EKONOMİ - 10 Ağustos 2023 Perşembe 12:32

Küresel ısınma arıcıları alternatif ürünlere yöneltti

A
A
A
Küresel ısınma arıcıları alternatif ürünlere yöneltti

İklim değişikliğine bağlı olarak etkilenen bitki örtüsü nedeniyle arıcılıkta bal üretiminde düşüş yaşanırken Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezinde kursiyerler, ana arı, arısütü, polen, propolis ve arı zehri gibi alternatif ürünler üretmek amacıyla eğitimler alıyor. Arı sütü sağımı ve ana arı üretiminde uzmanlaşan arıcılar, sektörün geleceğine katkı sağlayacak.


Tüm dünyayla birlikte Türkiye’de de etkili olan iklim değişikliği nedeniyle bitki örtüsü çeşitliğinde de azalmalar meydana geldi. Bitki örtüsünün etkilendiği iklim değişikliği nedeniyle etkilenen arıcılık sektöründe bal üretiminde de düşüş yaşandı. Arıcılık sektöründe yaşanan düşüş nedeniyle sektörde alternatif ürünler yetiştirilmesini hedefleyen Manisa Büyükşehir Belediyesi, Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi kurdu. Arıcılık merkezinde arı sütü sağımı yapan, ana arı yetiştiren üreticiler işinde uzmanlaşıyor. Sağılan arı sütünün kilogram fiyatı 20 bin liradan satılırken ana arı üretimiyle de sektöre katkı sağlanıyor.


Gölmarmara ilçesindeki arıcılık merkezinde üreticilere eğitimler verilmeye başlandı. Merkezde bir yandan ana arı üretimi yapılarak yaklaşık bin 500 ana arı üreticilere dağıtıldı. İklim değişikliği, aşırı sıcaklar ve son yıllarda orman yangınlarından etkilenen arıcılık sektöründe bal veriminin düşmesiyle de kurulan merkezde alternatif ürünler için eğitimler veriliyor. Üreticiler arı sütü sağımı yapıyor, ana arı yetiştiriyor, propolis ve arı zehri üretimini öğreniyor.



“Bal tek başına bir işletmede ekonomiyi kalkındıracak potansiyelde değil”


Küresel ısınmayla birlikte bal üretiminde düşüş olduğunu kaydeden Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi Eğitmeni ve Arıcılık Teknikeri Hüseyin Balkaya, “Küresel ısınmayla birlikte bitki örtüsü de etkilendi. Bu etkilenme arılarla ilişkili bir durum. Bal veriminde de hem dünyada hem ülkemizde çok ciddi bir düşüş var. O yüzden biz arıcılarımızla balın yanı sıra diğer ürünleri de üretmeye teşvik ediyoruz. Ürün çeşitliliği sağlamaya çalışıyoruz. Arıcılarımız balın yanında polen üretmeye, arı sütü üretmeye, propolis hatta arı zehri üretmeye yönlendiriyoruz. Bu konularla ilgili eğitimler veriyoruz. Bu eğitimlerin bazıları uygulamalı bazıları teorik olarak sağlanıyor. Tek başına bir işletmede bal ekonomiyi kalkındıracak potansiyelde değil. Muhakkak yanında polen ve arı sütüyle desteklenmesi gerekiyor. Bu konuda arıcılarımızın bilgi eksikliği söz konusu. Biz eğitimlerle bu açığı kapatmaya çalışıyoruz” dedi.



“Piyasada arı sütüne rastlıyoruz ancak bunun yüzde 98’i ithal”


Arısütü üretiminin Türkiye’de çok fazla bilinmediğini kaydeden Balkaya, “Arı sütünün ülkemizde çok üretimi yok. Çok da bilinen bir ürün de değil. Piyasada arı sütüne rastlıyoruz ancak bunun yüzde 98’i ithal maalesef. Son birkaç yıldır arı sütü üretimiyle ilgili bir farkındalık oluştu. Marmara Bölgesinde birçok büyük üretici bu işe atıldı. Biz Ege Bölgesinde de bu işin yaygınlaşmasını istiyoruz. Bunun bir sektör halinde dönüşmesini istiyoruz. Bu açığı da yerli üretimle kapatmak istiyoruz. Hedeflerimizden biri de bu açıkçası” dedi.



“Yerli arı sütünün kilogram fiyatı 20 bin TL”


Arısütünün çok faydalı bir ürün olduğunu söyleyen Balkaya, “Yerli arı sütünün kilogram fiyatı 20 bin TL. Aslında arı sütünü en iyi yine arılar bize faydasını anlatıyor. Arı sütüyle beslenen dişi yumurta kraliçe olarak dünyaya geliyor. Aynı dişi yumurtası bal ve polenle dünyaya gelince işçi arı dünyaya geliyor. Beslenme farklılığından birinde işçi arı oluyor, diğeri de kraliçe arı oluyor. İşçi arının ortalama ömrü 45 gün. Arı sütüyle beslenen kraliçenin ise 6 yıl. Beslenme farklılığından biri 5-6 yıl yaşıyor, diğeri de 45 gün yaşıyor. Aynı genetik yapıya aynı yumurtaya sahip bir larvaya arı sütü verdiğinizde ömrü uzuyor. Bunun etkilerini insanlar üzerinde de görülüyor. Yapılan bir çok bilimsel araştırmada yaşlanmayı geciktirici özelliği var. Tabi arı sütünü biz ilaç olarak tavsiye etmiyoruz. Bir besin takviyesi olarak düşünmek gerekiyor” diye konuştu.



“Arısütü üretimiyle ülke ekonomisine katma değer sağlamayı hedefliyorum”


Ana arı yetiştiriciliği ve arısütü üretiminde uzmanlaşarak ekonomiye katkı sağlamayı hedeflediğini belirten Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi kursiyeri Murtaza Akar, “Manisa Büyükşehir Belediyesinin açmış olduğu arı sütü ve ana arı yetiştiriciliği kursuna katıldım. 3 haftadır bu kurs merkezine geliyoruz. Bu merkezde ana arı ve arısütü üretimiyle ilgili eğitimler almaktayız. İleride bu bilgileri işletme şekline dönüştürüp kendi profesyonel şekilde ana arı yetiştiriciliği ve arısütü üretimiyle ülke ekonomisine katma değer sağlamayı hedefliyorum” ifadelerini kullandı.


Daha önce bal ve arı poleni üretimi yaptıklarını ancak kurs ile kendilerini geliştirmeyi hedeflediklerini söyleyen kursiyerlerden Zehra Bekar, “Biz daha önceleri hep bal ve polen üretimi üzerine devam ettik. Ancak arısütü üretimine geçmeyi düşünüyorduk. Bunun için de bir tecrübe edinmemiz gerektiği için bir türlü cesaret edemedik. Manisa Büyükşehir Belediyesinin de böyle bir kurs açtığını duyunca buraya katılarak gereken tecrübeyi edineceğimi düşündüm” dedi.



“Asıl problemimiz kaliteli ve nitelikli ana arı kullanılmaması nedeniyle yaşanan verim ve kalite düşüşleri”


Türkiye’de nitelikli ana arı üretiminde bir açık olduğunu tespit ettiklerini ve bu tesisle birlikte kursiyerlerin nitelikli ana arı üretimini öğrendiklerini belirten Manisa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Yılmaz Usta, “Bu merkezi kurmaktaki amacımız öncelikle ana arı üretimindeki bir açığın tespit edilmesi. Ülkemizde yeterli miktarda arı kolonisi mevcut fakat asıl problemimiz kaliteli ve nitelikli ana arı kullanılmaması nedeniyle yaşanan verim ve kalite düşüşleri. Bu amaçla 2015 ve 2016 yıllarında Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsünden tedarik ettiğimiz ana arıları üreticilerimizle buluşturarak üreticilerimize bir çözüm oluşturmaya çalışmıştık. Devam eden süreçte ana arıyı tedarik ederek üreticilerimize vermek yerine ana arı üretimini öğretmek ve bununla ilgili eğitimler vermek ve kendi üretmelerini sağlamayı hedefledik. Üretken belediyecilik anlayışımızla bu tesisi kurduk. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Cengiz Ergün’e de bu projeyi sunduğumuzda onay vermesiyle beraber çalışmalarımıza hız verdik. Şu anda 150 adet arılı kovanımız mevcut. 300 adet plastik ana arı çiftleştirme kovanımız mevcut. Çiftleştirme kovanları iki bölmeli olduğu için 600 ana arı bir etapta üretebiliyoruz. Geçtiğimiz süreç içerisinde de 3 etap ana arı üretimi yaparak bin 500 ana arıyı üreticilerimize hibe olarak teslim ettik. Burada eğitimler de veriyoruz. 120 saatlik bir eğitim sonunda ana arı yetiştiriciliğini öğreniyor. Ana arı yetiştiriciliğinin yanında arı sütü üretimi ve polen hasadı da öğretiliyor” diye konuştu.



Küresel ısınma arıcıları alternatif ürünlere yöneltti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Trendyol Süper Lig: Kocaelispor: 0 - Fenerbahçe: 2 (Maç sonucu) Trendyol Süper Lig’in 20. haftasında Kocaelispor, sahasında Fenerbahçe’ye 2-0 mağlup oldu. Maçtan dakikalar (İkinci yarı) 56. dakikada sağ kanattan son çizgiye inen Can Keleş’in ortasında penaltı noktası üzerinde Petkovic’in gelişine vuruşunda kaleci Ederson topu kornere çeldi. 60. dakikada Ahmet Oğuz’un sol kanattan kullandığı köşe atışında ön direkte Cafumana Show’un kafa vuruşunda top arka direğe çarparak dışarı çıktı. 75. dakikada sağ kanattan ceza sahasına giren Semedo’nun kale önüne yerden ortasında Nene’nin vuruşunda top üst direğe çarparak ağlara gitti. 2-0 Stat: Kocaeli Hakemler: Alper Akarsu, Murat Altan, Bilal Gölen Kocaelispor: Gökhan Değirmenci, Ahmet Oğuz, Botond Balogh, Massadio Haidara (Darko Churlinov dk. 79), Anfernee Dijksteel, Karol Linetty (Joseph Boende dk. 69), Cafumana Show, Habib Keita (Serdar Dursun dk. 85), Can Keleş (Daniel Agyei dk. 69), Rigoberto Rivas (Muharrem Cihan dk. 85), Bruno Petkovic Yedekler: Serhat Öztaşdelen, Hrvoje Smolcic, Furkan Gedik, Mahamadou Susoho, Samet Yalçın Teknik Direktör: Selçuk İnan Fenerbahçe: Ederson, Nelson Semedo, Milan Skriniar, Jayden Oosterwolde, Mert Müldür, Matteo Guendouzi, Alvarez (İsmail Yüksek dk. 60), Antony Musaba (Nene dk. 60), Anderson Talisca (Fred dk. 72), Marco Asensio (Yiğit Efe Demir dk. 88), En-Nesyri (Kerem Aktürkoğlu dk. 60) Yedekler: Tarık Çetin, Mert Günok, Çağlar Söyüncü, Kamil Efe Üregen, Oğuz Aydın, Teknik Direktör: Domenico Tedesco Goller: Asensio (dk. 45+1), Nene (dk. 75) (Fenerbahçe) Sarı kartlar: Rigoberto Rivas, Selçuk İnan (Teknik Direktör), Karol Linetty (Kocaelispor), Alvarez, Mert Müldür, Kerem Aktürkoğlu (Fenerbahçe)
Gaziantep Özgür Özel Nurdağı’nda depremzedelerle bir araya geldi CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında Gaziantep’e geldi. 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümü dolayısıyla deprem bölgelerine gerçekleştirdiği ziyaretler çerçevesinde Gaziantep’in Nurdağı ilçesine gelen Özgür Özel, ilk olarak CHP Nurdağı İlçe Başkanlığını ziyaret etti. Burada protokol üyeleri ve parti yetkilileriyle bir araya gelen Özel, ilçede yürütülen çalışmalar ve deprem sonrası süreç hakkında istişarelerde bulundu. Özel, daha sonra konteyner kentte depremzede esnaflarla ve depremzede vatandaşlarla buluşarak taleplerini dinledi ve geçmiş olsun dileklerini iletti. Programda konuşan CHP Genel Başkanı Özel, "Öncelikle Nurdağı’nda, İslahiye’de, Gaziantep’in tamamında ve depremden etkilenen 11 ilimizde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Böyle büyük bir acıyı, böyle büyük bir felaketi bir daha yaşamamayı temenni ediyoruz. Sabah Osmaniye’deydim, şu anda Nurdağı’ndayım. Birazdan İslahiye’ye geçeceğim. Hafta boyunca depremde ağır hasar alan, büyük kayıplar veren tüm illerimizi ziyaret edeceğim. Bu ziyaretlerin temel amacı, elbette bir kez daha taziye ve geçmiş olsun dileklerimizi iletmektir. Ancak bunun yanında, ana muhalefet partisi olarak denetim görevimizi yerine getiriyoruz; tespit ettiğimiz eksiklikleri dile getiriyoruz. Aynı zamanda ülkenin iktidar adayı olan, seçimleri bekleyen değil bugünden ülkeyi yönetmeye hazır; kadrolarıyla, programıyla hazır bir siyasi parti olarak bölgede nelerin yapılması gerektiğini ve iktidara geldiğimizde neleri hayata geçireceğimizi paylaşmak için buradayız" dedi. Özel, "Yanımda milletvekillerimiz, genel başkan yardımcılarımız, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımız, parti meclisi üyelerimiz ve yüksek disiplin kurulu üyelerimiz bulunuyor. Arkadaşlarımız önceden bölgeye gelerek çalışmalar yaptı, eksiklikleri tespit etti ve bize raporladı. Bugün de sahada gördükleri sorunları hem çözüm önerilerimizle hem de gerekirse Meclis’te ve ilgili bakanlıklar nezdinde dile getireceğiz. Şimdi asıl soruya geliyoruz. Dirençli kentler nasıl oluşturulacak? En önemli mesele budur. Bu deprem yaşandığında iktidar partisi acemi bir parti değildi. 21 yıldır tek başına, koalisyon ortağı olmadan, mazeretsiz şekilde ülkeyi yöneten bir iktidardan söz ediyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dahi 15 yıl yönettiği bu ülkeyi, 21 yıl boyunca kesintisiz yöneten bir iktidar. Bu süreçte deprem vergileri toplandı. Milyarlarca değil, trilyonlarca lira vergi toplandı. Bunun yanı sıra imar aflarından da büyük gelirler elde edildi. Ancak tüm bu imkanlara rağmen şehirler depreme dirençli hale getirilemedi. Bugün karşımızda, yıkımdan sorumlu, mazeretsiz bir iktidar bulunmaktadır. Nurdağı’nda da hep birlikte yaşadık. Enkazın altından ‘Sesimi duyan var mı?’ diye gelen sesler vardı. Ama enkazın üstünde de vatandaşlar milletvekillerine sarılıp şu soruyu soruyordu; ‘Ordu nerede?’ Türk Silahlı Kuvvetleri; eğitimiyle, donanımıyla, 18-22 yaşındaki pırıl pırıl evlatlarıyla üç gün boyunca talimat bekledi. Orduyu kışladan çıkarmak kolay, geri sokmak zor’ gibi bir darbe paranoyasıyla Mehmetçik üç gün sonra sahaya çıkarıldı. Buna rağmen Mehmetçik olağanüstü işler yaptı, birçok can kurtardı. Hepimizin bildiği gibi, depremde kayıplar ilk 24 saatte, en geç 72 saatte yaşanır. Ondan sonrası duaya ve Allah’ın takdirine kalır. Depremin ilk anında devletten beklenen, arama-kurtarma çalışmalarını hızla başlatacak olan ordunun derhal devreye sokulmasıydı. Ordunun üç gün boyunca kışlada tutulmasının açıklanabilir hiçbir yanı yoktur. Bu soruyu biz sormadık. Bu soruyu muhalefet liderleri de sormadı. Bu soruyu enkaz başında bekleyen, umudunu kaybeden depremzedeler sordu, ‘Ordu neredeydi üç gün?’ Ardından çok sayıda söz verildi. Yıkılan şehirlere 7-8 Şubat’ta vaatler sıralandı. Millet canıyla uğraşırken Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Sakın başkasına oy vermeyin’ dedi. Oysa geçmişte aynı iktidar, önceki hükümetleri deprem üzerinden sert şekilde eleştiriyordu. Rahmetli Ecevit’e ‘Hala çadır sırası var’ diyenler, bu depremde 33. günde bile çadır sıraları oluşturdu. Depremzedelere, ‘Biz tecrübeliyiz, konutları bir yıl içinde yapacağız’ denildi. Ancak bir yıl sonra hala konteynerde yaşayan binlerce insan var" ifadelerini kullandı. "Sandık geliyor hesap orada görülecek" İktidarı eleştiren Özel, "Tam 1 yıl değil, 3 yıl sonra ziyarete geldim. Nereyi ziyarete geldim? Konteyner kenti ziyarete geldim. Konteyner kentte kaç kişi yaşıyor? 4 bin 500 kişi yaşıyor, Ne olacak şimdi? ‘Oyu bana verin, bir yıl içinde’ diyordu. Ben birinci yıl geldim arkadaşlar. Birinci yılda Türkiye genelinde depremzedelerin yalnızca yüzde 2.4, Yüzde 97 hala dışarıdaydı. 2 yıl geldim, söz tutuldu mu diye baktım. Bu oran yüzde 30’dur. Yani depremzedelerin yüzde 70 hala evsizdi. 3 yıl geldiğinde ise övünmeye başladılar. İnsan gerçekten şaşırıyor. Bundan övünülür mü? Bu utanılacak bir durumdan övünmek. Bir yıl denilen iş, 3 yılın sonunda bile tamamlanmamış. Depremzede diyor ki "Nasıl geçineyim? Kiracıyım, bana ev verilmedi. Eskiden işim vardı, şimdi işim yok. Kiralar en az 15-20 bin lira. Depozito istiyorlar, üç ay peşin istiyorlar." Bunların hepsi depremzedelerin anlattığı gerçekler. "Bu şartlarda nasıl taşınayım" diyor. Anahtarı almış ama geçememiş. Buna rağmen aidat başlıyor, elektrik, su, doğalgaz faturaları işlemeye başlıyor. Aidatı ödeyemediğinde aramaya başlıyorlar. Bunların hepsi bu kentin gerçekleri. Ben Sayın Erdoğan’ı bu yüzden kızdırıyorum. Bana diyor ki "Ankara’da otur, Ankara merkezli siyaset yap" ama ben oturmayıp sokağa çıkınca, vatandaşın halini sorunca, Türkiye’yi dolaşınca rahatsız oluyor. Bir de "Depremde neredeydi" diyorlar. Nurdağılılar bilir; ben 3 gün Nurdağı’ndaydım. Gaziantep’in Nurdağı’na ilk gidenlerden biriyim. Bugün deprem bölgesine 50’nci kez geldim. Cumhurbaşkanı ise 38 kez gelmiş. Devletin tüm imkanlarıyla gelmiş. Biz ise imkansızlıklar içinde, sorumluluk alarak geldik. Ama hâlâ "CHP deprem turisti" diyorlar. Bir kez geldiler, gittiler, bir daha gören olmadı diyorlar. Bugün Osmaniye’de sordum: "Depremde Cumhuriyet Halk Partisi yanınızda mıydı?" Bunlar partililer değil, konteyner kentte yaşayan depremzedeler. Sıcak salonlarda oturanlara sesleniyorum: Gelip bir insanın yüzüne bakın. Bir sorun, "Bir derdin var mı" diye. Bir yıl içinde yapılacağı söylenen işin üç yıl sonra ancak yüzde yetmişinin yapılmasıyla övünülmez. Bundan hiç sevinilmez. Sandık geliyor. Hesap orada görülecek" diye konuştu.
Bursa Başkan Şadi Özdemir’den Yağız Efe için dayanışma çağrısı Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hastalığıyla mücadele eden 8 yaşındaki Yağız Efe Erim’in tedavisi için başlatılan kampanyaya destek verdi. Özdemir, kampanyada hedeflenen tutarın henüz yüzde 8’ine ulaşılan Yağız Efe için tüm hayırseverleri umut olmaya çağırdı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, kas erimesi hastalığı olarak bilinen Duchenne Musküler Distrofi (DMD) teşhisi konulan 8 yaşındaki Bursalı Yağız Efe Erim ve ailesini makamında ağırladı. Başkan Şadi Özdemir, minik Yağız Efe’nin yurt dışında tedavi olabilmesi için valilik onayıyla sürdürülen yardım kampanyasına destek çağrısında bulundu. Dört çocuklu Erim ailesinin üçüncü çocuğu olan Yağız Efe’ye, geçtiğimiz Haziran ayında DMD teşhisi konuldu. Kasları ilerleyici bir şekilde zayıflatan ve hayati risk taşıyan bu hastalığın Türkiye’de kesin bir tedavisi bulunmuyor. Çocuklarının sağlığına kavuşabilmesi için tek çarenin yurt dışındaki gen tedavisi olduğunu öğrenen Mustafa ve Hafize Erim çifti, valilik izniyle bir yardım kampanyası başlattı. Kampanya henüz yüzde 8 seviyesinde Başkan Şadi Özdemir’i ziyaret ederek süreç hakkında bilgi veren Erim ailesi, tedavinin maliyetli olduğunu ve şu ana kadar hedeflenen tutarın ancak yüzde 8’ine ulaşabildiklerini ifade etti. Zamanın Yağız Efe’nin aleyhine işlediğini belirten aile, "Sesimize ses, nefesimize nefes olun" diyerek Başkan Şadi Özdemir ve Bursalılardan destek istedi. "Dayanışmayla yaşatacağız" Bir çocuğun hayatının her şeyden değerli olduğunu vurgulayan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, vatandaşları duyarlı olmaya davet etti. Toplumsal dayanışmanın önemine değinen Başkan Özdemir, "Minik Yağız Efe’nin hayata tutunabilmesi için yürütülen bu mücadelede biz de varız. İnsanımız zor zamanlarda bir araya gelmeyi, el uzatmayı bilir. Bu dayanışma ruhuyla Yağız Efe’yi hayatta tutacağımıza inanıyorum. Tüm duyarlı vatandaşlarımızı bu kampanyaya omuz vermeye çağırıyorum" dedi. Yağız Efe’nin tedavisine destek olmak isteyen hayırseverler, DenizBank’ta baba Mustafa Erim adına açılmış olan TR 3400 1340 0000 3760 2650 0024 IBAN numarası üzerinden bağışta bulunabiliyor.
Antalya Otizmli öğrenciyi darbettiği iddia edilen öğretmene 15 bin liralık taksitli ceza ailenin tepkisine neden oldu Antalya’da özel eğitim okulunda görev yapan bir öğretmenin yüzde 99 oranında engelli bir öğrenciye şiddet uyguladığı gerekçesiyle yargılandığı davada mahkeme sanığı suçlu buldu. Mahkeme sanık hakkında 150 gün cezayı günlüğü 100 TL üzerinden olmak üzere toplam 15 bin TL adli para cezasına çevirerek taksitlendirirken, karara aileden tepki geldi. Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesi’nde geçtiğimiz günlerde görülen davada, Kepez’deki özel bir uygulama okulunda öğretmen olarak görev yapan H.O.’nun engelli öğrenci Zafer Özkan’a şiddet uyguladığı sabit görüldü. Olayın 16 Mayıs 2024 yılında okul binası içerisinde meydana geldiği belirtildi. Duruşmada dinlenen tanıklar, yerde dizleri üzerinde oturan, kendini savunamayacak durumdaki engelli öğrenciye sanığın kızgınlıkla tekme attığını gördüğünü söyledi. Tanık, yaşadığı şok nedeniyle olayı ilk gün anlatamadığını ancak vicdanen rahatsızlık duyması üzerine ertesi gün okul yönetimine ve aileye bilgi verdiğini ifade etti. Cumhuriyet savcısı ise, esas hakkındaki mütalaasında, sanığın bakıma muhtaç ve kendini savunamayacak durumda olan engelli birine şiddet uyguladığını vurgulayarak, Türk Ceza Kanunu’nun 86/2 ve 86/3-b maddeleri kapsamında cezalandırılmasını talep etti. Mahkeme para cezası verdi Mahkeme, sanığın eylemini sabit bularak önce 180 gün adli para cezası verdi. Takdiri indirimle ceza 150 güne düşürüldü. Günlüğü 100 TL üzerinden hesaplanan ceza toplamda 15 bin TL adli para cezasına çevrildi ve taksitlendirilmesine karar verildi. Sanığın sabıkasız oluşu gerekçe gösterilerek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildi. Öte yandan yaşanan olay güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerde, engelli genci okulun içinde duvara doğru iten H.O.’nun ardından üst kata çıkan gencin peşinden koşarak gittiği görüldü. Görüntülerin farklı bir noktasında ise, H.O. ile öğretmenin yine yan yana geldiği, gencin bir anda yere düşme anı, ardından da diğer veli ve öğrencilerin toplanması yer aldı. "Başımdan kaynar sular döküldü" Şiddete maruz kalan 22 yaşındaki Zafer Özkan’ın annesi Tuğba Özkan, yaşadıklarını anlattı. Oğlunun 6 aylıkken geçirdiği havale sonrası otizmli olduğunu belirten Özkan, olaydan sonra öğretmenle yaşadığını ileri sürdüğü diyaloğu şu sözlerle aktardı: "Başımdan kaynar sular döküldü. Öğretmeni buldum. ‘Oğlumdan ne istedin? Egon mu tatmin oldu? Sana vururken ‘Bana vurma’ diyebildi mi?’ dedim. Bana ‘Abla ben sana demedim mi bunlar abartacaklar diye’ dedi. ‘Ben yapmadım’ diye inkâr etti. Sonra da bana ‘Hadi gel sen de bana vur, ödeşelim’ dedi." Anne Özkan, yaşadığı psikolojik çöküntüyü ise şu ifadelerle dile getirdi: "Çığlık çığlığa kaldım, sinir boşalması yaşıyordum. Yanıma yaklaşıp ellerini büktü, ‘Hadi abla vursana’ diye alaycı hareketler yaptı. Elimi kaldırdım ama ona dokunmaktan tiksindim. Etrafımdakilere ‘Allah’tan korkan yok mu, ne olur şunu yanımdan alın’ diye yalvardım." Anne Özkan, kamera kayıtlarında sanığın önce öğrenciyi ittiği, ardından kameraların kör noktasında tokat ve tekme attığı, gencin korku içinde kaçmasına rağmen şiddetin devam ettiğini iddia etti. Olayın ardından oğlunun epilepsi nöbetleri geçirmeye başladığını iddia eden anne, yapılan tetkiklerde beyninde ödem tespit edildiğini söyledi. Anne Özkan, doktorların durumun darbelere bağlı olabileceğini ifade ettiğini ancak zaman geçmesi nedeniyle kesin bağ kurulamadığını belirttiğini aktardı. "Şok üstüne şok yaşadım" Özkan, mahkemenin verdiği kararı yeterli bulmadığını savunarak, "Ben kamera görüntülerini izleyince zaten şok olmuştum. Üstüne bir de bu ceza gelince şok üstüne şok yaşadım" dedi. Mağdur aile ve avukatları, verilen cezanın caydırıcılıktan uzak olduğunu belirterek, karara itiraz edeceklerini ifade etti.