ASAYİŞ - 23 Haziran 2025 Pazartesi 22:34

Kızını öldüren anne tutuklandı

A
A
A
Kızını öldüren anne tutuklandı

Manisa’nın Akhisar ilçesinde tartıştığı kızını kabloyla boğarak öldüren ve daha sonra kendini ihbar eden anne, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Rabia Ö. ifadesinde, kızının davranışlarını uygunsuz bulduğu için öldürdüğünü söyledi.

Olay Manisa’nın Akhisar ilçesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, anne Rabia Ö. (42), zaman zaman tartıştığı kızı Cemile Bilen’i (19) odasında kabloyla boğarak öldürdü. Cesedin başında bir süre bekleyen Rabia Ö. daha sonra polisi arayarak kendini ihbar etti. Emniyetteki işlemleri tamamlanan Rabia Ö.’nün psikolojik sorunları olduğu ve daha öncesinde 3 kez intihara teşebbüs ettiği öğrenilirken, ifadesinde ilçedeki bir alışveriş merkezinde çalışan kızı ile uygunsuz davranışları nedeniyle sık sık kavga ettiklerini, olay günü cinnet haliyle kızını boğduğunu söylediği öğrenildi. Rabia Ö.’nün kızı Cemile Bilen’i öldürdükten sonra 18 saat beklediği ve daha sonra 112 Acil Servis’i arayarak durumu bildirdiği öğrenildi.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Barış Gezici



 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Böbrekleriniz size küsmeden, siz tuza veda edin Mutfakların vazgeçilmezi, sofraların "beyaz altını" tuzun, aslında vücudun sessiz kahramanları böbrekler için büyük bir yük olduğu konusunda uyarıda bulunan İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doktor Orçun Ural, "Vücudumuzun günlük sodyum ihtiyacı sadece 1 gramın altında, geri kalan her şey ise damak tadımızın bir oyunu. Böbrekleriniz size küsmeden, siz tuza veda edin" dedi. 11 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası’ sebebiyle bir açıklama yapan Nefroloji Uzmanı Doktor Orçun Ural, tuz bağımlığına dikkat çekti. Ural, "Çoğumuz yemeğin tadına bakmadan tuzluğa uzanırız. Peki, neden? Bu durum, bir damak tadı tercihinden ziyade beyindeki bir ’ödül mekanizması’. Tuz tüketimi beyinde dopamin salınımını tetikleyerek, zamanla daha fazlasını isteyen bir döngü oluşturuyor. Özellikle stresli anlarda kortizol seviyelerini düşürüp geçici bir rahatlama hissi verdiği için vücudumuz bizi yanıltarak tuzlu gıdalara yönlendiriyor. Oysa gerçek şu ki; vücudumuzun günlük sodyum ihtiyacı sadece 1 gramın altında, geri kalan her şey ise damak tadımızın bir oyunu." dedi. Sessiz ve derin hasar: Glomerüler Hiperfiltrasyon Vücudun arıtma tesisi olan böbreklerin kanımızdaki tuzu dengelemek için olağanüstü bir çaba sarf ettiğini anlatan Uzman Dr. Orçun Ural, şöyle devam etti: "Ancak bu çaba, ’Glomerüler Hiperfiltrasyon’ denilen bir sürece yol açarak böbreğin o meşhur filtrelerini (nefronları) yoruyor ve zamanla sertleşmelerine neden oluyor. Böbrekler genellikle sessizce mücadele eder. Sağlıklı hissetmeniz, hasar oluşmadığı anlamına gelmez; sadece böbreğinizin henüz bu yükü tolere edebildiğini gösterir. Belirtiler başladığında ise genellikle iş işten geçmiş oluyor." Sadece tansiyon hastaları mı risk altında? Tuzun sadece yüksek tansiyonu olanlara zararlı olduğu büyük bir yanılgı olduğunu belirten Dr. Ural, normal kan basıncına sahip bireylerde bile aşırı tuzun böbrek dokusuna doğrudan zarar verdiğini vurguladı. Ural, tuzun damar sağlığından bağımsız olarak böbrek hücrelerini doğrudan etkileyerek kronik hastalıkların temelini atabildiğini söyledi. Tuzu kesmek için sadece masadaki tuzluğu kaldırmanın ne yazık ki yeterli olmadığını belirten Dr. Ural, asıl mücadelenin market raflarında başladığını belirterek, "Sağlıklı sandığımız paketli gıdalardan her gün yediğimiz ekmeğe kadar her yerde gizli sodyum var. Çözüm ise basit ama etkili: Bilinçli bir tüketici olup etiket okumayı alışkanlık haline getirmek. Böbreklerinizi korumak için bugün atacağınız küçük bir adım, yarın sizi diyaliz makinelerinden uzak tutabilir. Damak tadını yeniden eğitmek için kritik süre 21 gün. Tuzu kademeli azaltıp yerine taze baharatlar, limon ve doğal aromalar eklediğinizde, 3 haftanın sonunda reseptörleriniz yenilenecek ve yiyeceklerin gerçek tadını almaya başlayacaksınız. Geleceğinizi ’salamura’ etmeyin. Bugün o tabağa eklemediğiniz bir tutam tuz, yarın size sağlıklı bir ömür olarak geri dönecek." dedi.
Ankara MODY alanındaki bilimsel çalışma ödülle taçlandı Nadir görülen bir diyabet türü olan Genç Yaşta Başlayan Erişkin Tip Diyabet (MODY) üzerine yürütülen bilimsel çalışma uluslararası literatürde yerini alırken, prestijli bir ödüle de layık görüldü. Medicana International Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Erkam Sencar’ın da yer aldığı araştırma, 2025 yılında "En İyi 3’ncü Çalışma" ödülünü kazandı. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Derneği’nin resmi akademik dergisi Endocrinology Research and Practice tarafından ödüllendirilen çalışma, MODY hastalığıyla ilgili klinik çalışmalara önemli katkılar sundu. Dört farklı merkezden endokrinoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütülen araştırmada, MODY hastalarında obezite ve dislipidemi sıklığı detaylı şekilde incelendi. Araştırma sonuçları, MODY hastalarında metabolik risk faktörlerinin sanılandan daha yaygın olduğunu ortaya koydu. Elde edilen bulgulara göre hastaların yaklaşık yüzde 24’ünde obezite, yüzde 72’sinde ise dislipidemi tespit edildi. Bu veriler, hastalığın yalnızca kan şekeri düzeyiyle sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini, kilo ve lipid profili açısından da düzenli ve kapsamlı takip yapılmasının önemini ortaya koyuyor. Çalışma ayrıca MODY hastalarında yaş ve obezitenin, dislipidemi gelişimiyle güçlü bir ilişki içinde olduğunu göstererek, bu hastaların yönetiminde metabolik risk faktörlerinin tamamının birlikte değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi gerektiğini gösteriyor. Bilimsel değeri yüksek olan söz konusu çalışma, yalnızca akademik alanda değil, klinik uygulamalarda da yol gösterici nitelik taşıyor. Çalışma, MODY gibi nadir görülen bir diyabet türünde klinik bilgi ve deneyimin artmasına katkı sağladı.
Kayseri 1 tonluk ‘Kocaoğlan’ alıcısını bekliyor Kurban Bayramı’na sayılı günler kala vatandaşlar kurbanlık bakmaya başlarken, Kayseri’de bulunan 1 tonluk Kocaoğlan isimli boğa da alıcısını bekliyor. Kurban Bayramı’na günler kala vatandaşlar tarafından hazırlıklar başladı. Vatandaşlar kurulacak hayvan pazarlarında ibadetlerini yapmak için hayvan seçmeye hazırlanırken, çiftliklerdeki hayvanlar da alıcıları için hazırlanıyor. Kayseri’de besicilik yapan Celal Alış da Kurban Bayramı için hayvan satışlarını sürdürürken, ahırında bulunan ve 1 ton ağırlığında olan Kocaoğlan ismini verdiği simental cinsi boğanın alıcısını bekliyor. Heybetiyle ahırdaki hayvanların arasında en büyüğü olan Kocaoğlan, 400 bin TL’ye satılacak. Daha önce küçük oğlan dedikleri hayvanın son halinden sonra adını Kocaoğlan koyduğunu söyleyen Besici Celal Alış, "Şimdiye kadar kurbanlıklarımızın hepsini sattık. Sadece elimizle büyüttüğümüz ve Kocaoğlan ismini verdiğimiz büyük bir hayvanımız kaldı. Canlı ağırlığı yaklaşık 1 ton ağırlığında. Önceden küçük oğlandı adı buradaki küçük hayvanlar gibiydi. Şimdi de aşırı büyüdüğünden dolayı Kocaoğlan oldu. Elimizde ve müşterilerini bekliyoruz. Fiyat olarak da 400 bin TL’ye vereceğiz ilk gelene. Hayvanın sağlığı on numara beş yıldız diyelim. Yemesi içmesi güzel, randımanlı, simental et ırkı bir hayvan. Alana şimdiden hayırlı olsun diyelim. Kocaoğlan şu anda 3 yaşında. Ben şimdiden herkesin Kurban Bayramı’nı kutluyorum, kazasız belasız bayram geçirmelerini diliyorum. Kocaoğlan’da sıkı pazarlık yok diyelim ama geleni de üzmem" ifadelerine yer verdi. (EK
Kütahya Gediz’de otizmli çocuklar için anlamlı farkındalık Kütahya’nın Gediz ilçesinde otizmli bireyler ve ailelerinin yaşadığı sorunlara dikkat çekmek amacıyla kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. Sosyal hayatta karşılaşılan engellerin ve çevre duyarsızlığının masaya yatırıldığı çalışmada, otizmli çocuk annelerinin feryadı yürek burktu. Gediz’de gerçekleştirilen farkındalık etkinliği kapsamında, hem ilçe sakinlerine otizm hakkında sorular yöneltildi hem de otizmli bireylerin aileleriyle bir araya gelindi. Yapılan görüşmelerde, ailelerin sosyal yaşamda karşılaştıkları en büyük engelin fiziksel eksikliklerden ziyade, çevredeki bireylerin sergilediği "duyarsızlık" ve "tahammülsüzlük" olduğu bir kez daha gün yüzüne çıktı. "Kendi evimize bile sığdırılmıyoruz" Çalışma kapsamında söz alan 11 yaşındaki otizmli Bartu Çeliköz’ün annesi Sema Çeliköz, yaşadıkları zorlukları çarpıcı bir dille anlattı. Toplumun her alanında dışlanma korkusuyla yaşadıklarını belirten acılı anne; "Biz hiçbir yere sığamıyoruz. Sadece sokaklara, parklara değil; huzur bulmamız gereken kendi evimize, dört duvarımıza bile sığdırılmıyoruz," dedi. Mülkiyeti kendilerine ait olan apartman dairesinde bile her an bir şikayet gelmesi korkusuyla yaşadıklarını ifade eden Çeliköz, gece gündüz demeden çocukları huzursuzlandığında komşular rahatsız olmasın diye sokağa çıktıklarını belirtti. Duyarlı davranan komşularına teşekkür etti. Vicdan ve hukuk arasındaki ince çizgi Yeni taşınan bir komşusunun "Bu çocuğu bir odada tutun, sizi apartmandan attıracağım, polis çağıracağım" şeklindeki tehditlerine maruz kaldığını dile getiren Çeliköz, tepkisini şu sözlerle sürdürdü: "Biz bu evi aldığımızda oğlum henüz dünyada bile değildi. Hayatın bize getirdiği bu zorlu sınavda, bir de insanların vicdansızlığıyla sınanmak zorunda mıyız? Oğlumun sesleri bir rahatsızlık değil, onun dünyayla kurduğu farklı bir iletişim biçimidir. Onu bir odaya hapsedemeyiz." "Buradayız, gitmiyoruz!" Tüm zorluklara rağmen hayata tutunmaya devam edeceklerini vurgulayan otizmli çocuk anneleri, yetkililerden seslerini duyurmalarını ve "özel" çocuklar için ilçede özel alanlar oluşturulmasını talep etti. "Otizm bir tercih değil, yaşamın bir parçasıdır" diyen aileler, toplumun her kesimini empati kurmaya ve daha duyarlı olmaya davet etti. Gediz’deki bu çalışma, otizmli bireylerin sadece ailelerinin değil, tüm toplumun bir parçası olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatırken; ailelerin kararlı duruşu "Sessiz kalmaya zorlanan ama en güçlü sesi olan anneleriz" mesajıyla ilçede yankı uyandırdı.