KÜLTÜR SANAT
57. Alay Birliği, 111 yıl sonra yeniden kuruldu 23 Nisan 2026 Perşembe - 21:56:01 Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı Tarihi Gelibolu Yarımadası’nda 111 yıl önce karadan çıkarma yapan İtilaf Devletleri’ne geçit vermeyerek büyük bir destan yazan 57. Alay, 111 yıl sonra tekkrar kuruldu. Tarihe damga vuran 19. Tümen’e bağlı 57. Piyade Alayı, Gelibolu’daki 2. Kolordu Komutanlığı bünyesinde yeniden teşkil edilerek faaliyetlerine başladı. Tarihin en kanlı muharebelerinden birine sahne olan ve dünya harp tarihine geçen ’Çanakkale Geçilmez’ destanının yazıldığı Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı Tarihi Gelibolu Yarımadasındaki Şehitler Abidesi, Seyit Onbaşı Heykeli, 57. Piyade Alayı Şehitliği, Conkbayırı, Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, Kilitbahir Kalesi, Bigalı Kalesi ve Seddülbahir Kalesiyle her yıl binlerce ziyaretçiye Çanakkale ruhunu yaşatmaya devam ediyor. Adım atılan her noktasında Çanakkale Savaşları’nın izlerinin görülmesi mümkün olan, açık hava müzesi niteliği taşıyan Tarihi Gelibolu Yarımadası’nda, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı hayata geçirdiği ve geçireceği yeni projelerle, Çanakkale Ruhu’nu ve Çanakkale Destanı’nı daha fazla kişiye ulaştırmayı hedefliyor. Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı, Tarihi Gelibolu Yarımadası’nda kahraman Mehmetçik 111 yıl önce dünyanın en güçlü donanmalarına geçit vermeyerek ’Çanakkale Geçilmez Destanı’ yazdı. 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı’nı donanmanın zorlamasıyla geçemeyen İtilaf güçleri 25 Nisan tarihinde karaya asker çıkararak kara muharebeleri başladı. Karadan çıkarma yapan İtilaf Devletleri’ne geçit vermeyerek, 57’nci Alay büyük bir destan yazdı. Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı Tarihi Gelibolu Yarımadası’nda 111 yıl önce karadan çıkarma yapan İtilaf Devletleri’ne geçit vermeyerek büyük bir destan yazan 57. Alay, 111 yıl sonra tekkrar kuruldu. Tarihe damga vuran 19. Tümen’e bağlı 57. Piyade Alayı, Gelibolu’daki 2. Kolordu Komutanlığı bünyesinde yeniden teşkil edilerek faaliyetlerine başladı. "Kahraman alay" olarak anılan 57. Piyade Alayı, bundan sonraki süreçte Tarihi Alan’da gerçekleştirilecek resmi törenlerde, saygı nöbetlerinde ve çeşitli canlandırma faaliyetlerinde aktif rol üstlenecek. Askerlerin, döneme ait tarihi kıyafetlerle görev yapacağı bu faaliyetler kapsamında ziyaretçilere de farklı bir deneyim sunulacak. Tarihi Alan’ı ziyaret eden vatandaşlar, gerçekleştirilecek canlandırmalar sayesinde 57. Piyade Alayı’nın savaş dönemindeki yaşamına yakından tanıklık etme imkanı bulacak. Bu uygulamanın, Çanakkale ruhunun gelecek nesillere aktarılmasında önemli katkı sağlaması hedefleniyor. ÇOMÜ’den Dr. Öğretim Üyesi İsmail Sabah, "57. Alay bu zamana kadar 1 Şubat 1915 tarihinde Tekirdağ’da kurulduğu zannedilmekteydi. Ancak yakın zamanda yapmış olduğumuz arşiv çalışmaları sonucunda gördük ki, 57. Alay’ın kuruluşu bilinenden çok farklı gerçekleşti. 21 Ocak 1915 tarihinde, o esnada 3. Kolordu bünyesi’nde ve 7. Tümen’den alınan bölüklerle Gelibolu’da teşkil edilmiş, 28 Ocak 1915 tarihine geldiğimizde yani İngiliz Savaş Kabinesi’nin Çanakkale’de bir cephe açma kararı aldığı gün 57. Alayın 1. Taburu’da Gelibolu’da duaların edildiği özel bir merasimle teşkil edilmiştir. Bu esnada Sofya Askeriataşe olarak bulunan Mustafa Kemal Bey kendi talebiyle de yeni kurulmakta olan Tümen Komutanlığına atanmış ve İstanbul’a geldiğinde ilk olarak İstanbul’a gelmiş ve burada atandığı tümenin nerede olduğunu aramaya çalışmıştır. Harbiye nezaretinde yapmış olduğu görüşmelerde büyük bir şaşkınlık yaşayan Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey orada tümenin nerede olduğunu bilen herhangi bir kişiye tesadüf edemez. Kendisine 1. Ordu Komutanlığına müracaat etmesi söylenir ve oraya geldiğinde Kurmay Başkanı Kazım Bey ile görüşür ve Kazım Bey ile görüşmesinde kendilerinin kuruluşlarında böyle bir tümenin olmadığını ancak Gelibolu’daki 3. Kolordunun böyle bir teşkilat çalışmasında bulunduğunu ifade ederek bir defa Gelibolu’ya gitmesini söyler. Bunun üzerine Mustafa Kemal Bey, ’yani ben komutan olduğum tümen var mıdır, yok mudur bunu anlamak için Gelibolu’ya mı gideceğim’ dediğinde evet doğrusu budur cevabını alır. Ve bunun üzerine 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey, 31 Ocak 1915 tarihinde Gelibolu’ya gelir. 3. Kolordu nezdinde kuruluş ve teşkilat çalışmaları başlayan 19. Tümeni ve 57. Alayı ilk defa burada görür. Ve başkomutanlık emriyle de aynı gün oradan hareket ederek, 1 Şubat 1915 tarihinde Tekirdağ’a varır. Aradan 111 yıl geçmesine rağmen tarihin ilginç bir tesadüfü sonucu olarak 57. Alay tekrardan yine Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Gelibolu’da kurulmuş olduğunu gördük. Bu da 57. Alay’ın kahramanlığını yaşatan ve o kahramanlığı hatırlatan güzel bir tesadüf olarak tarihteki yerini almıştır" dedi.
23 Nisan 2026 Perşembe - 20:28 Başkan Çerçioğlu’ndan çocuklara 23 Nisan hediyesi Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından Tekstil Park Fuar Aydın’da düzenlenen 23 Nisan etkinliklerinde çocuklar, eğitici ve eğlenceli aktivitelerle bayram sevincini doyasıya yaşadı. Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından Aydın Tekstil Park Fuar Aydın’da gerçekleştirilen etkinliklerde çocuklar, hem öğrenmelerine katkı sağlayan hem de sosyal becerilerini geliştiren aktivitelerle buluşuyor. 23 Nisan’da da çocukları unutmayana Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, miniklere bayram hediyesi verdi. Aileleriyle birlikte etkinlik alanına gelen çocuklar, gün boyunca eğitici ve geliştirici etkinlikler ile bayram sevincini yaşadı. Fuar Aydın alanında kurulan etkinlik alanlarında çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sunan oyunlar ve atölyeler yer alırken, şenlik kapsamında çocuklar, interaktif spor etkinlikleri, beceri geliştiren oyun alanları, atölye çalışmaları ve sahne performansları ile buluştu. Etkinliklerde yer alan gösteriler ve aktiviteler, çocukların eğlenirken öğrenmelerine katkı sağlarken, etkinlik alanında çocuklara pamuk şeker ve patlamış mısır ikramları yapıldı. Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri, 24 ve 25 Nisan tarihlerinde de 12.00 ile 20.00 saatleri arasında çocuklarla buluşacak. Etkinliklerden memnuniyet duyduklarını ifade eden aileler ve çocuklar, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti.
23 Nisan 2026 Perşembe - 20:16 Kars’ta 73 yaşındaki usta, kaybolan "tar" geleneği için çırak arıyor Kars’ta köklü bir geçmişe sahip "tar" enstrümanı, son ustalarının omuzlarında ayakta kalmaya çalışıyor. 73 yaşındaki usta sanatçı Salih Şahin, babası Şahin Kara Şahin’den öğrendiği tar ve aşık sazı yapımını yıllardır sürdürmesine rağmen, bu sanatı gelecek nesillere aktaracak çırak bulamıyor. Küçük yaşlardan itibaren babasının yanında yetişerek zanaatı öğrenen Salih Şahin, yaklaşık yarım asrı aşkın süredir enstrüman yapımı ve icrasıyla ilgileniyor. Kendi atölyesinde tar başta olmak üzere saz ve farklı telli çalgıların üretim ve onarımını yapan Şahin, bölgedeki sayılı ustalardan biri olarak biliniyor. Azerbaycan başta olmak üzere Kafkasya ve Orta Doğu kültürlerine ait, uzun saplı ve telli bir müzik aleti olan Tarın Kars’ta önemli bir yere sahip olduğunu belirten Şahin, bu enstrümanın sadece bir müzik aleti olmadığını, aynı zamanda kültürel bir miras olduğunu ifade etti. Şahin, "Baba mesleği olarak müzik aletleri yapımı ve icarasıyla uğraşıyorum. Tar’ı Türkiye’de yapan, çalan söyleyen ender kişi olduğum söyleniyor. Tar’ı kendi atölyemde yapıyorum. Tar’ın yanı sıra Sazuta diye tar ile sazın arası bir enstrüman, oda sadece bana ait buda tar sesine benzer, saz sesine bezer bir enstrümandır. Bunları yaparken, bir taraftan derleme ve beste çalışmalarım var. 141 eserim kayıtlı, ilk kez bu yörede Kars, Ardahan ve Iğdır türkülerini albüm haline getirine tek kişiyim" dedi. Ayrıca yılların birikimiyle sadece geleneksel enstrümanları yapmakla kalmayan Şahin, aynı zamanda yenilikçi bir çalışmaya da imza attı. Saz ile tar arasında bir ses karakterine sahip yeni bir müzik aleti geliştiren usta, bu enstrümana "Sazuta" adını verdi. "Kendi bestelerini seslendiriyor" Atölyede çalışmadığı zamanlarda müzikle iç içe yaşamaya devam eden Şahin, tar ve Sazuta çalarak kendi bestelerini seslendiriyor. Hem yapımcı hem icracı hem de söz yazarı olan Şahin’in 141 eseri bulunuyor. Bu yönüyle bölgede nadir bulunan sanatçılar arasında yer alıyor. "Gençlerin meslek öğrenmek gibi bir derdi yok" Gençlerin geleneksel mesleklere ilgi göstermediğini belirten 73 yaşındaki Salih Şahin, "Tar için, Sazuta için yine üretecek, bana gelecek çıraklık edecek, bu işi öğrenecek kişileri de bulamıyorum. Benim isteğim benden sonra da bu işi alsın götürsün yaygınlaştırsın" diye konuştu. "Tar ve Sazuta çaldı, türkü söyledi" Kendisine ait 141 eseri bulunan Salih Şahin, tar ve Sazuta çaldı, kendi bestelerinden mini bir konser verdi. Şahin, kültürel mirasın korunması ve bu tür sanatlara sahip çıkılması gerektiğini sözlerine ekledi.
23 Nisan 2026 Perşembe - 18:57 Ereğli’de 23 Nisan iki ayrı törenle kutlandı Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, düzenlenen iki ayrı programla kutlandı. Kutlamalar, sabah saat 10.30’da Atatürk Anıtı’nda gerçekleştirilen çelenk sunma töreni ile başladı. İlçe Milli Eğitim Müdürü Harun Akgül tarafından anıta çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Tören, yapılan protokol düzeninin ardından sona erdi. Programın ikinci bölümü ise saat 11.00’de Hüseyin Tatoğlu Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. İlkokulu tarafından hazırlanan program, Ereğli İmam Hatip Lisesi öğrencisi Beytullah Özkan’ın Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Ardından saygı duruşunda bulunulup İstiklal Marşı okundu. Günün anlam ve önemine ilişkin konuşmayı yapan İlkokul Müdürü İlker Kıbrıs, 23 Nisan’ın milli iradenin simgesi olduğunu belirterek, "Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun tüm dünyaya ilan edildiği bu anlamlı günün 106’ncı yıl dönümünü kutluyoruz" dedi. Konuşmasında son dönemde yaşanan üzücü olaylara da değinen Kıbrıs, çocukların güvenliğinin her şeyin üzerinde olduğunu vurgulayarak, "Ülkemizin farklı bölgelerinde yaşanan ve hepimizi derinden etkileyen hadiseler, çocuklarımızın huzur ve güvenliğinin ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz" ifadelerini kullandı. 23 Nisan’ın yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda özgürlük ve milli iradenin simgesi olduğunu ifade eden Kıbrıs, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesinin büyük bir anlam taşıdığını söyledi. Program, öğrenciler tarafından şiirlerin okunması ve çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödüllerin verilmesiyle sona erdi. Törenlere, ilçe protokolü, eğitim camiası, öğrenciler ve veliler katıldı.
’Edremit Tatlıları’ etkinliği büyük ilgi gördü
02 Kasım 2025 Pazar - 14:43 ’Edremit Tatlıları’ etkinliği büyük ilgi gördü Balıkesir’de yöresel tatların sergilendiği etkinlikte, hem Edremit halkı hem de ziyaretçiler, unutulmaya yüz tutmuş tatları keşfetme fırsatı buldu. Edremitliler Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Oya Gülay Ocaktan, etkinliğin açılışında, "Amacımız, yöremizin eşsiz lezzetlerini yaşatmak ve unutulmaya yüz tutmuş tatları gelecek nesillere aktarmaktır. Bu yıl da bizleri yalnız bırakmayan, etkinliğimize sponsor desteği sağlayan Ekrem Yanbolluoğlu, Mürteza Helvacıoğlu ve Ahmet Ağa Tekin’e teşekkür ediyoruz. Ayrıca, katılım ve destekleri için Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş’a ve değerli ekibine şükranlarımızı sunuyoruz. Önümüzdeki yıl, daha geniş bir organizasyonla üçüncü etkinliğimizi düzenlemeyi ve geleneksel tatlılarımızı daha fazla kişiyle buluşturmayı hedefliyoruz" dedi. Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, etkinlikte yaptığı konuşmada, "Geleneksel Edremit Tatlıları Tanıtım Buluşması’na katılmaktan büyük mutluluk duydum. Yöremizin benzersiz tatlarını tanıtan ve yemek kültürümüzü yaşatan bu etkinliğe katkı sağlayan Dernek Başkanı Oya Gülay Ocaktan’a, yönetim kurulu üyelerine ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu. Edremitliler Dayanışma ve Kültür Derneği’nin düzenlediği etkinlik, bu yıl da geleneksel tatların tanıtılmasında önemli bir rol oynadı. Önümüzdeki yıl, daha geniş katılımlı ve daha çeşitli bir organizasyonla düzenlenmesi planlanan etkinlik, Edremit’in kültürel mirasını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor.
Türk Dünyası yazar ve şairlerine Kayseri’nin değerleri anlatıldı
02 Kasım 2025 Pazar - 13:41 Türk Dünyası yazar ve şairlerine Kayseri’nin değerleri anlatıldı Talas Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen ’Türk Dünyası Yazar ve Şairleri Talas Buluşması’; kültür, sanat ve edebiyat dolu programlarla devam ediyor. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen panellerde, Türk dünyasından gelen yazar ve şairlere Kayseri’nin tarihi şahsiyetleri ve kültürel değerleri anlatıldı. Buluşmanın ilk oturumu, Talas Belediyesi Meclis Salonunda Prof. Dr. Mümtaz Sarıçiçek moderatörlüğünde yapıldı. Panelde Prof. Dr. Turgut Koçoğlu, Dr. Halil Sencer Erkman, Prof. Dr. Ziya Avşar, Dr. Kezban Paksoy, Doç. Dr. Betül Aydoğdu Görkem ve İmdat Avşar konuşmacı olarak yer aldı. Katılımcılar, Dâvûd-i Kayseri, Mimar Sinan, Seyyid Burhaneddin, Develili Seyrani, Kadı Burhaneddin ve Emir Kalkan gibi kentin hafızasında derin izler bırakan şahsiyetlerin hayatlarını ve eserlerini anlatarak Kayseri’nin kültürel mirasını ortaya koydu. Etkinliğin ikinci oturumu Kayseri Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlendi. Prof. Dr. Nevzat Özkan moderatörlüğündeki panele Prof. Dr. Halil Tekiner, Prof. Dr. Kudret Altun, Dr. Mustafa Fidan, Araştırmacı-Yazar Mehmet Çayırdağ, Araştırmacı-Yazar Vedat Ali Tok ve Araştırmacı-Yazar Halit Erkiletlioğlu konuşmacı olarak katıldı. Panelde, Gevher Nesibe Hatun, Yaman Dede, İbrahim Tennuri, Ahmet Remzi Dede, Kadı Burhaneddin ve Hunat Hatun ele alınarak şehrin tarihî ve manevi zenginlikleri farklı yönleriyle değerlendirildi. Başkan Yalçın: "Kültür dolu bir gün yaşadık" Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın; etkinlik sonrası yaptığı açıklamada Türk dünyasından gelen yazar ve şairlerle Kayseri’nin değerlerini paylaşmanın önemine dikkat çekerek; "Türk Dünyası Yazar ve Şairler Talas Buluşması kapsamında kültür dolu anlar yaşamaya devam ediyoruz. Bugün Türk dünyasından yazar ve şairlerimizle dolu dolu bir gün yaşadık. Şehrimizin kültürel mirasını, edebi zenginliğini ve tarihi derinliğini akademik bir bakışla ele alan bu buluşma; hem gönüllerimize dokundu hem de hafızalarımıza yeni bilgiler kattı. Bizlerle beraber olan fikir adamlarımıza ve değerli panelistlerimize teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız" dedi. Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa da; panelde yaptığı konuşmada, Talas Belediyesinin kültür ve sanata verdiği değeri vurgulayarak, "Kayserimiz, Erciyes Dağı’nın bağrında kadim bir şehir. Böyle bir şehrin değerlerinin hocalarımız tarafından anlatılması bizler için son derece kıymetli. Bu etkinlik için kıymetli belediye başkanımıza yürekten teşekkür ediyorum. 14 farklı ülkeden sanatın, edebiyatın, şiirin sınırları aşan evrensel dilini burada görmek çok önemli. Bu büyük etkinliğin üniversitemizdeki panelle taçlanması da bizi ayrıca memnun etti" ifadelerini kullandı. Program sonunda konuşmacılara plaket takdim edilerek teşekkür edildi. Gün, 14 ülkeden gelen 54 yazar ve şairin katılımıyla çekilen hatıra fotoğrafı ile ölümsüzleştirildi.
Eskiye özlem, sobayı yeniden gözde haline getirdi
02 Kasım 2025 Pazar - 12:58 Eskiye özlem, sobayı yeniden gözde haline getirdi Ankara Sobacılar Çarsısı esnafı, havaların soğumasıyla birlikte birçok kişinin eskiye duyduğu özlem nedeniyle soba kullanımını sürdürdüğünü ifade etti. Havaların soğumasıyla birlikte Ankara Sobacılar Çarşısı’nda hareketlilik yaşanmaya başlandı. Kimi vatandaşlar geleneksel kömürlü sobaları tercih ederken, kimileri ise yakıt olarak sıkıştırılmış talaş kullanılan yeni nesil pelet sobalara yöneliyor. Sobaya olan ilginin artmasına rağmen sobacılık mesleğinin her geçen yıl biraz daha azaldığını belirten Ulus Sobacılar Çarsısı esnafı, birçok kişinin eskiye duyduğu özlem nedeniyle soba kullanımını sürdürdüğünü ifade etti. "En çok tercih edilen sobamız pelet sobası oldu" Baba mesleği olan sobacılığa küçük yaşta başladığını ifade eden Ulus Sobacılar Çarşısı esnaflarından Timur Can Yumkaday, "Dededen kalma meslek. Babam 8 yaşından beri çalışıyor şu an 48 yaşında, 40 senedir bu işi yapıyor. Bende babam gibi bu işe erken başladım. Babama yardımcı olmak için çalışıyorum . Soba ve mangal imalatı işleri yapıyoruz aynı zamanda havalandırma, baca gibi dışarıya işlerimiz de oluyor. Elimizden geldiği kadarıyla, soba ile ilgili yapabileceğimiz her işi yapıyoruz . Daha çok eski tip sobalardan olan ellerimizle yaptığımız sac sobalar, pelet sobalar ve kamp için sobalar üretiyoruz . En çok tercih edilen sobamız pelet sobası oldu" dedi. "Pelet sobasında zehirleme riski daha az çünkü yanan kömür değil talaş" Pelet sobasının kömürlü sobalara göre kullanımı daha kolay olduğunu belirten Yumkaday, "Şu an en revaçta sobamız; pelet sobası. Hem ekonomik hem de temizleme açısından kolay bir soba. Kömürlü sobaların zehirleme riski daha çok ama pelet sobasında zehirleme riski daha az çünkü yanan kömür değil talaş. Pelet sobalar otomatik sistemli sobalardır. Pelet sobalarının birçoğu kendiliğinden yanar, ondan sonra yandıkça malzemesini kendisi alır. Sobanın içindeki deposunda ne kadar varsa onu yakar, fazlasını yakmaz, depoyu yakma gibi bir riski olmaz. Hem temizliği hemde kullanılma açısından kolay olduğu için çok tercih ediliyor. Kömüre göre uğraştırmıyor, taşıması, götürmesi daha kolay. Kömürün tonu 9 bin lira, peletin tonu ortalama 12 bin lira. Pelet fiyat olarak daha yüksek görünüyor ama kömürü ayda 20 torba yakarsınız, peleti 10 torba yakarsınız" diye konuştu. "Anılarımız biterse sobacılık işi de biter" Sobacılık mesleğine olan ilginin azaldığını vurgulayan Timur Can Yumkaday, "Sobacılık mesleği eskisine göre biraz daha düşer gibi ama bitmez. Köylerimizde doğal gaz bulunuyor ama insanlarımız yine de eskiye dönük olduğu için sobayı tercih ediyor. Anılarımız biterse sobacılık işi de biter. Büyüklerimiz köylerde soba ile büyüdü, onun tadını biliyorlar. O zamanlar belki doğal gaz vardı ama sobanın tadı ayrı oluyordu. Herkes kullanamıyordu doğal gazı. Doğal gazın da çok iyi yanları var ama sobanın da daha çok iyi yanları var" açıklamalarında bulundu.
Eskiye özlem, sobayı yeniden gözde haline getirdi
02 Kasım 2025 Pazar - 12:54 Eskiye özlem, sobayı yeniden gözde haline getirdi Ankara Sobacılar Çarsısı esnafı, havaların soğumasıyla birlikte birçok kişinin eskiye duyduğu özlem nedeniyle soba kullanımını sürdürdüğünü ifade etti. Havaların soğumasıyla birlikte Ankara Sobacılar Çarşısı’nda hareketlilik yaşanmaya başlandı. Kimi vatandaşlar geleneksel kömürlü sobaları tercih ederken, kimileri ise yakıt olarak sıkıştırılmış talaş kullanılan yeni nesil pelet sobalara yöneliyor. Sobaya olan ilginin artmasına rağmen sobacılık mesleğinin her geçen yıl biraz daha azaldığını belirten Ulus Sobacılar Çarsısı esnafı, birçok kişinin eskiye duyduğu özlem nedeniyle soba kullanımını sürdürdüğünü ifade etti. "En çok tercih edilen sobamız pelet sobası oldu" Baba mesleği olan sobacılığa küçük yaşta başladığını ifade eden Ulus Sobacılar Çarşısı esnaflarından Timur Can Yumkaday, "Dededen kalma meslek. Babam 8 yaşından beri çalışıyor şu an 48 yaşında, 40 senedir bu işi yapıyor. Bende babam gibi bu işe erken başladım. Babama yardımcı olmak için çalışıyorum . Soba ve mangal imalatı işleri yapıyoruz aynı zamanda havalandırma, baca gibi dışarıya işlerimiz de oluyor. Elimizden geldiği kadarıyla, soba ile ilgili yapabileceğimiz her işi yapıyoruz . Daha çok eski tip sobalardan olan ellerimizle yaptığımız sac sobalar, pelet sobalar ve kamp için sobalar üretiyoruz . En çok tercih edilen sobamız pelet sobası oldu" dedi. "Pelet sobasında zehirleme riski daha az çünkü yanan kömür değil talaş" Pelet sobasının kömürlü sobalara göre kullanımı daha kolay olduğunu belirten Yumkaday, "Şu an en revaçta sobamız; pelet sobası. Hem ekonomik hem de temizleme açısından kolay bir soba. Kömürlü sobaların zehirleme riski daha çok ama pelet sobasında zehirleme riski daha az çünkü yanan kömür değil talaş. Pelet sobalar otomatik sistemli sobalardır. Pelet sobalarının birçoğu kendiliğinden yanar, ondan sonra yandıkça malzemesini kendisi alır. Sobanın içindeki deposunda ne kadar varsa onu yakar, fazlasını yakmaz, depoyu yakma gibi bir riski olmaz. Hem temizliği hemde kullanılma açısından kolay olduğu için çok tercih ediliyor. Kömüre göre uğraştırmıyor, taşıması, götürmesi daha kolay. Kömürün tonu 9 bin lira, peletin tonu ortalama 12 bin lira. Pelet fiyat olarak daha yüksek görünüyor ama kömürü ayda 20 torba yakarsınız, peleti 10 torba yakarsınız" diye konuştu. "Anılarımız biterse sobacılık işi de biter" Sobacılık mesleğine olan ilginin azaldığını vurgulayan Timur Can Yumkaday, "Sobacılık mesleği eskisine göre biraz daha düşer gibi ama bitmez. Köylerimizde doğal gaz bulunuyor ama insanlarımız yine de eskiye dönük olduğu için sobayı tercih ediyor. Anılarımız biterse sobacılık işi de biter. Büyüklerimiz köylerde soba ile büyüdü, onun tadını biliyorlar. O zamanlar belki doğal gaz vardı ama sobanın tadı ayrı oluyordu. Herkes kullanamıyordu doğal gazı. Doğal gazın da çok iyi yanları var ama sobanın da daha çok iyi yanları var" açıklamalarında bulundu.
Koramaz Vadisi’ndeki gizemli izler: Kağnı otobanı
02 Kasım 2025 Pazar - 12:21 Koramaz Vadisi’ndeki gizemli izler: Kağnı otobanı UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunan Koramaz Vadisi’ndeki gizemli izlerle ilgili literatürde bir çalışmanın yapılmadığını aktaran ÇEKÜL Vakfı Kayseri Temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy, "Biz buranın savaşta, ticarette ya da barışta kullanılan bir atlı araba veya öküzlü araba yolu olduğunu tahmin ediyoruz" dedi. UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunan Koramaz Vadisi; bünyesinde barındırdığı mahallelere özgü özellikleriyle adından söz ettirmeye devam ediyor. Vadinin 7 mahalleyi içinde barındırdığını aktaran Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtım Vakfı (ÇEKÜL) Kayseri İl Temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy, "Melikgazi ilçesinin en önemli ön plana çıkan yerleşim yerlerinden bir tanesi Koramaz Vadisi’dir. Koramaz Vadisi; eski ismiyle Koramaz köyü, 7 mahalleyi içinde barındırıyor. 2020 Nisan ayından itibaren Dünya Mirası Geçici Listesi’nde olan bir vadidir. Doğudan batıya doğru; Büyük Bürüngüz, Subaşı, Küçük Bürüngüz, Ağırnas, Turan, Vekse, Bağpınar yer almaktadır. Koramaz Vadisi’nin kültürel ve tarihi mirası son derece zengin. Sürekli olarak bilimsel çalışmalarda, teknik gezilerde, yüzey araştırmalarında artış var. Tezler yapılıyor, haberler yapılıyor. Yurt içinden ve yurt dışından büyük bir ilgi var. Bir ziyaret güzergâhı olmuş durumda. Şehre çok yakın olması büyük bir avantaj. 100 kilometre uzaktaki Nevşehir’i görmek yerine Kayseri’ye gelenler, hemen 20 kilometre yakınındaki bu vadiye ulaşma imkânına sahip. Ekonomik açıdan da vadinin devamında geçici olan UNESCO’nun Kültepe, Kaniş Ören Yeri bulunuyor" dedi. "Çok değerli kültürel miras öğeleri taşıyor" Vadide birçok kültürel miras öğelerinin yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Özsoy, "Koramaz Vadisi’nde birçok yer altı yapısı gibi, somut ve somut olmayan kültürel miras öğeleri de yer almakta. Her bir yerleşim yerinde, Büyük Bürüngüz’ün çeşmeleri, 1500’lü yıllara kadar uzanan eski dini yapıları ve camileri, doğal yapısı, su kaynakları, Küçük Bürüngüz’e geçince ören yerleri, Kazlar mevkii, yer altı şehirleri, Selçuklu Mezarlığı gibi önemli ögeler bulunuyor. Ağırnas’ta, büyükşehir belediyesinin ayağa kaldırdığı bir müzemiz var. Neredeyse yoktan var olan bu müze büyük ilgi kaynağı olup, gurbetçiler tarafından sürekli ziyaret edilmektedir. Önümüzdeki dönemde, Sinan Evi ile ilgili bir müze çalışması yapılacak ve bir mahallede 2 müze olacak. Bu durum, taşrada ya da bütün Anadolu’da ender görülecek bir noktaya gelmemizi sağlayacaktır. Turan; Koramaz Vadisi’nin bir parçasıdır. Burada da çok fazla kireç ve alçı ocakları bulunmaktadır. Koramaz Vadisi’nin içinde Turan veya Dimitre-Dimdire dediğimiz köyde; kuşluklar, yer altı şehirleri, yer altı dini oyma yapılar, değirmenler, adak yerleri, tapınak ve sunak yerleri gibi çok değerli kültürel miras öğeleri yer almaktadır" şeklinde konuştu. "Mahalleye ekstra bir zenginlik katıyor" Turan Mahallesi’nde bulunan izlerin kağnı izleri olduğunu düşündüklerini ancak literatürde henüz bununla ilgili bir çalışma yapılmadığını sözlerine ekleyen Prof. Dr. Osman Özsoy, "Şu anda, Turan’ın güneybatı istikametinde, mahalle merkezine yaklaşık 2 kilometre mesafede bir yerdesiniz. Burada çeşitli izler var. İzler belirgin ve derinliklere sahip. İzler arasındaki mesafeler genellikle çok bilindik ve rastgele olmayan mesafeler. Biz buranın savaşta, ticarette ya da barışta kullanılan bir atlı araba veya öküzlü araba yolu olduğunu tahmin ediyoruz. Engir Gölü çevresinde, Kültepe-İldem aksında da böyle bir alanın olduğunu biliyoruz. Burası, güvenli olduğu için tercih edilmiş. Altyapısı, araçların yüklü veya yüksüz şekilde geçmelerine müsaade ettiği için tercih edilmiş. Yıllar içerisinde çok fazla kullanılmasından dolayı, yüklü ya da yüksüz, buradan onlarca ve binlerce kağnı geçmekte. Kağnılar; bu yolları kaya olsa dahi zaman içerisinde aşındırmış. Tekerleklerin neredeyse yarı çapı yüksekliğinde dikey olarak gördüğümüz uzunluklarda çukurlar oluşturmuşlar. İki tekerleğin merkezine doğru olan uzaklık ile buradaki iki çizgi arasındaki mesafe hemen hemen aynıdır. Bu durum da bu tezi doğrulamaktadır. Bazen 10 ya da 20 tane yol çizgisinin bir arada olduğunu görebiliyoruz. Aşınmayla beraber, farklı yollar tercih edilmiş. Çok yoğun olduğu durumlarda karşı karşıya gelmemek ve yükün gecikmemesi için böyle yollar tercih edilmiştir. Bu değerin burada varlığı, Koramaz Vadisi ve Turan Mahallesi’ne ekstra bir zenginlik katmaktadır. Bölgedeki sıkışık Ağırnas ve Koramaz Vadisi aksındaki ziyaretlere ek olarak, köylülerimizin çok iyi bildiği bu yerleri de ziyarete kazandırmak, görmelerini sağlamak ve korumak çok önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazı noktalarda kesintiler görüyoruz. Yükseltiler arasında, peynir kesercesine dümdüz kesildiğini görüyoruz. Değirmen taşı niteliğinde yuvarlak geometriye sahip taşlar, yerden 30 santimetre yükseklikte olduğu için kesilmiş ve taşınmış olduğu yerden uzaklaştırılmış. Boydan boya takip ederseniz, bazı izlerin çok belirgin olduğunu görürsünüz. Toynak ya da nal izi olarak düşünülebilir. Aynı yere basan taşıyıcı hayvanların, diğer kağnı tekerleklerinin yol yapması gibi, onlar da burada kendi izlerini bırakmışlar. Bu durumla ilgili literatürde hiçbir çalışma yok. Koramaz Vadisi’ni ya da şehri düşündüğümüzde, daha detaylı çalışmalar yapılacağı umudunu taşıyoruz" ifadelerini kullandı.
5.Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali 3-9 Kasım’da Kepez’de yapılacak
02 Kasım 2025 Pazar - 11:47 5.Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali 3-9 Kasım’da Kepez’de yapılacak Türkiye’nin ilk ve tek uluslararası mimarlık bienali olma özelliğini taşıyan "Antalya Mimarlık Bienali"nin beşincisi, bu yıl Kepez Belediyesi ev sahipliğinde 3-9 Kasım tarihleri arasında Pil Fabrikası yerleşkesi ve Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde düzenlenecek. Mimarlar Odası Antalya Şubesi tarafından iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali (IABA), sekiz yıl aradan sonra yeniden kente dönüyor. Türkiye’nin ilk ve tek uluslararası mimarlık bienali olma özelliğini taşıyan etkinlik, 3-9 Kasım 2025 tarihleri arasında "ARADA / In-Between" temasıyla beşinci kez düzenlenecek. Kepez Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Bienal, Prof. Dr. C. Abdi Güzer başkanlığında, Prof. Dr. Lale Özgenel ve Hazal Türkyılmaz küratörlüğünde; Pil Fabrikası Yerleşkesi ve Mimar Sinan Kongre Merkezi olmak üzere iki merkezde eşzamanlı olarak hayata geçirilecek. 2025 buluşması 4.5 başlığı ile 2011’de Kesişmeler temasıyla başladığı yolculuğunu Şablon (2013), Geleceği Düşünmek (2015) ve Süreklilik (2017) temalarıyla sürdürdü. 2019’da planlanan 5. Bienal, COVID-19 pandemisi nedeniyle ertelendi. Bu kesintinin ardından 2025 buluşması, "4.5" başlığıyla, hem bu aralığı hem de olağana dönüş sürecini simgeliyor. "4.5", küresel belirsizliklerin ortasında yeniden düşünmeyi, yeniden üretmeyi ve yeniden başlamayı temsil ediyor. Yeni dünya düzeninde mimarlık ve kent Değişen dünya düzeni, mimarlığın ve kentin doğasını dönüştürüyor. Teknolojik gelişmeler, çevresel krizler, dijitalleşme, göç ve kimlik gibi olgular, mekânın anlamını ve sınırlarını yeniden tanımlıyor. "Arada" olmak; yerel ile küresel, gelenek ile yenilik, fiziksel ile dijital, doğal ile yapılı çevre arasındaki akışkan sınırların tam ortasında bir konumlanmayı ifade ediyor. IABA 4.5, bu aradalığı bir fikir alanına dönüştürerek mimarlık ve kent üzerine yeni düşünme biçimlerini, eleştirel yaklaşımları ve üretimleri görünür kılmayı amaçlıyor. Disiplinler arası bir buluşma Bienal; mimarları, plancılarını, sanatçıları, akademisyenleri, öğrencileri, yerel yönetimleri ve kentlileri aynı çatı altında buluşturacak. Sergiler, paneller, atölye çalışmaları, sunumlar, mimar ve sanatçı turları, öğrenci etkinlikleri, deneysel çalışmalar, açık çağrı seçkileri ve kent yürüyüşleriyle Antalya, bir hafta boyunca disiplinler arası bir diyalog alanına dönüşecek. Katılımcılar, bugünün dünyasında "arada" olma hâlini tartışarak, mimarlığın geleceğine dair yeni bakış açıları geliştirecekler. Geçmişle gelecek arasındaki sahne Bienalin ana merkezi olan Pil Fabrikası Yerleşkesi, endüstri mirasının yeniden işlevlendirilmesiyle geçmişle geleceği buluşturan özgün bir mekâna dönüşecek. Ana serginin yanı sıra, yan sergiler, açık çağrı seçkileri ve deneysel mimarlık üretimleri bu mekânda yer alacak. Pil Fabrikası, "arada" kavramının fiziksel karşılığını temsil eden çok katmanlı bir deneyim alanı sunacak. Mimar Sinan Kongre Merkezi, davetli mimarların konuşmaları, paneller ve sunumlarla bienalin entelektüel buluşma noktası olacak. Bu karşılaşmalar, farklı coğrafyalardan gelen katılımcıların katkısıyla zenginleşen bir fikir ve tartışma zemini oluşturacak. Kente ve mimarlığa yeniden bakmak Yalnızca mimarlık profesyonellerine değil, kente, kentliye ve mimarlık kültürüne ilgi duyan herkese açık bir diyalog alanı olarak IABA 2025, mimarlığın kamusal alandaki görünürlüğünü güçlendirmeyi ve tartışmaları sergi salonlarının ötesine taşımayı hedefliyor. Bienal, kısa süreli bir etkinliğin ötesinde, Antalya’nın mimarlık belleğinde kalıcı bir zemin oluşturmayı amaçlıyor. Mimarlığın kentle, toplumla ve zamanla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağıran Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali 4.5, 3-9 Kasım 2025 tarihleri arasında Kepez Belediyesi ev sahipliğinde tüm katılımcılarını bu kolektif deneyimi paylaşmaya davet ediyor.
‘4. Uluslararası Tarsus Festivali’nde geri sayım başladı
02 Kasım 2025 Pazar - 11:35 ‘4. Uluslararası Tarsus Festivali’nde geri sayım başladı Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 4.’sü düzenlenecek olan ‘Uluslararası Tarsus Festivali’, 7-9 Kasım tarihleri arasında Tarsus’ta gerçekleştirilecek. Kentin tarihini, kültürünü, gastronomisini ve sanatını bir araya getiren festival, 3 gün boyunca çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapacak. Festival kapsamında, kentin dört bir yanında sanat gösterileri, çocuk etkinlikleri, uluslararası halk dansları performansları, söyleşiler ve konserler düzenlenecek. Festival, 7 Kasım Cuma günü saat 17.30’da Kleopatra Kapısındanki kortej yürüyüşü ile başlayacak. Yarenlik Alanında yapılacak açılışın ardından 7 Kasım’da Haluk Levent, 8 Kasım’da ise Fatma Turgut Tarsus Cumhuriyet Meydanında sahne alacak. Çocuklar için kukla yapımı atölyeleri, tiyatro gösterileri, masal çadırları ve etkileşim alanları festival programında yer alırken, çeşitli dans performansları ve sanat sergileri de ziyaretçilere sunulacak. Alanında ünlü isimler Tarsus’ta Festival boyunca tarih, kültür, medya, sağlık, psikoloji ve gastronomi alanlarında söyleşiler düzenlenecek. Programda Prof. Dr. İlber Ortaylı, Nasuh Mahruki, Güven İslamoğlu, Danilo Zanna, Nihat Sırdar, Selçuk Şirin, Ateş İlyas Başsoy gibi isimler yer alacak. Gastronomi alanında ise MasterChef yarışmacıları Hasan Biltekin, Akın Kızıltaş, Alican Sabunsoy, Ezgi Yıldırım ve Onur Üresin, yöresel lezzetler ve tatlılar hazırlayarak ziyaretçilere sunacak. Etkinlikler; TADEKA Binası, St. Paul Meydanı, Misak-ı Milli Binası, Tarsus Müzesi ve Gözlükule başta olmak üzere çeşitli bölgelerde gerçekleştirilecek. Duatepe Mahallesi’nde ise alternatif sahne kurulacak ve yerel müzisyenlerin performansları sergilenecek. "Tarsus’un geğerini tanıtmaya devam ediyoruz" Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Koordinatörü ve Opera Sanatçısı Bengi İspir Özdülger, festivalin geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da büyük ilgi göreceğini belirterek, "Amacımız Mersin’in ve Tarsus’un değerinin herkes tarafından bilinir olmasını sağlamak. Dolu dolu içeriklerle herkesin kendisine ait bir şey bulacağı bir festival hazırladık" dedi.
Kurumsal hayatı bırakıp huzuru, açtığı deri atölyesinde buldu
02 Kasım 2025 Pazar - 11:19 Kurumsal hayatı bırakıp huzuru, açtığı deri atölyesinde buldu İstanbul’da lojistik sektöründe çalışırken kafa dağıtmak için başladığı deri işini meslek edinen Metin Taşkıran, 3 yıl önce taşındığı Eskişehir’de kurduğu atölyede sanatsal ürünler üretiyor. Eskişehir’de 40 yaşındaki deri ustası Metin Taşkıran, yaklaşık 10 yıl önce hobi olarak başladığı deri işini profesyonel bir kariyere dönüştürdü. İstanbul’da lojistik sektöründe uzun yıllar görev yapan 40 yaşındaki Usta, kurumsal kariyerini geride bırakarak tamamen farklı bir yola adım attı. Derilerden çanta, cüzdan ve saat kayışı gibi özgün ürünler üreten Taşkıran, el emeği ile sıfırdan bir ürünü ortaya çıkarmanın verdiği hazzı atölyesinde bularak, burayı bir iş yerinden çok, huzur dolu bir üretim alanı olarak görüyor. Usta, tasarımlarında kişisel ruh halini yansıtan asimetrik ve özgün yaklaşımları benimsiyor. "Özel üretim kişiyi sürüden ayırır" Seri üretim ile el yapımı özel butik üretim arasındaki farklara değinen Taşkıran, özel üretimin en büyük avantajının kişiyi "sürüden ayırması" olduğunu söyledi. Butik atölyelerde hazır kalıplarla çalışılmadığını belirten Taşkıran, "Kişiye özel üretim, tamamen kişinin kendi ihtiyacına ve zevkine göre bir tasarım yapma şansı tanır. Tasarım, renk ve boyut gibi tüm detayları müşteri kendisi belirlemiş oluyor. Seri üretimde bunu sağlamanız mümkün değil" dedi. Maliyet konusunda seri üretimin avantajlı olduğunu kabul eden Taşkıran, tercihin tamamen kullanıcının ne istediğiyle alakalı olduğunu kaydetti. "Deri, Türk kültüründe çok eskilere dayanır" Ham madde seçimi konusunda Türkiye’nin hem avantajları hem de dezavantajları olduğunu belirten Taşkıran, Türk kültüründe derinin çok uzun yıllardır kullanıldığını ve bu sayede ülkenin çeşitli yerlerinde kaliteli derilerin üretildiği tabakhaneler bulunduğunu dile getirdi. "Ülkemizin bu alandaki en büyük avantajı, derinin çok meşhur olduğu yerlerden daha ekonomik fiyatlara deri elde edebilmesidir" diyen usta, dezavantaj olarak ise zaman zaman üretim kalitesinde sorunlar yaşanabildiğini ve çeşitliliğin az olduğunu söyledi. Derinin kalitesinin tabaklanma yöntemlerine ve hangi üründe kullanılacağına göre değiştiğini vurguladı. "Doğru malzeme ve işçilik ile ölümsüz parçalar üretilebilir" El yapımı ürünlerde kullanılan tekniklerin ürünün ömrünü uzattığını ifade eden Taşkıran, el dikişinde kullanılan kalın, mumlu ve sağlam ipler sayesinde "ölümsüz" denilebilecek ürünlerin ortaya çıktığını belirtti. Endüstriyel üretimde kullanılan kumaş, astar, karton gibi ek dolgu malzemelerini butik üreticilerin geneli kullanmadığını aktaran Taşkıran, bunun sağlamlığa olan etkisini şöyle açıkladı: "Belki 100 yıl boyunca dayanacak bir deri çantanızın içindeki kumaş ya da fermuarlı bir parça 4-5 yıl içinde yıpranmaya başlıyor. El yapımı ürünler de bu ek malzemeleri kullanmayarak deri ölümsüz olur." Dericilik zanaatının geleceği Sektörün görünenden çok daha fazla usta barındırdığını, özellikle pandemi döneminde birçok kişinin hobi amaçlı bu işe başladığını söyleyen Metin Taşkıran, sektördeki en önemli sorunun maddi kaygılar olduğunu dile getirdi. "Genelde benim tanıdığım deri ustalarının neredeyse tamamının başka bir işi var. Ek iş olarak da deri yapıyorlar" diyerek finansal konfor alanını terk etme endişesine dikkat çekti. Taşkıran, zanaatın ölmemesi adına elinden geleni yaptığını belirterek, atölyesine gelen gençlere ve işi öğrenmek isteyenlere malzeme seçiminden işçiliğe kadar her konuda bilgi ve destek sağladığını sözlerine ekledi.
Türklerin acıları kitaba konu oldu
02 Kasım 2025 Pazar - 11:17 Türklerin acıları kitaba konu oldu Kuşlukta Yazarlar Topluluğu tarafından 24 yazarın kaleme aldığı ’Türklerin Acıları’ isimli kitap geçmişte Türklerin yaşadığı zorlukları anlatıyor. Kuşlukta Yazarlar Topluluğu tarafından 24 yazarın kaleme aldığı ’Türklerin Acıları’ isimli kitap Türk Ocağı Genel Merkezi’nde düzenlenen panelle kamuoyuna tanıtıldı. Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz, Prof. Dr. Ali Çayköylü, Dr. Hayati Bice ve Dr. İbrahim Atabey, düzenlenen panelde kitabın hazırlanma süreci ve içeriği hakkında katılımcılara bilgi verdi. Kitabın yazarlarından Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz, Türklere karşı yapılan katliamı gün yüzüne çıkartmak amacıyla yazdıklarını belirterek, "Bu kitabı Kuşlukta Yazarlar Topluluğu olarak ortak bir proje olarak hayata geçirdik. Türklere karşı yapılan katliamlar, sürgünler, olaylar dünyada aslında çok yankı buldurulmayan, bulunmayan demiyorum, buldurulmayan konulardan bir tanesi" dedi. "Biz bu eksikliği çocuklarımızın öğrenmesi açısından hayata geçirmek istedik" Çocukların ve gençlerin geçmişte yaşananları öğrenmelerini istediğini anlatan Yavuz, "Belki Türk milletinin mütevazı olması, acılarıyla başkalarını meşgul etmemesi veya büyük bir imparatorluğun mensubu olarak kendisini acındıracak bir durumda göstermek istememesinden de kaynaklanmış olabilir. Ama bu bir eksiklikti. Biz bu eksikliği çocuklarımızın öğrenmesi açısından hayata geçirmek istedik ve çok yazarlı bir kitap hazırladık" ifadelerini kullandı. "Eldeki verileri topladığınız zaman çok büyük soykırımlarla karşı karşıya kalındığını görebiliyoruz" Bu kitabın uzun süre yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıktığını dile getiren Yavuz, "Tabi bu kitap her şeyi karşılıyor mu derseniz hayır. Çünkü dünya tarihine baktığınız zaman aslında yabancı tarihçilerin söylediği dünyada en fazla soykırıma, zulme uğramış olan millet Türkler. Ama bu dile getirilmediği için, yazılmadığı için ya da bazı büyük devletler kendi arşivlerini bilerek açmadıkları için bunlar gizli kalan bilgiler olarak ortaya çıkmıyor. Ama eldeki verileri bile zaten topladığınız zaman çok büyük soykırımlarla karşı karşıya kalındığını görebiliyoruz. Biz bu kitapta aslında çok büyük tarihi olayların rakamların içine, bilgilerin içine boğulmadan ama gerçekleri görmeleri açısından ve ilgi duymaları açısından herkese hitap edecek bir kitap olması amacıyla yazdık" şeklinde konuştu. "Bu acıların bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum" Kitabın başka ciltlerini de yazacaklarını aktaran Yavuz, sözlerine şöyle devam etti: "İçindeki her şey gerçek tarihi bilgi ve bunu da duygularla, olaylarla, anekdotlarla besleyerek kısa yazılar halinde ortaya çıkarttık. İnşallah bunun ikincisi, üçüncüsü de ortaya çıkacaktır. Çünkü içindeki yazılar sadece bu acıların çok az bir kısmını bölüm olarak ifade ediyor. Arkası da inşallah gelecek. İnşallah bunlar okunduktan sonra bu acıların bir daha yaşanmamasını da temenni ediyorum milletimizin adına." "Bu acıları bilelim ki aynı acılar tekrar yaşanmasın" Araştırmacı Yazar Dr. Hayati Bice ise, kitabın 24 yazarla ortaya çıktığını söyleyerek, "Kitabımız iki yıllık bir ön çalışmayla hazırlandı ve Türk coğrafyasında değişik Türk boylarının değişik yerlerde yaşadığı acıları, sürgünleri ve kıyımları dile getiren bir çalışma oldu. Kitabımız tabii ki Türklerin yaşadığı tüm acıları içermiyor. Çünkü o kadar değişik coğrafya var, o kadar değişik olaylar yaşanmış ki onları artık ikinci bir cilt olarak yayınlama kararı verdik. Türklerin acılarını şundan dolayı gündeme getiriyoruz; bu acıları bilelim ki aynı acılar tekrar yaşanmasın" diye konuştu. Kitaptan elde edilecek gelirle üniversite öğrencilerine burs verilecek.
Sadık Doğruer: "Kültür Yolu Festivali’nin En Dolu Noktası Çeşme Oldu"
02 Kasım 2025 Pazar - 11:15 Sadık Doğruer: "Kültür Yolu Festivali’nin En Dolu Noktası Çeşme Oldu" Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivali kapsamında, 1 Kasım Cumartesi günü Çeşme Kalesi önünde gerçekleştirilen gastronomi etkinliği, renkli görüntülere sahne oldu. Etkinliğe katılan İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Sadık Doğruer, "Merkez dışındaki etkinliklerin en dolu geçtiği ilçe Çeşme oldu" dedi. Etkinliğe Alaçatı Turizm Derneği ve Ilıca Otel de destek verirken, Gastronomi Eğitmeni Aziz Yoldaş, konuklara deniz mahsullü makarna, antik dönem kabak yemeği ve Germiyan Mahallesi’nin ünlü yemeği Çalkama yapımını uygulamalı olarak anlattı. Hazırlanan yemekler, Ilıca Otel’in özel atıştırmalıkları ve Reyhan Şerbeti eşliğinde davetlilere ikram edildi. Etkinliğin ardından açıklamalarda bulunan İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Sadık Doğruer, Çeşme’nin bu yıl ilk kez Kültür Yolu Festivali’ne dahil olduğunu belirterek şunları söyledi: "Çeşme’de Kültür Yolu Festivali ilk kez düzenleniyor. Festival, 25 Ekim - 2 Kasım tarihleri arasında sergileriyle, atölyeleriyle, söyleşileriyle ve gastronomi etkinlikleriyle dolu dolu geçti. Bakanlığımız, İl Müdürlüğümüz, Kaymakamlığımız ve Müze Müdürlüğümüzün katkılarıyla başarılı bir festival gerçekleştirildi. ‘Çeşme’den Esintiler’ karma resim sergimiz Radisson Blu Oteli’nde; ‘Bizans’tan Osmanlı’ya Anadolu’ya İz Bırakan Kadınlar’ koleksiyonu Aya Haralambos Kilisesi’nde; ‘Çeşme’nin Su Altı Güzellikleri’ ve ‘Gemi Tasvirleri’ sergileri Çeşme Kalesi’nde; ‘Çeşme’nin Tarihi Yapıları’ ve ‘Çeşme’nin Çeşmeleri’ sergileri ise Kent Belleği Müzesi’nde sanatseverlerle buluştu. Bugün de gastronomi etkinliğiyle festivalimize lezzet kattık. İzmir genelinde 30 noktada yaklaşık 610 etkinlik düzenlendi. Ancak merkez dışındaki etkinliklerin en dolu geçtiği ilçe Çeşme oldu. Seneye çok daha iyisini yapacağız." Festivalin son günü, Çeşme Kalesi’nde ÇEŞKA tarafından gerçekleştirilecek "Gelenekten Geleceğe Ebru Atölyesi", saat 14.00’te Alaçatı Meydanı’ndaki "Sokak Tiyatrosu ve Performans Şenliği" ve 15.30’da başlayacak "Çocuklar İçin Masal ve Kukla Şenliği" etkinlikleriyle tamamlanacak.
Diyarbakır Müzesinde ‘Medeniyetler Yolu’ tamamlandı
02 Kasım 2025 Pazar - 10:57 Diyarbakır Müzesinde ‘Medeniyetler Yolu’ tamamlandı Diyarbakır İçkale müzesinde ‘Medeniyetler Yolu’ tamamlandı. 22 sütün ve 9 heykel olmak üzere 31 eser İçkale Müzesi bahçesinde sergileniyor. Diyarbakır Müze Müdür Vekili Müjdat Gizligöl, Diyarbakır Müzesinin Türkiye’nin en eski ve köklü müzelerinden biri olduğunu söyledi. Gizligöl, "1934 yılında kurulan müzemiz, 2015 yılında yeni yeri olan İçkale’ye taşınmıştır. Burada, toplam 36 bin 352 eserimizden, bin 600 tanesini sergiliyoruz. Elbette bunların çok azını sergileyebildiğimizin farkındayız. Bu nedenle, özellikle müzemizin depolarında bulunan ve ’taş eseri’ olarak nitelendirdiğimiz, büyük boyutlu eserleri bahçeye çıkarmayı düşündük. Daha önce duyurusunu yaptığımız ’Medeniyetler Yolu’ adlı yol projemiz de bu düşünceden doğdu. Amacımız, Roma döneminde Diyarbakır’ın önemli bir Roma kenti olması nedeniyle, o dönemin şehir dokusunu yeniden canlandırmaktı. Roma döneminde bugünkü Melikahmet Caddesi ve Gazi Caddesi olarak adlandırdığımız caddelerin kenarlarında sütunlar ve bu sütunların yanında heykeller bulunurdu. Bu durum, büyük Roma kentlerinde yaygın bir mimari unsurdu. Müzemizin envanterinde Roma döneminden kalma çok sayıda taş heykel, sütun, sütun başlığı ve sütun altlığı bulunuyor. Biz de bu eserleri müze bahçemize taşıyarak sergilemeye karar verdik. Çünkü vatandaşlarımız, güzel bahçemizde vakit geçirmeyi çok seviyorlar. Bu sayede hem 2000 yıl önceki Diyarbakır’ın Roma dönemindeki ihtişamını göstermek hem de depolarda bulunan eserlerin bir kısmını halkımızın beğenisine sunmak istedik. ’Medeniyetler Yolu’ projesi kapsamında, bahçemizde 22 adet Roma dönemine ait sütun, sütun başlıkları ve altlıklarıyla birlikte ve 9 adet heykel yerleştirdik. Bu heykelleri yerleştirirken hem kronolojik sıralamaya dikkat ettik hem de Diyarbakır’da uzun süre hüküm sürmüş imparatorluklara yer verdik’’ dedi. Akat, Asur, Helenistik, Roma ve bölgesel imparatorluklar dönemine ait, bazısı bazalt taşından, bazısı kireç taşından yapılmış toplam 9 heykelin de bu yolda sergilendiğini aktaran Gizligöl, "Medeniyetler Yolu Projemiz tamamlanmış durumda. Vatandaşlarımız gelip bu güzellikleri yerinde gezebilir ve görebilirler. Yolumuz, adeta bir medeniyetler şeridi gibi, bu yoldan geçen ziyaretçiler hem tarihi kronolojiyi hissedebilir hem de Diyarbakır’ın binlerce yıllık kültürel zenginliğini yakından deneyimleyebilirler’’ diye konuştu.
12. Yüzyılda inşa edilen Bezirhane görenleri hayran bırakıyor
02 Kasım 2025 Pazar - 10:56 12. Yüzyılda inşa edilen Bezirhane görenleri hayran bırakıyor 12-13’üncü yüzyıllarda Aksaray’da yaşayan insanların aydınlatmada yaktığı yağ yapımı için kurduğu ve bezir yağının üretildiği Bezirhane, günümüzde hala diriliğini korurken, kente gelen yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oluyor. Tarihi ve kültürel açıdan birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve Kapadokya’nın giriş kapısı olan Aksaray’daki Bezirhane yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Güzelyurt ilçesine bağlı Belisırma köyünde bulunan ve 12.-13. yüzyıllarda yaşayan insanlar tarafından yapılan Bezirhane hala diriliğini korurken, turistler Bezirhane içinde bulunan ve yağ yapımında kullanılan o günün teknolojisini merakla inceliyor. Kayalara oyularak yapılmış olan Bezirhane’ye, kemerli bir girişle ulaşılıyor. Bezirhane içerisinde ahşap malzemeden yapılmış bezir yağı havuz teşkilatı bulunurken, 12. ve 13’üncü yüzyıllar arasına tarihlenen Bezirhane, tek nefli uzunlamasına dikdörtgen planda inşa edilmiş. Yapının tavan ve duvarlarında yer alan Vaftiz, Metamorfosis, Fırında Üç İbrani Genci, Deesis, Aziz ve Martirler sahnesinin bulunduğu freskolar aşırı nem sonucu tahrip olurken, Bezirhane yapıldığı dönemde bölge halkının aydınlatmada kullandığı bezir yağı üretimi yeri olarak kullanılmış. Izgın adı verilen bir ot türünün Bezirhanede ezilip işlenmesinin ardından ottan çıkarılan yağın işlenmesi sonucunda bezir yağı elde edilmiş. Ürettikleri yağı hem kullanıp hem de ticaret yapıp satıyorlarmış Bölge halkından Birol Tezer (53) bölge halkının geçmişine ışık tutan Bezirhane’nin aydınlatmada kullanılan yağ üretimi için inşa edildiğini belirterek, "Bezirhane, bizim dedelerimiz burada Izgın otundan yağ çıkartmışlar. Bunların birinci kalitesini yemişler, ikinci kalitesini gaz lambası gibi aydınlatmada kullanılan ürünlerde kullanmışlar. Dışarıda kağnılar yürüdükçe bu alet dönüyormuş. Döndükten sonra da yağ ortaya çıkıyormuş. Yağları da buradan katırlarla Aksaray veya köylerinde satıyorlarmış" dedi.