GENEL - 02 Aralık 2018 Pazar 09:37

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren tarihi medresenin kubbesi çürüyor

A
A
A
UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren tarihi medresenin kubbesi çürüyor

Kırşehir’de bulunan ve 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren 12.

Kırşehir’de bulunan ve 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren 12. yüzyıldan kalma Cacabey Gökbilim Medresesi’nin kubbesi çürüyor.


Kırşehir’in simgesi durumundaki Cacabey Gökbilim Medresesi’nin 2010 yılı itibari ile odaları ve kubbesi tadilattan geçirilmesine rağmen yapı meydana gelen rutubet nedeniyle dökülmeye başladı. 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren tarihi eserin geçmişle gelecek arasında köprü oluşturduğunu ifade eden Elektrikçiler Odası Başkanı Kenan Kerimoğlu, medresenin eski haline kavuşturulmasının Kırşehir’in tarihi açısından önemli olduğunu söyledi. Kerimoğlu, “Cami olarak kullanılan, geçmişte medrese olan bir ilin övünç kaynağı Cacabey Camii, Kırşehir’e yakışmayacak şekilde bakımsız ve düzensiz hali söz konusudur. Caminin durumunu görsel ve yazılı basında defaaten ifade ettiğimizde bazı insanlar tepki gösterdi. Bu cami ve eserin hayatta kalabilmesi için Anıtlar Yüksek Kurulunun harekete geçerek yapılması gereken tamiratlar konusunda ivedi göreve geçmesini bekliyoruz. Bu tarihi eser elimizden kaybolmasın istiyoruz. 12. yüzyıldan bu güne kadar bu eser nasıl gelmişse bundan sonra da bu eser temsil hakkı ile Selçuklu Devleti’nin bir eseri olarak dünyaya anı olarak kalmalı, kış mevsimi nedeniyle yağmur yağdığında tepesinden su aktığını görmekteyiz. Bu durum soğukla birleştiğinde cami duvarında çatlaklar oluşturuyor. Kırşehir olarak bizi temsil ettiğine inandığımız astronomi biliminin yapılmasını sağlayan bu eserin ne şartta olursa olsun gerekli çalışmanın yapılarak tarihe yeniden kazandırılmasını istiyoruz” dedi.



“1272 yılından bu yana ayakta olan yapı Kırşehir’in simgesi”


Kırşehir’de insanlara 1272 yılından bu yana varlığı ile tarihi eserin birçok mesaj vermekte olduğunu anlatan Türkiye Yazarlar Birliği üyesi Araştırmacı Yazar Ufuk Cengiz ise, "Bizler menderesinin verdiği mesaja kısık gözlerle bakıyor ve tamamını göremiyoruz. 13. asırda Cacabey buraya ölümsüz bir eser nakşetmiş. Cacabey’den sonra gelen nesillerin göğe bakması istenilmiş, Cacabey ve çağdaşları Ahi Evran, Hacıbektaş, Yunus Emre gibi o dönemin manevi gönül mimarları istikbalin göklerde olduğunun farkında olmuşlar. Medresenin üç tarafına üç füze figürü ile ateşlenmemiş, yeni ateşlenmiş ve ateşlenip yükselişe geçmiş şekilde işleyerek kendilerinden sonra gelecek nesillere bir ışık bırakmışlar. Rasat kuyusu ile içerisindeki suya kubbeden yansıyan yıldızların ışığına bakarak dünyanın konumunu ve yıldızların konumlarını tespit etmişler. 13. asırda taşları üst üste koyarak inşa ettikleri bu yapıya rağmen bizler 21. yüzyılda yaşayan insanlar olarak ecdadımız diye her fırsatta övündüğümüz insanların bizlere bıraktıkları eserlerin kıymetini bilemiyoruz. Medresede içler acısı bir hal var. Geçtiğimiz yıllarda restorasyon çalışmaları yapılmıştı. Çok sağlıklı bir çalışma olmadığı da ortada, yağmur yağdığı zaman kubbesinden aşağıya su damlıyor. Kubbedeki beton harcı da tamamen kabarmış durumda" dedi.


Öte yandan, Kırşehir Belediyesi tarafından hazırlanan proje ile tarihi medresenin yanına tarihi işlevini anlatmak üzere Açık Hava Astronomi Müzesi yapılıyor.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.