YEREL HABERLER - 03 Nisan 2012 Salı 13:06

KARS TKDK 5 PROJE SAHİBİYLE SÖZLEŞME İMZALADI

A
A
A
KARS TKDK 5 PROJE SAHİBİYLE SÖZLEŞME İMZALADI

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Kars Koordinatörlüğü`nce 5 proje sahibiyle sözleşme imzalandı.
TKDK Kars Koordinatörü Mustafa Bozkurt, proje sahipleriyle yemekte biraraya geldi. Bir restorantta verilen yemeğe Vali Ahmet Kara, Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, İl Genel Meclisi Başkanı Muzaffer Yağcı, TKDK Kars Koordinatörü Mustafa Bozkurt, proje sahipleri ve basın mensupları katıldı.
Kars Valisi Ahmet Kara, Kars`tada Dünya`nın her tarafında olduğu gibi, Türkiye`nin her tarafında olduğu gibi proje devri başladığını söyledi.
Vali Ahmet Kara; ``Artık memleketimizde Kars`ta, Dünya`nın her tarafında olduğu gibi, Türkiye`nin her tarafında olduğu gibi, proje devri başladı. Ve proje devri artık sonuçlarını vermeye başladı. Yani uygulanmaya başlamadı, sonuçlarını vermeye başladı. Bildiğiniz üzere bütün dünyada insanların mutlu olması ve refah seviyelerinin artırılması dileği ve stratejileri öne çıktığından beri hem kırsal kalkınma kırlarda yaşayan insanların sorunlarını halletme, onları geliştirme, onları daha mureffef kılma, onların çevrelerinde temiz bir çevre oluşturma, onların insan kalitesini artırma, onların insan kaynaklarının kalitesini artırma kapasitesini artırma kırsal alanda fiziksel alt yapı oluşturma gibi faaliyetlerde hep olmuştur`` dedi.
Ahmet Kara; ``Bu kırsal kalkınma faaliyetlerinde Birlişmiş Milletler gibi, Dünya Bankası gibi, Avrupa Birliği gibi, Uluslararası kuruluşlar olduğu gibi diğer gönüllü kuruluşlar ve diğer hükümetler gibi, bizim Türkiye de bu açıdan bu hususlarda önemli dereced yer almıştır. Çünkü bizim ülkemizde diğer dünya ülkelerine göre kırlarla kentler arasında daha fazla fark mevcuttur. Maalesef kırlarımızın alt yapı eksiklikleri, kırlarımızın içilebilir suların kirliliği, kırlarımızın fiziksel mekanlarının iyi olmaması, eğitim düzeyinin düşük olması, alt yapı eksikliği gibi eksiklikler nedeniyel Türkiye`de kırsal kalkınma çok daha önemlidir`` diye konuştu.
Kars Valisi Ahmet Kara, daha sonra konuşmasında şunları söyledi: ``Tarım ve Kırsal Kakınmayı Destekleme Kurumu kurulmadan önce de malumuz olduğu üzere yine belediyeler, vakıflar, özellikle sosyal yardımlaşma vakıfları aracılığıyla valilikler çeşitli kırsal kalkınma faaliyetlerini ulusal çapta, ülke düzeyinde hükümet yaptığı gibi, bölgesel ve yerel anlamda da SYDV`ları Belediyeler, ve vakıflar aracılığıyla bir takım kırsal kalkınma faaliyetleri yapılmaktaydı. Biz kaymamdık kaykamlıkta gittiğimiz ilçelerde işte arıcılık gibi, halı kilim dokumacılığı gibi, hayvancılık projeleri gibi çeşitli projeleri hayata geçirmeyi bilhassa kaymakamlığımız için bir prestij meselesi sayar ve bu hususta özellikle ekonomik kalkınmada tuzumuz olsun diye çaba sarf ederdik. Bunların yanında şimdi artık son yıllarda SERKA gibi ülke düzeyinde 26 ilde teşkilatlanmış yine özellilikle kırsal kalkınmayı öne çıkarmış tarım ve hayvancılıkla ilgili ve kırsal turimi öne çıkarmış bununla uğraşan bir kurum olarak SERKA`yı görmekteyiz. Bu açıdan proje sahibi yatırımcıları kutluyorum. Hayırlı olsun.``
Daha sonra TKDK Kars Koordinatörü Mustafa Bozkurt, proje sahiplerini tanıttı. TKDK ile sözleşme imzalayan projeler ise şöyle sıralandı.
Süt Üreten Tarımsal İşletme Yatırımı: Muzaffer Demir merkez Subatan Köyü, 50 Büyükbaşlık İşletme , Haluk Deda, Et Üreten Tarımsal İşletme Yatırımı: Selim 300 Küçükbaşlık İşletme, Kars Süt ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması: Erdoğan Köseoğlu, 25 ton günlük süt işleme kapasiteli işletme, Kırsal Turizm: Sarıkamış Memet Alkan Pansiyon ve Kırsal Turizm Sarıkamış Mir Hasan Taş Kırsal Turizm dallarında projeleri kabul edilerek sözleşme imzalandı.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul SCImago 2026’da İGÜ’den araştırma başarısı: Makine mühendisliği alanında Türkiye’de 1. sırada Scopus veri tabanına dayalı olarak üniversiteleri araştırma performansı, yenilikçilik ve toplumsal etki başlıklarında değerlendiren SCImago Institutions Rankings (SIR) 2026 sonuçları açıklandı. İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ), açıklanan sonuçlarda araştırma performansındaki yükselişi ve mühendislik alanındaki güçlü konumuyla dikkat çekti. SCImago 2026 verilerine göre İstanbul Gelişim Üniversitesi Türkiye genelinde 29’uncu sırada yer aldı. İGÜ, vakıf üniversiteleri arasında ise geçtiğimiz yıl olduğu gibi 6’ncı sıradaki yerini korudu. Araştırma alanında yükseliş SCImago 2026 değerlendirmesi, İstanbul Gelişim Üniversitesi’nin özellikle araştırma performansındaki yükselişini ortaya koydu. Geçtiğimiz yıl araştırma alanında vakıf üniversiteleri arasında 4’üncü sırada yer alan üniversite, bu yıl bir basamak yükselerek 3’üncü sıraya çıktı. İGÜ, araştırma alanındaki genel sıralamada ise Türkiye genelinde 11’inci sırada konumlandı. Aynı değerlendirmede İstanbul Gelişim Üniversitesi, sosyal etki alanında da dikkat çeken bir performans sergiledi. Üniversite bu kategoride Türkiye genelinde 36’ncı sırada yer alırken, vakıf üniversiteleri arasında ise 5’inci sırada gösterildi. Makine mühendisliğinde Türkiye’de 1. sırada Alan bazlı değerlendirmelerde mühendislik alanında Türkiye genelinde 11’inci sırada yer alarak bu alandaki güçlü performansını ortaya koydu. İstanbul Gelişim Üniversitesi makine mühendisliği alanında Türkiye ve Orta Doğu’da 1’inci sırada yer aldı. Makine mühendisliği alanında elde edilen sonuçlar ise üniversitenin bu alandaki akademik gücünü ortaya koyduÜniversite yapı ve konstrüksiyon alanında Türkiye 2’ncisi olurken, ekonomi alanında 6’ncı, işletme alanında ise 9’uncu sırada konumlandı. "Araştırma odaklı üniversite anlayışımızı güçlendiriyoruz" İstanbul Gelişim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Şahin, elde edilen sonuçların üniversitenin araştırma odaklı gelişim sürecinin önemli bir göstergesi olduğunu belirtti. Şahin, akademik üretimin niteliğini artırmaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: "SCImago 2026 sonuçlarında özellikle mühendislik alanında elde ettiğimiz başarı, üniversitemizin güçlü araştırma altyapısının ve nitelikli akademik kadrosunun ortaya koyduğu bilimsel üretimin önemli bir göstergesidir. Makine mühendisliği alanında elde edilen birincilik başta olmak üzere mühendislik alanındaki sonuçlar, bu alandaki akademik yetkinliğimizi ve araştırma kapasitemizi açık biçimde ortaya koymaktadır. İstanbul Gelişim Üniversitesi olarak araştırma odaklı üniversite anlayışımız doğrultusunda bilimsel üretimi destekleyen bir akademik ekosistem oluşturmayı öncelikli hedeflerimiz arasında görüyoruz. Uluslararası akademik iş birliklerini artırarak araştırma kapasitemizi güçlendirmeyi, bilimsel yayınlarımızın niteliğini yükseltmeyi ve araştırma çıktılarımızın toplumsal faydaya dönüşmesini sağlamayı amaçlıyoruz.
Mersin Ramazan’ın ruhu Akdeniz’de yaşandı Mersin’in Akdeniz ilçesinde Ramazan ayının birlik ve beraberlik ruhunu yansıtan iftar programı yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kiremithane Mahallesi’nde kurulan iftar sofrasında Mersin Valisi Atilla Toros ile Akdeniz Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Zeyit Şener, vatandaşlarla aynı sofrayı paylaştı. Akdeniz Belediyesi tarafından tarihi Hadra Hamamı Sokağında düzenlenen programa yüzlerce mahalle sakininin yanı sıra kent protokolü de katıldı. Ramazan ayının manevi atmosferinin hissedildiği programda dayanışma ve paylaşma kültürü ön plana çıktı. İftar öncesinde masaları tek tek dolaşan Vali Toros ve Başkan Vekili Şener, vatandaşlarla sohbet ederek Ramazan ayı ve Kadir Gecesini tebrik etti. Samimi görüntülerin oluştuğu programda devlet ile vatandaşın iç içe olduğu bir tablo sergilendi. Program kapsamında Vali Toros ve Başkan Vekili Şener, kazan başına geçerek vatandaşlara yemek dağıtımına da destek verdi. Bu jest, mahalle sakinleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda ezanın okunmasıyla birlikte dualar eşliğinde oruçlar açıldı. İftar programına ayrıca ilçe protokolü, kurum müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. Mersin’de düzenlenen iftar buluşması, Ramazan ayının birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunu bir kez daha gözler önüne serdi.
İstanbul Şekerli içecekler gençlerde kaygı riskini artırabilir Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Klinik Psikolog Aybige Üstüner, şekerli içeceklerin gençlerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, özellikle ergenlik döneminde beslenme alışkanlıklarının psikolojik iyi oluş üzerinde önemli rol oynayabileceğini belirtti. Üstüner, İngiltere’de birden fazla üniversite ve araştırma kurumunun yer aldığı uluslararası ortak yazarlı araştırmanın, 2000 ile 2025 yılları arasında yayımlanan çalışmaları taradığını belirtti. Araştırmada, şekerli içecek tüketimi ile ergenlerde kaygı bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirildiğini aktaran Üstüner, yüksek şekerli içecek tüketiminin kaygı bozukluğu olasılığında artışla ilişkili bulunduğunu ifade etti. "Yüzde 34 daha fazla olduğu bildirilmiş" Üstüner, çalışmada şekerli gazlı içecekler, enerji içecekleri, tatlandırılmış sular ile şekerli çay ve kahve gibi ürünlerin ele alındığını belirterek, "Araştırma, ergenlik dönemindeki beslenme alışkanlıklarının ruh sağlığıyla ilişkisini değerlendiren önemli bir bilimsel çerçeve sunuyor. İncelenen dokuz çalışmanın yedisinde şekerli içecek tüketimi ile kaygı arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişki saptanmış. Meta-analiz sonucunda ise yüksek düzeyde şekerli içecek tüketen gençlerde kaygı bozukluğu görülme olasılığının yüzde 34 daha fazla olduğu bildirilmiş" dedi. Ergenlik döneminde beslenme alışkanlıkları kritik Ergenlik döneminin hem fiziksel hem de psikolojik gelişim açısından hassas bir süreç olduğunu vurgulayan Üstüner, bu dönemde edinilen yaşam tarzı alışkanlıklarının uzun vadede ruh sağlığını etkileyebileceğini ifade etti. Üstüner, "Ergenlik döneminde beyin gelişimi devam ederken, yoğun şeker içeren ve besin değeri düşük içeceklerin sık tüketilmesi yalnızca fiziksel sağlık açısından değil, ruh sağlığı açısından da risk oluşturabiliyor. Bu nedenle gençlerin beslenme düzeninde dengeli ve sağlıklı seçimler yapılması büyük önem taşıyor." değerlendirmesinde bulundu. Şekerli içecekler ruh halini etkileyebilir Yüksek şeker tüketiminin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğini belirten Üstüner, bunun ruh hali üzerinde dolaylı etkiler oluşturabileceğini söyledi. Üstüner, "Şekerli içecekler kısa süreli enerji artışı sağlayabilir ancak ardından kan şekerinin hızla düşmesi yorgunluk, huzursuzluk ve gerginlik hissini artırabilir. Bu dalgalanmalar özellikle hassas yaş gruplarında kaygı belirtilerini tetikleyebilir." dedi. Aileler ve okulların rolü önemli Gençlerin beslenme alışkanlıklarının şekillenmesinde aile ve okul ortamının büyük rol oynadığını ifade eden Üstüner, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Üstüner, "Gençlerin günlük yaşamında su tüketimini artırmak, doğal ve besin değeri yüksek içecekleri tercih etmek ve enerji içecekleri gibi yüksek şeker içeren ürünleri sınırlamak hem fiziksel hem de psikolojik sağlık açısından koruyucu bir yaklaşım olabilir." dedi.
İzmir Alzheimer hastalarının üçte ikisini kadınlar oluşturuyor Nörolog Doç. Dr. Mustafa Seçkin, Alzheimer hastalığına yeni gelişen testler ve tedaviler sayesinde çok erken evrede müdahale etmenin mümkün olduğunu söyledi. Doç. Dr. Seçkin, "Tüm hastalıklarda olduğu gibi Alzheimer hastalığında da en büyük silahımız erken tanıdır. Erken tanı için henüz hiçbir unutkanlık şikayeti başlamadan nörolojik kontrollerin yapılmasını öneriyoruz. Yeni testler, henüz ağır unutkanlığı olmayan kişilerde bile hastalığı tanıyabileceğimizi gösterdi. Alzheimer, ilk semptomlar başlamadan 10 ila 20 yıl önce beynimizde patolojik olarak etkisini göstermeye başlıyor" dedi. Türkiye’de 600 binin üzerinde kişiyi etkileyen Alzheimer hastalığı, özellikle menopoz dönemindeki östrojen kaybı ve hormonal değişimler nedeniyle en çok kadınlarda görülüyor. Uzmanlar, hastalığın ilerlemesini durdurmak için erken tarama testlerinin ve menopoz sürecindeki doğru tedavilerin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Tüm dünyada milyonlarca bireyi etkileyen Alzheimer vakalarının yaklaşık üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Kadın beyninde özellikle menopoz sürecinde meydana gelen östrojen reseptörleri ile ilgili değişiklikler, Alzheimer hastalarındakine benzer metabolizma bozukluklarına yol açabiliyor. Bu risk nedeniyle menopoz aşamasında nörolojik kontrollerin daha sık yapılması ve çeşitli önlemlerin alınması hastalığın önlenmesinde kritik bir rol oynuyor. Hormonal değişimler kadın sağlığıyla doğrudan ilişkili sistemlerin yanı sıra kas-iskelet ve nörolojik sistemleri de derinden etkiliyor. Her yönüyle ele alındı Kadın Sağlığı ve Alzheimer Hastalığı, Acıbadem Kent Hastanesi’nde düzenlenen "Kadın yaşam döngüsünde bilişsel sağlık ve koruyucu yaklaşımlar" başlıklı etkinlikte her yönüyle ele alındı. Etkinlikte Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil "Alzheimer riski açısından menopozu anlamak", Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin "Alzheimer hastası olarak kadın", Ege Üniversitesi Geriatri Kliniği, Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sevnaz Şahin "Geriatri bakış açısı ile kadın: Yaşlılığın kadınsallaşması", SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Aile Hekimliği ABD, Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Nil Tekin "Alzheimer bakım vereni olarak kadın" başlıklı sunumlarıyla konferans salonunu dolduran çoğu kadın dinleyene değerli bilgiler aktardı, merak edilen soruları yanıtladı. Etkinlik kapsamında tiyatro ve sinema oyuncusu Zerrin Sümer, sanatçı Suzan Kardeş ve yapımcı Mine Güler, Alzheimer hastalığını yaşamak ve oynamak üzerine özel bir söyleşi gerçekleştirdi. Östrojen eksikliği beyin fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil menopozun ve buna bağlı östrojen azalmasının kadınların beyin fonksiyonları üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Aynı genlere sahip kadın ve erkekler karşılaştırıldığında, kadınlarda beyin küçülmesinin ve ’beyin sisi’ olarak adlandırılan dikkat eksikliği gibi durumların daha fazla görüldüğünü belirten Prof. Dr. İtil, şunları söyledi: "Östrojen beyinde birçok fonksiyona sahip ve bilişsel bellek merkezlerinde oldukça etkin bir rol oynuyor. Östrojen eksikliği beynin glikoz alımını da azaltarak beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor. Diyabet ve tiroid gibi sistemik hastalıkların kontrol altına alınmasını ve spor yapılmasını tavsiye ediyoruz. Beyin sağlığındaki kötüleşmeyi önlemek amacıyla önceden hormon tedavisine başlanmasını destekleyen kesin bir çalışma henüz bulunmuyor. Dolayısıyla her kadına menopoz öncesi ve sonrasında rutin olarak hormon tedavisi verilemez. Ancak Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) menopoz ilaçlarındaki kara kutu uyarılarını kaldırdı. Tedaviye ilk 10 yıl içinde başlandığında, özellikle şiddetli ateş basması, kuruluk, cinsel isteksizlik ve ruhsal değişimler gibi semptomları olan hastalarda son derece faydalı etkiler elde edildiği görülüyor." Menopoz süreci uyarısı Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin de menopoz sürecinin kadın doğum ve ilişkili diğer disiplinlerle bir arada yürütülmesi gerektiğini söyledi. Seçkin, "Nörolojinin bunun içerisinde olması ve gerektiğinde kas-iskelet zafiyetine neden olabilecek hastalıkların tedavisi için diğer branşların da sürece dahil edilmesi, bu sürecin daha iyi yönetilmesine yardımcı olacaktır" dedi. Belirtilerden 20 yıl önce başlıyor Yeni gelişen testler ve tedaviler sayesinde hastalığa çok erken evrede müdahale etmenin mümkün olduğunu aktaran Doç. Dr. Seçkin, "Tüm hastalıklarda olduğu gibi Alzheimer hastalığında da en büyük silahımız erken tanıdır. Erken tanı için henüz hiçbir unutkanlık şikayeti başlamadan nörolojik kontrollerin yapılmasını öneriyoruz. Yeni testler, henüz ağır unutkanlığı olmayan kişilerde bile hastalığı tanıyabileceğimizi gösterdi. Alzheimer, ilk semptomlar başlamadan 10 ila 20 yıl önce beynimizde patolojik olarak etkisini göstermeye başlıyor" ifadelerini kullandı. Kanser taraması gibi erken teşhis dönemi Erken müdahale ile hastalığın ilerleme hızının yavaşlatılabileceğini vurgulayan Seçkin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Alzheimer hastalığı ile ilgili tanı ve tedavi süreçleri; meme veya prostat kanseri gibi çok erken evre tarama yöntemleriyle yapılma yoluna girdi. Semptomu olmayan bireylerin bile bu tarama sürecine girerek risklerini belirlemesi tavsiye ediliyor. Risk gruplarının tespit edilip taramaya yönlendirilmesiyle, hastalara çok daha erken tedavi başlama şansımız var. Alzheimer taraması; ayrıntılı nörolojik muayene, nörogörüntüleme, PET gibi ileri tetkikler, beyin omurilik sıvısı incelemesi ve yeni geliştirilen serum biyobelirteçleri ile yapılmaktadır. Hastalığı görece daha basit kan tetkikleriyle tespit edebilecek noktaya doğru gidiyoruz. Aile öyküsü olan risk altındaki bireylerde genetik testlerin yapılması, en önemli erken tespit yöntemlerinden biridir. Altın standart kabul edilen belden sıvı alma işlemi, halen yüzde 90’ın üzerinde doğruluk payı veriyor. Bunun yanında beyindeki amiloid ve tau proteini birikimini PET yöntemiyle veya kan testleriyle tetkik edebiliyoruz. Tüm bu imkanlardan yararlanarak artık Alzheimer hastalığını çok daha erken tespit etmek mümkündür."