KÜLTÜR SANAT
02 Mart 2026 Pazartesi - 15:17 Şair Dursun Ali Erzincanlı Kağıthane’de gönüllere hitap etti Kağıthane Belediyesi’nin Ramazan ayına özel düzenlediği kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında şair Dursun Ali Erzincanlı, Kağıthane Meydanı’nda gerçekleştirilen programda vatandaşlarla bir araya geldi. Şiir ve naat dinletisinin yer aldığı etkinlikte Erzincanlı, seslendirdiği eserlerle katılımcılara duygu dolu anlar yaşattı. Ramazan ayının manevi atmosferi Kağıthane Meydanı’nda düzenlenen programlarla yaşatılmaya devam ediyor. Kâğıthane Belediyesi tarafından organize edilen etkinliklerde sanatçılar, yazarlar ve akademisyenler vatandaşlarla buluşarak Ramazan’ın birlik ve paylaşma ruhunu pekiştiriyor. Programa katılan Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, dinleti sonunda sahneye çıkarak Erzincanlı’ya çiçek verdi. Başkan Öztekin, programa yoğun ilgi gösteren vatandaşlara teşekkür ederek Ramazan ayı boyunca Kağıthanelileri farklı kültür ve sanat etkinlikleriyle buluşturmaya devam edeceklerini ifade etti. Kağıthane Belediyesi tarafından hazırlanan Ramazan etkinlikleri kapsamında söyleşi ve kültür programlarının yanı sıra çocuklara yönelik sahne gösterileri ve çeşitli etkinlikler ay boyunca devam edecek. Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek ramazan sohbetleri programlarında; Nur Haktan, Fatih Koca, Saliha Erdim, Eşref Ziya Terzi, Hayati İnanç, Mustafa Cihat ve Merve Gülcemal Kâğıthanelilerle bir araya gelecek.
02 Mart 2026 Pazartesi - 14:51 Antalya’daki halı dükkanında dekor olarak kullanılan tarihi mihrap Konya’ya dönüyor Antalya’nın Antalya ili Muratpaşa ilçesi Kaleiçi bölgesinde bir halı dükkanında merdiven başı olarak dekor amaçlı kullanılan ahşap mihrabın sırrı çözüldü. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden emekli uzman Ali Kılıç’ın hazırladığı raporda, eserin 18-19’uncu yüzyıla ait olduğu, Konya yöresine özgü ahşap mihrap geleneğini yansıttığı ve asıl yerinin Konya olduğu değerlendirildi. Geçtiğimiz yıl Restorasyon Uzmanı Cemil Karabayram tarafından tespit edilerek gündeme taşınan eserle ilgili hazırlanan kapsamlı raporda, mihrabın sanatsal ve tarihi açıdan önemli bir kültür varlığı olduğu belirtildi. Yaklaşık 10 yıl önce Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden emekli olan sanat tarihçisi Ali Kılıç, ahşap parçanın mimari özellikleri, süsleme unsurları ve formu itibarıyla kesin olarak bir mihrap olduğunu ifade etti. Raporda, eserin Konya Karatay ilçesi Keçeciler Mahallesi’nde bulunan İğdeli Sultan Camii mihrabı ile büyük benzerlik taşıdığı kaydedildi. Konya’daki köy camilerinde görülen örneklerle yapılan karşılaştırmalarda, ajur tekniği, oyma süslemeler, kum saati formunda sütunceler ve bitkisel motiflerin ortak özellikler taşıdığı vurgulandı. Antalya’daki mihrabın da aynı ustanın elinden çıkmış olabileceği değerlendirildi. Raporda ayrıca Anadolu’daki kâgir camilerde mihrapların alçı, çini, mermer veya taş malzemeden yapılabildiği, ancak özellikle Konya ve çevresinde ahşap mihrap geleneğinin yaygın olduğu belirtildi. 14’üncü yüzyıla tarihlenen ve bugün Ankara Etnografya Müzesi’nde bulunan Taşkın Paşa Camii mihrabı örnek gösterilerek bu geleneğin köklü geçmişine dikkat çekildi. Uzman görüşüne göre Antalya’da halı dükkânında kullanılan ahşap parçanın farklı bir mimari eleman olma ihtimali bulunmuyor. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda bunun kesin olarak bir mihrap olduğu belirtildi. Raporda, mihrapların İslam dünyasında kıbleyi ve Kâbe’yi temsil eden kutsal unsurlar olduğu hatırlatılarak, eserin bakım ve konservasyon işlemlerinin ardından uygun şartlarda sergilenmesi ya da mihrabı olmayan bir camide aslına uygun şekilde değerlendirilmesinin uygun olacağı kaydedildi. Hazırlanan rapor doğrultusunda Antalya’ya getirildiği anlaşılan mihrabın asıl yeri olan Konya’ya iadesinin gündemde olduğu ve sürecin ilgili kurumlar tarafından takip edildiği öğrenildi. Mihrabı tespit eden Restorasyon Uzmanı Cemil Karabayram sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Yıllar evvel Konya’nın kalbinden kopup Antalya Kaleiçi’ne getirilen ve çok iyi şekilde korunan; her bir nakşında ayrı bir mana, her bir motifinde derin bir tarih saklayan o mübarek mihrap, şimdi asıl yerine Konya’ya dönüyor" ifadelerine yer verdi.
Sanat Melikgazi’de konferans ve atölye bir arada yapılacak
07 Şubat 2026 Cumartesi - 11:32 Sanat Melikgazi’de konferans ve atölye bir arada yapılacak Kültür ve sanat etkinliklerine devam eden Melikgazi Belediyesi, Nihal Fırat Özdemir’in konuşmacı olduğu, Bilginin Yolculuğu "Sözden Dijital Çağa" konulu konferans ve atölye çalışmaları etkinliği gerçekleştirecek. Sanat Melikgazi’de gerçekleştirilecek olan program hakkında bilgi veren Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu, "Melikgazi’mizde kültürel ve sanatsal etkinliklerle vatandaşlarımızla bir araya gelmeye devam ediyoruz. Sanat Melikgazi’miz birçok sanatseverin kültür ve sanatla buluşma adresi olacak. Burada birçok el sanatlarından çini, yağlı boya, mozaik ve müziğe kadar farklı dallarda eğitim vereceğiz. Sergilerden atölyelere kadar birçok kültürel ve sanatsal etkinliğimiz burada yapılacak. ‘Bilginin Yolculuğu Sözden Dijital Çağa’ başlıklı konferansımızda konuşmacı Nihal Fırat Özdemir, bilginin geçmişten bugüne kadar geçirdiği dönüşüm süreci ve günümüz dünyasında bilgiye erişim ve paylaşımın değişen yapısı üzerine düşüncelerini aktaracak" ifadelerini kullandı. Palancıoğlu, "Ayrıca atölye çalışmalarımız da olacak. Başvurularımız kontenjanla sınırlıdır. Katılmak isteyen vatandaşlarımız 0530 2539191 nolu WhatsApp numaramıza başvuru yapabilir. Konferansımız 9 Şubat Pazartesi günü saat 14.00 -15.00 arası olacak. Saat 15.30 ve 17.30’da da atölye çalışmalarımız yapılacak. Katılmak isteyen tüm hemşehrilerimizi Hunat Cami arkasında bulunan Dedeman Parkında yer alan Sanat Melikgazi’mize bekliyoruz" dedi.
Van’da kadın emeği sanata ve ekonomiye katkı sağlıyor
07 Şubat 2026 Cumartesi - 11:26 Van’da kadın emeği sanata ve ekonomiye katkı sağlıyor Van Kadın Sanatçılar Derneği tarafından, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü destekleriyle yürütülen "Van’da Sanatın Kalbi Yeniden Atıyor" projesi kapsamında açılan kurslarda kadınlar, hem geleneksel el sanatlarını öğreniyor hem de ürettikleri ürünleri satarak aile bütçelerine katkı sağlıyor. Proje kapsamında açılan sepet örücülüğü ve keçe sanatı kursları Vanlı kadınlardan yoğun ilgi görüyor. Kurslarda, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatları modern tasarımlarla buluşturulurken, kadınlar eğitim sürecinde ürettikleri el emeği ürünleri sosyal medya ve internet üzerinden satışa sunarak gelir elde ediyor. Van Kadın Sanatçılar Derneği tarafından yürütülen proje ile kadınların üretim yoluyla güçlenmesi, geleneksel el sanatlarının yaşatılması ve kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor. Proje sonunda düzenlenecek sergiyle, kadınların el emeği ürünlerinin daha geniş kitlelere tanıtılması amaçlanıyor. İHA muhabirine konuşan Van Kadın Sanatçılar Derneği Başkanı Merve Esra Erez, proje kapsamında çini sanatı, keçe sanatı ve sepet örücülüğü kurslarının devam ettiğini belirtti. Dernek Başkanı Erez, "Alanında uzman ve nitelikli eğitmenlerimizle, özellikle Vanlı kadınlarımıza unutulmaya yüz tutmuş kadim sanatları tanıtmayı ve öğretmeyi amaçlıyoruz. Bu eğitimler sayesinde kadınlarımızın ilerleyen süreçte ev bütçelerine katkı sunabilmelerini hedefliyoruz. Projemiz tamamlandığında bir sergi planlıyoruz. Kurslarımızın ardından derneğimiz bünyesinde workshop ve eğitim atölyelerimiz de devam edecek. Hedef kitlemiz kadınlar ve çocuklardır. İlerleyen süreçte yeni projelerle desteklenmeyi umut ediyoruz" dedi. "Öğrencilerimiz satış yaparak ev ekonomisine katkı sağlıyor" El sanatları usta öğreticisi Tuba Arslan ise keçe sanatının geçmişten günümüze uyarlanan kadim bir teknik olduğunu ifade ederek, "Keçe iğneleme tekniğiyle pano, şal ve çanta üzerine çalışmalar yapıyoruz. Birçok öğrencimiz şu anda sosyal medya ve internet üzerinden satış yaparak ev ekonomisine katkı sağlıyor" diye konuştu. Sepet örücülüğü kursu eğitmeni Seval Mendi de kursların hem ekonomik hem de kültürel açıdan önemli olduğuna dikkat çekerek, "Öğrencilerimiz hem öğreniyor hem de üretime katkı sağlıyor. Bir şeyler üretmek ve bunu paylaşmak bizler için büyük bir mutluluk ve onur" şeklinde konuştu.
Mersin Büyükşehir Belediyesi, fuarda kentin turizm potansiyelini tanıttı
07 Şubat 2026 Cumartesi - 11:03 Mersin Büyükşehir Belediyesi, fuarda kentin turizm potansiyelini tanıttı Mersin Büyükşehir Belediyesi, 29. EMITT Fuarı’nda açtığı stantla kentin tarihi, kültürel ve turistik zenginliklerini uluslararası katılımcılara tanıtırken, yöresel lezzetleriyle de ziyaretçilerin ilgisini çekti. Mersin Büyükşehir Belediyesi, turizm sektörünün en önemli uluslararası buluşmalarından biri olan ve bu yıl 5-7 Şubat 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen ‘29. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nda (EMITT) yerini aldı. Avrupa’nın en büyük turizm fuarları arasında gösterilen ‘EMITT Fuarı’nda stant açan Büyükşehir Belediyesi, Mersin’in tarihi ve kültürel değerlerini fuar boyunca katılımcılara tanıttı. Büyükşehir belediyesinin stantlarında Mersin’in zengin turizm potansiyeli öne çıkarılırken, Mersin’e özgü yöresel lezzetler de ziyaretçilere sunuldu. Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Tuba Kaya Sanal, "Bu yıl 29.’su gerçekleştirilen Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nda, Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak yerimizi aldık. Fuarımız 5-7 Şubat tarihleri arasında 3 gün boyunca devam edecek. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, TÜRSAB yetkilileri ve sektör dinamiklerindeki temsilcilerle beraber, fuara gelen tüm katılımcıları standımızı ziyarete bekliyoruz" diye konuştu. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Hamit İzol da EMITT Fuarı’nda Büyükşehir Belediyesinin standını ziyaret etti. Büyükşehir Belediyesinin EMITT Fuarı’na katılımını önemli bulduğunu dile getiren İzol, "Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer’in EMITT Fuarı’na önem vermesi ve burada stant açması, turizmciler açısından çok önemli. Sektörün bütün paydaşları olarak EMITT Fuarı’nda iletişim halindeyiz. Mersin’in tanıtımıyla ilgili çok güzel sunumlar var. Başkanımıza teşekkür ediyorum" dedi.
Göbeklitepe ve Taş Tepeler, Avrupa’nın kalbi Berlin’de sergilenecek
07 Şubat 2026 Cumartesi - 11:03 Göbeklitepe ve Taş Tepeler, Avrupa’nın kalbi Berlin’de sergilenecek Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Berlin’de insanlık tarihinin başladığı yere kapı aralıyoruz" diyerek, Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in 12 bin yıllık insanlık hikayesinin Avrupa’nın kalbinde dünya ile buluştuğunu duyurdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzelerine bağlı Vorderasiatisches Museum iş birliğiyle hazırlanan ‘Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisinin açılışı, Museuminsel Berlin’deki James-Simon Galerie’de 10 Şubat Salı günü Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirilecek. İnsanlık tarihinin bilinen en eski sayfaları, bu kez Berlin’de açılıyor. Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in 12 bin yıllık mirası, Avrupa’nın kültür başkentlerinden Berlin’de dünya ile buluşuyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Berlin’de açılacak sergiyi sosyal medya hesaplarından duyurdu. Bakan Ersoy paylaşımlarında şu ifadelere yer verdi: "Berlin’de insanlık tarihinin başladığı yere kapı aralıyoruz! 10 Şubat’ta açılışını yapacağımız ’Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisiyle, Şanlıurfa müzemizden seçilen 89 eser ve 4 replikayı dünya ile buluşturacağız. Eserlerin 44’ü ilk kez sergilenecek. 19 Temmuz’a kadar açık kalacak sergide, Isabel Muoz’un Taş Tepeler fotoğrafları da yer alacak. Neolitik Çağ’da insanlığın büyük dönüşümünü, Berlin’in kalbinde anlatacağız. Taş Tepeler’in mirasını, kararlılıkla dünyaya taşıyoruz." 44 eser ilk kez sergilenecek Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzelerine bağlı Vorderasiatisches Museum iş birliğiyle hazırlanan ‘Toplumun Keşfi: 12 bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisi, 10 Şubat’ta Berlin Museuminsel’deki James-Simon Galerie’de kapılarını açacak. Sergide, Göbeklitepe ve Taş Tepeler bölgesinden elde edilen buluntulara ev sahipliği yapan Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan seçilen Neolitik Çağ’a ait 89 eser ile 4 eser replikası yer alacak. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerine ışık tutan özgün örnekler arasında bulunan parçaların yer alacağı sergideki eserlerin 44’ü ilk kez sergilenecek. Sergi Neolitik Çağ’da insanlığın büyük dönüşümünü anlatacak Sergi, avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik hayata ve besin üretimine geçiş sürecini bütün yönleriyle ele alacak. Mimari, sanat, heykeltraşlık, inanç sistemleri ve toplumsal örgütlenmenin doğuşu, Göbeklitepe ve çevresindeki tapınaklar, taş sütunlar, kabartmalar ve figüratif heykeller üzerinden anlatılacak. Serginin ziyaretçileri, erken dönem toplumsal ritüelleri, ilk dini inanışları ve toplulukların örgütlenme biçimlerini yakından görme imkanı bulacak. Sergi aynı zamanda tarımsal üretimin başlamasıyla ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik dönüşümü de bütüncül bir çerçevede sunacak. Isabel Muoz’un objektifinden Taş Tepeler Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Isabel Muoz’un Taş Tepeler’de çektiği fotoğraflar da sergideki yerini alacak. Yalnızca arkeolojik alanları değil, Neolitik toplulukların yaşam izlerini; insan figürleri, dokular ve ışık aracılığıyla sanatsal bir dille yorumlayan Muoz’un bu fotoğrafları, ziyaretçilere Taş Tepeler’in tarihi derinliğini çağdaş bir bakışla deneyimleme imkanı sunacak. Göbeklitepe ve Taş Tepeler uluslararası sahnede Berlin’de ilk kez düzenlenecek olan sergi, Göbeklitepe ve çevresindeki Taş Tepeler’in kültürel ve bilimsel önemini uluslararası platformda güçlü biçimde tanıtacak. Türkiye’den Berlin’e getirilen bu eşsiz Neolitik eserler, insanlık tarihinin bilinen en eski tapınaklarından biri olan Göbeklitepe’nin önemini bir kez daha gözler önüne serecek. Daha önce Roma Kolezyumu’nda büyük ilgi gören Göbeklitepe ve Taş Tepeler anlatısı, Berlin ayağıyla Avrupa’daki görünürlüğünü daha da artıracak. Berlin’de düzenlenen bu sergi, Taş Tepeler Projesi’nin uluslararası tanıtımına önemli katkı sağlayacak. Aynı zamanda Türkiye’nin kültürel diplomasi alanındaki etkisini daha da güçlendirecek. ‘Toplumun Keşfi: 12 bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisi 19 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilecek.
Bir zamanlar gemilere yelken oluyordu şimdilerde günlük hayata dokunuyor
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:20 Bir zamanlar gemilere yelken oluyordu şimdilerde günlük hayata dokunuyor Bir dönem gemilere yelken olan, 1970’li yıllarda makineleşme ve konfeksiyon atölyeleriyle üretimi duran Manisa bezi, geleneksel tezgâhlarda kadınların emeğiyle yeniden dokunuyor. Peştemalden havluya, masa örtüsünden şala uzanan üretim, kadınlara hem gelir hem de terapi oluyor. Osmanlı döneminde dayanıklılığı ve hafifliği nedeniyle gemi yelkenlerinde kullanılan Manisa bezi, günümüzde ise peştemal, havlu, masa örtüsü, şal ve çeşitli günlük kullanım ürünlerine dönüştürülerek yeniden hayat buluyor. 2004-2005 yıllarında Manisa Türk Kadınlar Konseyi Şube Başkanı Mübeccel Kafkaslı’nın girişimleriyle geleneksel el tezgahlarında kadınların emeğiyle dokunan Manisa bezi, hem kültürel mirasın korunmasını sağlıyor hem de kadın istihdamına katkı sunuyor. Manisa Tarihi Bezi Kooperatifi (MABEZ) çatısı altında Manisa Şehzadeler İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde açılan kurslarda kadınlar hem dokumacılığın inceliklerini öğreniyor, hem de Manisa bezi sayesinde gelir elde ediyor. Emek ve terapi dokuma tezgahında buluştu Öte yandan kadınlar için Manisa bezi yalnızca bir üretim süreci değil, aynı zamanda bir terapi niteliği de taşıyor. Sabah erken saatlerde tezgah başında buluşan kadınlar dertlerini kapının dışında bırakarak hem dokuma yapıyor hem de sohbet eşliğinde dertleşiyor. Şehzadeler İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü açtıkları kurslar ve üretime sağladıkları katkılarla önemli bir kültür varlığı olan Manisa bezini gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyor. "Kadınların ev ekonomisine katkı sağlıyor" Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi Müdürü İlyas Kayaokay, Manisa Bezi’nin kadınların ekonomisine katkı sağladığını vurgulayarak, "Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi olarak MABEZ Kooperatif Başkanlığıyla işbirliği içerisinde unutulmaya yüz tutmuş bir eser niteliğinde olan tarihi Manisa bezi üretimi gerçekleştiriliyor. Tarihi Manisa bezi Osmanlı döneminden günümüze kadar gelmiş şu anda da bulunduğumuz atölyede bunu gelecek nesillere aktararak kadınlarımıza da istihdam alanı sağlayan bir meslek alanıdır" ifadelerini kullandı. Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi olarak unutulmaya yüz tutmuş mesleklerle ilgili kurs açmaya çalıştıklarını belirten Kayaokay, "Biz Şehzadeler Halk Eğitim Müdürlüğü olarak özellikle unutulmaya yüz tutmuş eserlerle ilgili kurslar açmaya gayret ediyoruz. Tarihi Manisa bezi de bunların örneklerinden biridir. Hem gelecek nesillere aktarılması bizim için önem arz ettiği gibi ayrıca kadınlarımıza da bir istihdam alanı sağlıyor" diye konuştu. "Yelkenli bezi olarak başladı şal ve masa örtü olarak dokunmaya devam ediyor" Manisa bezinin ilk olarak gemilerde yelken olarak dokunduğunu söyleyen Manisa Bezi Dokuma Usta Öğreticisi Serpil Bingöl, "Manisa bezi 600 yıl öncesine dayanıyor. İlk zamanlar yelkenli bezleri olarak sonra içlik ve dışlık olarak dokunmaya devam ediyor. Tekstil mağazaları açıldıktan sonra 1975’lerde tamamen bitiyor. Daha sonra Mübeccel Kafkaslı hamın böyle bir şeyi canlandırmak istiyor. Halk eğitimlerle, milli eğitimle ortaklaşa tezgahlar kuruluyor. Ben de bu işe bir 2004’te başladım. 2004’ten bugüne kadar usta öğretici olarak devam ediyorum. Günümüzde artık ipek şallar, ipek pamuk şallar, peştemaller, masa örtüleri gibi ürünlerde alıcı buluyoruz" dedi. "Emine Erdoğan’a kadar ulaştırıldı" Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü vasıtasıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a kadar Manisa bezinin ulaştırıldığını ifade eden Bingöl, "Genellikle valilik, ticaret odaları, resmi kurumlara devamlı hediyelik olarak temin ediyoruz. Ayrıca da Manisa Ticaret ve Sanayi Odamız da 8 yıldan beri bize destek oluyorlar. Elde edilen gelir de yeniden malzeme olarak bize geri dönüyor. Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne de temin ediyoruz. Bu sayede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendiye de ulaştırıldı" diye konuştu. "Yurtdışından talep çok" Yurtdışından talep çok olduğunu ifade eden Bingöl, "Yurtdışına çok gönderiyoruz. Bu şekilde de tanıtmaya çalışıyoruz. Kanada’ya gidiyor, Amerika’ya gidiyor. Ayrıca haç kıyafeti olarak da tarihi Manisa bezi kumaşlarımız kullanılıyor. Çünkü terletmiyor, üşütmüyor ve yüzde 100 doğal pamuklu olduğu için tercih oluyor. Havuz kenarı ve deniz kenarında da kullanımı olduğu için dış ülkelerde peştemallerimiz çok tercih ediliyor. Kanada çok tercih ediyor. İngiltere’ye gönderdik hatta orda basında da yer aldık" dedi. "Kadınlara terapi gibi oluyor" Dokumacı kadınlarında tezgahta adeta terapi gördüğünü ifade eden Bingöl, "Bizim 7-8 saatlik bir kursta hem onlarla beraber dokuyoruz hem hizmet ediyoruz. Hem bayanlarımıza da katkıda bulunuyor evlerine. Terapi gibi görüyorlar. Burada kahvaltıda bir araya gelerek birbirleriyle dertleşiyorlar" ifadelerini kullandı. "Burası bana iyi geliyor" Dokuma tezgahında adeta terapi gördüğünü belirten dokumacı Ayşe Arslan "Burada dokumacıyım. 6-7 seneden beri dokuma yapıyorum. Hiç çalışmışlığım yok. İlk defa burada bir çalışma hayatıma oldu. Benim için de çok iyi oldu. Hem ev ev bütçeme katkıda bulunuyorum hem kafamı dağıtıyorum. Arkadaşlıklar da çok güzel. Burası bana çok iyi geldi" dedi.
Bir zamanlar gemilere yelken olarak kullanılan Manisa bezi, şimdilerden günlük hayatta kullanılıyor
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:12 Bir zamanlar gemilere yelken olarak kullanılan Manisa bezi, şimdilerden günlük hayatta kullanılıyor Bir dönem gemilere yelken olan, 1970’li yıllarda makineleşme ve konfeksiyon atölyeleriyle üretimi duran Manisa bezi, geleneksel tezgâhlarda kadınların emeğiyle yeniden dokunuyor. Peştemalden havluya, masa örtüsünden şala uzanan üretim, kadınlara hem gelir hem de terapi oluyor. Osmanlı döneminde dayanıklılığı ve hafifliği nedeniyle gemi yelkenlerinde kullanılan Manisa bezi, günümüzde ise peştemal, havlu, masa örtüsü, şal ve çeşitli günlük kullanım ürünlerine dönüştürülerek yeniden hayat buluyor. 2004-2005 yıllarında Manisa Türk Kadınlar Konseyi Şube Başkanı Mübeccel Kafkaslı’nın girişimleriyle geleneksel el tezgahlarında kadınların emeğiyle dokunan Manisa bezi, hem kültürel mirasın korunmasını sağlıyor hem de kadın istihdamına katkı sunuyor. Manisa Tarihi Bezi Kooperatifi (MABEZ) çatısı altında Manisa Şehzadeler İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde açılan kurslarda kadınlar hem dokumacılığın inceliklerini öğreniyor, hem de Manisa bezi sayesinde gelir elde ediyor. Emek ve terapi dokuma tezgahında buluştu Öte yandan kadınlar için Manisa bezi yalnızca bir üretim süreci değil, aynı zamanda bir terapi niteliği de taşıyor. Sabah erken saatlerde tezgah başında buluşan kadınlar dertlerini kapının dışında bırakarak hem dokuma yapıyor hem de sohbet eşliğinde dertleşiyor. Şehzadeler İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü açtıkları kurslar ve üretime sağladıkları katkılarla önemli bir kültür varlığı olan Manisa bezini gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyor. "Kadınların ev ekonomisine katkı sağlıyor" Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi Müdürü İlyas Kayaokay, Manisa Bezi’nin kadınların ekonomisine katkı sağladığını vurgulayarak, "Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi olarak MABEZ Kooperatif Başkanlığıyla işbirliği içerisinde unutulmaya yüz tutmuş bir eser niteliğinde olan tarihi Manisa bezi üretimi gerçekleştiriliyor. Tarihi Manisa bezi Osmanlı döneminden günümüze kadar gelmiş şu anda da bulunduğumuz atölyede bunu gelecek nesillere aktararak kadınlarımıza da istihdam alanı sağlayan bir meslek alanıdır" ifadelerini kullandı. Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi olarak unutulmaya yüz tutmuş mesleklerle ilgili kurs açmaya çalıştıklarını belirten Kayaokay, "Biz Şehzadeler Halk Eğitim Müdürlüğü olarak özellikle unutulmaya yüz tutmuş eserlerle ilgili kurslar açmaya gayret ediyoruz. Tarihi Manisa bezi de bunların örneklerinden biridir. Hem gelecek nesillere aktarılması bizim için önem arz ettiği gibi ayrıca kadınlarımıza da bir istihdam alanı sağlıyor" diye konuştu. "Yelkenli bezi olarak başladı şal ve masa örtü olarak dokunmaya devam ediyor" Manisa bezinin ilk olarak gemilerde yelken olarak dokunduğunu söyleyen Manisa Bezi Dokuma Usta Öğreticisi Serpil Bingöl, "Manisa bezi 600 yıl öncesine dayanıyor. İlk zamanlar yelkenli bezleri olarak sonra içlik ve dışlık olarak dokunmaya devam ediyor. Tekstil mağazaları açıldıktan sonra 1975’lerde tamamen bitiyor. Daha sonra Mübeccel Kafkaslı hamın böyle bir şeyi canlandırmak istiyor. Halk eğitimlerle, milli eğitimle ortaklaşa tezgahlar kuruluyor. Ben de bu işe bir 2004’te başladım. 2004’ten bugüne kadar usta öğretici olarak devam ediyorum. Günümüzde artık ipek şallar, ipek pamuk şallar, peştemaller, masa örtüleri gibi ürünlerde alıcı buluyoruz" dedi. "Emine Erdoğan’a kadar ulaştırıldı" Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü vasıtasıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a kadar Manisa bezinin ulaştırıldığını ifade eden Bingöl, "Genellikle valilik, ticaret odaları, resmi kurumlara devamlı hediyelik olarak temin ediyoruz. Ayrıca da Manisa Ticaret ve Sanayi Odamız da 8 yıldan beri bize destek oluyorlar. Elde edilen gelir de yeniden malzeme olarak bize geri dönüyor. Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne de temin ediyoruz. Bu sayede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendiye de ulaştırıldı" diye konuştu. "Yurtdışından talep çok" Yurtdışından talep çok olduğunu ifade eden Bingöl, "Yurtdışına çok gönderiyoruz. Bu şekilde de tanıtmaya çalışıyoruz. Kanada’ya gidiyor, Amerika’ya gidiyor. Ayrıca haç kıyafeti olarak da tarihi Manisa bezi kumaşlarımız kullanılıyor. Çünkü terletmiyor, üşütmüyor ve yüzde 100 doğal pamuklu olduğu için tercih oluyor. Havuz kenarı ve deniz kenarında da kullanımı olduğu için dış ülkelerde peştemallerimiz çok tercih ediliyor. Kanada çok tercih ediyor. İngiltere’ye gönderdik hatta orda basında da yer aldık" dedi. "Kadınlara terapi gibi oluyor" Dokumacı kadınlarında tezgahta adeta terapi gördüğünü ifade eden Bingöl, "Bizim 7-8 saatlik bir kursta hem onlarla beraber dokuyoruz hem hizmet ediyoruz. Hem bayanlarımıza da katkıda bulunuyor evlerine. Terapi gibi görüyorlar. Burada kahvaltıda bir araya gelerek birbirleriyle dertleşiyorlar" ifadelerini kullandı. "Burası bana iyi geliyor" Dokuma tezgahında adeta terapi gördüğünü belirten dokumacı Ayşe Arslan "Burada dokumacıyım. 6-7 seneden beri dokuma yapıyorum. Hiç çalışmışlığım yok. İlk defa burada bir çalışma hayatıma oldu. Benim için de çok iyi oldu. Hem ev ev bütçeme katkıda bulunuyorum hem kafamı dağıtıyorum. Arkadaşlıklar da çok güzel. Burası bana çok iyi geldi" dedi. (AY-
2. Dünya Savaşı’nın izleri Ankara’daki bir antikacıda günyüzüne çıktı
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:05 2. Dünya Savaşı’nın izleri Ankara’daki bir antikacıda günyüzüne çıktı Ankara’da antikacılık işiyle uğraşan Hakan Şehri, 2. Dünya Savaşı’ndan günümüze ulaşan tarihi eserleri dükkanında sergiliyor. Ankara’da yaşayan Hakan Şehri (55), 13 yıldır antikacılık işiyle uğraşıyor. Yıllar boyunca 2. Dünya Savaşı’ndan kalan nadir eserleri toplayan ve dükkanında sergileyen Şehri, sergilenen eserlerin, savaşın izlerini taşıyan önemli tarihi belgeler niteliğinde olduğu belirtti. Savaş koleksiyonu özellikle tarih meraklıları ve koleksiyonculardan yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Şehri, eserlerin büyük bölümünün orijinalliğini koruduğunu ve titizlikle muhafaza edildiğini vurguladı. Sergilenen eserlerin, 2. Dünya Savaşı’nın askeri ve sosyal yönünü yansıttığının altını çizen Şehri, amacının geçmişle günümüz arasında bir bağ kurmak ve tarihi canlı tutmak olduğunu söyledi. Antikacılığı ‘hastalık’ olarak tanımlayan Şehri, bu işi para için yapmadığını ve antikacılığın bambaşka bir dünya olduğunu açıklarken, yeni başlayacak olanlara da kendilerini uzun bir sürecin beklediğini ve sabretmeleri gerektiğini ifade etti. "Bu bir sevda" Antikacılığa meraktan başladığın ve yaklaşık 13 yıldır aralıksız bir şekilde sürdürdüğünü belirten Şehri, "Yaklaşık 13 yıldır profesyonel antikacıyım. Burası olduğu gibi başka şubelerimiz de var. Avrupa’dan ve Türkiye’den antika toplayıp, bu işi antika severlere taşıyoruz, onlara anlatıyoruz. Bu bir sevda. Sonuçta insanın içinde olan bir şey. Zaten bu meslek, profesyonel olarak yapmadan önce de içimde vardı. Avrupa’ya çıktığımızda; gidiyorduk, arıyorduk, bakıyorduk ve öğreniyorduk. Zaman içerisinde ne kadar öğrensen de yeterli olmuyor. Kendini geliştirmek zorundasın. Daha sonra da belirli bir aşamaya geldik. Artık topladıklarımız kaldırılamaz hale geldi. Ondan sonra dükkan açtık. Başarılı da olduğumuzu düşünüyorum" diye konuştu. "Antika konusunda Avrupa’ya göre çok aşağılardayız" Türkiye’de antikacılığın yeni yeni gelişmeye başladığını, insanların finansal açıdan yavaş yavaş rahatlamaya başladığını ifade eden Şehri, "İlk zamanlar zorlandım. Bu işte eskiyle ilgili birçok şeyde bilginiz olmak zorunda. Bu işte bilgi şart. Bilgi varsa zaten değer var. Eski bir şeyi sokakta görüp de almadığınız veya antika pazarında değersiz gördüğünüz bir şeyi bilginiz varsa, onun değerli olduğunu anlayabiliyorsunuz ve antika değerini kazanmış oluyor. Ondan dolayı bilgi çok önemli. Her zamanda gelişime açık olmanız lazım. Çünkü Avrupa’ya göre çok aşağılardayız. Oradaki koleksiyoncularla temas içinde olacaksınız. Kendinizi geliştireceksiniz. Kendi ülkenizde de geçmişi geleceğe taşıyacaksınız. Antika konusunda gerideyiz. Çünkü insanlar finansal açıdan biraz daha rahatladılar. Avrupa’da daha farklı bir kültür var. Onlar, daha önceden bazı şeylere değer vermişler. Antikaları daha sonraki nesle ulaştırmaya çalışmışlar ama bizim halkımız yaşamaya çalışmış" şeklinde konuştu. "Antikacının da, bu işi sevenlerin de hayalleri var" Antikacılığın bir sevda işi olduğunu ve herhangi bir antikacının bile hayallerinin sınırsız olduğunun altını çizen Şehri, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye’de de çok büyük koleksiyoncular oluşmaya başladı. İnsanlar ilgileniyor ve müzeler kuruluyor. Bunun desteklenmesi lazım. Desteklediğinizde bir sonraki nesle de geçmişten gelen o ürünleri aktarmak lazım. Antika işiyle uğraşmak isteyenlerin ilk önce birilerinin yanında bu işe biraz gönül vermeleri lazım. Bir şeyleri öğrenmeleri lazım. Bir anda hiçbir şeyin olması mümkün değil. Eğer bu işe gönül veriyorlarsa dost edinmeleri azım. Ondan sonra belli bir alanda başlamaları lazım. Çünkü bu işin bir sonu yok. Antikacılık çok zevkli ve insanı mutlu eden bir şey. Hayaller bitmez. Antikacının da, bu işi sevenin de hayalleri var. Antikacılık, antika pazarına gittiğinizde, iki tane bulunmaz bir şeyi bulduğunuzda ve anladığınızda bile mutlu eden bir şey. Güzel şeyler elime düşse de onları dükkanıma kazandırsam diye her zaman kafamda bir düşünce var."
Yüksekova’da kadınların sabrı motiflere dönüşüyor: Yünün kilim yolculuğu
07 Şubat 2026 Cumartesi - 09:45 Yüksekova’da kadınların sabrı motiflere dönüşüyor: Yünün kilim yolculuğu Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde geleneksel yöntemlerle yünden elde edilen iplerle dokunan halı ve kilimler, modern tasarımlarla birleşerek Türkiye’nin dört bir yanında duvarları süslüyor.. Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde açılan kurslara katılan kadınlar, hem asırlık motifleri yaşatıyor hem de aile ekonomilerine katkı sağlıyor. Yüksekova’nın yüksek rakımlı yaylalarından Haziran ve Temmuz aylarında toplanan koyun yünleri, zahmetli bir hazırlık sürecinden geçiyor. Yıkanıp temizlenen yünler, dev kazanlarda kaynatılarak geleneksel yöntemlerle renklendiriliyor. Doğal kök boyalarla hazırlanan iplikler, daha sonra usta öğreticiler ve kursiyerlerin ellerinde tezgahlardaki yerini alıyor. "Manevi değeri gelecek kuşaklara aktarıyoruz" Yüksekova Halk Eğitimi Merkezi’nde 13 yıldır usta öğreticilik yapan Arife Gemicioğlu, bölge kültüründe dokumaların özel bir yeri olduğunu belirtti. Geçmişte bu ürünlerin kıymeti nedeniyle yere serilmediğini vurgulayan Gemicioğlu, "Büyüklerimiz bu halıları bir mücevher gibi görür, evin en güzel köşesinde duvara asarlardı. Biz de bugün bu kıymetli geleneği yaşatıyoruz. Amacımız sadece dokuma yapmak değil, bu manevi mirası modernize ederek gelecek nesillere ve modern evlere taşımak" dedi. Büyükşehirlerden yoğun talep Atölyede sadece geleneksel halılar değil; güncel ihtiyaçlara uygun çanta, kemer, yastık kılıfı ve duvar aksesuarları da üretiliyor. Hakkari’ye özgü motiflerle bezenen ürünler, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere büyükşehirlerden yoğun ilgi görüyor. Kursiyerler, bir yandan unutulmaya yüz tutmuş kültürel motifleri gün yüzüne çıkarırken, diğer yandan el emeği ürünlerinin satışıyla ekonomik özgürlüklerini kazanıyor. Sosyal bir ortamda üretim yapmanın motivasyonunu yaşayan kadınlar, Yüksekova’nın sert iklimine inat, sanatı ekonomik bir değere dönüştürüyor.
Yüksekova’da kadınların sabrı motiflere dönüşüyor: Yünün kilim yolculuğu
07 Şubat 2026 Cumartesi - 09:35 Yüksekova’da kadınların sabrı motiflere dönüşüyor: Yünün kilim yolculuğu Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde geleneksel yöntemlerle yünden elde edilen iplerle dokunan halı ve kilimler, modern tasarımlarla birleşerek Türkiye’nin dört bir yanındaki metropollerin duvarlarını süslüyor. Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde açılan kurslara katılan kadınlar, hem asırlık motifleri yaşatıyor hem de aile ekonomilerine katkı sağlıyor. Yüksekova’nın yüksek rakımlı yaylalarından Haziran ve Temmuz aylarında toplanan koyun yünleri, zahmetli bir hazırlık sürecinden geçiyor. Yıkanıp temizlenen yünler, dev kazanlarda kaynatılarak geleneksel yöntemlerle renklendiriliyor. Doğal kök boyalarla hazırlanan iplikler, daha sonra usta öğreticiler ve kursiyerlerin ellerinde tezgahlardaki yerini alıyor. "Manevi değeri gelecek kuşaklara aktarıyoruz" Yüksekova Halk Eğitimi Merkezi’nde 13 yıldır usta öğreticilik yapan Arife Gemicioğlu, bölge kültüründe dokumaların özel bir yeri olduğunu belirtti. Geçmişte bu ürünlerin kıymeti nedeniyle yere serilmediğini vurgulayan Gemicioğlu, "Büyüklerimiz bu halıları bir mücevher gibi görür, evin en güzel köşesinde duvara asarlardı. Biz de bugün bu kıymetli geleneği yaşatıyoruz. Amacımız sadece dokuma yapmak değil, bu manevi mirası modernize ederek gelecek nesillere ve modern evlere taşımak" dedi. "Büyükşehirlerden yoğun talep" Atölyede sadece geleneksel halılar değil; güncel ihtiyaçlara uygun çanta, kemer, yastık kılıfı ve duvar aksesuarları da üretiliyor. Hakkari’ye özgü motiflerle bezenen ürünler, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere büyükşehirlerden yoğun ilgi görüyor. Kursiyerler, bir yandan unutulmaya yüz tutmuş kültürel motifleri gün yüzüne çıkarırken, diğer yandan el emeği ürünlerinin satışıyla ekonomik özgürlüklerini kazanıyor. Sosyal bir ortamda üretim yapmanın motivasyonunu yaşayan kadınlar, Yüksekova’nın sert iklimine inat, sanatı ekonomik bir değere dönüştürüyor.
Kocaeli’de öğrenciler Barış Manço şarkılarıyla yarıştı
07 Şubat 2026 Cumartesi - 09:28 Kocaeli’de öğrenciler Barış Manço şarkılarıyla yarıştı Kocaeli’de merhum sanatçı Barış Manço hatırasına düzenlenen "Her Zamanın Barış Abisi" ses yarışması, renkli görüntülere sahne olan ödül töreniyle sona erdi. Törene, Lale Manço Ahıskalı da katılarak gençlere destek verdi. Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürlüğü öncülüğünde, Başiskele İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda gerçekleştirilen organizasyon, bu yıl il geneline yayılarak ilgi gördü. Müzik öğretmenleri Bülent Ulutaş, Enes Yeşilyurt, Muhammed Doğan, Serhat Ufuk Güner ve Burcu Özkan tarafından organize edilen yarışmaya, kentin 12 ilçesinden 300’ün üzerinde öğrenci katıldı. Ön elemeleri geçen 36 finalistin sahnede performans sergilediği gecede jüri değerlendirmesi sonucunda 27 öğrenci; "En İyi Kostüm", "En İyi Sahne Performansı" ve "En İyi Ses" kategorilerinde ödüle layık görüldü. Barış Manço’nun unutulmaz eserlerinin seslendirildiği geceye katılan Lale Manço Ahıskalı, Proje Koordinatörü Emin Öztürk’ün sorularını yanıtladı. Programda emeği geçenlere ve Barış Manço şarkılarını yaşatan gençlere teşekkür eden Ahıskalı, yarışmanın önümüzdeki yıl ulusal çapta düzenlenmesi temennisinde bulundu. Yoğun katılım Ödül törenine Lale Manço Ahıskalı’nın yanı sıra; sanatçının yakın dostu tiyatro oyuncusu Sabriye Kara, Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, İl Kültür ve Turizm Müdürü Fatih Taşdelen, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Sadık Akar, Başiskele İlçe Milli Eğitim Müdürü Murat Şendoğan, Kartepe İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Oğuz, KOÜ Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülşen Erdal, İzmanço Topluluğu Başkanı Hülya Sağman ve çok sayıda davetli katıldı. Program, Murat Bolat ve Anadolu Retrosu Grubu’nun verdiği konserle sona erdi.
Mersin’de kazada hayatını kaybeden keman sanatçısı Laçin Akyol unutulmadı
06 Şubat 2026 Cuma - 22:45 Mersin’de kazada hayatını kaybeden keman sanatçısı Laçin Akyol unutulmadı Mersin’de 18 yaşında trafik kazasında hayatını kaybeden keman sanatçısı Laçin Akyol, ‘Müziğin Sonsuzluğunda Yarım Kalan Bir Beste’ adlı anma konserinde, eserlerin kemanla icra edilmesiyle anıldı. Anma konseri, Mersin Kültür Merkezi Şeref Salonunda yapıldı. Konserde, genç yaşta hayatını kaybeden Akyol’un anısına sanatçılar tarafından eserler icra edildi. Programda Johann Sebastian Bach’tan ’Marcello Adagio’, ’Air ve Erbarme Dich’, Heinrich Baermann’dan ’Adagio Re Maj’, Tomaso Albinoni’den ’Adagio 2’, Sergei Rachmaninoff’tan ’Vocalize’ ile Azerbaycan Halk Şarkısı ’Laçin’ kemanla çalındı. Eserler, solistler Ezgi Arman, Helin Can, Kayahan Karaca, Nilay Karakaş, Marina Kvlividze ve Çiğdem Manolya Arslan tarafından icra edildi. Mersin Devlet Opera ve Balesi Orkestrasının da eşlik ettiği anma konseri, vatandaşlar tarafından ilgiyle takip edildi. "Onun bıraktığı mirası taşımaya devam edeceğiz" Programda konuşan Laçin’in Babası Mahmut Akyol, üzerlerindeki yükün ağırlığını taşımakta zorlandıklarını ifade ederek, "Bugün bu tarz bir sanatla kızımızın anılması, buruk bir sevinç oluyor. Aslında kızımızı kaybedeli bir yıl oldu. Camiamız, dostlarımız her zaman yanımızda oldular. Tüm Türkiye, hatta tüm dünya kan ağlıyor. O kanayan yara durmayacak tabii ama Laçin’i anarak, konserlerle, böyle anma geceleriyle ve yarışma düzenledikten sonra onu anacağız ve onun bıraktığı mirası taşımaya devam edeceğiz" dedi. Olayın geçmişi Kaza, 25 Ocak 2025 tarihinde Mersin’in Yenişehir ilçesi Adnan Menderes Bulvarı’nda meydana geldi. Arkadaşıyla birlikte yolun karşısına geçmeye çalışan 18 yaşındaki keman sanatçısı Laçin Akyol, İ.H.Ç. (27) yönetimindeki otomobilin çarpması sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan Akyol, yoğun bakımda tedavi altına alındı ancak 6 Şubat’ta hayatını kaybetti. Genç sanatçının organları ailesinin kararıyla bağışlandı. Kazanın ardından tutuklanan sürücü İ.H.Ç., Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme heyeti, sanığı ‘bilinçli taksirle ölüme neden olma’ suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırarak tutukluluk halinin devamına karar verdi.