ASAYİŞ - 28 Şubat 2026 Cumartesi 22:42

Kastamonu’da silahla vurulmuş halde bulunan vatandaş öldü

A
A
A
Kastamonu’da silahla vurulmuş halde bulunan vatandaş öldü

Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde iftar sonrası meydana gelen silahlı olayda bir kişi hayatını kaybetti.


Olay, Taşköprü ilçesi Alisaray köyünde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, 32 yaşındaki Hasan Öztürk, silahla vurulmuş halde bulundu. Ağır yaralanan Hasan Öztürk, vatandaşların 112 Acil Çağrı Merkezine yaptığı ihbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerince Taşköprü Devlet Hastanesine kaldırıldı. Tedavi altına alınan Öztürk tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.


Olayın ardından jandarma ekipleri olay yerinde incelemelerde bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Okan Buruk: "Yoğun tempoda hem Avrupa’da son 16’ya kalmak hem de ligde liderliğimizin devam etmesi sevindirici" Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, yoğun tempoda hem UEFA Şampiyonlar Ligi’nde son 16 turuna kalmanın ve Trendyol Süper Lig’de de liderliğin devam etmesinin sevindirici olduğunu söyledi. Buruk, ayrıca Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale yükselmek ellerinden gelenin fazlasını yapacaklarını ifade etti. Trendyol Süper Lig’in 24. haftasında Galatasaray evinde mücadele ettiği Corendon Alanyaspor’u 3-1’lik skorla mağlup etti. Maçın ardından Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Ligin en organize takımlarından biriyle oynadıklarını belirten Buruk, "3-4-3’ü etkili oynayan bir takım vardı. Yer değişiklikleri maçın başında kafamızı karıştırdı. Maç öncesi daha farklı bekliyorduk. Daha sonra biraz daha organize olduk. İkinci yarı sahaya daha doğru yerleştik. Günün sonunda bizim için çok değerli bir 3 puan oldu. Özellikle 120 dakikalık maç sonrası bizim için kritik bir maçtı. Bazı değişiklikler yaptık. Çok yoğun bir tempo içerisinde hem Avrupa’da son 16’ya kalmak hem de ligdeki liderliğimizin devam etmesi bizim için sevindirici. Juventus maçındaki oyunumuz bizi moral olarak bozdu. Bunun altında kalkmak bizim için değerliydi. Şampiyonlar Ligi’nin 90 dakikası bile yorarken, 120 dakika oynayıp, karmaşık duygular yaşadığımız maçın üstüne oyuncuların mental olarak toparlanmaları zordu. Maçın başlangıcını böyle bekliyordum ama devamını iyi bitirdik. İyi bir takıma karşı oynadık. Hem oyuncuları hem de teknik ekibini tebrik ederim. Ligin en ne yaptığını bilen takımlarından biri" diye konuştu. "Elimizden gelenin fazlasını yapıp çeyrek finale çıkmak istiyoruz" UEFA Şampiyonlar Ligi son 16 turundaki İngiliz ekibi Liverpool ile oynayacakları maçları değerlendiren 52 yaşındaki teknik adam, "Oynadığımızda formda olan Liverpool vardı. Biz oynadıktan sonra üst üste maç kaybeden, kendi kalitesinin altında sonuçlar alan bir Liverpool var. Şu an tekrar yükselişe geçtiler. Aynı kadro, aynı oyuncular, aynı sistem üzerinden oynuyorlar. Bu anlamda rakibi tanımak anlamında zorlanmayacağımız, ne yapacağını bilebileceğimiz bir takım. Biz de benzer bir kadroylayız. Eklenen oyuncularımız oldu. Juventus favori olan takımdı ama turu Galatasaray geçti. Burada aynı şekilde Liverpool, turun favorisi olacak. Özellikle iç sahadaki ilk maç çok önemli. Elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Bu seviyede hata yapmamak gerekiyor. Maça içerisinde konsantrasyonunuzu kaybettiğiniz yerde, bunu Juventus maçında yaşadık. 11-10’a kaldıktan sonra rakibin önemini düşünmediğiniz anda sizi çok fazla cezalandırıyorlar. Türk futbolu için önemli bir maç olacak. Son 16’dayız, hedefimiz burada bitirmek değil. Elimizden gelenin fazlasını yapıp çeyrek finale çıkmak istiyoruz" şeklinde konuştu. Fransız futbolcu Sacha Boey’un maç eksiği olduğunu, bunu tamamlamaya çalıştıklarını ifade eden sarı-kırmızılıların teknik adamı, "Maç maç değiştiriyoruz. Bu gol de onun için önemli bir moral oldu. Takıma katkıyı veriyor. Sezon bittikten sonra değerlendirilecek şeyler. Oyuncuların performansları görülüp, ondan sonra bonservisi karar verilecek. Asıl odaklanmamız gereken şampiyonluk, Türkiye Kupası ve Şampiyonlar Ligi’ndeki başarımız" dedi. Victor Osimhen’in ceza sahası içinde düşürülmesinin sorulması üzerine Okan Buruk, "Gelmeden ona tekrar baktım. Hem topa vuruyor hem Osimhen vuruyor gibi gözüküyor. Bu VAR hakeminin takdiri. Burada penaltı da verebilir, vermeye de bilirdi. Yüzde 100 penaltıydı, yüzde 100 penaltı değil demeyeceğim. Hem topa hem rakibe donuş vardı" diye cevap verdi. Fildişi Sahilli futbolcu Wilfried Singo’nun çok yönlü bir oyuncu olduğunu belirten Buruk, bu çok yönlü bir oyuncunun kadroda yer almasının da sevindirici olduğunu söyledi. Sarı-kırmızılıların teknik direktörü, ligde gelecek hafta deplasmanda oynayacakları Beşiktaş derbisinin ertelemesiyle ilgili bir taleplerinin olmadığını açıkladı. "Osimhen’den daha çok yaralanacağız, daha çok gol atacak" Nijeryalı futbolcu Victor Osimhen’in çok koşan ve mücadele eden bir oyuncu olduğunu aktaran Okan Buruk, sözlerine şöyle devam etti: "Osimhen oyun kurmaya katılan bir oyuncudan çok, ceza sahası içerisine yakın oynayan olan bir oyuncu. Onun sabit kaldığı yerde rakibin iki oyuncuyla onu marke etmesi zaman zaman onu pozisyona sokmakta zorlaştırıyor. Bu da diğer oyuncuların daha fazla pozisyona girmesini sağlıyor. Çok çalışma yapamıyoruz. Ocak ayının başında beri tam 1 haftamız olmadı. Çok kısa, taktiksel antrenmanlarla oyuncularımızı dinlendirip, maça çıkıyoruz. Bunları analizlerle desteklemeye çalışıyoruz. Osimhen’i orada ne kadar topla buluşturabilirsek, Osimhen’den daha çok yaralanacağız, daha çok gol atacak. Takım savunmasına yardım ediyor, bunu da zaman zaman savunma oyuncularına göre daha iştahlı yapıyor. Bu kadar gezen, çalışan, basan oyuncunun bazen pozisyonların içinde olmaması bu anlamda normal oluyor." Alanyaspor maçının kadrosunda yer almayan Yunus Akgün ve Roland Sallai’nin durumu hakkında da bilgi veren Buruk, "Yunus’un ağrıları vardı. Ağırlarından dolayı oynamadı. Yunus, birçok maçı ağrılarıyla oynuyor, iğne ile oynadığı maçlar var. Büyük fedakarlık yapıyor. Sallai’nin dünkü antrenmanda sakatlığı vardı. İkisinin de Beşiktaş maçına hazır olacağına düşünüyorum" şeklinde konuştu. "Ben bir ipin üzerinde yürüyorum" Kendisinin önceliğinin Galatasaray’ın başarısı olduğunu vurgulayan Okan Buruk, "Benim dengem bozulmadı. Ben bir ipin üzerinde yürüyorum. Her hafta başarılı olmak zorunda olduğun bir takımda çalışıyorsanız ipin de üzerinde yürüyorsunuz. Burada o dengeyi kaybettiğimiz yerler oluyor ama çok şükür düşmüyoruz. Ben Okan Buruk’um, ben buyum. Bunun dışında biri olamam zaten. Oyuncularım için, taraftarlar için net bir şekilde söylemem gerekiyor; benim için birinci olan Galatasaray’ın başarısı. Ben hata yapsam da Galatasaray için yapıyorum. Her sorumluluğu üzerime almaya çalışan biriyim. Bunlar benim işimin ince ayrıntılarından biri. Sokakta bize olan ilgi farklı. Sosyal medyada yazılanlar farklı. Eleştirileri dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum. Futbol çok değişken bir şey. Benim için eleştirilerin olması gayet normal. Ben çok büyük bir takımın başındayım. Bu takımın başarılı olması çok emek veriyoruz. Bazen iyi olacak, bazen kötü olacak. Elinizden bir şey gelmeyen oyunlar oluyor. Juventus maçını oraya koyabilirim. Kötü olduğunda bunun birinci sorumluğunu alacak olan teknik adam. Ben şunu istiyorum, benim oyuncularımın hiç kimse kafasını karıştırmasın. Oyuncularımıza destek olsunlar. Çok az süre kaldı. Ligde lideriz, kupada birinciyiz. Avrupa’da son 16’dayız. Oyuncular çok fazla etkileniyor. Eleştirilerin dozu hakarete gittikçe çok etkilendikleri yerler oluyor. Ne olursa olsun takıma destek olunması lazım. Gerçekten bu takımın başarısını istiyorsanız bu oyunculara hepimizin destek olması gerekiyor" diyerek sözlerini tamamladı.
İstanbul TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyoruz" dedi. Bağcılar Kadir Topbaş Halk Sarayı’nda "ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Geleneksel İftar" programı düzenlendi. Programa, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar ve çok sayıda davetli katıldı. Programda konuşan Meclis Başkanı Kurtulmuş, "28 Şubat sürecinde yaşananları dün gibi hafızalarımızda taşıyoruz. 28 Şubat Türkiye siyasetinde kırılma noktasıydı. Millet ile devletin bir araya gelmesinden rahatsız olanlar toplumda var olma, kamusal alanda var olma haklarını ellerinden almak olarak gördüler. 28 Şubat mağdurlarına bütün kapılar açılmıştır. Bu mücadelede emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. O süreçte direnenlerin hepsinin hayatlarında oldukça başarılı olduklarına şahit olduk. 28 Şubat bin yıl sürecek diyenlerin hiçbirisinden geriye eser kalmadı. Bu millet vesayetçilere evet demediği için, vesayetçiler kenara itilmiş oldu. Vesayet düzeni sona ermiş oldu" dedi. "Barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyoruz" Kurtulmuş konuşmasının devamında, "Dünya maalesef kural bazlı bir sistemin kalmadığı, yani uluslararası alanda kuralın geçerli olmadığı, güçlü olanın dediğinin ortaya konulduğu ve güçlü olanın borusunun öttüğü bir dünya haline gelmiştir. Lafı hiç eğip bükmeden söylemek gerekirse, kural bazlı bir dünya sistemi yerine orman kanunlarının geçerli olmaya başladığı bir dünya düzeni kurulmaya başlamıştır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. İsteyenin dilediğine, rakip gördüğüne, düşman gördüğüne, kendisinden daha zayıf gördüğüne, hatta terbiye etmesini gerekli gördüğüne karşı böylesine üstten bir tavırla dünya sisteminde yer alması, mücadele etmesi, uygulamayı ortaya koyması asla kabul edilemez. Söz sırası geldiği zaman demokrasiden bahsedenlerin, söz sırası geldiği zaman devletlerin egemen eşitliğinden bahsedenlerin, söz sırası geldiğinde insan haklarından bahsedenlerin bu değerlerin hiçbirine itibar etmediği, bu değerleri yekle yeksan ettikleri ve bu değerlerin hiç de umurlarında olmadığı ayan beyan ortadadır. Bunun en somut örneklerinden birisi, İsrail’in üç seneye yakın bir süredir Gazze’de devam ettiği soykırıma ilave olarak artık Batı Şeria’da da hiçbir Filistinli’nin hakkını tanımayacağını gösteren uygulamaları ortaya koymasıdır. 15 Şubat 2026 tarihinde İsrail’de çıkarılan bir yasa ile birlikte orada bulunan Batı Şeria’da bulunan insanların mülkiyetlerine dahi el konulabilmesi ve bu yolun açılması ve buna da dünya sisteminin seyirci kalması başlı başına orman kanunlarının artık geçerli olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir. Bundan bir müddet evvel bir ülkenin devlet başkanının eşiyle birlikte gece yarısı yatağından alınarak başka bir ülkeye götürülmesi ve hapse atılması orman kanunlarının geçerli olmaya başladığının açık bir ifadesidir. Yine bugün İsrail ile Amerikan kuvvetlerinin egemen bir devlet olan İran’a karşı başlatmış olduğu hava saldırıları aynı şekilde kural bazlı sistemin ortadan kalktığını bir kez daha gözümüze soka soka ilan eden bir yaklaşımdır. Böyle bir şey olamaz. Dünyada en fazla nükleer silaha sahip olanlar nükleer silah var diye bir ülkeye karşı savaş ilan ediyorlar. Dünyada en fazla insan hakları ihlalleri yapan İsrail herhangi bir başka ülkeye karşı insan hakları ihlalleri yapıyor diye savaş yapabiliyor. Aynı şekilde dünyanın en çok silahlanmasına sahip olan, en çok silahlarına sahip olan ülkeler başka ülkeleri silahlanıyor diye tehdit etmeye kalkıyor. Bu kabul edilemez, bu anlaşılamaz ve asla insanlık vicdanının razı olmayacağı bir durumdur" dedi. "Bu saldırı kararının mutlaka geri alınmasını ve barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyoruz" "Zaten yeterince savaşın olduğu bölgemizde yeni bir savaşın çıkması bölge halklarının hiçbirinin lehine ve menfaatine değildir" diyen Kurtulmuş, şunları kaydetti: "Bunun için Türkiye olarak başından itibaren, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere her vesileyle İran-Amerika-İsrail arasındaki bu meselenin, özellikle İran-Amerika arasındaki meselenin müzakere yoluyla çözülmesinden başka bir yolu olmadığını ifade ettik. Hem de müzakerelerin devam ettiği bir süreçte, müzakerelerin önümüzdeki günlerde de devam edeceğinin ilan edildiği bir süreçte böylesine bir saldırının başlatılması asla doğru değildir, kabul edilemez, dünya barışına asla katkı sunmayacağı gibi dünyada yeni çatışmaların, yeni kırılmaların da kapısını açacak fevkalade önemli bir adımdır. Türkiye olarak diyoruz ki, ülkeler arasında çok farklı kanaatler olabilir, ülkelerin çıkarları da taban tabana zıt olabilir. Ancak savaştan çok daha kolay olan yol barış masasında müzakere etmektir. Müzakereyle ülkeler arasındaki çatışma sonlandırılabilir ve belli bir noktaya gelinebilir. Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Bu saldırı kararının mutlaka geri alınmasını ve barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyoruz." Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanı Kurtulmuş, "Bu gelişmeler bize de Türkiye olarak şunu gösteriyor, Türkiye olarak her zaman bölgemizde barışın, esenliğin, kardeşliğin yanında olduk. Dünyanın en zor coğrafyasında yaşıyoruz. Bu coğrafyada ayakta durmak için herhangi bir şekilde varlığınızı güçlü bir şekilde sürdürebilmek için ayaklarınızın sağlam yere basması lazım. Güçlü olmanız lazım ve her alanda fevkalade muktedir bir ülke olmanız lazım. Türkiye olarak kendimize çizdiğimiz yol budur. Çevremizdeki bütün bu çatışmaların ortadan kaldırılması için mücadele ederken, Türkiye’ye karşı da hesapları olanların varlığını biliyor, ona karşı da güçlü ve büyük Türkiye’den başka yolumuzun olmadığını da gayet iyi kavrıyoruz" şeklinde konuştu. "Ramazan süslemesi yapan yavrularımızdan hangi rejim krizini çıkarabiliyorsunuz?" Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de 28 Şubat süreciyle ilgili, "Bu tarih, hafızası olan herkes için çok şeyler anlatıyor. Önümüzde duran bu tabloya, bu hafızayla bakınca kullanılan dilin, kurulan tehdit cümlelerinin, dini olanı kamusal alandan uzaklaştırmanın hangi zihniyet kodlarından beslendiğini çok daha net görebiliyoruz. 28 Şubat’ın bıraktığı yara, insanın gündelik hayatına kadar inen bir kuşatma tecrübesiydi. Malumunuz o süreçte baskı, okul kapısına, kampüs koridoruna, öğretmen odasına, ailelerin ev içi kararlarına kadar yayılmıştı. Başörtülü kızlarımız, imam hatipli gençlerimiz, dindar emekçi ailelerimiz bu müdahalenin yükünü hep beraber ağır bir biçimde taşıdık. 28 Şubat’ın bize ağır bedeller ödettiği hakikatlerden biri, vesayetin her zaman tank sesiyle gelmemiş olmasıydı. Kimi zaman gazete manşetleriyle, kimi zaman bildirilerle, kimi zaman da örgütlü bir mutabakat görüntüsü altında toplumun değerleri üzerine kurulan baskıyla işledi. Nitekim dönemin merkez medya dili, sivil görünümlü baskı odakları ve temel hak ve hürriyet alanını daraltan o mutabakatlar, bu müdahalelerin en ana taşıyıcı unsuruydu. Bugün Ramazan etkinlikleri etrafında yükselen tepkilere baktığımızda aynı kuşatma dilinin güncellenmiş bir sürümüyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu tablo karşısında sözü dolandırmadan açık açık konuşmamız gerekiyor. Çocuklarımız Ramazan’ı tanıyınca, orucun edebini öğrenince, namazın manasını merak edince, okul bahçesinde ilahi ile kendi medeniyetinin sesiyle buluşunca kimler ve neden acaba ideolojik bir alarm sürecine geçiyor? Ramazan etkinliklerimizi talibanlaştırma diye yaftalayacak kadar ölçüyü nasıl kaybettiniz? Bir çocuğun iftarı, sabrı, infakı, hürmeti öğrenmesinden nasıl bir tehdit üretebiliyorsunuz? Ramazan süslemesi yapan yavrularımızdan hangi rejim krizini çıkarabiliyorsunuz? Teneffüste dahi ilahi söyleyen çocukların sesinden hangi hukuk düzeninin zarar gördüğünü lütfen bana anlatın. Pedagojiden söz edenler, çocukların kendi kültürünü tanıma hakkını hangi pedagojik ölçüyle dışarıda bırakabiliyorsunuz? Özgürlükten söz edenler, iş milletin inancına ve bu ülkenin manevi hafızasına gelince niçin yasakçı bir dile savruluyorsunuz? Laikliği savunuyoruz diyerek ortaya çıkanlar, okul bahçesindeki Ramazan neşesini gericilik, çocukların değer eğitimiyle temasını ise tehdit, toplumun inançla kurduğu gerçek bağı ise tehlike göstermeye siz nasıl kendinizi hak görüyorsunuz" dedi. "Bu millet kendi inancını savunduğu için mahcubiyet duymak zorunda değildir" Bakan Tekin, "Bugün Ramazan etkinlikleri vesilesiyle yeniden sahneye sürülen laiklik bildirileri işte bu hafızayı yok sayıyor. Sözde emekçinin hakkından, demokratik cumhuriyetten söz ediyorlar. Peki, 28 Şubat’ta kapısından çevrilen işçi çocuklarını, disiplin cezalarıyla meslek hayatı elinden alınan öğretmenleri, katsayı duvarına toslayan meslek lisesi gençlerini, bu ülkenin yurttaşı olarak hangi vicdan gördü? O gün o çocuklar hangi emek mücadelesinin, hangi demokrasi iddiasının içinde kendi sorunlarının çözümünü bulabildi? Laikliği savunmak suç değildir cümlesini tekrar edip duruyorlar. Elbette değildir. Sorun o bu cümleyi kendine zırh yapıp, tesettürlü kadınlara, sarıklı cübbeli insanlara, başında tülbent, ayağında şalvar var diye seçilmiş bir belediye başkanına hakaret yağdıran zihniyettedir. Sorun laiklik değil, sorun takıntılı, kibirli laikçilik anlayışıdır. Ramazan’da da ilahi söyleyen çocuklardan rejim krizi çıkarmaya çalışanlar aslında diyor ki, bu toplumun inancı kamusal alanda görünür olamaz. Bu millet kendi inancını savunduğu için kimsenin karşısında mahcubiyet duymak zorunda değildir. Bizim itirazımız, laiklik ilkesini her defasında milletin inancına saldırı vesilesi yapan vesayet dilinedir. Hamdolsun bugün bu vesayet dininin karşısında dimdik durabiliyor isek eğer bu AK Parti iktidarlarının ve yıllara yayılan demokrasi mücadelesiyle yasakçı düzenekleri adım adım değiştiren reform siyasetleriyle ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bedel ödemeyi göze alan sarsılmaz liderliğiyle mümkün olmuştur" şeklinde konuştu.