POLİTİKA - 31 Ocak 2026 Cumartesi 21:02

Bakan Tunç’tan Özel’e "Seçimin birinci partisiyiz" tepkisi

A
A
A
Bakan Tunç’tan Özel’e "Seçimin birinci partisiyiz" tepkisi

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçimde birinci parti oldukları yönündeki söylemine tepki göstererek, "Belediye sayısı olarak baktığınız zaman 600’den fazla belediyeyi AK Parti almış. 300 civarında belediyeyi CHP almış. Belediye sayısında da AK Parti birinci. Böyle bir algı çalışması yapılıyor ki kendisini birinci göstererek böyle bir algıyla bir yalan bir propaganda üzerine kurduğu bir siyasete devam ediyor. AK Parti tartışmasız bütün seçimlerin birinci partisi; milletimizin AK Parti’yi her seçimde birinci parti yapmasının yegâne sebebi iktidarda milletimizin sesine kulak vermemizdir" şeklinde konuştu.


Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Karabük’te AK Parti Genel Merkez Teşkilat Başkanlığınca gerçekleştirilen Batı Karadeniz Bölge Strateji Toplantısı’na katıldı. Tunç, 2028 vizyonunu belirleyecek yol haritası üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. Seçim çalışmalarının son ana bırakılamayacağını belirten Tunç, bu toplantıların ortak aklı harekete geçirmek için kritik olduğunu vurguladı.


Bakan Tunç, toplantının amacını ve teşkilatların önemini şu sözlerle ifade etti:


"Bu toplantılarda verilecek mesajlar çok önemli. Gündeme baktığım strateji toplantısı, geleceğe dönük bir vizyon belirleniyor. Özellikle seçim stratejileri önemli. Sadece seçime birkaç ay kala bu stratejiler belirlenmez. Çok öncesinden hazırlık yapmak gerekir. 2028’e giden yolda şu önümüzdeki süreci en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Teşkilatlarımızın motivasyonunu daha da arttırmak ve teşkilatlarımızın özellikle bilgilendirmek. Hem hükümet yatırımlarıyla ilgili hem de teşkilat çalışmalarıyla ilgili burada arkadaşlarımızın yapacağı istişareler sizlerin dile getireceği bu hususlar bir ortak akıl çerçevesinde buradan oluşacak görüşler genel merkezimiz tarafından değerlendirilecek bir stratejiye dönüşecek. Bu strateji sonrasında da adeta sizin görüşleriniz doğrultusunda şekillenen bir çalışma ortaya çıkacak. Dolayısıyla sizin görüşünüz demek en güzel noktadaki ilçe başkanımızın burada bulunması demek sizin temsil ettiğiniz ilçenin özellikle sesi demek."



"AK Parti bir mühendislik projesi değil, millet hareketidir"


Konuşmasının devamında 1990’lı yılların siyasi atmosferine değinen Bakan Tunç, AK Parti’nin masa başında planlanmış bir proje olmadığını, o dönemin kaotik ortamından bunalan milletin talebiyle kurulduğunu belirtti. Tunç, 90’lı yıllardaki koalisyonları, ekonomik krizleri ve yasakları hatırlatarak partinin tarihsel köklerine dikkat çekti. Tunç, "AK Parti Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığından sonra hadi arkadaşlar birlikte bir parti kuralım. Bir oy isteyelim milletten. Belki iktidara geliriz diye bir masa başında bir siyaset mühendisliği neticesinde oluşturulmuş bir siyaset hareketi değil. AK Parti milletin talebiyle kurulmuş bir millet hareketi sadece 2001’den itibaren alırsak o da hatalı olur. AK Parti’nin temsil ettiği siyasi düşünce anlayışı bizim medeniyet değerlerimize dayanır. Selçuklu’ya dayanır, Osmanlı’ya dayanır. Cumhuriyetimizin kuruluşuna dayanır ve milletimizi temsil eden, milli iradeyi temsil eden o ana damarın temsilcisidir bugün AK Parti. 2001’de büyük bir ihtiyaçtan doğmuştur" ifadelerine yer verdi.



"Bugün yargı bağımsızlığından, adaletsizlikten bahsedenler; 28 Şubat, 27 Mayıs, 12 Eylül yargısını bu millet unutmadı"


İktidara geldikleri ilk günden itibaren vesayet odaklarının direnciyle karşılaştıklarını belirten Tunç, kronolojik olarak yaşanan engellemeleri anlattı. Kurucu üyeler arasında başörtülü bir vekilin bulunması nedeniyle partinin kapatılmakla tehdit edildiğini, ardından 2007’de 367 krizi ve 2008’de ikinci kapatma davası ile karşı karşıya kaldıklarını hatırlatan Tunç, geçmiş yargı sistemini sert bir dille eleştirdi:


"Kurucu üyeleri arasında başörtülü kurucu üye var diye Anayasa Mahkemesi ihtar etti. Dedi ki kurucuyu üyelikten çıkartmazsan partiyi kapatırız. Öyle bir ortam vardı. Bugün yargı bağımsızlığından, adaletsizlikten bahsedenler 28 Şubat yargısını, 27 Mayıs yargısını, 12 Eylül yargısını bu millet unutmadı. Darbeciye kol kanat geren vesayetçiye destek olan bir yargı anlayışından, bugün darbeciden, vesayetçiden hesap soran bir yargı anlayışı var. 2008’de tekrar bir kapatma davası ile karşı karşıya kaldık. Anayasa Mahkemesi’ndeki çoğunluk kapatma yönünde oy kullandı ama nitelikli çoğunluk sağlanamadı. İktidar partisi kapatılmanın eşiğinden döndü."



"Cumhurbaşkanımızın bir mesajı, bir görüntüsü yetti ve meydanları doldurdu millet"


Bakan Tunç, 2013 yılından itibaren Türkiye’nin sistematik saldırılara maruz kaldığını ifade etti. Gezi olayları, 17-25 Aralık yargı darbesi girişimi, Hendek olayları ve 15 Temmuz sürecini adım adım anlatan Tunç, CHP’nin yargı eleştirilerine "Yassıada zihniyeti" benzetmesiyle yanıt verdi. Bakan Tunç, şöyle devam etti:


"AK Parti’nin ilk yılları, acil eylem planı. Dört buçuk yıl başarılı bir dönem. Millet aradığımız iktidarı bulduk dedi. Nasıl Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde yaşanılamayan bir İstanbul’u yaşanır hale getirdi 4,5 yılda. İlk dönemde de milletimiz evet Türkiye’yi biriken bu sorunlarından Recep Tayyip Erdoğan ve onun kadrosu kurtarıyor dedi milletimiz. Cumhurbaşkanlığı seçimleri gelip çattı. Yine bir kriz. Vesayetçiler rahat durmuyor. Anayasada olmayan bir kuralı dayattılar. 367 krizi dediler. 367 krizini açtık. Sonrasında işte milletimiz artık Cumhurbaşkanı’nı halk seçecek kararından sonra, referandumundan sonra aslında bugünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin temelinin atıldığı bir referandum diyebiliriz. Yani bugün biz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmişsek 2007’de Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini kabul eden milletimizin o kararı nedeniyle. Geçmek durumunda kaldım. Tabi Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini geçtikten sonra 2008’de bir kapatma davası ile daha karşı karşıya kaldı. Bu sefer laikliğe aykırı eylem oldu diyor AK Parti. Biriktirilmiş gazete kupürleri, haberler. İşte ne, başörtüsünü savunuyor diyor. Bir milletvekili üniversitelerde başörtüsü serbest olmalı demiş. Gazete manşetleri ben de meclise girmiştim o dönem. 411 el kaosa kalktı diye gazete manşetleri. Meclis karar veriyor. Üniversitelerde başörtüsü serbest olsun diyor. Rahmetli Özal döneminde de böyle bir kanun çıkmıştı. Kanunu iptal ettik dediler, aslında tam iptal dediler, o yasak devam etti. 2008’de tekrar bir kapatma davası ile karşı karşıya kaldık. Anayasa Mahkemesi’ndeki çoğunluk kapatma yönünde oy kullandı ama nitelikli çoğunluk sağlanamadı. 6-5 AK Parti, iktidar partisi kapatılmanın eşiğinden döndü. 2009, 2010, 2011 yıllar AK Parti’nin ikinci dönemi icraat yapmaya devam ediyor. Ülkemizin dört bir tarafında bir kalkınma hamlesi, enflasyon tek haneli rakamlara doğru inmeye devam ediyor. Faizler düşmeye devam ediyor. Bir ekonomik refah artık kalıcı hale gelmeye devam ederken 2013’te Gezi Parkı’nda bir ateş yakarak bütün Türkiye’yi ateşe vermek istediler. Bir sokak kalkışmasıyla iktidarı devirebileceklerini zannettiler. Orada da başarılı olamadılar. Bu sefer masa başına acaba yapacağımız planlarla kamuoyunu algı çalışmalarıyla, emniyet, yargı, FETÖ darbe kalkışmasıyla masa başında bunu yapabilir miyiz diye düşündüler. 17-25 onu da başaramadılar. Sonrasında 2014-2015’li yılları hatırlayalım. Terörün azdırıldığı yıllar. Hendek olayları, Kobani olayları. Yani hepsi bir film şeridi gibi geçti gözümüzün önünde. Ve adeta Türkiye’yi bir kaos ortamından sürükleyip darbeye bir zemin hazırlandığını işte bugün net bir şekilde görüyoruz. Ve son darbeyi de 15 Temmuz gecesi vuracaklarını zannettiler ama sert kayaya çarptılar. Milletimiz darbecilere direniş gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanımıza güvendi milletimiz. Onun bir mesajı, bir görüntüsü yetti ve meydanları doldurdu millet. Ve darbecilere karşı bir zafer elde etti. Milletin zaferi diyoruz biz ona. 15 Temmuz Demokrasi Günü olarak bugün her yıl 15 Temmuz’da milletin zaferini kutluyoruz. Ama Yassıada zihniyetinin temsilcilerince 27 Mayıs ihtilalini hürriyet ve anayasa bayramı olarak yıllarca bu ülkede kutlatılmıştır. İşte aradaki fark bu. Biz milletin zaferini bayram olarak kutlatırken darbecinin zaferini bayram olarak kutlatan bir Yassıada zihniyetidir ve bu zihniyeti sürekli savunan bir ana muhalefet de ülkemizde maalesef var. Milletimizin zaferiyle o karanlık geceyi aydınlığa çevirdik ve bugün de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçerek Cumhur İttifakı ile beraber yolumuza devam ediyoruz. Yani bu tarihsel süreci unutmamak lazım. 25 yılda katettiğimiz mesafeyi ve hangi engellemelerle karşılaştık bunu gençlerimize aktarmamız lazım."



"Terörden o dağları temizlediğimizde nasıl petrol fışkırdığını hep beraber gördük"


Türkiye’nin fiziki kalkınmasının yanında demokratik kalkınmasını da sağladıklarını belirten Tunç, "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturuyla hareket ettiklerini söyledi. Barajlardan savunma sanayiine, Gabar petrolünden Karadeniz gazına kadar yapılan yatırımları sıralayan Bakan, anayasa değişiklikleriyle vesayetçi kurumların nasıl tasfiye edildiğini şu sözlerle anlattı:


"İşte Gabar’da petrol. Terörden o dağları temizlediğimizde nasıl petrol fışkırdığını hep beraber gördük. Enerji yatırımları. Ülkemizin her bir tarafını altyapısıyla, üst yapısıyla, fiziki kaldırma hamleleriyle donatırken sadece bir fiziki kalkınma, sadece ekonomik refah yetmez dedik. Demokratik kalkınma da beraberinde olması lazım dedim. Türkiye’nin demokratikleşmesi, yüksek standartlı bir demokrasiye kavuşması için milletimizin desteğiyle büyük reformların hayata geçildi. Bir daha bu ülkede vesayetçiler devreye giremesin, 10 yılda bir muhtıralar olmasın. On yılda bir darbeyle bu millet karşı karşıya kalmasın diye kalıcı yapısal reformları hayata geçirdi. Anayasamızda gerçekleştirdiğimiz Anayasa değişiklikleri gerek 2010 değişiklikleri gerek 2017 değişiklikleri Anayasamızda başta hak arama hürriyetinin hak arama yollarının daha da arttırılması, kamu denetçiliğinin kurulması, vatandaşlarımızın yargıya başvurmadan önce idari yoldan hakkını arayabilmesine ilişkin kurumsal bir mekanizma, kişisel verileri koruma kurumu, kurulu, Özel hayatın korunması ile ilgili bunlar yoktu anayasada. Kadın hakları, kadınlara pozitif ayrımcılık, şehit ve gazi ailelerimize pozitif ayrımcılık, çocukların korunması. Anayasamızın 41. maddesinin çocukların korunması diye başlığı değiştirdik. Ayrıntılı bir düzenlemeye bak, bunun alt düzenlemelerini de yaptık. Ve bunun uygulamalarını da hayata geçirmenin gayreti içerisinde olduk. Tabi anayasamızdaki darbeci ve vesayetçi anlayışı ortadan kaldırmak, vesayetçi ruhu ortadan kaldırmak için çok önemli reformlar yaptık bunlar gerçekten milletimizin desteğiyle küçümsenemeyecek Anayasa Mahkemesi’nin yapısının, Hakimler Savcılar Kurulu’nun yapısının daha demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirilmesidir. Yine devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması, askeri yargının kaldırılması, askeri yüksek idare mahkemesi. Askeri yargı tarafından kaldırıldı. Yargı birliğinin sağlanması noktasında. Demokratik bir devlette yargı birliği işte sivillerin bile askeri mahkemede yargılandığı dönemleri yaşadı bu ülke. Türkiye’nin yüksek standartlı bir demokrasiye kavuşmasının mücadelesini milletimizle beraber verdik. Anayasamızda sıkıyönetim ilan edilebilir diye madde vardı. Bunları kaldırdık. Yüksek Askeri Şura’nın yapısı, Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısı bunlar önemli reformlardır. Yani o ekranlardaki görüntüleri izlediğinizde, geçmişe dönük gazete manşetlerine bakın, o toplandığı düzenleri bile demokratik bir devlete uymadığını hepimiz görürüz. Darbeciler yargılanamaz diye madde var. 12 Eylül darbecilerini yıllar sonra yargı huzuruna çıkardık. Milletin huzurunda hesap vermeleri sağladık. 28 Şubat darbecilerine yıllar sonra milletin huzurunda hesap vermelerini sağladık. Bugünkü yargı sistemi birilerinin arka bahçesi olmaktan çıktığı için vesayetçinin, darbecinin etkisinde değil de tamamen millet iradesini demokratik hukuk devleti ilçesini esas aldığı için darbeciden de, vesayetçiden de yolsuzluk yapanlar da, hırsızlık yapanlar da hesap sorduğu için bugün ana muhalefet bu yargıdan rahatsız oluyorlar. Türkiye’de adalet yok diyorlar. Onun için yargı mensuplarımızı tehdit ediyorlar. Çünkü rüşvetin, hırsızların hesabını gelip yargı mensuplarına hakaret ederek bir algı çalışması içerisinde oluyorlar. Milletimiz neyin ne olduğunu görüyoruz. Herkes yanlışının hesabını millet huzurunda vermesi lazım. Tüy bitmemiş yetimin hakkını korumak bizim iktidarımızın ve en başta yargımızın görevi, yargı işini yapacak, parasız ve bağımsız bir şekilde çalışmalarını sürdürecek."



Deprem bölgesine 3 trilyonluk kaynak


Deprem bölgesindeki yeniden inşa sürecine ve ekonomideki toparlanma hedeflerine değinen Bakan Tunç, geçmiş krizlerle bugünü kıyasladı. Tunç, IMF borçlarının sıfırlandığı gibi enflasyonun da tek haneye düşürüleceği mesajını vererek, "Bu süreç içerisinde özellikle AK Parti önümüzde 2028’e giden yolda daha yapacağımız işler var. Başta deprem bölgesindeki çalışmaları son aşamalara getirildi, konutlar teslim edildi ve çok büyük bir kaynağı oraya aktarmak zorunda kaldık. Yaklaşık 3 trilyona yakın para, milletin kaynağı, şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmak için kullanıldı. Sadece konutla değil yollarıyla, mahalle kültürünü tekrar ortaya çıkarmak, oradaki tarihi dokuyu tekrar hayata geçirmek için büyük bir mücadele verildi, verilmeye de devam ediyor. Tabii öncesinde pandemiyle oluşan ticaret krizleri ekonomimizi olumsuz etkiledi. Biz bunu biliyoruz. 2001’de 20 bankanın battığı, İMF’ye 25 milyar dolar borcun olduğu, bankaların batması nedeniyle vatandaşa olan 250 milyar dolara, 250 milyar lira yakın bir para, o dönemki para. Bunların hepsi AK Parti tarafından ödendi. IMF borçlarımız sıfırlandı. Ve o dönemde çift hanede enflasyonu tek haneye düşürdük. İnşallah tekrar toparlanarak şu andaki milletimizin alım gücünü daha da arttırmanın gayreti içerisinde olacağız. Emeklimizin, memurumuzun, işçimizin alım gücünü enflasyona ezdirmemek için ekonomi yönetimimiz büyük bir gayret içerisinde çalışmasını sürdürüyor. Teşkilatlar olarak bizler de tabii ki hükümetimizin çalışmalarını takip edeceğiz. Bakanlıklarımızın yaptığı faaliyetler var. Bunları teşkilatımızla paylaşmaya devam edeceğiz. Halkımızla sürekli birlikte olacağız. İyi gününde, kötü gününde mutlaka olmamız gerekiyor" dedi.



"AK Parti açık ara birinci parti"


Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde muhalefetin seçim zaferi iddialarına yanıt veren Tunç, rakamları ortaya koyarak AK Parti’nin açık ara birinci parti olduğunu savundu. Tunç, teşkilatçılığın önemine vurgu yaparak şunları söyledi:


"23 yıl boyunca ardı ardına tüm seçimleri kazanan AK Parti. Son yerel seçimlerini kazanan da AK Parti. Bakıyoruz bazı toplantılarda ana muhalefet partisinin genel başkanı son yerel seçimin birinci partisi biziz diyor. Bunu mecliste de ben sık sık duyuyorum. Birinci parti AK Parti. Belediye sayısı olarak baktığınız zaman 600’den fazla belediyeyi AK Parti almış. 300 civarında belediyeyi CHP almış. Belediye sayısında da AK Parti birinci. Böyle bir algı çalışması yapılıyor ki kendisini birinci göstererek böyle bir algıyla bir yalan bir propaganda üzerine kurduğu bir siyasete devam ediyor. AK Parti tartışmasız bütün seçimlerin birinci partisi; milletimizin AK Parti’yi her seçimde birinci parti yapmasının yegâne sebebi iktidarda milletimizin sesine kulak vermemizdir. Milletimiz ne istiyorsa onu yapmamızdır. Bugün burada yaptığımız, yapılan teşkilat başkanlığımıza çok teşekkür ediyoruz. Stratejik toplantısı bunun içindir. Milletimizin ne düşündüğünü genel merkez yöneticilerimiz en uzak noktadaki ilçe başkanımızdan ilçe başkanımız, mahalle başkanından mahalle başkanımız sandık başkanından, muhtarından, sivil toplumundan alarak buralara getirir. Genel merkezimiz farklı yollarla da bu çalışmaları yapar ama bu noktada hem sorunların tespiti, sorunlara çözüm önerisi bakımından teşkilatımızın sesine kulak veririz ki teşkilat milletin sesine kulak verir. 23 yıldan bu yana milletin bizden kopmamasının sebebi iktidarda milleti dinlememizdir. Her zaman onun yanında olmamızdır. Ve bundan sonra da bu hep böyle olacak."



"Terörsüz Türkiye" hedefi ve bölgesel yatırımlar


Konuşmasının son bölümünde "Türkiye Yüzyılı" vizyonuna ve terörle mücadelede gelinen yeni aşamaya değinen Bakan Tunç, Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlayan süreci değerlendirdi. Bölge veya etnik köken ayrımı yapmadan 81 ile eşit hizmet götürdüklerini belirten Tunç, sözlerini şöyle noktaladı:


"İç cephemizi güçlendirmemiz lazım. Bu noktada Cumhurbaşkanımız 23 yıldan bu yana hiçbir ayrım yapmadan Türkiye’nin 81 vilayetinde yatırım yaparken eser götürürken, eser siyaseti yaparken bir ayrım yaptı mı, bir bölgecilik yaptı mı? Yapmadık. Bölgesel milliyetçiliğe de hayır dedik. Dinsel milliyetçiliğe de hayır dedik. Etnik milliyetçiliğe de hayır dedik. Ve bu doğrultuda politikalarımızı ortaya koyduk. Zonguldak’ın Çaycuma’sına havaalanı yapmışsak, Hakkari’nin Yüksekovası’na da yaptım. Sinop’a üniversite yapmışsak Şırnak’a da üniversite yaptık. Barajlarıyla, şehir hastaneleriyle her bir noktaya eşit hizmet götürdük. Ayrımcılığı ortadan kaldırdık. Temel hak ve özgürlükleri daha da tahkim ettik. Belli bölgede yaşayan ya da Kürt vatandaşlarımızla ilgili haklar değil, tüm insanların, tüm vatandaşlarımızın haklarını teslim etmek ve bu noktada temel hak ve özgürlük alanını daha da genişletmek için büyük reformlar yaptık. Ve geldiğimiz noktada bugün terörsüz Türkiye’yi konuşabiliyorsak bu 23 yılda elde ettiğimiz kazanım sayesindedir. Son bir yıla geldiğimizde de, bir buçuk yıla geldiğimizde de Devlet Bahçeli’nin grupta yaptığı konuşmayla beraber ve Cumhurbaşkanımızın da ortaya koyduğu iradeyle Terörsüz Türkiye sürecini başlattık. Ve bu süreçte terör örgütü fesih kararı aldı. Silah bırakma süreci kurumlarımız tarafından, devletin ilgili makamları tarafından izleniyor, takip ediliyor. Tabi terörsüz Türkiye derken terörün tüm unsurlarıyla içeride dışarıda silah bırakması ve terörsüz bölge hedefiyle ancak geleceğe güvenle bakabiliriz diyoruz. Bu yönde de çok önemli gelişmeler olmaya devam ediyor. Terörden alındığında ülkemiz, Türkiye Yüzyılı daha kolay ve daha hızlı inşallah inşa edilmiş olacak. Tabii diğer yandan kadınlarımızın korunması, onların her türlü şiddetten uzak tutulması, ailenin güçlendirilmesi. Aile güçlü olacak ki toplum güçlü olsun, millet olarak güçlü olalım. Çocukların korunması, çocuklarımızın ve gençlerimizin her türlü zararlı alışkanlıklardan uzak tutulması. Uyuşturucu illetinden uzak tutulması, aileyi tehdit eden küresel tehlikelerden ailelerimizin uzak tutulması, korunması tüm bu kabinemizin, hükümetimizin, meclisimizin gündeminde olan çalışmalar. Yatırımlar hız kesmeden devam ediyor."



Bakan Tunç’tan Özel’e "Seçimin birinci partisiyiz" tepkisi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum Uzmanlar: "Bayramda ikramları olabildiğince hafif tutun" Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, yaptığı paylaşımda bayramda yapılan ikramlara dikkat çekerek, "Yapılan ikramlar gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine neden olabilir" ifadesini kullandı. Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü tarafından yapılan paylaşımda, Diyetisyen Melike Karataş, bayram gelenekleri ve Erzurum’un kültüründe. misafire şeker, çikolata ile birlikte karbonhidrat, yağ ve şeker oranı yüksek su böreği, baklava gibi ikramlar sunulmasının vazgeçilmezlerden olduğunu anlatarak, "Ancak bu ikramların ziyaret edilen her evde sunulması ve tüketilmesi gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine sebep olabilir. Gün boyu tekrar eden bu beslenme döngüsüyle özellikle çocuklar, yaşlılar ya da diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon (yüksek kan basıncı) gibi hastalığı bulunanlar için sağlık sorunları yaşama riski artar. Bunun önüne geçmek için ikramlıklar hazırlanırken şerbetli yerine sütlü tatlı hazırlanması; porsiyonların küçük tutulması; sebzeli veya yoğurtlu salataların (kabak tarator, yoğurtlu kereviz salatası, pancar salatası vb.) ikramlıklara eklenmesi; içecek olarak şekeri yüksek meyve suları yerine ayran ya da şekersiz açık çay, şekersiz Türk kahvesi gibi içeceklerin tercih edilmesi daha iyi olacaktır" dedi. Su içmek ihmal edilmemeli Erzurum için yine kültürel alışkanlıklar ve iklim şartları göz önünde bulundurulduğunda Ramazan ayı içerisinde iftar sonrası çayın çok önemli bir yer kapladığının görüldüğünü vurgulayan Karataş, "Hatta çoğu zaman çay içme alışkanlığı su tüketiminin önüne geçer. Bu alışkanlık Bayram’da da devam eder. Her ne kadar sağlıklı bireyler için günlük 6-8 çay bardağına kadar az demli çayın sağlık üzerine olumlu etkisi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olsa da içilen çayın demli olması, miktarının 6-8 çay bardağından fazla olması ya da su tüketiminin önüne geçmesi sağlık açısından riskler oluşturur. Su tüketiminin az olması, vücudun susuz kalmasına yol açabilir ya da bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına sebep olabilir. Bu sebeple su tüketimi ihmal edilmemeli, günlük olarak en az 2-2,5 litre su içilmelidir" şeklinde konuştu. Hareketin artırılması hedeflenmeli! Bayram nedeniyle değişen beslenme düzeninin yol açabileceği hazımsızlığa dikkat çeken Karataş, "Bağırsak hareketlerinin azalması ya da kan şekeri yükselmesi gibi olumsuz durumlarla mücadelede etkili yöntemlerden biri de hareketin artırılmasıdır. Bayram dolasıyla yapılacak ziyaretler aktif bir gün geçirmek için fırsat olabilir. Bunu sağlamak adına ziyaretler esnasında yürüme mesafesinde olan yerlere araç yerine yürüyerek gitmek, günlük hareketi artırmaya yardımcı olur. Hatta gün içerisinde zaman ayrılarak 30 dakikalık bir yürüyüş planlanabilir. Hayatın her alanında önemli bir yere sahip olan sağlıklı ve dengeli beslenme bir yaşam tarzı hali olmalıdır. Bununla birlikte böyle özel zamanlarda doğru beslenme sağlık için daha da önem arz edebilmektedir" diye konuştu.
Bursa Bursa’da bayram yoğunluğunu fırsat bilen 2 kadın 16 bin liralık ürün çaldı Bursa’da bir giyim mağazasında yaşanan hırsızlık olayı "bu kadarına da pes" dedirtti. Bayram alışverişi nedeniyle oluşan yoğunluğu fırsat bilen iki kadın, mağazadan yaklaşık 16 bin TL değerinde ürünü çalarak kayıplara karıştı. O anlar saniye saniye güvenlik kameralarına yansıdı. Olay Bursa’nın Yıldırım ilçesinde meydana geldi. Giyim mağazasını yeni devralan iş yeri sahibi Melih Bülbül’ün iddiasına göre, komşu esnaf daha önce kendisini bölgede yaşanan hırsızlık olaylarına karşı uyarmıştı. Ancak uyarıdan kısa süre sonra mağaza da hırsızların hedefi oldu. İddiaya göre iki kadın şüpheli, müşteri gibi mağazaya girerek bir süre içeride dolaştı. Bayram yoğunluğu nedeniyle çalışanların başka müşterilerle ilgilenmesini fırsat bilen şüpheliler, seçtikleri ürünleri fark ettirmeden mağaza dışına çıkarmaya başladı. Ürünleri dışarı taşıyan şüphelilerin daha sonra poşetlere koyarak uzaklaştıkları öğrenildi. Durum iş yerinin güvenlik kameralarını izleyen iş yeri sahibinin babası tarafından fark edildi. Hemen mağaza çalışanlarına haber verilse de yoğunluk nedeniyle geç fark edilen olayda şüpheliler çoktan kayıplara karıştı. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, güvenlik kamerası görüntülerini incelemeye alırken, şüphelilerin yakalanması için çalışma başlatıldı. Yaşanan olaya tepki gösteren iş yeri sahibi Melih Bülbül, "Burayı yeni devraldığımızda komşular hırsızlık olaylarının çok olduğunu söylemişti. Biz de dikkatli oluruz dedik ama ilk ayımızda başımıza geldi. Ramazan ayında olması bizi ayrıca üzdü. Emek veriyoruz, mücadele ediyoruz. İnşallah bir an önce yakalanırlar" dedi. İş yeri sahibi, benzer durumların yaşanmaması için şüphelilerin bir an önce yakalanmasını beklediklerini söyledi.
Bingöl Bingöl’de bayram namazı kılındı Bingöl’de Ramazan Bayramı dolayısıyla vatandaşlar sabahın erken saatlerinde camilere akın ederek bayram namazını eda etti. Bingöl’de Ramazan Bayramı’nın ilk gününde vatandaşlar bayram namazı için sabahın erken saatlerinde camilere akın etti. İl genelindeki camilerde yoğunluk yaşanırken, vatandaşlar saf tutarak bayram namazını kıldı. Namaz öncesinde camilerde hutbe verilerek bayramın anlam ve önemine dikkat çekildi. Verilen hutbede birlik, beraberlik ve yardımlaşma duygularının önemine vurgu yapıldı. Kılınan bayram namazının ardından cemaat hep birlikte dua etti. Duaların ardından vatandaşlar birbirleriyle bayramlaşarak Ramazan Bayramı’nın coşkusunu paylaştı. Solhan Ulu Cami İmam Hatibi Mehmet Bingöl, bayramların kardeşlik ve dayanışma duygularını güçlendirdiğini belirterek, "Güzel bir Ramazan ayını geçirdik. Ramazan ayı oruç ayı, bereket ayı, Kur’an ayı bizi nuruyla nurlandıran Cenab-ı Allah’a hamdü senalar olsun. Bugün Müslümanlar olarak iki tane bayramı, iki tane sevinci yaşıyoruz. Birincisi oruçlarımızı güzel bir şekilde tutup Cenab-ı Hak bizlere bu ibadet fırsatını verdi. Cenab-ı Hakk’a hamdolsun. İkincisi de bugün Ramazan Bayramını idrak ediyoruz. Bu sevinç ve mutlulukla beraber dünyadaki Müslüman kardeşlerimize de bugün ellerin semaya kaldırıldığı, dillerin duaya durduğu bir anda kardeşlerimizin kurtuluşu için de dua etme günüdür. Bugün birlik beraberlik, kardeşlik günüdür. Bugün merhamet günüdür. Bugün anne babaların elini öpüp onların hayır dualarını alma günüdür. Bugün Müslümanların birbirlerini sevme, Müslümanların birbirleriyle daha fazla yardımlaşmada bulunmanın başlangıç günüdür. Bugün ikinci bayramı bir arada yaşıyoruz. Birincisi Ramazan Bayramı, ikincisi de cuma da bir bayramdır ve bu ikisi bir arada da yaşadığımız için daha da mutluyuz" dedi. Bayramın ilk saatlerinde şehir genelinde manevi bir atmosfer hakim oldu.