GÜNDEM - 07 Haziran 2025 Cumartesi 12:33

İsli peynirin dumanı Rusya’ya ulaştı: Putin’e özel davet

A
A
A
İsli peynirin dumanı Rusya’ya ulaştı: Putin’e özel davet

Kocaeli’de Çerkes kültürünün eşsiz lezzeti isli peynir, sabahlara kadar süren zahmetli üretim süreciyle dikkat çekiyor. Meyve odunu ateşinde sabırla pişirilen isli peynirlerin ünü Kocaeli’yi aşarken, üretici Musa Aldemir, Vladimir Putin’i köyüne davet ederek, "Putin’in de isli peyniri sevdiğini duydum. Putin Türkiye’ye gelirse Çerkes peynirinden ikram ederim, isterse de gönderirim. Buyursun gelsin, misafirimiz olur" dedi.


Çerkes kültürünün önemli lezzetlerinden biri olan isli peynir, Kocaeli’nin Kartepe ilçesine bağlı Uzuntarla Mahallesi’nde geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam ediyor. Taze süt, doğal maya ve meyve odunlarının dumanıyla şekillenen bu özel peynir, zahmetli ve sabır isteyen bir sürecin ürünü olarak ön plana çıkıyor.


Buharda kaynatılan süt, tuzlama ve dinlendirme aşamalarından geçirilerek sepetlerde şekil alıyor. Ardından meyve ağaçlarının odunlarıyla yakılan ocaklarda saatlerce islenerek kendine has aromasını kazanıyor.


10 yıldır bu binbir emek isteyen geleneği yaşatan Musa Aldemir (75), annesinden devraldığı yöntemle ürettiği isli peynirleri sadece Kocaeli’de değil, İstanbul, Sakarya, Bursa ve Adana gibi illere de gönderiyor.



"4 çeşit yapıyorum"


İsli peynir yapımını ailesinden öğrendiğini belirten Musa Aldemir, "Eskiden annemler yapıyordu. Onlar rahmetli olduktan sonra ben yapmaya başladım. Cevizli, pul biberli-kekikli, çörek otlu ve sade isli peynirleri yapıyorum. Taze olarak da yapıyorum" dedi.



En az 24 saat pişiyor


Aldemir, isli peynirin yapım süreci hakkında da detaylı bilgiler verdi. Üretimin 140 kilogram sütle başladığını vurgulayan Aldemir, şöyle konuştu:


"Sütü buharlı kazanlarda kaynatıyorum. 120 derece kaynadıktan sonra kendi suyuyla kestiriyorum. Dışarıdan peynir mayası asla kullanmıyorum. Kestirme işlemi de 15-20 dakika sürüyor. Ardından kazanlarda 2 saat dinlendiriyorum. Dinlendikten sonra sepetlere koyuyorum ve 3 kademede tuzluyorum. Sonrasında yeniden sepetlere koyuyorum ve 1,5-2 saat suyun süzülmesini bekliyorum. Ardından peynirleri ters çeviriyorum ve desenleri çıkmış oluyor. 12-14 saat dinlendirdikten sonra ocağa getiriyorum ve diziyorum. 24-48 saat arasında pişiriyorum. Kışın ısınma zor olduğu için bu süre 48 saate çıkıyor ama yazın hava sıcak olduğu için pişmesi de daha kısa oluyor."



"Takibi zor"


Peynirin yapımından ziyade isleme işlemi ve takibinin zor olduğuna dikkat çeken Musa Aldemir, "Yüksek ateşte olduğu için peynirler haşlanabilir. Sürekli kontrol etmek zorundasınız. Yarım saatte bir, bir saatte bir kontrol ediyorum. Pişirirken meyve odunu kullanıyorum. Kiraz, armut gibi meyve ağaçlarının odunlarını kullanıyorum. Gece saat 00.00 ile 01.00 aralarında peynirleri bırakıyorum, sabah yeniden takibine başlıyorum. Takibi zor" diye konuştu.



"Meyve odunları aroma katıyor"


Aldemir, meyve ağaçlarının peynire aroma verdiğini de ifade ederek, "Ben kiraz, armut, ayva ve meşe odunu dışında odun kullanmam. Mesela çınarın odununu kullanmıyorum çünkü hemen yanar ve yandığı zaman da peynirler haşlanır. Sadece meşe ve meyve ağacı odunları kullanıyorum" ifadelerini kullandı.



Adana’ya kadar gidiyor


İsli peynirlerini başta Kocaeli olmak üzere İstanbul, Sakarya, Bursa ve Adana gibi illere gönderdiğini aktaran Aldemir, "İzmit’te de bazı dükkanlara satıyorum. Benden alınan isli peynirler pazar yerlerinde ve şarküteri dükkanlarında satılıyor. Ayrıca kendi müşterilerim de var" şeklinde konuştu.



Putin’e davet


Son olarak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Uzuntarla’ya davet eden Musa Aldemir, "Putin’in de isli peyniri sevdiğini duydum. Zaten Kafkasya’da yapılıyor. Putin Türkiye’ye gelirse Çerkes peynirinden ikram ederim, isterse de gönderirim. Buyursun gelsin, misafirimiz olur. Kendisini Uzuntarla’ya bekliyorum. Peynir üreticisi Şavko Levent isimli arkadaşımızın da Putin’e isli peynir gönderdiğini duymuştum. Bir de onun isli peynirlerinde Kafkas arması olur. Bu işte en eski olanlardan biridir. O da çok güzel isli peynir yapar" dedi.



İsli peynirin dumanı Rusya’ya ulaştı: Putin’e özel davet

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Uzmanından "Açlığı taklit eden diyetle hücresel yenilenme mümkün olabilir" açıklaması Son yıllarda sıkça konuşulan FMD diyetini değerlendiren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, "Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ‘kıtlık varmış’ sinyali gönderir. Bilimsel çalışmalar, periyodik olarak uygulanan FMD diyeti ile enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikliyor" Beslenme biliminin, son on yılda kabuk değiştirdiğini belirten Erden, "Beslenme bilimi artık yalnızca ne yediğimizle değil, yemediğimiz anlarda vücudumuzda neler olduğuyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Odak noktamız sadece tartıdaki rakamlar değil, DNA hasarının onarımı, mitokondriyal verimlilik ve hücresel düzeyde sağlığın sürdürülebilirliği. "Fasting Mimicking Diet" adı verilen FMD diyeti de açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikleyen 5 günlük bir program" diye konuştu. "Hücreye ‘büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir" Vücudumuzun, evrimsel süreç boyunca bolluk ve kıtlık dönemlerine uyum sağlayacak şekilde programlandığına dikkat çeken Erden, "Ancak modern dünyadaki kesintisiz kalori alımı, vücudun hayatta kalma mekanizmalarını pasifize etmektedir. Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ’kıtlık varmış’ sinyali göndererek belirli makro besin dengelerine dayalı bir protokoldür. Besin alımının kontrollü kısıtlanmasıyla birlikte vücutta insülin ve IGF-1 seviyeleri düşer. Bu düşüş, hücreye ’büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir. Aynı zamanda vücut, birincil yakıtı olan glikozdan, yağ asitlerinin oksidasyonu sonucu oluşan keton cisimciklerine geçiş yapar" ifadelerini kullandı. "Hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar" Otofaji sürecine dikkat çeken Erden, "FMD’nin kalbinde yatan en kritik süreç otofajidir. Kelime anlamıyla ’kendi kendini yeme’ olan bu mekanizma, hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar. Bilimsel çalışmalar, periyodik FMD uygulamalarının bu temizlik sürecini tetikleyerek enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" Klinik sonuçlara değinen Erden, "İnsanlar üzerinde yapılan klinik denemelerde, ayda bir kez uygulanan FMD protokolünün bel çevresinde azalma, kan basıncında iyileşme ve sistemik enflamasyon göstergelerinde düşüş sağladığı gözlemlenmiştir. Ancak bu yaklaşım bir harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" diye konuştu. "Bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere yol açabilir" Risklere dikkat çeken Erden, "Bu tür kısıtlayıcı protokollerin bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere ve özellikle bazı kronik hastalıklarda ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Tip 1 diyabet, ileri böbrek yetmezliği veya yeme bozukluğu öyküsü olan bireylerde bu protokoller hayati tehlike oluşturabilir. Dolayısıyla kalori kısıtlamasıyla hücresel yenilenmenin mümkün olup olmadığı sorusunun yanıtı bilimsel olarak şartlı bir evettir. FMD, doğru metabolik profile sahip bireylerde, uzman gözetiminde ve belirli periyotlarla uygulandığında fayda sağlayabilir" dedi. Sürdürülebilirliğe vurgu yapan Erden, "Beslenme biliminin temel taşı sürdürülebilirliktir. Beş günlük bir disiplin, yılın geri kalanındaki kötü beslenme alışkanlıklarını telafi edemez. Gerçek hücresel sağlık, kısa vadeli müdahaleler ile uzun vadeli dengeli beslenme alışkanlıklarının birlikte yürütülmesiyle mümkündür" diye konuştu.
Samsun Çözünebilir lifler kolesterolü düşürebilir Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzelerin düzenli tüketilmesinin önemli olduğunu, çözünebilir liflerin kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebildiğini söyledi. Liv Hospital Samsun, Kardiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla bilgilendirmelerde bulunarak "Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su için. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir" dedi. Kalp sağlığı için sağlıklı bir beslenme alışkanlığının edinilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Kalp hastalıkları için risk oluşturan yüksek kan basıncı (hipertansiyon), fazla kilo ve yüksek kolesterol durumuna sağlıklı beslenme alışkanlığı ile olumlu bir katkıda bulunulabilir. Kan dolaşımındaki kolesterolün yüzde 75’i karaciğerde, yüzde 25’i ise aldığımız gıdalardan emilir. Gıdalarla aldığımız yağın miktarı ve türü kan kolesterol düzeyine önemli ölçüde etki eder. Dolaşımdaki fazla kolesterol, kalbi besleyen damarların iç yüzeylerinde ’plak’ adı verilen birikimler yapar. Bu plaklar da büyüyerek kan dolaşımını engeller. Ancak kalp hastalığına yol açan asıl etken yağın miktarından ziyade yağın türüdür. Ayrıca günde 6 gramdan fazla tuz tüketilmemelidir" diye konuştu. Yapılması gerekenin günlük kalorinin en fazla yüzde 30’unu yağlardan almak ve ’kötü’ yağları ’iyi’ yağlarla değiştirmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Doymuş ve trans yağların tüketimi ’kötü kolesterol’ olarak bilinen LDL kolesterol düzeyini, dolayısıyla kalp hastalığı riskini artırır. Bu tip yağlardan alınan toplam kalorinin yüzde 10’unu aşmaması gerekiyor. LDL kolesterolü yüksek ya da kalp hastası olanlarda bu oran yüzde 7’nin altına, kolesterol alımı ise günde 200 miligramın atına inmelidir. Margarin, kırmızı et, yumurta sarısı, tam yağlı süt ve ürünleri, kızarmış gıdalar, hamburger ve benzerleri, ticari unlu mamuller bu tür ’kötü’ yağların başlıca kaynaklarıdır. Doymamış yağlar ise LDL kolesterol düzeyini düşürürken ’iyi kolesterol’ olarak adlandırılan HDL kolesterolü artırır. Zeytinyağı, fındık yağı, mısırözü yağı, balık, ceviz, soya fasulyesi bu ’iyi’ yağların kaynaklarıdır ve günlük kalorinin en fazla yüzde 30’u olması gereken yağ tüketiminde bunlara ağırlık verilmelidir" şeklinde konuştu. Kalp sağlığını korumak için yapılması gerekenlerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, şunları söyledi: "Orta derecede karbonhidratlar, proteinler ve az miktarda ancak sağlıklı yağlardan oluşan dengeli öğünlerle beslenin. Tam yağlı süt ve ürünleri yerine yağı azaltılmış olanları tercih edin. Haftada 4 yumurtadan fazlasını yemeyin. LDL kolesterolü yüksek kişiler yumurta sarısı bakımından daha da dikkatli olmalıdırlar. Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir."