öğretmen Sevde Kökcü Demir ile polis memuru damadı Abdullah Demir’i kaybeden İsmail Kökçü, aradan geçen 3 yıla rağmen acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu söyledi. Asrın felaketinde yaşadığı acısını ve depremde yaşanan insanlık örneklerini evlatlarının mezarı başında gözyaşları içinde İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlatan Kökcü, yaşadıklarının tarif edilemez bir acı olduğunu dile getirdi.

6 Şubat depremlerinin hayatlarının dönüm noktası olduğunu ifade eden acılı baba Kökcü, "Gerçekten çok büyük bir acı yaşadık. 3 yıl geçti ama acı hiç dinmiyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bu acının bir tarifi var mı bilmiyorum" dedi.

"Her hadisenin içinde bir ibret vardır"

Yaşadıklarını yalnızca acı üzerinden değil, ibret ve hayat dersi üzerinden değerlendirmeye çalıştığını belirten Kökcü, "Hayat felsefem hep şudur; yaşanan her hadisenin içinde bir ibret vardır. Büyük kayıplar yaşadık, hem maddi hem manevi çok ağır yükler yaşandı. Ama insan isterse, yaşananların içinde bazı güzellikleri de görebilir. Ben hayatım boyunca buna inandım" ifadelerini kullandı.

3 yıl geçti, acı dinmedi: Evladını ve damadını kaybeden baba konuştu

"İdealist bir öğretmen, görevine bağlı bir polis"

Depremde üç evladını kaybettiğini söyleyen Kökcü, kızının idealist bir öğretmen, damadının ise görevine bağlı bir polis memuru olduğunu anlatarak, "Kızım Sevde, dört evladımdan biriydi. Hatay Hassa’da öğretmenlik yapıyordu. Damadım Abdullah da benim evladımdı, evladım yerine koyduğum bir insandı. O da Hatay’da polis memuru olarak görev yapıyordu" diye konuştu.

"İki ay sonra torunumu kucağıma alacaktım"

Deprem yaşanmasaydı iki ay sonra torunlarını kucaklarına alacaklarını dile getiren Kökcü, "Evlatlarım büyük bir heyecanla çocuklarını bekliyordu. Rabbim nasip etmedi. Böyle uygun gördü" sözleriyle yaşadığı derin hüznü ifade etti.

"Enkaz başında umutla, korkuyla bekleyiş"

Deprem sabahını da anlatan Kökcü, büyük bir çaresizlik yaşadıklarını belirterek, "Sabah namazına yakın bir saatti. Tam saatini hatırlayamıyorum. O anın telaşıyla zaman kavramı kalmıyor. Telefon trafiği başladı. İnsan hayatında öyle anlar oluyor ki ne kadar güçlü olursanız olun, ne kadar imkânınız olursa olsun, acizliğin ve çaresizliğin en dip noktasını yaşıyorsunuz" dedi. Enkazın altında evlatlarının olduğunu bildiklerini ifade eden Kökcü, "Onlara bir an önce ulaşmak istiyorduk ama yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Herkes bizim gibi umutla, korkuyla, hüzünle bekliyordu. Kızımı üçüncü gün, damadımı ise bir gün sonra enkazdan çıkartabildik" diye konuştu.

3 yıl geçti, acı dinmedi: Evladını ve damadını kaybeden baba konuştu

"Depremde vefa örneği"

Deprem sürecinde yaşadığı dayanışmayı da anlatan Kökcü, İskenderun’da yaşayan arkadaşı Nejdet Ökten’in gösterdiği vefayı unutamadığını söyledi. Depremin ardından ilk olarak Nejdet Ökten’e ulaştığını belirten Kökçü, "O da kendi imkânlarıyla bilgi almaya çalıştı ve bana ‘Abi gel’ dedi. Sonradan öğrendim ki kendisi de depremzedeymiş, kaldıkları bina yıkılmış" ifadelerini kullandı. Arkadaşının, eşi ve çocuklarını güvenli bir noktada bırakarak kendisiyle birlikte Hassa’ya geldiğini anlatan Kökcü, "Üç gün boyunca cenazeleri alıp Karabük’e dönene kadar bir saniye bile yanımdan ayrılmadı. Bana güç verdi, destek verdi, umut verdi, omuz verdi" dedi.

"Dayanacak bir söze bile ihtiyaç duyuyorsunuz"

Yaşanan süreçte insanın ne kadar çaresiz hissedebildiğini dile getiren Kökcü, "Ne kadar maneviyatınız olursa olsun, insan böyle bir durumda dayanacak bir söze bile ihtiyaç duyuyor. ‘İnşallah çıkar’ denmesine bile tutunmak istiyorsunuz" diye konuştu.

"Vatana, millete faydalı nesiller yetiştirmek isterdi"

Kızının mesleğine büyük bir sevgiyle bağlı olduğunu anlatan Kökcü, "Kızım idealist bir öğretmendi. ‘Vatana, millete faydalı nesiller yetiştireceğim’ derdi. Öğrencilerini severdi, öğrencileri de onu severdi. Sürekli öğrencileriyle ilgili benimle istişare ederdi" ifadelerini kullandı.

"Bu bir imtihan, bunun farkındayım"

Yaşadıklarını inancı üzerinden anlamlandırmaya çalıştığını belirten Kökcü, "İnanan bir insan olarak biliyorum ki dünyaya geliş amacımız ve yaşadıklarımız bir imtihandır. Allah Bakara Suresi’nde mallarla ve evlatlarla imtihan edileceğimizi söylüyor. Allah’ın verdiği de vermediği de bir imtihandır. Bunun farkındayım ve bu bilinçle ayakta durmaya çalışıyorum" dedi.

Yasin Erdem

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Van Dr. Akgül: "Kanser erken tanıyla kontrol altına alınabilen bir hastalık" Lokman Hekim Van Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü Uzman Dr. Ömer Faruk Akgül, kanserin artık korkulan değil, erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldiğini söyledi. Lokman Hekim Van Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzman Dr. Faruk Şaylık ile Tıbbi Onkoloji Bölümü Uzman Dr. Ömer Faruk Akgül, Kanser Haftası dolayısıyla hastane bünyesinde hizmet veren 10 koltuklu modern kemoterapi ünitesinde tedavi gören hastaları ziyaret etti. Kemoterapi ünitesinde tedavileri süren hastalarla bir süre sohbet eden Başhekim Yardımcısı Şaylık ve Uzman Dr. Akgül, hastalara moral verirken tedavi süreçleri hakkında da bilgi aldı. Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan Tıbbi Onkoloji Bölümü Uzman Dr. Ömer Faruk Akgül, kanserle mücadelede farkındalığın ve erken tanının önemine dikkat çekti. Çeşitli kanser türleri adına düzenlenen farkındalık haftaları ve etkinliklerin ortak bir amacı olduğunu ifade eden Uzman Dr. Akgül, "Amaç, insanları korkutmak değil, bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve erken tanı almalarını sağlamak. Çünkü artık biliyoruz ki erken tanı alan hastalarda tedavi ve şifa şansı oldukça yüksek. Bu nedenle sosyal medya, televizyon programları ve afişler aracılığıyla halkı bilgilendirmeyi ve bu konudaki farkındalığı artırmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede özellikle bölgemizde görülen özofagus (yemek borusu) ve mide kanserlerine dikkat çekmek istiyorum. Genellikle ileri yaşlarda görülen özofagus ve mide kanserleri, günümüzde genç yaşlarda da karşımıza çıkabiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları büyük önem taşıyor. Özellikle tütsülenmiş ve tuzlanmış gıdalar, obezite, reflü hastalığı, sigara ve alkol kullanımı ile meyve-sebze tüketiminin az olması bu iki kanser türü için önemli risk faktörleri arasında yer alıyor" dedi. "Erken evrede yakalanan vakalarda tedavi başarısı oldukça yüksek" Yutma güçlüğü, yutkunma sırasında takılma hissi, uzun süren mide şikâyetleri, kansızlık, siyah renkli dışkılama ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerektiğini dile getiren Akgül, "Erken tanı bu noktada hayati önem taşıyor. Günümüzde endoskopi yöntemiyle hem yemek borusu hem de mide detaylı bir şekilde görüntülenebiliyor, yeni oluşan lezyonlar erken aşamada tespit edilebiliyor. Erken evrede yakalanan vakalarda ise tedavi başarısı oldukça yüksek. Kemoterapi tedavileri de artık geçmişe kıyasla çok daha kişiye özel planlanıyor. Hastaların boyu, kilosu, yaşı ve ek hastalıkları göz önünde bulundurularak doz ayarlamaları yapılıyor. Her hasta standart bir tedavi almıyor. Yan etkilere karşı daha hazırlıklıyız ve bu süreç, eskiye oranla çok daha konforlu bir şekilde geçirilebiliyor" diye konuştu. "Bitkisel ürün ve takviyelerin mutlaka doktor önerisiyle kullanılması önemli" Kanser tanısı almış hastalara özellikle protein ağırlıklı beslenmelerini önerdiklerini ifade eden Akgül, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yumurta, yoğurt, beyaz et ve kırmızı et gibi besinler bu açıdan önemli. Bunun yanı sıra meyve ve sebze tüketimi artırılmalı, az ve sık beslenme tercih edilmeli. İşlenmiş gıdalar ile nitrat ve nitrit içeren ürünlerin ise mümkün olduğunca azaltılması gerekiyor. Bitkisel ürün ve takviyelerin mutlaka doktor önerisiyle kullanılması önemli. Kontrolsüz kullanılan bitkisel ürünler, uygulanan tedavilerle etkileşime girerek tedavinin etkinliğini azaltabilir ya da yan etkilerin artmasına neden olabilir. Bu nedenle ‘mucize bitki’ veya ‘mucize ilaç’ söylemlerine itibar edilmemeli." Erken teşhisin önemini her fırsatta vurguladıklarının altını çizen Akgül, "Bu özel günler de bir hatırlatma vesilesi oluyor. Belirtileri olan hastaların gecikmeden doktora başvurması büyük önem taşıyor. Erken tanı ve doğru tedavi yönetimiyle kanser, günümüzde kontrol altına alınabilen bir hastalık haline gelmiştir. Bu vesileyle herkese sağlıklı günler diliyorum" şeklinde konuştu. "Tedavimden olumlu sonuçlar alıyorum" Yemek borusu kanseri tanısı alan 52 yaşındaki Orhan Erip de, yaşadığı süreci anlattı. Şikâyetlerinin yemek yerken göğsünde hissettiği hafif ağrıyla başladığını belirten Erip, yapılan tetkikler sonucu özofagus kanseri tanısı aldığını söyledi. Tedavi sürecinin başında endişe yaşadığını dile getiren Erip, "İlk kürden sonra sürece alıştım. Tedavimden olumlu sonuçlar alıyorum. Doktorlarımdan, hemşirelerden ve hastanenin ilgisinden çok memnunum. Ailemin desteğiyle şu ana kadar dört kür kemoterapiyi tamamladım" dedi.
Diyarbakır Diyarbakır’da eğitimlerini tamamlayan arama-kurtarma ekiplerine ‘peç’ takıldı Diyarbakır İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde (AFAD) Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinde hayatını kaybedenler anılırken, eğitimleri tamamlanan kurumların arama-kurtarma ekiplerine "peç" takıldı. AFAD yerleşkesinde düzenlenen programda depremde hayatını kaybedenler anıldı. Daha sonra Vali Murat Zorluoğlu, arama-kurtarma çalışmalarında kullanılan ağır tonajlı kurtarma aracı, K-9 (eğitimli arama köpeği) tim aracı ve su altı arama-kurtarma araçlarını inceleyerek AFAD İl Müdürü İlami Çakmak’tan bilgi aldı. Vali Zorluoğlu, burada yaptığı konuşmada, 6 Şubat 2023 tarihinde peş peşe gerçekleşen iki büyük depremin üçüncü yıl dönümü olduğunu, millet olarak o büyük felaketin acısını derinden hissedildiğine değindi. 53 binin üzerinde vatandaşın o depremlerde enkaz altında kalarak can verdiğini hatırlatan Zorluoğlu, Diyarbakır’da da 412 kişinin hayatını kaybettiğini anımsattı. Vali Zorluoğlu, vefat eden vatandaşlara Allah’tan rahmet dileğinde bulunarak, "Bugün, özel maksatla da bir araya geldik. Hem depremin üçüncü yılında vefat eden kardeşlerimizi analım, deprem ve afetlerle ilgili bir bilinç oluşturalım. Hem de arama kurtarma noktasındaki gönüllülük çok önemli. Burada akredite olmuş kurumlarımız var. Onlara da peçlerini takıyoruz. Afetlerde, afet sırası ve sonrası müdahaleler çok çok önemli. Bilinçlendirme çok önemli. Esas olan afat öncesi kısımdır" dedi. Şehirlerin direnci artırılmasına vurgu yapan Zorluoğlu, "Son dönemde dirençli şehirler kavramı bu yüzden ön plana çıkıyor. Şehirlerin karşılaşabileceği sorunlara, tehditlere, doğal afetlere, insandan kaynaklı doğal felaketlere iyi cevap verebilecek şekilde dizayn edilmesi. Böyle bir kapasiteye şehirlerin kavuşturulması, dirençli şehirler kavramı ortaya çıkıyor. Bu manada Diyarbakır’da da, Türkiye’nin genelinde de çok önemli çalışmalar yapılıyor. Karayolları, Büyükşehir Belediyesi, Kulp Belediyesi ve başka kurumlarımız var. Hepsine teşekkür ediyorum. Çünkü bu farkındalığı oluşturdular. Afet zamanında kendi kurumlarında faydalı olan çok çok faydalı olan ekipleri yetiştirdiler. AFAD Başkanlığımızda gereken onayı, akreditasyonu verdi. Allah, memleketimizi, tüm insanlığı afetlerden muhafaza etsin diyorum" diye konuştu. Programa; Vali Murat Zorluoğlu’nun yanı sıra 7. Kolordu ve Garnizon Komutan Vekili, 8. Ana Jet Üs Komutanı Tuğgeneral Burak Özan, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Tarık Hekimoğlu, İl Emniyet Müdürü Nurettin Gökduman, kurum müdürleri, AFAD personeli ile gönüllü arama-kurtarma görevlileri katıldı.
İstanbul İstismar iddialarının yer aldığı İBB kreşinden yeni görüntüler ortaya çıktı İstanbul’un Eyüpsultan ilçesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) bağlı kreşte çocukların darp ve istismara uğradığı iddialarına ilişkin yeni görüntüler ortaya çıktı. Görüntülerde öğretmenlerin çocuklara bağırdığı, üzerine yürüdüğü, çocukların başı boş bırakıldığı, çocukların üzerlerinin koridorda gözler önünde değiştirildiği görülüyor. Eyüpsultan ilçesi Güzeltepe Mahallesi’nde İBB’ye bağlı ‘Yuvamız İstanbul’ isimli kreşte çocukların darp ve istismar edildiği iddiaları büyük yankı uyarırken olaya ilişkin yeni görüntüler ortaya çıktı. Görüntülerde 0-6 yaş grubundaki çocukların sınıf kapılarının önünde, ortak alanlarda üst değiştirmek zorunda bırakıldığı görülüyor. Kayıtlarda bir kız çocuğunun öğretmeninin yönlendirmesiyle kapı önünde kıyafet değiştirdiği, bu sırada çevrede bulunan diğer çocukların bakışlarından rahatsız olduğu ve utandığı anlar dikkat çekiyor. Görüntülerde, bir öğretmenin çocuklara bağırarak komut verdiği, bazı çocukları sert bir dille azarladığı kameraya yansıyor. Görüntülerde öğretmenin, montunu giymeye çalışan bir çocuğa yüksek sesle hitap ettiği ve çocukları hazırlık sürecinde yetersiz olmakla eleştirdiği anlar da dikkat çekiyor. Başka bir kayıtta ise bir öğretmenin bir çocuğa doğru sert bir şekilde yönelerek ayakkabısını yerine koymasını istediği duyuluyor. Ayrıca görüntülerde etkinlik saatlerinde bazı çocukların koridorlarda gözetimsiz dolaştığı, öğretmenlerin ise sık sık telefonlarıyla ilgilendiği anlar da yer alıyor.