SAĞLIK - 29 Kasım 2025 Cumartesi 14:05

Uzmanından ‘antibiyotik’ uyarısı: "Gereksiz kullanımı önlemek için farkındalık önemli"

A
A
A
Uzmanından ‘antibiyotik’ uyarısı: "Gereksiz kullanımı önlemek için farkındalık önemli"

Antibiyotiklerin gereksiz kullanımının direnç sorununa yol açtığını belirten Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, "Ülkemizde antimikrobiyal direnç Avrupa ülkelerine göre daha endişe verici durumda diyebiliriz. Gereksiz kullanımı önlemek için farkındalık önemli" dedi.


Antibiyotiklerin, yaşanan yüzyılda birçok insanın hayatını kurtardığını ve ortalama yaşam süresinin uzamasında ciddi katkı sağladığını belirten Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, "Antibiyotik, aslında çağımızda yaşam süresinin uzamasına katkı sağlayan bir tedavi biçimidir. Belki bir yüz yıl öncesine kadar ölümlerin olduğu enfeksiyonlardan kurtulmamızı ve tedaviyi sağlayan, çok önemli mikroplara ve parazitlere karşı öldürücü olan ilaçlara antimikrobiyal diyoruz. Bakterilere, mantarlara, virüslere karşı kullanılan ilaçlara antimikrobiyal genel ifadesini kullanıyoruz" dedi.


Üst solunum yollarında antibiyotiklerin virüslere bir etkisi olmayacağını söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Malum kış dönemindeyiz, havaların soğumasıyla beraber üst solunum yolu enfeksiyonları artıyor ama unutmayalım ki üst solunum yolu enfeksiyonlarının yani boğaz ağrısı ile doktora başvuran hastalarımızın yüzde 70-80’i viraldir ve antibiyotiklerin virüslere karşı bir etkisi olmaz. Çoğu reçetelere baktığımızda üst solunum yollarının yüzde 80’inde antibiyotiklerin yazıldığını görüyoruz" dedi.


"Her yıl 10 milyon insan antibiyotik direnci nedeniyle hayatını kaybedebilir"


Türkiye’de antimikrobiyal direnç oranının endişe verici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersoy, "Burada antimikrobiyal direncin artması ile ilişkili direkt bir bağlantıdan bahsedebiliriz. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl dünyada 1 milyondan fazla insan direkt antimikrobiyallere dirençli enfeksiyonlar sebebiyle hayatını kaybediyor. 5 milyon insanın ölümünde ise katkısı olduğu tahmin ediliyor. Bu durum için önlem alınmazsa önümüzdeki dönemlerde öngörülen rakam 2050 yılında dünyada her yıl 10 milyon insanın antimikrobiyallere dirençli enfeksiyonlardan ötürü hayatlarını kaybedeceğini tahmin ediyoruz" diye konuştu.


Toplum farkındalığının önemine değinen Prof. Dr. Ersoy, antibiyotikleri gereksiz yere kullanmamak, hekimden antibiyotik isteğinde bulunmamak ve hekim önerdiği zaman antibiyotiği doğru şekilde, sürede ve dozda kullanmanın önemli olduğunu ifade etti. Önerilen dozların altındaki dozların da direnç gelişiminde yine önemli bir faktör olabileceğini dile getirdi. Bir diğer hususun da enfeksiyonları azaltmak olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ersoy enfeksiyonlar azaldığında zaten antibiyotik ve antimikrobiyal kullanımı azalacağı için dirençle ilgili süreçler daha kontrol edilebilir hale geleceğini belirtti.


"Bağışıklığımızı güçlendirerek enfeksiyonları azaltabiliriz"


Enfeksiyonun azaltılması için yapılabileceklerden de bahseden Prof. Dr. Ersoy, sözlerini şu şekilde sonlandırdı:


"Bağışıklığımızı güçlendirerek enfeksiyonları azaltabiliriz. Hijyene önem göstermek, doğru bilgi ve doğru yöntemle hareket etmemiz çok önemli. Hasta insanların toplu alanlarda maske takması ya da kendimizin koruyucu önlemler almamız, olmamız gereken aşıları hekimimizden yardım alarak aşılarımızı olmak yine enfeksiyonlara yakalanmamızda bizde koruyucu etki oluşturacaktır. Enfeksiyon ve antimikrobiyal kullanımı azaldığında, gereksiz antibiyotik kullanımını azalttığımızda da süreçte üstümüze düşeni yapmış olacağız."



Uzmanından ‘antibiyotik’ uyarısı: "Gereksiz kullanımı önlemek için farkındalık önemli"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Genel anestezi çocuklarda diş tedavisi için güvenli bir seçenek sunuyor Diş tedavilerinde genel anestezi sayesinde çocuğun yapılan işlemleri hatırlamadığını belirten Diş Doktoru İrem Selek, "Tedavi sırasında istemsiz hareketler olmaz. Bu da diş hekiminin işlemleri daha sağlıklı ve kontrollü şekilde yapmasına imkan tanır" dedi. Çocuklarda diş tedavileri, yetişkinlere kıyasla daha hassas bir süreci ifade ediyor. Özellikle küçük yaş gruplarında korku, kaygı ve tedaviye uyum sorunları sık görülüyor. Bu durum, kimi zaman çocuğun psikolojisini, tedaviye uyumunu hatta ilerleyen yıllarda diş hekimiyle kuracağı ilişkiyi bile doğrudan etkileyebiliyor. Küçük yaş gruplarında, yoğun diş hekimi korkusu yaşayan çocuklarda ya da özel ihtiyaçlı çocuklarda klasik yöntemlerle tedavi her zaman mümkün olmayabiliyor. Medline Adana Hastanesi Diş Doktoru İrem Selek, bu gibi durumlarda doğru şartlarda uygulanan genel anestezinin güvenli bir tedavi seçeneği olduğunu söyleyerek önemli bilgiler verdi. Karar beraber verilmeli Dr. İrem Selek, çocuklara uygulanan diş tedavilerinde genel anestezinin bir "kolay yol" değil, doğru hasta seçimi yapıldığında çocuğun hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını koruyan bir yöntem olduğunu belirtti. Dr. Selek, "Amaç yalnızca dişleri tedavi etmek değil, çocuğun diş hekimiyle olan ilişkisini sağlıklı bir temelde başlatmaktır aynı zamanda. Her çocuk özeldir ve bu nedenle genel anestezi kararı mutlaka diş hekimi ve anestezi uzmanı tarafından birlikte değerlendirilmelidir. Genel anestezi, çocuğun tamamen uyutulduğu, ağrı, korku ve stres hissinin ortadan kaldırıldığı kontrollü bir tıbbi uygulamadır. Diş tedavilerinde genel anestezi sayesinde çocuk, yapılan işlemleri hatırlamaz ve tedavi sırasında istemsiz hareketler olmaz. Bu da diş hekiminin işlemleri daha sağlıklı ve kontrollü şekilde yapmasına imkan tanır. Her çocuk için genel anestezi gerekli değildir. Ancak bazı durumlarda en doğru ve hatta kaçınılmaz seçenek olabilir. Özellikle 3-6 yaş arası tedaviye uyum sağlayamayan çocuklar, aşırı diş hekimi korkusu olanlar, ağız içinde çok sayıda çürüğü bulunan ve uzun sürecek tedaviler gereken hastalar, özel ihtiyaçlı çocuklar ya da daha önce travmatik diş hekimi deneyimi yaşamış çocuklar için genel anestezi önemli bir alternatiftir. Bu tür vakalarda tedaviyi zorla ve parça parça yapmak hem çocuğun psikolojisini olumsuz etkileyebilir hem de tedavilerin yarım kalmasına neden olabilir" diye konuştu. Güvenli bir seçenek sunuyor Ebeveynlerin genel anesteziyle ilgili en büyük endişesinin güvenlik olduğunu kaydeden Selek, "Günümüzde hastane ortamında, anestezi uzmanı eşliğinde ve gerekli tüm ön değerlendirmeler yapılarak uygulanan genel anestezi, bilimsel olarak güvenli kabul edilmektedir. Tedavi öncesinde çocuğun genel sağlık durumu değerlendirilir, gerekirse tetkikler ve ilgili branş konsültasyonları yapılır. Anestezi süreci boyunca çocuğun tüm hayati refleksleri sürekli izlenir. Bu nedenle genel anestezi, kontrolsüz uygulamalarla karıştırılmamalıdır. Genel anestezinin en önemli avantajlarından biri de tüm diş tedavilerinin tek seansta tamamlanabilmesidir. Bu sayede çocuk korku ve stres yaşamaz, psikolojik travma riski azalır ve tedaviler daha kaliteli şekilde yapılır. Aynı zamanda aileler için zaman kaybı da önlenmiş olur. Çocuk, diş hekimi korkusunu pekiştirecek olumsuz hatıralar yaşamadan tedavisini tamamlamış olur. Bilimsel çalışmalar, güvenilir merkezlerde, doğru ve uygun şekilde uygulanan genel anestezinin çocukların gelişimi üzerinde kalıcı, olumsuz bir etkisi olmadığını göstermektedir. Bu doğrultuda, genel anestezi altında çürük tedavileri, dolgular, kanal ve pulpa tedavileri, diş çekimleri, paslanmaz çelik kron uygulamaları, yer tutucu planlamaları, travmaya bağlı diş tedavileri ve ağız hijyeni işlemleri güvenle yapılabilmektedir" ifadelerini kullandı.
Antalya Uzm. Dr. Filiz Mıhçı: "Migren çocuklukta başlıyor, aileler baş ağrısını asla hafife almamalı" Çocuk Nörolojisi Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, migrenin çocuklukta başladığını belirleterek, "Aileler baş ağrısını asla hafife almamalı" dedi. Çocukluk ve ergenlik döneminde baş ağrılarının oldukça yaygın görüldüğünü belirten Antalya Memorial Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, dünya genelindeki araştırmalara göre çocuk ve ergenlerin büyük bölümünde primer baş ağrılarının görüldüğünü söyledi. Mıhçı, migrenin çocukların fiziksel sağlığının yanı sıra okul başarısı, sosyal ilişkileri ve yaşam kalitesi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ifade etti. "Baş ağrısı çocuğunuza miras kalabilir" Çocuklarda baş ağrılarının primer (temel) ve sekonder (başka bir hastalığa bağlı) olarak iki ana grupta toplandığını belirten Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, "Çocukluk çağında baş ağrıları ve migren, erken tanı ve uygun yaklaşımla büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir durumdur. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının baş ağrısı şikâyetlerini ciddiye alması ve uzman değerlendirmesini geciktirmemesi son derece önemlidir. Çocuklarda baş ağrıları genel olarak iki ana grupta değerlendirilir" ifadelerini kullandı. Mıhçı, en sık görülen primer baş ağrılarının gerilim tipi baş ağrısı ve migren olduğunu aktararak stres, uykusuzluk, öğün atlama ve bazı besinlerin tetikleyici olabildiğini söyleyerek, "Migren ise genellikle genetik yatkınlığa sahiptir. Ailede migren öyküsü varsa, çocukta migren görülme riski yüzde 50–90 oranında artar" dedi. "Migreni tetikleyen birçok faktör var" Migren ataklarının beyinde serotonin gibi maddelerin değişen salınımına bağlı olarak geliştiğini belirten Mıhçı, okul stresi, uyku düzensizliği, hormonal değişiklikler, hava şartları ve bazı besinlerin migreni tetikleyebileceğini söyledi. "Baş ağrısı başka hastalıkların habercisi olabilir" Baş ağrılarının bazen altta yatan başka bir hastalığın belirtisi olarak görülebildiğini dile getiren Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, "Baş ağrısı bazen altta yatan başka bir hastalığın belirtisi olabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, farenjit, menenjit, hipertansiyon, kafa travmaları, beyin tümörleri, hidrosefali ve zehirlenmeler buna örnek olabilir. Çocuklarda nadir görülmekle birlikte, giderek artan, kronikleşen veya gece uyandıran baş ağrıları mutlaka araştırılmalıdır" şeklinde konuştu. "Düzenli beslenme ve uyku migrenin anahtarıdır" Baş ağrısının önlenmesinde yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Mıhçı, "Çocukların günde 8–10 saat düzenli uyuması, öğün atlamadan beslenmesi, yeterli sıvı alması ve düzenli egzersiz yapması önemlidir. Stres yönetimi için gevşeme teknikleri, hobiler ve gerekli durumlarda psikolojik danışmanlık faydalı olabilir" diye konuştu. Baş ağrısı günlüğü tutulmasının tetikleyicilerin belirlenmesinde etkili olduğunu söyleyen Mıhçı, okul ortamında su içme ve ara öğün izinlerinin sağlanmasının atakları azaltabileceğini bildirdi. "Baş ağrısı ciddi hastalıkların belirtisi olabilir" Çocuklarda baş ağrısı tedavisinin ağrının şiddetine ve nedenine göre planlandığını belirten Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, gerilim tipi baş ağrılarında basit yöntemlerin yeterli olabildiğini ancak migren ve küme baş ağrılarında özel tedaviler gerektiğini söyledi. Mıhçı, "Uygun tedaviyle altı ay içinde çocukların yaklaşık yüzde 50’sinde belirgin düzelme sağlanabilmektedir. Bu nedenle baş ağrısı olan çocuklar mutlaka çocuk nörolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir" diye konuştu.