GÜNDEM - 10 Kasım 2025 Pazartesi 15:30

Arabuculuk sorunların çözüm noktası oldu

A
A
A
Arabuculuk sorunların çözüm noktası oldu

Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Kurul Üyesi Av. Nihat Şimşek, arabuluculuğun uygulanmaya başlandığı 2013 yılından bu yana ülkede çok büyük ivme ile büyüdüğünü, sorun olan birçok konunun çözüm noktası haline geldiğini söyleyerek, "6.5 yılda ortalama 2 bin mahkemenin yapacağı işleri arabulucularımız gerçekleştirdi" dedi.


Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Kurul Üyesi Av. Nihat Şimşek, 10-14 Kasım tarihleri arasında kutlanan Arabuluculuk Haftası kapsamında Kayseri Arabulucular Derneği Başkanı Av. Şirin Yarımçam ve Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Gökhan Şahan ile birlikte Kayseri Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etti. 10 Kasım Atatürk’ün Anma Günü’nü hatırlatan Şimşek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü andı.



"6.5 yılda ortalama 2 bin mahkemenin yapacağı işleri arabulucularımız gerçekleştirdi"


Ziyarette konuşan Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Kurul Üyesi Av. Nihat Şimşek, arabuluculuk hakkında bilgiler vererek, "Arabuluculuk müessesi uygulanmaya başlandığı 2013 yılından bugüne kadar ülkemizde çok büyük bir ivme ile büyümüş ve ülkemizin sorunu olan birçok konunun çözüm noktası haline gelmiştir. Halihazırda arabuluculuk siciline kayıtlı yaklaşık 49 bin arabulucumuz bulunmaktadır. Arabulucularımız eliyle 2024 yılında yaklaşık olarak 1 milyon 800 bin uyuşmazlık ele alınmıştır. Bunların yüzde 65’i yani yaklaşık 1 milyon 250 bin uyuşmazlık anlaşmayla sonuçlanmıştır. 2025 yılında bu sayının 2 milyonun üzerine çıkması beklenmektedir. Arabuluculuk uygulamaları ile 2018 yılından bu yana adli hayatta il bazı ortalamasında iş, ticaret ve tüketici alanında 2-3 mahkeme; ülke bazında ise ortalama yıllık 300 mahkeme; 6,5 yılda ise ortalama 2 bin mahkemenin yapacağı işleri arabulucularımız gerçekleştirmiştir" ifadelerini kullandı.



"2.5 milyon kişi hasım olmak yerine dostluğu seçmiştir"


Arabulucuğun dava şartı haline getirildiği mahkemelerin ekseriyasında bir yılda görülen dava dosya sayılarının 3 binlerden 2 binlere hatta bazılarında 700’lere kadar düştüğünü, adli incelemelerin daha verimli hale geldiğini ve toplumun hukuk alanında yargıya güveni arttığını kaydeden Şimşek, "Son 2 yıl öncesinde ülke gündemine oturan yaklaşık 2 milyon EYT’li kişinin mahkemeye gitmesinin önünü arabuluculuk kesmiştir. Aynı şekilde kiracı kiraya veren uyuşmazlıkları nedeniyle ülkemiz gündeminde büyük yer işgal eden ve toplumsal bir patlamaya dönüşme riski taşıyan sosyal kırılmalar da 1 Eylül 2023’te bu konunun dava şartı haline gelmesiyle birlikte bıçak gibi kesilmiştir. Televizyonlarda her gün görmeye alışık hale geldiğimiz birbirini döven, bıçaklayan, kavga eden kiracı-kiraya veren görüntülerini, istisnalar dışında 1 Eylül 2023’ten sonra görmemeye başladık. Bu durum Adalet Bakanlığı kaynaklarının daha verimli alanlara harcanmasına imkân vermiştir. Her uyuşmazlıkta en az 2 taraf olduğunu varsayarsak, bu anlaşmalar sayesinde en az 2.5 milyon kişi hasım olmak yerine dostluğu seçmiştir. Bu da toplumumuzdaki sosyal barışın ve toplumsal uzlaşının yerleşmesine büyük katkı sağlamıştır. Arabuluculuk uygulamasının, toplumumuza en büyük katkısının da bu olduğunu düşünüyoruz. Toplumsal barış ve uzlaşı, devletimizin bekası ve milletimizin huzuru için olmazsa olmazdır. Bu nedenle her bir arabulucumuzun yaptığı her nitelikli anlaşma, devletimizin bekası, milletimizin huzurunun güvencesi olacaktır" şeklinde konuştu.



"Arabulucular olarak, TURAMEP’in yanında olacağız, yardım ve destek sağlamak için çalışacağız"


Türkiye Arabulucular ve Arabuluculuk Merkezleri Platformu (TURAMEP) hakkında da konuşan Nihat Şimşek, "Arabulucularımızın tümünün sorunlarına çözüm üretmek gayesini taşıyan TURAMEP, bundan dolayı bütün arabulucularımızı temsil etmeyi amaçlamıştır. Tüm arabulucuların aidiyet hissederek, bu çatı altında mesleki sorunlarına çözüm bulması TURAMEP’in ilk hedefidir. TURAMEP, yüksek kaliteli Arabuluculuk hizmeti alabilmenin herkesin hakkı olduğuna inanmaktadır. TURAMEP olarak üye arabuluculuk merkezlerimiz ve arabulucularımızla hep birlikte bunun için çalışıyoruz. TURAMEP bünyesindeki Arabulucular ve Arabuluculuk Merkezlerinin temel düsturları, etik kuralları ilke edinmek, Adalet Bakanlığının denetimi altında, kaliteli ve nitelikli hizmet sunmaktır. Halihazırda Arabuluculuk uygulamalarındaki en büyük sorun, hizmette bir kalite standardının yerleştirilememesi ve denetim eksikliğinden kaynaklı olarak verilen hizmetin kalitesinin oturtulamamış olmasıdır. Bu ve diğer sorunların aşılması için, TURAMEP büyük bir özveriyle çalışmaktadır. Bunun için, büyük özverilerle ve uzun bir süreç sonunda Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan ve halen Adalet Bakanlığında bekleyen Arabuluculuk Kanun Taslağının Meclise sevki ve akabinde de Meclisten onaylanarak çıkması, TURAMEP’in gündeminde yer almaktadır. Bizler de Arabulucular olarak, TURAMEP’in yanında olacağız, yardım ve destek sağlamak için çalışacağız" şeklinde konuştu.


Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Metin Kösedağ da, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, TURAMEP’in faaliyetlerinin önemli olduğunu ve başarılı olmasının tüm kamuoyuna yansıyacak olumlu sonuçlar ortaya çıkaracağını ifade etti. Kösedağ ayrıca, Av. Arb. Nihat Şimşek’e, Av. Arb. Şirin Yarımçam’a, Doç.Dr. Gökhan Şahan’a ve tüm arabuluculara çalışmalarında başarılar diledi.



Arabuculuk sorunların çözüm noktası oldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Prof Dr. Tevfik Özlü: "Hanta Virüsü nedeniyle bir pandemi ihtimali gözükmüyor" Kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan hanta virüsü vakaları dünya genelinde endişeye neden olurken, uzmanlar virüsün Kovid-19 kadar hızlı bulaşmadığını ve yakın dönemde bir pandemi riskinin düşük görüldüğünü belirtiyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Tevfik Özlü, özellikle tahliye edilen yolcuların karantina süreçlerinin dikkatle yönetilmesi gerektiğine dikkat çekerek, bazı hanta virüsü türlerinin yüzde 50’ye varan ölüm riskine sahip olduğunu söyledi. Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan hanta virüsü vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Virüsün uzun yıllardır bilinen bir hastalık etkeni olduğunu belirten Özlü, mevcut tablonun endişe oluşturduğunu ancak yakın bir pandemi riskinin görülmediğini ifade etti. Prof. Dr. Tevfik Özlü, "Hanta virüsler aslında eskiden beri bildiğimiz insanda hastalık yapan virüsler arasında yer alıyor ama şu anda bir gemide bu salgınının ortaya çıkması endişeye, korkuya ulaştı. Yakın pandemi oluşma ihtimali görülmüyor. Hanta virüsler Kovid gibi kolay bulaşan virüsler değil. Gemide hastalığa neden olan tipi insandan insana bulaşabiliyor ama çok kolay ve hızlı bulaşan bir virüs değil. Bu uzun süreli yakın temas ile bulaşıyor. Dolayısıyla burada hızlı yayılma ve replikasyon olmadığı sürece bir pandemiye dönüşme riski bence çok afaki olur. Dünya Sağlık Örgütü gibi örgütler yakın bir pandemi riski görmediklerini açıkladılar" dedi. "Türkiye’de yıllardır tek tük vakalar görülüyordu" Hanta virüslerinin zaman zaman lokal ve sınırlı salgınlara yol açtığını kaydeden Özlü, Türkiye’de de yıllardır tek tük vakaların görüldüğünü söyledi. Özlü, "Ancak zaman zaman böyle lokal, sınırlı ölçüde salgınlar bu hanta virüsler de görülüyor. Ülkemizde de yıllardır tek tük vakalar şeklinde görmeye devam ediyoruz. Daha çok bizde görülen böbrek yetmezliği ilerleyen ateşli kanama tablosuyla seyreden bir form ama şu anda gemide ortaya çıkan ateş ve ateşin ardından da akciğer yetmezliğini, ödemine ilerleyen form. Bu formun daha ölümcül olduğunu biliyoruz. Yüzde 50’ye kadar ölümcül olabiliyor" ifadelerini kullandı. Şu ana kadar 11 vakanın tespit edildiğini belirten Özlü, karantina sürecinin titizlikle yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Özlü, "Şuana kadar 11 vaka tespit edildi ama tahliye edilen yolcular arasında da karantina devam ediyor. Bu süreç içerisinde belki yeni vakalar da çıkabilecek. Bence çok panik yapılacak, abartılacak bir risk gibi görünmüyor ama mutlaka bu sürecin iyi üretilmesi lazım. Nitekim bu gemiden tahliye edilen yolcuların bir kısmının ülkelerine gönderilmesi sürecinde uçakla taşındığı ve bu uçakla taşınan yolcuların bazısında sonradan hastalık tablosunun geliştiği ortaya çıktı. Uçaktaki diğer yolculara acaba bu ulaştı mı diye bir telaş doğurdu. Şimdi uçaktaki yolculara ulaşıp onların takibini başlatmak gerekiyor" diye konuştu. "Karantina süreçlwri dikkatle takip edilmeli" Türkiye’ye getirilen yolcuların karantina süreçlerinin dikkatle takip edilmesi gerektiğini kaydeden Özlü, "Onun için bu gemiden tahliye edilen ve ülkemizden getirilen yolcular var. Bunların karantina sürelerinin iyi yönetilmesi çok önemli. Uzun bir karantina dönemi var. 6 haftaya kadar uzuyor. Dolayısıyla bu insanlar ben iyiyim, bir hastalığım yok, şikayetim yok diye düşünebiliyorlar hatta test yapılıyor test negatif çıkıyor. Dolayısıyla ben de yok diye düşünebiliyorlar ama sonradan tekrar pozitife dönüşebilir. O açıdan karantina sürelerini çok dikkatli olması, dışarıya çıkmamaları, yakınlarıyla temas kurmamaları böyle bir sargının yayılmasını önlemek açısından odaklanılması gerekiyor" dedi. "Norovirüs kaynaklı salgınlar da var" Öte yandan kruvaziyer gemilerinde görülen bir diğer salgının ise norovirüs kaynaklı olduğu belirtildi. Prof. Dr. Tevfik Özlü, "Norovirüs salgını da yine bir kruvaziyer gemisinde ortaya çıktı. Bir kişinin hastalandığını ve bu gemiden tahliye edildiğini biliyoruz. Norovirüsler aslında çok sık gördüğümüz karşılaştığımız daha çok bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi yakınmalara yol açan virüsler. Kolay bulaşır. Kirlenen el ve diğer çevre yüzeylerden, gıdalardan ulaşabilir. Norovirüs tek bir virüs değil grup bir virüs. Özellikle yaz döneminde seyahatler oluyor. Otellerde ve restoranda ortak açık büfe yemeklerde bulaşma riski yüksek. Genel hijyene dikkat edilmesi lazım. Bu tür virüslerde bizi koruyacak en önemli şey el hijyeni ve ortak kullanılan eşyaların iyi temizlenmesidir. Standart prosedürlere dikkat edilirse bir sorun olmayacaktır" ifadelerini kullandı. "Spesifik bir ilaç veya aşısı yok" Hanta virüsü ve norovirüse karşı spesifik bir ilaç ya da aşının bulunmadığını belirten Özlü, tedavide destekleyici yöntemlerin uygulandığını söyledi. Özlü, "Hanta virüs ve norovirüs için spesifik bir ilaç ya da aşı yok. Ama genel itibarıyla destek tedavileri uygulanır. Bulantı, kusma olduğu zaman onu yönetecek ilaçlar, sıvı dengesinin sağlanması, ateşin düşürülmesi, ağrının kesilmesi gibi tedaviler uygulanır. Ağır formlarda tabi daha ileri destekler uygulanacaktır. Hanta alta virüs içinde öyle yani çok özel bir tedavisi yok destek tedavisi uygulanır" dedi.
Samsun Samsun’da insansız hava aracı düştü: Evlerde hasar oluştu SAMSUN (İHA) – Samsun’un İlkadım ilçesinde sabah saatlerinde düştüğü değerlendirilen insansız hava aracı mahallede paniğe neden oldu. Olayda 3 evde maddi hasar meydana gelirken, polis ekipleri bölgede inceleme başlattı. Edinilen bilgilere göre, olay, sabah erken saatlerde İlkadım ilçesinde sabah 6.30 sıralarında meydana geldi. Büyük bir gürültüyle uyanan mahalle sakinleri ilk anda doğalgaz patlaması olduğunu düşündü. Gürültünün ardından çevrede bulunan bazı evlerin camlarının kırıldığı ve maddi hasar oluştuğu görüldü. Vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine polis, sağlık ve itfaiye ekibi sevk edildi. Bölgede güvenlik önlemi alan ekipler, düştüğü değerlendirilen ve yaklaşık 25 kilogram olduğu belirtilen insansız hava aracına ait parçaları topladı. Olayda yaralanma yaşanmadığı öğrenildi. İnceleme başlatıldı Mahalle sakinleri yaşanan olay nedeniyle kısa süreli panik yaşarken, polis ekiplerinin olayla ilgili inceleme başlattığı bildirildi. 1 metre civarında kanat açıklığı olan ve ayrı bir kuyruk parçası bulunan insansız hava aracının hangi kuruma ait olduğu ve düşüş nedeni yapılacak teknik incelemenin ardından netlik kazanacak. Olayı anlatan mahalle sakinlerinden Fatma Çakır, "Patlama sesi duydum ve korktum. Bende panik atak var. Hemen cama çıktım. Dışarıya baktım ve karşı ki binada dumanlar çıkıyor. Doğal gaz patladı zannettik. Çok acayip bir ses yaptı. Çok korktuk" dedi.
Elazığ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Önalan, çalışmaları ve projeleriyle dikkat çekiyor Elazığ’da deprem konutlarından kentsel dönüşüme, geri dönüşümden projelere birçok çalışma yürüten ve tüm kamu kurumlarına omuz veren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Fatih Önalan, Elazığ’ın hizmet çıtasını yükseltiyor. 2020 ve 2023 Kahramanmaraş depremlerini gören Elazığ’da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un koordinesinde binlerce konut yapıldı. Kırsal alanda çalışmalar sürerken kentsel alanda çalışmalar tamamlanarak konutlar hak sahiplerine telsim edildi. Rezerv veya kentsel alanlar dışında yapılan konutların dışında, yerinde dönüşüm projesiyle hayata geçirilen projelerde 2 bin 517 hak sahibinin konutlarını büyük bir oranda tamamlandı. Aynı zamanda mahalle kültürünü korumak ve vatandaşların alışık oldukları çevreden kopmamasını sağlamak amacıyla hayata geçirilen "Yerinde Dönüşüm" projesi kapsamında yaklaşık 3 milyar TL’lik hibe ve kredi desteği sağlandı. Asrın felaketini asrın inşasına çevrilmesinde Elazığ’da büyük bir çaba gösteren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Fatih Önalan, ekibiyle birlikte sürdürdüğü çalışmalar ile dikkat çekiyor. Elazığ’ı Türkiye’nin en dirençli şehirlerinden biri yapma kararlılığında olan Önalan; kentsel dönüşümden köy evlerine, hava kalitesi izlemeden çimento fabrikasının taşınması gibi çevresel sorunlara kadar geniş bir yelpazede kentin geleceğini şekillendirmeye devam ediyor. Şehrin iklim değişikliğiyle mücadelesini de bir halk hareketine dönüştüren Önalan, Elektronik Atık ve Mavi Kapak Toplama Yarışması başlattı. Kampanya aracılığıyla hem atıkların ekonomiye geri kazandırılması hem de çevrenin korunması hedefleniyor.
İstanbul Boya ve kaplama sektörü yükselişini sürdürüyor Türkiye’nin boya sektöründeki yükselişi hız kesmeden sürüyor. Son 5 yılda sektörün ihracatı iki kat artarken, Türkiye bölgesel çözüm merkezi oluyor. Sektör, üretim kapasitesi, ihracat performansı ve teknoloji odaklı dönüşümüyle küresel pazardaki etkisini artırıyor. Dünya pazarından 1 milyon ton civarındaki büyüklüğüyle pay alan Türkiye boya sektörünün, 2,47 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğü olduğu vurgulandı. Boya Sanayicileri Derneği Başkanı Kenan Baytaş, Türkiye’nin yaklaşık 1 milyon tonluk boya üretim hacmine ulaştığını ve dünya boya pazarından yüzde 2 pay aldığını söyledi. Üretim gücüyle Avrupa’da beşinci sırada yer aldıklarını belirten Baytaş, yenilikçi ve sürdürülebilir üretim anlayışıyla daha üst sıraları hedeflediklerini ifade ederek, "Katılımcı ve ziyaretçi sayılarıyla dünya çapında kabul gören Paintistanbul yerli ve yabancı firmaları bir araya getirerek boya, boya ham maddeleri ve yapı kimyasalları alanında önemli bir ticaret ve etkileşim köprüsü kuruyor. Sektörümüz hacim olarak 1 milyon ton civarındaki büyüklüğüyle dünya pazarından yaklaşık yüzde 2 pay alıyor. Avrupa’da üretim sıralamasında Almanya, İspanya, Fransa ve İtalya’nın ardından beşinci sırada yer alıyoruz. Hedefimiz, bu sıralamada daha üst basamaklara çıkarak küresel ölçekte daha güçlü bir konuma ulaşmak. Bölgesel bir üretim üssü olmanın ötesine geçerek, yenilikçi ve sürdürülebilir çözümlerle dünya pazarında daha etkin bir rol üstlenmeyi amaçlıyoruz" dedi. Sektörün küresel dönüşüm sürecine dikkat çeken Başkan Yardımcısı Tolga Kayalar da, küresel boya pazarının 2026’da yaklaşık 198 milyar dolar büyüklüğe ve 48 milyon tonluk hacme ulaşacağını, 2030’a gelindiğinde ise pazarın 227 milyar dolara ve 52,7 milyon tona çıkmasının beklendiğini vurguladı. Kayalar, "2024 verilerine göre, Türkiye’de sektör, yaklaşık 926 bin tonluk iç pazar hacmine ve 2,47 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip. Üretim gücümüz ile ihracattaki değer payımız arasındaki bu makas, sektörümüzün önündeki en somut büyüme alanını gösteriyor. Yalnızca daha fazla üretmek değil, daha fazla değer oluşturmak ve bunu ihracata taşımak işte asıl hedef bu" diye konuştu. Sektörün son yıllarda güçlü bir ivme yakaladığını belirten Başkan Yardımcısı Akın Akça lı ise "Özellikle Avrupa, Afrika ve Orta Doğu pazarlarına yönelik operasyonlarda Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı, hızlı üretim kabiliyeti, kaliteli insan kayna ve esnek sanayi yapısı büyük avantaj sağlıyor. Bunun yanında sektörümüzün en güçlü yönlerinden biri de dünya regülasyonlarına ve değişen standartlara çok hızlı adapte olabilmesi" dedi. Bu yıl 8’inci kez 17-19 Haziran’da kapılarını açacak olan Paintistanbul 2026’da, 400’ün üzerinde katılımcı firma ile 10 bini aşkın ziyaretçinin bir araya gelmesi bekleniyor. Etkinlik, katılımcılara yeni ticari bağlantılar kurma, potansiyel iş ortaklıkları geliştirme ve küresel pazardaki güncel eğilimleri yakından takip etme imkânı sunacak.
Antalya 30 metrekarelik atölyede 36 yıldır Alanya şalvarını dünyaya tanıtıyor Antalya’nın Alanya ilçesinde yaşayan 52 yaşındaki terzi Ali İhsan Arslan, 36 yıldır sürdürdüğü mesleğiyle Alanya’nın yöresel kültürünü yaşatmaya devam ediyor. Hacet Mahallesi’nde bulunan yaklaşık 30 metrekarelik küçük atölyesinde çırağıyla birlikte çalışan Arslan, Alanya’nın simgelerinden biri haline gelen bordo kuşaklı Alanya şalvarını dikerek hem Türkiye’ye hem de dünyaya tanıtmaya çalışıyor. ALTSO tarafındarn coğrafi işaret başvurusu da yapılan Alanya şalvarı tam takım yumurta topuk ayakkabı, beyaz çorap, şalvar, bel kuşağı, ipek gömlek, cepken, köstekli saat ve şapkadan oluşuyor ve 8 bin liradan satılıyor. 1988 yılında terzilik mesleğine çırak olarak başlayan Arslan, yıllardır Alanya’nın kültürel mirası olan şalvar geleneğini yaşatmak için mücadele verdiğini söyledi. 1996 yılında kendi dükkanını açtığını belirten Arslan, o günden bu yana Alanya şalvarı dikimini sürdürdüğünü ifade etti. 30 metrekarelik alanda getirdiği kumaşları Alanya şalvarı haline getirebilmek için yoğun mesai harcayan Arslan ve çalışanı iş sonunda ortaya çıkardığı zanaat ve işçilik ile görenlere görsel beğeni sunuyor. Yöresel kıyafetlerin zamanla düğün ve kına gecelerinde yeniden ilgi görmeye başladığını belirten Arslan, "Dükkanı açtıktan sonra Alanya şalvarını dikmeye devam ettim. Daha sonra şalvarı damatlara sevdirdim. Kına gecelerinde damatlar giymeye başladı. Alanya kırsalındaki büyüklerimiz şalvar, şapka, yelek, kuşak, yumurta topuk ayakkabı ve köstekli saatle tam takım giyiniyor. Biz de bu kültürü yaşatmaya çalışıyoruz. Gelecek nesillere miras bırakmak için üretimimizi sürdürüyoruz" dedi. İlçede yaşayan yabancılar da yoğun ilgi gösteriyor Arslan, Alanya şalvarına sadece yerli vatandaşların değil, ilçede yaşayan yabancıların da yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. Özellikle Alman ve Hollandalı turistlerin yöresel kıyafetlere ilgi duyduğunu belirten Arslan, "Alanya geceleri düzenleniyor. Yılda bir kez yapılan bu etkinliklerde Alman müşterilerimiz de yöresel kıyafetlerle katılıyor. Alanya kültürünü tanımak ve yaşamak istiyorlar" diye konuştu. Tam takım 8 bin TL Alanya şalvarının takım halinde büyük ilgi gördüğünü ifade eden Arslan, "Yumurta topuk ayakkabı, beyaz çorap, şalvar, bel kuşağı, ipek gömlek, cepken, köstekli saat ve şapkadan oluşan tam takım şu anda yaklaşık 8 bin TL civarında. Sadece Alanya şalvarını almak isteyenler ise yaklaşık bin TL’ye satın alabiliyor" dedi. Coğrafi işaret başvurusu yaptık Alanya şalvarının coğrafi işaret alması için de çalışma yürüttüklerini dile getiren Arslan, "Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanımız Eray Erdem öncülüğünde, Alanya Yörükler Derneği olarak coğrafi işaret başvurusu yaptık. Kamu kurum ve kuruluşlarının desteğiyle bu coğrafi işareti alacağımıza inanıyoruz. Alanya şalvarını bütün Avrupa’ya ve Dünyaya tanıtmakta kararlıyım" ifadelerini kullandı.