KÜLTÜR SANAT
17’nci Yörük-Türkmen toyu için hazırlıklar sürüyor 26 Nisan 2026 Pazar - 15:51:23 Muğla Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 17’ncisi düzenlenecek Uluslararası Yörük-Türkmen Toyu için hazırlıklarını sürdürüyor. Bu yıl Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın ev sahipliğinde yapılacak olan Yörük-Türkmen Toyu, 6-7 Haziran’da Menteşe ilçesindeki Yılanlı Yörük Ormanı’nda gerçekleştirilecek. 17’nci Uluslararası Yörük-Türkmen Toyu, 16 derneğin katılımıyla düzenlenecek. Derneklerin oy birliğiyle oluşturduğu tertip komisyonunda; Yörük-Türkmen kültürünün yaşatılması ve tanıtılması adına ulusal ve uluslararası çalışmalara öncülük eden İsmail Uzunoğlu, Orhan Akcan, Ramazan Kıvrak ve Mevlüt Kiriş yer alıyor. Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde düzenlenen toyun bu yılki ana teması, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Yörük Türkmen Tarihi ve Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğiyle ‘Ocaktan Saca, Sütten Aşa: Göçer Kültürde Yeme İçme Geleneği’ olarak belirlendi. İki gün sürecek etkinlik boyunca kültürel gösteriler, yerel lezzetler ve geleneksel yaşam pratikleriyle Yörük-Türkmen mirası bir kez daha geniş kitlelerle buluşturulacak. Başkan Aras: "Yörük-Türkmen kültürü bizim kökümüz, hafızamızdır" Yörük-Türkmen kültürünün yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine dikkat çeken Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, "Yörük-Türkmen kültürü bizim kökümüz, hafızamızdır. Bu kadim geleneği yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uluslararası Yörük-Türkmen Toyu da bu kültürü yaşatan, birlik ve dayanışmamızı güçlendiren en anlamlı buluşmalardan biri. Tüm hemşehrilerimizi ve misafirlerimizi 6-7 Haziran’da Yılanlı Yörük Ormanı’nda düzenleyeceğimiz 17’nci Uluslararası Yörük-Türkmen Toyu’na bekliyoruz" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 15:08 Manisa’da mesir coşkusu Manisa’da asırlardır süren mesir geleneği bu yıl da büyük coşkuya sahne oldu. Tarihi Sultan Camii’nin kubbe ve minarelerden saçılan 10 ton mesir macunu için on binlerce kişi aynı anda harekete geçince meydanda izdiham yaşandı, ortaya çarpıcı görüntüler çıktı. Kortej yürüyüşü ise tam bir karnaval havasında yaşandı. UNESCO’nun Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan 486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali tarihi Sultan Camii kubbe, şerefeleri ve çevre binaların balkonlarından 10 ton mesir macununun saçılmasıyla sona erdi. Osmanlı tarihinde, Merkez Efendi tarafından 41 çeşit baharatın karışımıyla yapılan, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi, Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan’a şifa olan mesir macunu, Ayşe Hafsa Sultan’ın fermanıyla 486 yıldır vatandaşlara da şifa olması nedeniyle tarihi Sultan Camii kubbeleri, şerefeleri ve çevre binaların balkanlarından saçılmaya devam ediyor. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın da en eski geleneklerinden biri olan Manisa Mesir Macunu Festivali karnaval havasında gerçekleştirilen kortej yürüyüşünün ardından Sultan Camii’nin kubbe, minare ve çevredeki binalardan saçılan mesir macunlarından kapabilmek için on binlerce insan izdihama neden oldu. 44 farklı noktadan 10 ton mesir macununu kapabilmek için vatandaşlar adeta birbirinin üzerine çıktı. Karnaval havasında kortej yürüyüşü Manisa Hükümet Konağı önünde kortej yürüyüşü ile başlayan festivale, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve eşi Didem Özel, Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, TBMM eski başkanlarından Bülent Arınç, AK Parti Manisa Milletvekili Mücahit Arınç, MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Şenol Sunat, TBMM Yeni Yol Grup Başkanvekili, Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, CHP Manisa milletvekilleri Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Bekir Başevirgen, elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in eşi Nurcan Zeyrek, çevre illerin milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, daire müdürleri, siyasi parti temsilcileri, Azerbaycan, Kuzey Makedonya, Ukrayna, Sırbistan, Endonezya, Litvanya, Slovakya, Polonya, Kazakistan, Yunanistan, KKTC ve İtalya’nın delegasyonları, halk oyunları ekipleri ve on binlerce vatandaş katıldı. Kortejde temsili Merkez Efendi’yi geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da ünlü oyuncu Kubilay Pembeklioğlu canlandırırken, Hafsa Sultan ve nedimeleri ile Manisa’da yetişip tahta çıkan temsili Osmanlı padişahları, şehzadeleri, yabancı ülkelerden gelen ekipler bulundu. Geniş güvenlik önleminin alındığı festivalde, mehter takımının marşları ile Mustafa Kemal Paşa Caddesi’nde ilerleyen kortej, Cumhuriyet Bulvarı güzergahında devam edip Sultan Camii’ne ulaştı. Yabancı ülkelerden ve Türkiye’den katılan dans toplulukları kortej boyunca gösterileriyle festivale karnaval havası kattı. Protokol üyeleri, evlerinin balkonları ve yol kenarlarında toplanarak korteje eşlik eden halkı selamlarken, kortej sonunda Sultan Camii önünde toplanan on binlerce kişi heyecanla mesir macunu saçımını bekledi. İlk mesir saçıldı insan seli hareketlendi Manisa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncularından seçilen temsili Hafsa Sultan ve nedimeleri ile temsili Merkez Efendi’nin mesir macunu saçılması için berat vermesinin ardından protokol üyeleri temsili Hafsa Sultan ile birlikte ilk mesir macunlarını halka saçmaya başladı. Sultan Camii’nin minare, kubbeleri ve çevredeki binaların balkonlarından 44 farklı noktadan 10 ton mesir macunu halka saçıldı. Her sene olduğu gibi bu yıl da macunlardan kapmaya çalışan yüzlerce kişi ezilme tehlikesi geçirdi, izdiham yaşandı. Her festivalde olduğu gibi şemsiyelerini ve ceketlerini ters açarak mesir macunlarını ağaç veya elektrik direklerinin tepelerinde kapmaya çalışanlar da renkli görüntüler oluşturdu. Mesir macununun tarihi Türkiye’de Kırkpınar yağlı güreşlerinden sonra en eski gelenek olan Mesir Festivali, 485 yıl önce ortaya çıktı. Amansız bir hastalığa yakalanan Yavuz Sultan Selim’in eşi, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan, Sultan Camii Külliyesi’nde idareci olarak görev yapan devrin ünlü hekimi Merkez Efendi’nin 41 çeşit baharatın karışımıyla hazırladığı mesir macunuyla şifa buldu. Hafsa Sultan, hastalığa şifa olan macunun her nevruz günü halka saçılmasını istedi. O günden sonra her yıl mesir macunu saçılarak bugün 484 yılı bulan bir gelenek haline geldi. Mesir macununun hazmı kolaylaştırıcı, kuvvet verici, cinsel uyarıcı, iştah açıcı, yorgunluk giderici, zehirli hayvanların zehirlerine karşı bağışıklık kazandırıcı özelliği yanı sıra birçok derde şifa olduğuna inanılıyor. Macunun sırrı 41 çeşit baharat Şifalı mesir macunu içinde yer alan 41 çeşit baharat ise şöyle: "Tarçın, karabiber, yenibahar, karanfil, çörek otu, hardal tohumu, anason, kişniş, zencefil, hibiskus, zerdeçal, Hindistan cevizi, rezene, kebabiye, sinameki, sarıhalile, vanilya, darı fülfül, kakule, havlıcan, hıyarşembe, safran, kimyon, çam sakızı, mürsafi, meyan balı, zulumba, limon kabuğu, portakal kabuğu, deve dikeni tohumu, keten tohumu, keçiboynuzu, udi hindi, ısırgan tohumu, akbiber, üzüm çekirdeği, hayıt tohumu, biberiye, funda yaprağı, melisa otu, karahalile."
26 Nisan 2026 Pazar - 14:41 BEUN’dan Teoman Duralı’ya Vefa: Çocukluk Evi Müze Oluyor Türk düşünce dünyasının öncü isimlerinden, felsefenin yerli ve millî sesi, mütefekkir Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı’nın hatırası, doğup büyüdüğü topraklarda yeniden hayat buluyor. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinin (BEUN) girişimleriyle hazırlanan "Teoman Duralı Felsefe-Bilim Evi ve Müze Projesi", Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle kabul edilerek resmiyet kazandı. 24 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11201 sayılı kararnameyle; Zonguldak’ın Kilimli ilçesi KuzyakaMahallesi’nde bulunan ve Prof. Dr. Teoman Duralı’nın çocukluk yıllarını geçirdiği ev; eğitim, kültür ve müze faaliyetlerinde kullanılmak üzere Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesine tahsis edildi. Böylece Türkiye’de bir filozofun çocukluğunu geçirdiği evin bilimsel ve entelektüel bir merkeze dönüştürülmesi yönünde önemli bir adım atılmış oldu. Projenin temel amacı; Ş. Teoman Duralı’nın düşünce dünyasını, onun yetiştiği mekânda yaşatarak gelecek nesillere aktarmak. Bu yönüyle proje yalnızca bir müze değil, aynı zamanda yaşayan bir düşünce merkezi olma özelliği taşıyor. Kuzyaka’daki bu yapı, yılın 365 günü aktif olacak şekilde; akademi ile halkı buluşturan, Zonguldak’ı felsefe ve bilim alanında temsil edecek dinamik bir mekân olarak tasarlandı. Müze bünyesinde oluşturulacak hafıza mekânında, Prof. Dr. Teoman Duralı’nın şahsi eşyaları, el yazması notları ve zengin kütüphanesi titizlikle korunarak sergilenecek; böylece ziyaretçilere yalnızca bir yaşam öyküsü değil, bir düşünce evreni deneyimleme imkânı sunulacak. Bu anlamlı dönüşüm, aynı zamanda Prof. Dr. Duralı’nın doğup büyüdüğü topraklara duyduğu derin bağlılığın da somut bir yansıması niteliği taşıyor. Nitekim Duralı, Zonguldak’a olan aidiyetini şu sözlerle dile getirir: "Ben doğma büyüme Zonguldaklı olduğumdan ötürü buraya duygularla bağlı bir kişiyim. Yeşilin maviyle karıştığı dünya güzeli bir yöreden çıktım ve bununla ömür boyu gurur duydum. Hayatımda hiçbir yer bana Zonguldak’tan daha güzel görünmedi." Projenin Kalbi: Hafıza Mekânı, Dijital Arşiv ve Açık Bilim Projede öne çıkan başlıklar, Türkiye’de örneğine az rastlanır bir vizyon ortaya koyuyor: Hafıza Mekânı: Duralı’nın kişisel eşyaları, el yazmaları ve kütüphanesi sergilenerek genç kuşaklara ilham veren bir atmosfer oluşturulacak. Dijital Arşiv: "Bir Filozofun Anatomisi" projesiyle tüm eserler dijital ortama aktarılacak, kavramsal bir veri tabanı kurulacak. Halka Açık Bilim: Seminerler, paneller ve "Düşünce Atölyeleri" ile akademik bilgi toplumla buluşturulacak. Düşünce Merkezi: Yerel kültür ile bilimsel düşünceyi harmanlayan, eleştirel düşünmeyi teşvik eden bir platform oluşturulacak. Sürekli Dinamik Yapı: Sergiler, okuma grupları ve etkinliklerle yaşayan bir enstitü modeli hayata geçirilecek. BEUN’dan Duralı’ya Fahri Doktora ile Aziz Hatırasına Değer Bilimsel Etkinlikler ve Faaliyete Geçen Çalışmalar Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi de Duralı’nın mirasını yaşatmak adına önemli adımlar attı. 28 Nisan 2016 tarihinde 66. Hükûmet Millî Eğitim Bakanı, 28. Dönem AK Parti Ordu Milletvekili ve dönemin Üniversite Rektörü Prof. Dr. Mahmut Özer başkanlığında toplanan senato kararıyla Türkiye’de ilk kez biyoloji felsefesi çalışmalarını başlatan ve Türk düşünce hayatına yön veren katkıları dolayısıyla Duralı’ya, fahri doktora payesi verilmesi kararlaştırıldı. Bu anlamlı paye, 6 Nisan 2017 tarihinde düzenlenen törenle kendisine takdim edildi. Yine aynı gün üniversite bünyesinde açılan Teoman Duralı Çalışma Salonu, onun akademik mirasının kurumsal düzeyde yaşatılmasının ilk somut adımlarından biri oldu. 2022-2025 yılları arasında ise BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer’in öncülüğünde Duralı’nın düşünce dünyasını daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla kapsamlı etkinlikler düzenlendi. "Tanıklarla Teoman Duralı’nın Düşünce Dünyası" paneli, "Görgü ve Bilgi Arasında: Teoman Duralı’yıAnlamak" başlıklı program, "Metafizik Sonrası Metafizik Tartışmaları - Yeni Ontolojilere Doğru" etkinliği ve 77’nci doğum yılı dolayısıyla gerçekleştirilen "Bir Şair, Bir Seyyah, Bir Kaşif, Bir Filozof Teoman Duralı" paneli ile "Bir Filozofun Dünya Nöbeti: Teoman Duralı" sergisi; onun fikir mirasını çok boyutlu bir perspektifle ele aldı. Prof. Dr. Duralı’nın Adı ve Mirası Yaşatılıyor Rektör Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer döneminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle 16 Nisan 2025 tarihli ve 9724 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında, üniversitenin İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesine Teoman Duralının adı verildi ve bu karar 17 Nisan 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bunun yanı sıra Haziran 2025’te Duralı’nın vasiyeti doğrultusunda üniversite bünyesinde Felsefe Bölümü açıldı ve 2025-2026 akademik yılı itibarıyla ilk öğrencilerini bünyesine kattı. Bugün hayata geçirilen Teoman Duralı Felsefe-Bilim Evi ve Müze Projesi ise tüm bu çalışmaların zirve noktası olarak; Duralı’nın yalnızca hatırasını değil, düşünce dünyasını da yaşayan bir mirasa dönüştürmeyi hedefliyor. Rektör Özölçer: "Bu eser; ilme vefa, geleceğe yapılan güçlü bir yatırımdır" Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü İsmail Hakkı Özölçer, projenin kabulüne ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri dile getirdi: "Enerjinin ve sanayinin başkenti Zonguldak’ımızın yetiştirdiği mümtaz bir ilim ve fikir insanı olan merhum Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı hocamızın aziz hatırasını, bizzat çocukluğunu geçirdiği mekânda yaşatacak bu kıymetli projenin hayata geçmesi bizler için tarifsiz bir gurur ve derin bir vefa vesilesidir. Bu çalışma yalnızca bir yapının tahsisi değil; aynı zamanda ilme, irfana, düşünceye ve köklü medeniyet birikimimize sahip çıkmanın güçlü bir nişanesidir. Hocamız; derin felsefi birikimi, disiplinlerarası yaklaşımı ve yetiştirdiği kıymetli öğrencileriyle sadece ülkemizin değil, insanlık düşünce tarihinin de müstesna şahsiyetlerinden biri olmuştur. Onun fikir dünyasını çocukluğunu geçirdiği evde yaşatmak; geçmiş ile gelecek arasında sahih, güçlü ve kalıcı bir köprü kurmak anlamına gelmektedir. Bu yönüyle Teoman Duralı Felsefe-Bilim Evi ve Müze Projesi, üniversitemizin ilmi vizyonunu toplumla buluşturan, yaşayan ve üreten bir düşünce merkezi olacaktır. Bu anlamlı projenin hayata geçirilmesinde yüksek tensipleriyle bizleri onurlandıran Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şahsım, üniversitemiz ve Zonguldaklı hemşehrilerimiz adına sonsuz şükranlarımı arz ediyorum.Süreç boyunca anlamlı gayretleri ve destekleri ile bizleri onurlandıran 29. TBMM Başkanımız Sayın Mustafa Şentop’a içtenlikle teşekkür ediyorum. Süreç boyunca desteklerini esirgemeyen Yükseköğretim Kurulu Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar’a ve Yükseköğretim Kurulu ailesine en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca bu kıymetli projenin fikirden uygulamaya uzanan her aşamasında büyük bir özveriyle çalışan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi ailemize gönülden teşekkür ediyorum. Hocamızın kıymetli emaneti olan değerli evladı, Medipol Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Deniz Duralıile hocamızın muhterem ailesine destekleri ve katkıları dolayısıyla şükranlarımı sunuyorum. Yine hocamızın seçkin talebelerinden, ülkemizin yetiştirdiği müstesna ilim insanlarından İstanbul Medeniyet Üniversitesi Bilim Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’na ve şehrimizin değerli iş insanlarından, merhum hocamızın kıymetli öğrencilerinden Veysel Bircan’a da bu süreçte verdikleri katkılar için en kalbî duygularımla teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki bu müstesna eser; yalnızca Üniversitemizin ve Zonguldak’ımızın değil, ülkemizin düşünce hayatına yön veren, gençlerimize ilham olan, ilmi üretimi teşvik eden bir merkez hâline gelecek; hocamızın mirası, burada yetişecek nesillerle yaşamaya devam edecektir. Bu çok kıymetli eserin başta Üniversitemiz olmak üzere Zonguldak’ımıza, yükseköğrenim camiamıza ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum." Zonguldak, Felsefenin Yeni Adresi Olmaya Hazırlanıyor Teoman Duralı Felsefe-Bilim Evi ve Müze Projesi, sadece bir anma değil; geleceğe kurulan güçlü bir köprü. Bu adım, Zonguldak’ı sanayi ve ekonominin dışında bir "ilim ve kültürşehri" kimliğiyle öne çıkaracak olup, Türkiye’de bilim ve felsefe kültürünün güçlenmesine de önemli katkı sağlayacağı öngörülüyor.
26 Nisan 2026 Pazar - 14:30 "Toz ve Işık" pastel sergisi kapılarını açtı İranlı Ressam Javad Soleimanpour öncülüğünde Türkiye Pastel Sanatçıları Topluluğu tarafından düzenlenen "Toz ve Işık" Pastel Resim Sergisi, Mete Plaza’daki Mete Art Galeri’de sanatseverlerin katılımıyla açıldı. 120 sanatçının 120 eserinin yer aldığı serginin açılışında Prof. Dr. Sinan Canan söyleşi gerçekleştirdi. Javad Soleimanpour öncülüğünde bu yıl beşincisi düzenlenen Türkiye Pastel Sanatçıları Topluluğu’nun "Toz ve Işık" Pastel Resim Sergisi, Mete Plaza içerisinde bulunan Mete Art Galeri’de düzenlenen kokteyl ile açıldı. Sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği açılış programında pastel sanatının farklı yorumlarını yansıtan 120 eser ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Açılışta onur konuğu olarak yer alan Sinan Canan, sanat ve algı üzerine gerçekleştirdiği söyleşide sanatın insan zihnindeki etkilerine değindi. Programın diğer onur konukları ve seçici kurul üyeleri arasında Olga Abramova ile Remzi İren de yer aldı. Pastel sanatının zarif dokusu ile ışık ve renk geçişlerini buluşturan sergide, Türkiye’nin farklı illerinden 120 sanatçının eserleri aynı çatı altında sanatseverlerle buluştu. Sergide doğa, portre, kent yaşamı ve soyut temaların işlendiği çalışmalar dikkat çekti. Sanatın toz ve ışıkla şekillenen büyülü dünyasına kapı aralayan sergi, önümüzdeki günlerde de ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek. Sergide konuşan Prof. Dr. Sinan Canan, "Burada olmak benim için çok özel çünkü ben bir fen bilimciyim böyle bir yerlere davet edildiğimde hakikaten kendimi bir üst seviyede bir şey yapıyormuş gibi hissediyorum ve gerçekten böyle de buradaki dostlarla paylaşmaya çalıştığım şey de temelde oydu. Bizim ülkede maalesef böyle garip bir durum var akademik alanlar, fen alanları yüksek seviyede, sanat sepet işleri de böyle düşük seviyede bir şey gibi algılanıyor. Halbuki insan psikolojisinde ve insan kültüründe sanatın, biliminin, felsefenin ne kadar birlikte hareket eden bir bütünün parçaları olduğunu anlamadığımız için yani sanatsız bilim olacağını zannettiğimiz için maalesef biraz bu haldeyiz. Ülkedeki ve dünyadaki bütün insani sorunların temelinde sanatsızlık ve inceliksizlik oluşturuyor maalesef. İnşallah ben de buralarda olarak hem biraz bana bulaşsın hem de bunun başka insanlara bulaşmasına ben nasıl etkili olabilirim diye ar-ge yapıyorum. İnsanın bir sürü farkını çalıştım şimdiye kadar. Diğer canlılardan farkımız, geleceği hayal etmek bilmem ne falan hepsi var ama bunların ekseriyasının bir nüshasını hayvanlarda da görüyorsunuz ama hayvanlarda ya da bitkilerde soyut bir düşünce üretip bunu somutlaştırma çabası anlamında tarif edebileceğimiz sanata benzer hiçbir şey görmüyorsunuz. Bir şey verildiyse bir sebep de verilmiştir şu anki medeniyetimize bakalım bütün güzelliklerini sanatla oluşturduk ama bütün çirkinlikleri sanatsız verim tabanlı düşünceyle oluşturduk. Bir an önce tekrar inceliklere geri dönmemiz lazım" dedi. İranlı Ressam Javad Soleimanpour ise sergide olmaktan çok mutlu olduğunu dile getirerek kızıyla birlikte hazırladığı tablosuyla ilgili bilgiler verdi.
Didim, turizm fuarında yerini aldı
25 Ekim 2025 Cumartesi - 10:01 Didim, turizm fuarında yerini aldı Didim Belediyesi ve Didim Turizm Altyapı Hizmet Birliği (DİTAB) iş birliğiyle, Didim’in turizm vizyonu Uluslararası Antalya Turizm Fuarı’nda (ATF 2025) tanıtıldı. Türkiye’nin ve Akdeniz’in en önemli turizm buluşmalarından biri olarak kabul edilen fuar, 22-24 Ekim 2025 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Fuarda yer alan Didim standı, ilçenin doğal güzellikleri, tarihi mirası, konaklama imkanları ve turizm potansiyelini ön plana çıkararak yoğun ilgi gördü. Ziyaretçiler, Didim’in dört mevsim turizme uygun yapısı hakkında bilgi alırken, stantta gerçekleştirilen tanıtım faaliyetleri sayesinde ilçenin marka değeri bir kez daha pekiştirildi. Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, fuar kapsamında gerçekleştirdiği temaslarda Didim’in turizmdeki hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Başkan Gençay, Didim’i tarihte olduğu gibi yeniden Ege’nin incisi yapmakta kararlı olduklarını vurguladı. Antalya Turizm Fuarı Kurucusu Selçuk Meral ise Didim’i "turizmin parlayan en yeni yıldızı" olarak nitelendirerek, kentin doğru adımlarla ilerlediğine dikkat çekti. Didim Belediyesi ve DİTAB’ın koordinasyonunda yürütülen tanıtım çalışmaları, yerli ve yabancı turizm profesyonellerinden büyük ilgi gördü. Didim standı, hem sektörel temaslar hem de tanıtım faaliyetleri açısından fuarın en dikkat çekici noktalarından biri oldu. Doğası, tarihi, denizi ve misafirperver insanlarıyla Ege’nin incisi Didim, turizmin marka şehirlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor.
Ahşap beşiğin modern beşiklere direnişi
25 Ekim 2025 Cumartesi - 09:55 Ahşap beşiğin modern beşiklere direnişi Teknolojinin gelişmesiyle birlikte geleneksel ürünlerin yerini modern tasarımlar alırken, Samsun’un Çarşamba ilçesinde bir usta, dedesinden kalan ahşap beşik geleneğini sürdürerek zamana meydan okuyor. İlçenin tek ahşap beşik ustası 44 yaşındaki Hacı Salih Özşahin, "Kimi çocuklar uyumadığı zaman aileler bu beşikleri tercih ediyor" dedi. Günümüzde plastik, metal ve karyola tipi modern beşikler tercih edilirken, Yaklaşık 150 bin nüfuslu Çarşamba’nın tek ahşap beşik ustası Hacı Salih Özşahin, 150 nüfuslu 1947’den bu yana ailesinin sürdürdüğü ahşap beşik üretimini devam ettiriyor. "Bazı çocuklar modern beşikte rahat edemiyor" Ahşap beşik ustası Hacı Salih Özşahin, mesleğini yaşatma mücadelesini şu sözlerle anlattı: "Mesleğim dede mesleğidir. 1947 yılından beri dedem bu mesleği yapmış, akabinde pandemi dönemine kadar babam yaptı. Babamdan da ben devraldım. Eskiden karyola tipi beşik yokken, köylüsü, şehirlisi çocuğu doğduğu zaman bu dükkana gelerek beşik alıp, çocuğunu bu beşikte büyütüyormuş. Şimdi başka alternatifler çıktı. Ahşap beşiğe rağbet var ama eskisi kadar yok. Bazı çocuklar karyola tipi beşikte yatmıyor. Aileler çare arıyor. Bu beşiği öneri üzerine alıyorlar. Çocuklarının rahat ettiklerini söylüyorlar. Kimisi babasından, dedesinde gördüklerini yapmak istiyor. ‘Bizler bunlarda büyüdük, çocuğumu da bu beşikte büyütmek istiyorum’ diyorlar. Bu beşik el tornalarında çekiliyordu şimdi dinomolu tornalar var. Bir insan günde bir tane beşik yapabilir. Bunun kesme aşaması, kerestesini temin etme, kurutulma aşamaları var." Çarşamba’nın tek ahşap beşik üreticini ürettiği beşikler boyutlarına göre bin 500 ile 3 bin TL arasında alıcı buluyor.
Ahşap beşiğin modern beşiklere direnişi
25 Ekim 2025 Cumartesi - 09:52 Ahşap beşiğin modern beşiklere direnişi Teknolojinin gelişmesiyle birlikte geleneksel ürünlerin yerini modern tasarımlar alırken, Samsun’un Çarşamba ilçesinde bir usta, dedesinden kalan ahşap beşik geleneğini sürdürerek zamana meydan okuyor. İlçenin tek ahşap beşik ustası 44 yaşındaki Hacı Salih Özşahin, "Kimi çocuklar uyumadığı zaman aileler bu beşikleri tercih ediyor" dedi. Günümüzde plastik, metal ve karyola tipi modern beşikler tercih edilirken, Yaklaşık 150 bin nüfuslu Çarşamba’nın tek ahşap beşik ustası Hacı Salih Özşahin, 150 nüfuslu 1947’den bu yana ailesinin sürdürdüğü ahşap beşik üretimini devam ettiriyor. "Bazı çocuklar modern beşikte rahat edemiyor" Ahşap beşik ustası Hacı Salih Özşahin, mesleğini yaşatma mücadelesini şu sözlerle anlattı: "Mesleğim dede mesleğidir. 1947 yılından beri dedem bu mesleği yapmış, akabinde pandemi dönemine kadar babam yaptı. Babamdan da ben devraldım. Eskiden karyola tipi beşik yokken, köylüsü, şehirlisi çocuğu doğduğu zaman bu dükkana gelerek beşik alıp, çocuğunu bu beşikte büyütüyormuş. Şimdi başka alternatifler çıktı. Ahşap beşiğe rağbet var ama eskisi kadar yok. Bazı çocuklar karyola tipi beşikte yatmıyor. Aileler çare arıyor. Bu beşiği öneri üzerine alıyorlar. Çocuklarının rahat ettiklerini söylüyorlar. Kimisi babasından, dedesinde gördüklerini yapmak istiyor. ‘Bizler bunlarda büyüdük, çocuğumu da bu beşikte büyütmek istiyorum’ diyorlar. Bu beşik el tornalarında çekiliyordu şimdi dinomolu tornalar var. Bir insan günde bir tane beşik yapabilir. Bunun kesme aşaması, kerestesini temin etme, kurutulma aşamaları var." Çarşamba’nın tek ahşap beşik üreticini ürettiği beşikler boyutlarına göre bin 500 ile 3 bin TL arasında alıcı buluyor.
Kahramanmaraş’ta ’Filistin’in sessiz duvarları’ sergisi açıldı
25 Ekim 2025 Cumartesi - 09:48 Kahramanmaraş’ta ’Filistin’in sessiz duvarları’ sergisi açıldı Kahramanmaraş’ta atık koli kutularından oluşturulan Filistin’in sessiz duvarları isimli sergi açıldı. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Yunus Emre Kongre ve Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda, Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Nazif Gür’ün "Filistin’in Sessiz Duvarları" isimli kişisel sergisi açıldı. Atık koli kutularının sanat eserine dönüştüğü sergide, Filistin’in geleceğine dair belirsizlik, umut ve çıkışsızlık arasındaki gerilim sanatsal bir dille anlatıldı. Gür’ün çağdaş sanat anlayışıyla hazırladığı eserler, hem sanatın dönüştürücü gücünü hem de Filistin meselesini izleyicilere derin bir şekilde hissettirdi. ’Bugün burada Filistin’in sesi olabilmek için toplandık’ diyen Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Nazif Gür," Umut ile belirsizlik arasında sıkışmış hayatların, terk edilmiş evlerin ve bölünmüş kimliklerin yansımasını bu sergide bulacaksınız. Çalışmalarımda kullandığım koli, taşımayı ve taşınmayı simgeler; ancak Filistin’de bu, çoğu zaman zorunlu bir göç anlamına geliyor. Ben bu malzemeyi parçalayıp yüzeylere ayırarak, aidiyetin parçalanmışlığının, sürüklenen hayatların, sessizliğin ve direncin dili haline getirmek istedim" ifadelerini kullandı. Sergi vesilesiyle Filistin’in sesi olabilmek için bir arada olduklarına dikkat çeken Dr. Gür, "Filistin’in geleceğinin belirsizliği, umut ve çıkışsızlık arasındaki gerilimi taşıyan bir labirente dönüşmektedir. Belirsizlik onları zorunlu bir taşınmaya sürüklemekte. Bu taşınmada koli, içerisinde eşyalar doldurulan taşınma sürecinde geride kalan evlerin ve sürüklenen hayatların sessiz tanığı olarak çalışmalarında bir metafora dönüşmektedir" diye konuştu. Sergiyi 30 Ekim 2025 tarihine kadar ziyaretçilerin gezebileceği belirtildi.
EBYÜ’de "Türk Birliği ve Zafer Tarihi: Karabağ’da 44 Gün Konferansı" düzenlendi
25 Ekim 2025 Cumartesi - 09:39 EBYÜ’de "Türk Birliği ve Zafer Tarihi: Karabağ’da 44 Gün Konferansı" düzenlendi Türk Birliği ve Zafer Tarihi: Karabağ’da 44 Gün adlı konferans, Albay Eldeniz Namazov’un katılımıyla Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlendi. Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen programa; Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun, 3. Ordu İdari Kurmay Yarbaşkanı Tuğg. Mehmet Zeki Eren, EBYÜ Rektörü Prof. Dr. Akın Levent, Erzincan Vali Yardımcısı Nurullah Kaya, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. A. Ercan Ekinci, Prof. Dr. Adem Başıbüyük ve Prof. Dr. Çağrı Çırak, il protokolü, akademik ve idari personel, öğrenciler ile çok sayıda davetli katıldı. Prof. Dr. Ali Kafkasyalı gerçekleştirdiği sunumda Ermeni ve Karabağ meselesinin arka planı olarak Türk tarihine ve Kafkasya bölgesinin stratejik önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Ali Kafkasyalı, "Şecere-i Türk" adlı orijinal el yazması Fransa, İngiltere, Rusya ve Özbekistan’da bulunuyor, bu eserin Kuman-Kıpçakların kökenine ışık tuttuğunu söyleyebiliriz. Bununla Birlikte Gürcü tarihçisi Marie Felicite Brosset’in çalışmaları da bu kapsamda Kıpçakların MÖ 4. yüzyılda var olduğunu destekler niteliktedir." dedi. Ayrıca tarihi süreç içerisinde 1800’lerin başında Rusların Kafkasya’ya inişi, 1918-1920 yılları arasında kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu dönemde bıraktığı 12 kilometrelik sınır kapısı bugünkü Zengezur Koridoru değerlendirildi. Bu koridorun Türk dünyasıyla doğrudan bağlantı sağlayan stratejik bir geçit olduğuna dikkat çekti. Son olarak Prof. Dr. Ali Kafkasyalı 1941’e kadar Kafkaslarda Türk nüfusunun azaldığı, ancak Azerbaycan’ın 44 günlük Karabağ Zaferi ile Türkün makus tarihinin tersine çevrildiğini ifade etti. Konferansın yapılmasında emeği geçen başta katılımından dolayı Albay Eldeniz Namazov’a ve tüm davetlilere teşekkür ederek "Kiriş Azerbaycan’dır, ok ise Türkiye. Kirişi ne kadar gererseniz, ok o kadar ileriye gider." dedi. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşliğin önemini vurgulayarak sözlerine son verdi. Konuşmalarını yapmak üzere kürsüye gelen Albay Eldeniz Namazov, Ankara’dan Bakü’ye kadar uzanan Türk birliğini vurgulayarak 2. Dağlık Karabağ Savaşında yalnız olmadıklarını, her bir Azerbaycan askerinin geriye baktığında büyük Türk Dünyası’nın birliğini gördüğünü ifade etti. Albay Eldeniz Namazov, "Türkiye-Azerbaycan dayanışması, savaşta bizim en büyük desteğimizdi. Birlik olursak karşımızda kimse duramaz. İman, inanç ve vatan sevgisiyle zaferi elde etmek bizim görevimizdi" dedi. Konuşmasına 44 günlük savaş sürecini ve öncesini anlatarak devam eden Albay Eldeniz Namazov, "1990 Mart’ta Karabağ’da başlayan saldırılarda ilk şehitlerimizi verdik. Vatan uğruna can veren şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde toprağımızı geri kazandık. Azerbaycan ordusunun gençleri, 18 yaşındaki askerlerimiz TSK’nın şerefli subayları tarafından eğitim alıp savaşa katıldılar. Bu bizim için vatanımıza karşı olan sorumluluktur." ifadelerini kullandı. 2. Dağlık Karabağ Savaşı sırasında Türkiye’nin desteğinin çok önemli olduğuna değinen Albay Eldeniz Namazov, "Türk ordusu bize eğitim verdi, maddi manevi destek sağladı ve zaferimizde büyük rol oynadı. Bu sebeple sevincimizi Türk kardeşlerimle paylaşmak istiyorum; her birinize ayrı ayrı teşekkür ederim" dedi. Karabağ’ın geri kazanılmasını sadece Azerbaycan’ın değil, tüm Türk dünyasının manevi zaferi olarak nitelendiren Albay Eldeniz Namazov, "Vatan sağ olsun, biz bunun için her daim hazırdık ve görevimizi yerine getirdik" dedi. Ardından Karabağ’ın Ermenilerin işgali altında olduğu süreçte bölge halkının büyük bir zulme ve eziyete maruz kaldığını kendi yaşadığı köy halkının da benzer durumlar yaşadığını söyleyerek Türk isminin şanına yakışır bir şekilde Azerbaycan askerinin sivil vatandaşa asla zarar vermeden kendi topraklarını yeniden elde etme başarısı gösterdiğini vurguladı. Konuşmasını, şehitlerimize rahmet, gazilerimize sağlık dileyerek ve birlik mesajını vurgulayarak tamamlayan Albay Eldeniz Namazov, "Türk’ün gücü birliğinden gelir. Türk dünyası birleştiğinde her zorluk aşılır ve örnek bir güç ortaya çıkar. Bu birlik daim olmalıdır, Ankara’dan Bakü’ye, Orta Asya’ya kadar uzanmalıdır" sözleriyle konuşmasına son verdi. Konuşmaların ardından 3. Ordu İdari Kurmay Yarbaşkanı Tuğg. Mehmet Zeki Eren, Albay Eldeniz Namazov’a Türk ve Azerbaycan kardeşliğinin 1990’lı yıllardan bugüne kadar sürdüğünü ve her zaman daim olacağını ifade ederek hediye takdimi gerçekleştirdi. Albay Eldeniz Namazov da 3. Ordu İdari Kurmay Yarbaşkanı Tuğg. Mehmet Zeki Eren’e Azerbaycan Özel Kuvvetlerinin logosu bulunan plaket hediyesini takdim ederek Türk Ordusuna minnettar olduğunu ifade etti. Daha sonra Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun da Albay Eldeniz Namazov’a hediye takdiminde bulundu. Ardından Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Akın Levent, "Bugün çok güzel bir toplantıya şahit olduk. Prof. Dr. Ali Kafkasyalı hocamız Ermenistan ve Güney Azerbaycan ile ilgili çok değerli bilgiler verdi ve ardından çok kıymetli Albayımız Eldeniz Namazov, bölgede gerçekleşen sıkıntıları ve acıları bizlere anlattı." dedi. Son olarak Türk ordusunun da destekleriyle birlikte tüm Azerbaycan halkına bundan sonraki hürriyet mücadelelerinde başarılar dileyerek konferansta emeği geçen herkese teşekkür etti. Konuşmasının ardından Rektör Levent, Albay Eldeniz Namazov’a hediye takdiminde bulundu. Hediye takdimlerinin gerçekleştirilmesinin ardından program sona erdi.
Atakum’da özel öğrencilerle Cumhuriyet’in 102. yılı kutlandı
24 Ekim 2025 Cuma - 18:15 Atakum’da özel öğrencilerle Cumhuriyet’in 102. yılı kutlandı SAMSUN (İHA) – Samsun’un Atakum Belediyesi’ne bağlı Cumhuriyet Kadınları Bando Takımı, özel öğrencilerle Cumhuriyet’in 102. yılını kutladı. Türkiye’de kurulan ilk üniformalı Cumhuriyet Kadınları Bandosu olma özelliği taşıyan takım, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve engelli bireylere yönelik farkındalığını arttırma etkinlikleri kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesi yerleşkesinde gösteri düzenledi. Etkinliğe OMÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hamza Çalışıcı, Atakum Özel Eğitim ve Uygulama Okulu öğrencileri, çeşitli okullardan anaokulu öğrencileri, öğretmenler ve veliler katıldı. Cumhuriyet Kadınları Bando Takımına ellerinde Türk bayrakları ve ‘Yaşasın Cumhuriyet’ pankartları ile katılan vatandaşlar, OMÜ Eğitim Fakültesinden Yaşam Merkezinin önüne kadar olan mesafeyi, marşlar söyleyerek kat etti. Bando sesleri ve marşlarla eğlenceli anlar yaşayan çocuklar, ‘Cumhuriyet Bayramı’ coşkusunu doyasıya yaşadı. Cumhuriyet Kadınları Bando Takımı Kurucu Üyesi ve Şefi Ayşegül Tekay, etkinlik hakkında şunları söyledi: "Cumhuriyet Yürüyüşü’nün engelli bireylere yönelik toplumsal farkındalığın artırılmasında önemli olacağını düşünüyoruz. Cumhuriyetimizin 102. kuruluş yıl dönümünde, öğrencilerimizle son derece anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdik. Cumhuriyetimizin değerleri ve müziğin evrensel dilini birleştiren programımıza destek veren herkese çok teşekkür ederiz."
Ordu’da Turizm Çalıştayı’nın galası yapıldı
24 Ekim 2025 Cuma - 18:09 Ordu’da Turizm Çalıştayı’nın galası yapıldı Ordu’nun turizm potansiyelini en üst seviyeye taşımak, sürdürülebilir turizm vizyonu oluşturmak ve kenti ulusal ile uluslararası arenada güçlü bir destinasyon markası haline getirmek amacıyla düzenlenen Ordu Turizm Çalıştayı’nın galası gerçekleştirildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ordu Valiliği, Ordu Büyükşehir Belediyesi, Ordu Üniversitesi ve paydaşların iş birliğinde, Ordu Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen gala, Ordu Turizm Çalıştayı Tanıtım Filminin gösterimiyle başladı. Programda konuşan Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, yerli ve yabancı turistin Ordu’ya gelmesi için doğal güzelliklerin, gastronominin ve tarihi zenginliklerinin ortaya koyulması gerektiğinin altını çizdi. "Bu işler ikna ile olmaz, ispatla olur" diyen Güler, turizme yönelik çalışmaların bundan sonra daha planlı ve organize bir şekilde yürütüleceğine inandığını söyledi. Güler, "Çok güzel çalışmalar yapıldığını görüyoruz. Bundan sonra daha planlı, daha organize ve daha güzel yürütüleceğini düşünüyorum. Bunun için temel noktalardan birisi zaman, biz ‘3 ay değil 4 mevsim Ordu’ sloganını oluşturduk ve bunun altını doldurmaya çalışıyoruz. Sayın valimizin riyasetinde burada tam bir birlikte bu çalışmaları yapıyoruz. Teknik derseniz var, güzellik derseniz var, manzara derseniz var, coğrafya derseniz hepsi var. Halkımızın kültüre ve sanata düşkünlüğü var. Bununla birlikte bu çalışmaları bir bütün içinde ele aldığımız takdirde turizm noktasında çok önemli destinasyonların hazırlıklarını yaptık. Her geçen gün ilgi de çekiyor" dedi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Uğur Toparlak ise çalıştayın sadece bir etkinlik değil, ortak aklın ürünü olan bir vizyon çalışması olduğunu ifade etti. Toparlak, "Çalıştay boyunca denizden yaylaya, gastronomiden kültürel mirasa kadar her alan tartışıldı. Ortaya çıkan sonuçlar, Ordu’nun köklü kültürüyle bir marka değeri olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini gösteriyor" diye konuştu. Program, çalıştaya katkıda bulunan kişi ve kurumlara Vali Muammer Erol, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler ile protokol üyeleri tarafından plaket be hediye takdim edilmesiyle sona erdi. Galaya AK Parti Ordu Milletvekilleri İbrahim Ufuk Kaynak ve Mustafa Hamarat, Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan İleri, Altınordu Kaymakamı İsmail Hakkı Ertaş, ilçe kaymakamları ve belediye başkanları ile ilgililer katıldı.