EĞİTİM - 13 Eylül 2025 Cumartesi 17:08

Vakıf üniversitelerinde, 2021’den bu yana bir ilk gerçekleşti, işte sebebi

A
A
A
Vakıf üniversitelerinde, 2021’den bu yana bir ilk gerçekleşti, işte sebebi

2025 YKS sonuçlarına göre vakıf üniversitelerinin genel kontenjanlarındaki doluluk oranı yüzde 76 olarak gerçekleşti.


Vakıf üniversiteleri 2021’den beri ilk kez yüzde 76’lık bir doluluk oranı ile süreci tamamlamak zorunda kaldı. Bu durumun sebeplerini ve çözüm yollarını, 40 yılı aşkın bir süredir eğitim sektörünün içinde olan Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi ile Kıbrıs Adakent Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Talip Emiroğlu anlattı.



"Vakıf üniversitelerine gelen öğrencinin devlet üniversitelerinde ücretsiz okuma imkanı varken üste para vererek vakıf üniversitesini tercih ettiğini unutmayalım"


2025 YKS sonuçlarını Vakıf Üniversiteleri açısından değerlendiren Dr. Talip Emiroğlu, "Vakıf Üniversitelerinde bu yıl doluluk oranının düşük olması hakkında çeşitli yorumlar görüyorum. En çok da ücretlerin yüksekliği ve eğitimin kalitesizliği iddiası var. Bir kere vakıf üniversitelerine gelen öğrencinin devlet üniversitelerinde ücretsiz okuma imkanı varken üste para vererek vakıf üniversitesini tercih ettiğini unutmayalım. Elbette sebeplerden biri ücretler olabilir. Ama bu vakıf üniversitelerinde ücretlere fahiş zam yapıldığı anlamına gelmiyor. Çünkü geçen yıla göre yapılan zamlar yüzde 40 civarında. Buna mukabil çalışanlarının maaşlarına yapılan zamlar bunun iki katını geçiyor. Diğer giderler kira, araç gereç vs. gibi daha yüksek maliyetli. Burada dünyadaki ve ülkemizdeki ekonomik zorluğu da unutmamak lazım" dedi.



"Vakıf Üniversitelerinin genel giderleri üzerine neler söylemek istersiniz?" sorusuna Talip Emiroğlu, "Yeri gelmişken belirtmek isterim, gider açısından bakıldığında, özellikle akademik maaşlar konusunda vakıf üniversiteleri inisiyatif kullanamıyor. YÖK’ün devlet üniversitelerinin ödediği ücretin üstünde vereceksin talimatı var. Bu da haftada bir gün derse gelen akademisyenle beş gün gelene aynı ücreti verme mecburiyetini dayatıyor. Ayrıca bir bölümü açma ve öğrenci almak için dört yıllık hoca ihtiyacını peşinen kadroya alın talimatı var. Yani üçüncü, dördüncü sınıfta, (bazı fakültelerde 5. ve 6. sınıfta) ihtiyacınız olan hocaya henüz bölümü açmadan maaş vermeye başlıyorsunuz. Bu hususun daha iyi anlaşılması için tekrar ediyorum, sadece 4.sınıfta derse girecek hocayı üç yıl önce kadroya alıp üç yıl derse girmediği halde maaş vermek zorunda kalınıyor. Yani derse girmeden, sırf diplomasına ücret ödeniyor. Sırf bu hususta ve ücret belirlemede vakıf üniversitelerine serbestlik inisiyatif tanınsa maliyet bayağı düşecek ve bu avantaj öğrencinin daha düşük ücretle daha iyi eğitim alma imkanını artıracaktır. Yükseköğretim kurulumuzun vakıf üniversitelerini ekonomik olarak rahatlatacak yeni kolaylıklar sağlaması lazım. Eskiden bazı yanlış uygulamalar yapmış bir kaç üniversite örnek gösterilerek bütün sektöre suçlu psikolojisiyle bakmak doğru değildir" cevabını verdi.



"İşletme bölümünden yıllık 1.550.000 TL ücret alınırken, benim üniversitemde aynı bölümün ücreti 350.000 TL"


Vakıf Üniversitelerinin doluluk oranını, ücretler dışında etkileyen farklı faktörleri değerlendiren Emiroğlu, "Mevcut duruma bakıldığında dolulukları en yüksek üniversiteler, ücretleri de en yüksek üniversiteler olmuştur. Mesela Koç Üniversitesi işletme bölümünden yıllık 1.550.000 TL ücret alırken, benim üniversitemde aynı bölümün ücreti 350.000 TL. Buna mukabil benim üniversitem doluluk sıralamasında daha gerilerde. Şimdi hemen "Orası Koç" diyenleri duyar gibiyim. Orası ne olursa olsun verdiğimiz eğitimin kalitesi arasında beş kat fark yok. En fazla yüzde 15 ileri geridir. Bu da konum, fiziksel ortam ve araç gereç farkıdır. Tabii bir de algı. Sonuçta biz de yıllardır eğitimin içindeyiz, gelişmeye yönelik çaba sarf ediyoruz.Bana göre vakıf üniversitelerinin meslek yüksekokullarında ikinci öğretimin kalkması da tercih düşüklüğünün önemli bir sebebidir. Çünkü bu uygulama çalışan öğrencilere imkan sağlıyordu. Biz dileyen öğrencilere mesai saati sonrası eğitim imkanı sağlamayı planladık ama bu iyi anlatılamadı demek ki" ifadelerini kullandı.



"Her fırsatta vakıf üniversitelerini negatif eleştirmek doğru değil"


Vakıf Üniversitelerinin, mali açıdan ülke için öneminden bahseden Dr. Talip Emiroğlu, "Sonuç olarak her fırsatta vakıf üniversitelerini negatif eleştirmek doğru değil. 800 binden fazla öğrencimiz burada okuyor. 120 binden fazla öğrenciye tam burs veriliyor. Daima iyi öğretim kurumları olmak zorunda oluşları ülke eğitimi için farklı bir dinamizm oluşturuyor. Vakıfçılık zihniyetine sahip bütün kurumlarımızı desteklememiz lazım. Vakıf üniversiteleri çok ticari gibi algılar oluşturulmaya çalışılması kimseye fayda sağlamaz. Bilakis ülkemizin zararınadır. Bakın; yaklaşık 7 milyon yükseköğretim öğrencimiz var. Devletimiz bu öğrencileri okutabilmek için yine yaklaşık yılda 13 milyar dolar bütçe ayırıyor. Bu bütçenin içerisinde Türkiye’nin her ilinde mevcut olan devasa üniversite kampüslerinin kirası yok ama onların da bir maliyeti elbette var. Neyse şimdilik bunu katmayalım, yoksa rakamlar çok büyüyecek. 2 milyon uzaktan eğitim öğrencimiz, 1 milyon da meslek yüksekokulu öğrencimiz var.Maliyeti düşük eğitim yani. Lisans, yüksek lisans, master öğrencisi 3 milyon civarında. Vakıf üniversitelerinin 800 bin öğrenci okuttuğu bu tablo içerisinde değerlendirildiğinde devletin üstünden yılda 2-3 milyar dolarlık bir yükü aldığını söyleyebiliriz. Eğer vakıfta okuyan öğrenciler devlette okusaydı, bu maliyetin üzerine bina ve yerleşke maliyeti de eklenecekti. YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar yeni açıklama yaptı. Ülkemizde 350 bin uluslararası öğrenci var ve ekonomimize katkısı yılda 3 milyar dolar. Şimdi bu bilgiye ben şöyle katkı yapmak istiyorum. Uluslararası öğrencilerin yaklaşık 240 bini devlet üniversitelerinde, 110 bini vakıf üniversitelerinde okuyor. Buna mukabil vakıf üniversitelerinde okuyan uluslararası öğrenciler ekonomimize daha çok katkı sağlıyor. Yıllık üç milyar doların üçte ikisi vakıf üniversitelerinde okuyan öğrencilerden elde ediliyor. Burada vakıf üniversitelerinin Türk yükseköğretimine sağladığı uluslararası rekabetçiliği ve bilinçli gayreti görüyoruz.Avrupa’da bazı ülkeler Türkiye ile rekabet edebilmek için ücret indirimine gittiler" şeklinde konuştu.


Son olarak vakıf üniversitelerine ön yargıyla bakılmasına karşı olduğunu söyleyen Talip Emiroğlu, "Ülkemizin önemli kurumları. Hızla gelişiyor ve büyüyorlar. Ekonominin yanında ülkemize kültürel katkıları da çok büyük.Dediğim gibi vakıfçılık zihniyetinden kopmadan devam etmeli. Dünyanın en büyük üniversiteleri de vakıf. Harward, ClevelandVakıf eğitimi bizim tarihimizden gelen bir gelenektir. Cumhurbaşkanımız 1 milyon yabancı öğrenci hedefi gösterdi. Bu yılda 15 milyar dolar katkı demektir.Kendi öğrencilerimizi daha iyi eğitme imkanı demektir. Vakıf üniversiteleri bu hedeflerin gerçekleşmesi için çok önemli rol oynayabilir" dedi.



Vakıf üniversitelerinde, 2021’den bu yana bir ilk gerçekleşti, işte sebebi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Denizli 2. Denizli Opera ve Bale Günleri Troya ile başladı Denizli Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen 2. Denizli Opera ve Bale Günleri, Homeros’un İlyada Destanı’ndan esinlenen epik "Troya" operasıyla kapılarını açtı. Muhteşem gösteri sanatseverlerden büyük beğeni topladı. Denizli Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen organizasyon, ikinci yılında da sanatseverleri nitelikli eserlerle buluşturuyor. Bestesi Bujor Hoinic’e ait olan ve İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen "Troya", Denizli Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Kültür Merkezi Özay Gönlüm Salonu’nda izleyiciyle buluşarak büyük beğeni topladı. Programa Denizli Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Ali Marım, Genel Sekreter Bülent Bozbaş, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Barış Salcan, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Özgür Başkurt, İl Kültür ve Turizm Müdürü Adem Özel ile çok sayıda davetli ve vatandaş katıldı. Sanat şehri Denizli vurgusu Açılış konuşmasını yapan Genel Sekreter Bülent Bozbaş, Denizli’nin yalnızca üretimle değil, kültür ve sanatla da anılan bir şehir olması için çalışmalar yürüttüklerini belirterek, "Denizli’yi düşünen, hisseden ve sanatla yaşayan bir şehir haline getirmek istiyoruz" dedi. Geçtiğimiz yıl büyük ilgi gören etkinliğin bu yıl ikinci kez düzenlenmesinden duydukları memnuniyeti dile getiren Bozbaş, organizasyonun önümüzdeki yıllarda daha da büyüyerek Türkiye’nin önemli kültür-sanat etkinliklerinden biri haline geleceğine inandıklarını ifade etti. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Barış Salcan ise Denizli Opera ve Bale Günleri’nin artık kentin kültürel kimliğine katkı sunan kalıcı bir organizasyona dönüştüğünü vurgulayarak, Denizli halkının sahne sanatlarına gösterdiği yoğun ilginin bu başarının en önemli göstergesi olduğunu söyledi. Denizli Troya Operası’na akın etti Troya, görkemli sahne düzeni, Truva Atı dekoru ve epik anlatımıyla tarih ile sanatı aynı sahnede buluşturarak izleyicilere unutulmaz bir deneyim yaşattı. Gecenin sonunda Başkanvekili Ali Marım tarafından Barış Salcan’a plaket takdim edildi. Cuma ve cumartesi günleri iki ayrı gösterimle devam eden etkinlik, sanatseverlerden yoğun ilgi gördü.