EKONOMİ - 15 Ocak 2025 Çarşamba 15:59

Manisa’da ’Üzüm’ Çalıştayı gerçekleştirildi

A
A
A
Manisa’da ’Üzüm’ Çalıştayı gerçekleştirildi

Türkiye’deki yaş ve kuru üzümde lider durumda bulunan ve önemli bir ihracat geliriyle ülkeye döviz kazandıran Manisa’da, küresel pazarda rekabetçi gücü artırmak için Manisa Üzüm Çalıştayı gerçekleştirildi. Yoğun bir ilginin olduğu çalıştayda yapılan konuşmaların ardından 5 ayrı masada bağcılığın yol haritasının çıkarılması için çalışmalar yapıldı.


Manisa Valiliği, Manisa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Ege İhracatçılar Birliği, Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü, Manisa Ticaret Borsası, Ege Üniversitesi ve Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü katkı ve destekleriyle düzenlenen, “Bağcılığın Yol Haritası: Manisa Üzüm Çalıştayı" Manisa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Konferans Salonunda gerçekleştirildi.


Çalıştaya, Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Dr. Ersin Dilber, Kaymakamlar, kurum müdürleri, sektör temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile üreticiler katıldı.


Çalıştayda açılış konuşması yapan Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa’nın üzümle olan tarihi bağını vurgulayarak “Manisa deyince üzüm, üzüm görünce akla ilk Manisa gelir. Antik çağlardan günümüze üzüm ve Manisa, birbirini tamamlayan ve tanımlayan birer ikilidir. Bizler de bugün Manisa’mızın ve ülkemizin önemli tarım alanlarından biri olan bağcılık sektörümüzün geleceğine ışık tutacak, ülkemizin ve Manisa’mızın bu alandaki liderliğini pekiştirecek son derece önemli bir çalıştay vesilesiyle bir aradayız.” dedi.



"Dünyaya entegre bir bakış açısı geliştirmemiz gerekmektedir."


İklim değişikliği, küreselleşen ekonomi ve artan dünya nüfusu gibi faktörlerin, tarımsal üretim stratejilerini yeniden şekillendirmeyi zorunlu kıldığını ifade eden Vali Özkan, “İçinde bulunduğumuz dönem, tarımsal üretim ve gıda arz güvenliğinin önem kazandığı bir süreci ifade etmektedir. İklim değişikliği, küreselleşen ekonomi, savaşlar ve artan dünya nüfusu, gıda arzının sürekliliğini sağlamaya yönelik yeni stratejiler geliştirmemizi zorunlu kılmaktadır. Gediz Ovamızın bereketli toprakları, yüksek üretim gücü ve ürün çeşitliliği ile Manisa olarak, bu stratejilerde öncü bir rol oynamaya kararlıyız. Manisa’nın coğrafi konumu, iklimi ve toprak yapısı üzüm üretimi için son derece elverişli. Manisa’da yaklaşık 871 dekar alanda, 40 bin ailemiz geçimini bağcılıktan sağlamaktadır. Hal böyle olunca Manisa, Türkiye’nin en önemli üzüm üreticisi illerinden biri olmanın haklı gururunu taşımaktadır. Aralık ayı sonuna kadar üzüm hasadı yapabildiğimiz şehrimizde, bu başarıyı sürdürülebilir bir şekilde devam ettirebilmek için yeni yöntemler ve teknolojiler geliştirmeli, üretim süreçlerimizi çevre dostu ve yenilikçi bir yaklaşımla yeniden şekillendirmeliyiz. Bağcılıkta sürdürülebilirlik, yalnızca ekonomik anlamda değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal boyutlarda da önemli bir kavramdır. Tarımda daha verimli, daha az kaynak tüketen ve daha çevre dostu üretim yöntemlerini benimsemek, gelecekteki nesillere hem daha sağlıklı bir çevre hem de daha güçlü bir tarım sektörü bırakmak adına kritik bir adımdır. Bu kapsamda iklimsel ve ekonomik dalgalanmalara karşı dayanıklılığı artırıcı, inovasyonu destekleyen ve dünyaya entegre bir bakış açısı geliştirmemiz gerekmektedir.” dedi.



"Çalıştayda güçlü bir yol haritası oluşturacak"


Manisa’nın ihracat gelirlerinde bağcılığın önemli bir paya sahip olduğunu vurgulayan Vali Özkan, ihracat pazarlarındaki rekabet şartlarının her geçen gün zorlaştığını söyledi. Bu sebeple ürün kalitesi, markalaşma ve yeni pazarlar bulmanın hedeflenmesi gerektiğinin altını çizen Vali Özkan “Ağız tadımız, şifa kaynağımız olan üzümün hem geleneksel hem de yenilikçi alanlarda kullanımını yaygınlaştırarak çeşitliliğini artırmalı ve uluslararası piyasalarda fark oluşturmalıyız. Üreticiler, akademik çevreler, sektör temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte gerçekleştirilen çalıştayda güçlü bir yol haritası oluşturacak. Bugün yapacağımız tartışma ve değerlendirmeler, bağcılığın geleceği ve Manisa’nın tarımsal potansiyelinin daha verimli kullanılması konusunda bizlere yol gösterecektir. İnanıyorum ki bu çalıştay hem gıda arz güvenliğini sağlamak hem de ihracat kapasitemizi artırmak adına yeni fikirler ve yaklaşımlar geliştirilmesine vesile olacaktır. Manisa’mızın üzümle olan bu özel bağını, hep birlikte daha da ileriye taşıyacağımıza inanıyorum. Soframıza gelen her üründe emeği, alın teri olan, şehrimize ve ülkemize katma değer sağlayan üreticilerimize ve onların emeklerinin karşılığını tam olarak alabilmesi amacıyla gerçekleştirilen çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu.



"Coğrafi konumumuz bizi 26 trilyon dolarlık pazara erişim sağlıyor"


Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Dr. Ersin Dilber ise Türkiye’nin mevcut coğrafya konumu itibarıyla Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının tam da ortasında ve bu geçmiş kadim bağlarımızın olduğu bir noktada yer aldığını kaydetti.


Genel Müdürü Dr. Dilber, "Bu da bize 4 saatlik bir uçuşla yaklaşık 1,2 milyar bir nüfusla aynı zamanda da 26 trilyon dolar pazara erişim imkanını sağlamaktadır. Tabii benden önceki konuşmacıların bahsettiği gibi Tarım Orman ve Suyun stratejik öneminin de arttığı bu bulunduğumuz coğrafyada hangi güçlerle karşı karşıya olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Tabii ki bunlar şu anda iklim değişikliğinin sonuçları, çevremizde devam etmekte olan savaşlar, göçler, afetler, nüfus artışı ve en sonunda pandemi bunun sebepleri arasına giderek tarımı daha da önemli bir konuya taşımak noktasında. Biz bakanlık olarak tüm bu gerçekleri dikkate alarak politikalarımıza yön veriyoruz ve bugün tarımsal hasılada Avrupa’da birinci sıralarda ve dünyada ilk on içerisinde önemli bir pozisyonda yer alan bir ülkeyiz. Hem nüfusumuzu hem de ülkemizde turizm amaçlı gelen tüm turistlerimizin gıda ihtiyacını, sorunsuz bir şekilde karşılıyoruz. Alman tarım bakanının kaygılarına sahip değiliz. Türkiye kendi ülkesinin içerisinde hiçbir zaman bu kaygılara sahip olmadığı üretim kabiliyeti açısından da herhangi bir problem yaşayacağımıza yakın tarihte düşünmüyoruz. Tabii ki bu kadar önemli bir sektör, tarım sektörü Türkiye’de 2024 yılında 36,2 milyar dolarlık başta ihracatçılarımızın emeği ve üreticilerimizin ürettiği ürünlerle tüm zamanlara kadarki en yüksek ihracatına imza atmayı başarmış bir durumdadır. Ancak gelecekteki malum kaygılarımız biraz önce bahsettiğimiz kaygılar bu yaptıklarımızdan daha fazlasını yapmak zorunda olduğumuzu da bize göstermektedir. Tabii ki 2024 yılı belki 40 yıldır konuşulan bir türlü hayata geçirilmeyen ama startının verilmesi açısından dahi önemli olan ürün planlamasını hayata geçirerek bakanlık olarak bir adım attık. Şu anda ülkemizde bir ürün planlamasıyla ve bu planlama uygun üretim yapan üreticilerimizi ilave destekler vererek bu planlamaya sadık kalmaya yönlendireceğiz. Üretim planlaması kapsamında sadece bitkisel üretim değil, hayvancılıkta, süt, besilik süt ve kanat ve et üretim bölgelerini belirledik. 10 ili süt bölgesi, 19 ilimizi besi yetiştiriciliği bölgesi, 17 ilimizi de kanatlı et yetiştiriciliği bölgesi kapsamına aldık. Tabii ki bu bölgelerdeki illerdeki üretim yapan üreticilere ilave desteklerle bu politika sürdürülecek inşallah. Su ürünlerinde de avcılık yetiştiricilikle ilgili öğretim planlamaları yapıldı. İlk defa yeni bir destekleme modeliyle destekleme üretim dönemi öncesinde üç yıllık olarak açıklandı. Tabii ki mensubu bulunduğum Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü olarak da bir geçen yıl 1,3 milyon halkımız güvenilir gıdaya erişsin diye denetim yaptık ve bu denetimlerde karşılaştığımız sorunlu hususlar hakkında da sorumlular hakkında 134 milyarlık idari para cezası uyguladık. Tabii ki arkadaşlarımızın gayretiyle artık insanların sağlığını tehlikeye düşüren, taklit ve hileli ürün üreten firmaları anlık olarak internet üzerinde sizlerle paylaşmaya başladık. Kalıntı ile mücadele etmek amacıyla bir kalıntı eylem planı başlattık. Manisa’da bu plana dahil olan illerden bir tanesi. Gerçekten önümüzdeki üretim sezonunda hasat öncesi çok ciddi yaptırımlarımız, bunu idrak etmek isteyen ihracatçılara karşı önlemlerimiz ve bunlara karşı da ciddi yaptırımların olacağını bu vesileyle sizlere söylemek istiyorum." dedi.



"900 bin dekara yaklaşan bir alanda yetiştiriliyor"


Üzüme gönül veren bütün paydaşlara, çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Manisa Tarım ve Orman İl Müdürü Metin Öztürk, 500 milyon dolarlık bir ihracata konu olan stratejik bir ürün olan üzüm için böyle bir çalıştayın düzenlenmesinin önemli olduğunu kaydetti.


Öztürk, "Üretimden ihracata kadar zincirin bütün halkalarıyla yer alıyor. Ülkemize kazandırdığı döviz, üreticimizin bir yıl boyunca el emeğiyle gözüyle baktığı bir ürün. Kuru üzümün yüzde 92’sini üreten bir iliz. sofralık üretimde de ülkemizin en önemli üretim merkeziyiz. Hal boyunca olunca buradan çıkacak sonuçlar sadece Manisa için ülkemizin bağcılığı için önemli bir sonuçlar içeriktir. bundan dolayı bağcılığımızın yol haritası başlığı ele alındı. Manisa sadece ülkemizin değil dünyanın en önemli üretim merkezlerinden biridir. 900 bin dekara yaklaşan bir alan, 40 binden fazla ailenin geçimini sağladığı bir alan. dünyada bu ürünün karşılanması anlamında Manisa çok önemli bir şehirdir. Zor pazarlara çalışıyoruz. Almanya’ya, İngiltere’ye, Hollanda’ya, Amerika’ya, Japonya’ya bu üzümü ihraç ediyoruz. Üzüm çalıştayımızın tüm sektör paydaşlarına, Manisa’ya, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum" diye konuştu.



"40 binin üzerindeki bir ailenin de geçim kaynağıdır"


Manisa Ticaret Borsası Başkanı Sadık Özkasap işe konuşmasında Manisa’nın tarih boyunca üzümün ana vatanı olarak anılmış ve bu unvanını gururla taşıdığını vurguladı.


Özkasap, "Türkiye’deki üzüm üretiminin yaklaşık yüzde 90’ını karşılayan Manisa ve ilçeleri aynı zamanda 40 binin üzerindeki bir ailenin de geçim kaynağıdır. Yıllık 500 milyon dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye ekonomisine büyük katkı sağlayan bu bölge dünya pazarında güçlü bir konuma sahiptir. Özellikle kurutmalık sultani çekirdeksiz üzümüyle tanınan Manisa, bu ürünü kendine özgü aromatik lezzeti, altın sarısı rengi, ideal taneleri ve insanlığa birçok fayda sağlayan Türk Üzümü rakiplerinden farklı bir yere konumlandırmıştır. Ancak geçmiş başarılarla yetinmek mümkün değildir. Çiftçimizin emeğinin hak ettiği yetkilere ulaştırmak ve bölgemizi üzüm sektöründe, küresel bir merkez haline getirmek hepimizin önceliği olmalıdır. Son yıllarda ilkbaharda gerçekleşen erken uyanma ve don olaylarının yanı sıra iklim değişikliği buna bağlı kuraklık, su sorunlarını beraberinde getirmiştir. Bu durum üzüm üretimi çeşitli güçlüklere yol açarak sektörün sürdürülebilirliğini zora sokabilir. Bu nedenle üzüm üretiminin geleceğini güvence altına almak için yenilikçi ve sürdürülebilir çözümlere odaklanmamız gerekiyor. Sahada üreticilerimizi ve işletmelerimizi düzenli olarak ziyaret ederek destek veriyoruz. Sektörümüz artan küresel rekabet ve değişen tüketici talebiyle yeni bir yol ihtiyaç duymaktadır. Bizler burada bir araya gelerek sadece sorunları tartışmakla kalmayacak, aynı zamanda yenilikçi çözümler üreterek ortak akıl ve dayanışma ile seçmemize gerekli iyileştirmeleri yapacağız." dedi.


Bu yıl 500 milyon dolar gibi bir rakamı geride bırakarak 511 milyon dolarlık bir ihracatın sağlandığını belirten Ege İhracatçılar Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık ise, "Hem de ürünlerimizin küresel ısınmadan etkilenmiş olmasına rağmen bizler 350 bin tonluk rekolteye çıktık. Gelecek nesillere bırakmak istiyorsak üzümcülüğümüzün devamını sağlamak istiyorsak bunu hep birlikte yapmak zorundayız." diye konuştu.


Yapılan konuşmaların ardından Vali Özkan tarafından Çalıştaya’a destek veren kurum ve kuruluşları temsilcilerine katkılarından dolayı teşekkür plaketi takdim etti.


Çalıştay, Müdürlük binasında İhracat ve Pazarlamada Tarımsal Kökenli Sorunların Çözümü, İklim Dirençli Sürdürülebilir Bağ Yetiştiriciliği, Bağlarda Entegre Hastalık ve Zararlı Yönetimi ve Organik Bağcılık Uygulamaları Ve Mevzuat olmak üzere 5 ayrı masada görüşülmeye başlandı.



Manisa’da ’Üzüm’ Çalıştayı gerçekleştirildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.
Van Van Gölü’nde inci kefali göçü başladı: Ekipler sağanak yağış altında nöbette Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin üreme dönemi nedeniyle tatlı sulara başlattığı göç yolculuğu bu yıl rekor bir yoğunlukla başladı. Van Gölü’nün endemik türü olan inci kefalinin, üreme amacıyla suyun tersine yüzerek başlattığı zorlu yolculuk gerçekleşti. Yaklaşık 20 bin kişinin geçim kaynağı olan balıkların korunması için Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve zabıta ekipleri akarsu mansap bölgelerinde teyakkuza geçti. Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman’ın da katılımıyla gerçekleştirilen denetimlerde, ekipler yoğun sağanak yağış ve zorlu arazi şartlarına rağmen gece gündüz nöbet tutuyor. Bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha yoğun gerçekleşmesi dikkat çekerken, suyun debisiyle birleşen balık sürülerinin oluşturduğu yoğunluk sahada görev yapan ekipleri de şaşırttı. Kaçak avcılığın önlenmesi adına denetimlerini sıkılaştıran ekipler, inci kefalinin zarar görmeden üreme alanlarına ulaşması için bölgeyi abluka altına aldı. "İnanılmaz bir balık popülasyonu var" Akarsu mansap bölgelerinde incelemelerde bulunan Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman, bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha verimli geçtiğini belirtti. İl Müdürü Şişman, "15 Nisan ile 15 Temmuz tarihleri arasında İnci Kefali av yasağı başladı ve şu an devam ediyor. Ekiplerimizle birlikte, balıkların özellikle yumurta bırakmak için sahaya çıktığı bölgeleri kontrol ettik. inanılmaz bir balık popülasyonu var; bu durumdan çok memnunuz. Geçen sene bu kadar değildi, bu sene çok yoğun bir katılım söz konusu. Akarsularımız ve tatlı sularımızdaki sıcaklık 13 dereceye ulaştığında, hayvanların yumurtlamak için gerçekleştirdiği göç hareketi başlıyor. Bu süreçte hem görsel bir şölen oluşuyor hem de balıklar yumurtalarını bırakıyor" dedi. "Balık boylarında da bir artış söz konusu" Bu yılki göçte balıkların fiziksel gelişiminin de sevindirici düzeyde olduğunu dile getiren Şişman, "Tatlı sularda beraberce yaptığımız incelemelerde durumun çok verimli olduğunu gördük. Bu sene inşallah balık boylarında da bir artış söz konusu; bizzat kontrol ettim, oldukça büyük gözüküyorlar. Balık boyundaki bu ilerleme ile birlikte bence çok güzel bir sezon geçecek. Balık açısından her şey olumlu gidiyor" diye konuştu. Kaçak avcılıkla mücadelenin tavizsiz sürdüğünü hatırlatan Şişman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Buradan yasağın devam ettiğini tekrar hatırlatmak isterim. 15 Nisan - 15 Temmuz tarihleri arasında inci kefali avcılığı yasaktır. Kaçak avcılık tespitimiz halinde idari para cezaları uygulanmakta ve av malzemelerine el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı verilmektedir. Bunu tüm halkımıza duyurmayı bir görev kabul ediyoruz."
Isparta Tipi vurdu heyelan yolu kapattı, 2 çoban ve yaklaşık 650 küçükbaş hayvan yaylada mahsur kaldı Isparta’nın Yalvaç ilçesine bağlı Yarıkkaya köyünde, yaklaşık 650 küçükbaş hayvanı ile yaylaya çıkan 2 çoban yoğun kar ve tipi ile birlikte meydana gelen toprak kayması nedeniyle geri dönemedi. Bulundukları yerde mahsur kalan çobanların sağlık durumlarının iyi olduğu, ekipler tarafından gerekli yaşam şartlarının sağlandığı ve sürüyü yalnız bırakmamak için yol yapım çalışmalarının tamamlanmasının ardından sürüleriyle birlikte bölgeden ayrılacakları bildirildi. Olay, sabah saatlerinde Yarıkkaya köyü sınırlarında bulunan Sultan Dağları yaylasında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, sürülerini otlatmak için yaylaya çıkan çobanlar Bilal Akpınar ve Ömer Şahin, yaklaşık 650 küçükbaş hayvanla birlikte yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle bulundukları yerde mahsur kaldı. Isparta Damızlık Koyun, Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Hüseyin Sarıdaş’ın ihbarı üzerine bölgeye AFAD ve İl Özel İdaresi ekipleri sevk edildi. Ekiplerin yaptığı incelemelerde, çobanların ve koyunların geçtiği güzergâhta zemin yapısının zayıfladığı, yağışların da etkisiyle yaklaşık 300 metrelik alanda meydana gelen toprak kayması sonucu yolun çöktüğü ve bu nedenle yaylaya ulaşımın sağlanamadığı ve bu yüzden geri dönemedikleri belirlendi. Bunun üzerine Yarıkkaya köyünden 3 traktörle yola çıkan 15 kişilik köy halkı ve bölgede bulunan ekipler, zorlu arazi şartlarına rağmen mahsur kalan çobanlara ve hayvanlara ulaşarak saman ve yiyecek ulaştırdı. Ancak yolun kapalı olması nedeniyle küçükbaş hayvanların yayladan indirilemediği öğrenildi. Sağlık durumlarının iyi olduğu belirtilen çobanların, yol yapılana kadar sürülerini bırakmamak için bölgede kalmaya devam ettiği bildirildi. "İnşallah çoban arkadaşlarımıza bir şey olmaz" Çobanlara yardım için bölgeye giden ve ilk ulaşan vatandaşlardan Mikail Şahin, "Orada sürümüz vardı ve bu olay nedeniyle 8-9 hayvanımız telef oldu. Sabah saat 06.30’dan itibaren onları kurtarmak için mücadele ettik, akşam saat 19.30 civarında çalışmaları sonlandırmak zorunda kaldık. Koyunlarımızı ve çoban arkadaşlarımızı gerekli imkanlar sağlanarak bulundukları yerde bıraktık. İnşallah çoban arkadaşlarımıza bir şey olmaz. Biz haberi alır almaz bölgeye gittik ve tehlikeli yollardan geçerek çoban arkadaşlarımıza ulaştık. Allah’a şükür, sağlık durumları iyi. Yanımızda saman ve bazı malzemeler götürdük. Olay yerine vardığımızda sürüde kayıplar olduğunu gördük. Koyunları ve çoban arkadaşlarımızı geri getirmek istedik ancak önümüzde bir akarsu vardı ve yol olmadan bunu aşmamız mümkün değildi. Yoğun tipi vardı ve kar kalınlığı yaklaşık 50 santimetreye ulaşıyordu. Traktörlerimiz bile ilerlemekte zorlandı. Yolu açmak için çok çaba sarf ettik ancak başarılı olamadık. Herkese geçmiş olsun diliyorum" dedi. Yol yapım çalışmalarının sabah saatlerinde devam edeceği bildirildi.