YEREL HABERLER - 07 Mart 2012 Çarşamba 10:57

ÖZÜRLÜ MEMUR SEÇME SINAVI HAZIRLIK KURSU BAŞLADI

A
A
A
ÖZÜRLÜ MEMUR SEÇME SINAVI HAZIRLIK KURSU BAŞLADI

Fethiye Halk Eğitim Merkezi, 29 Nisan 2012 tarihinde yapılacak olan Özürlü Memur Seçme Sınavı’na hazırlık amacıyla ücretsiz kurs düzenlendi.
4 ana temel derslerden verilen kurslar Halk Eğitim Merkezi Salonu’nda 23 kursiyer ile başlarken; yetkililer kursa katılmak isteyen özürlü en az lise mezunu vatandaşları da kursa davet ettiler. Ücretsiz kurstan yararlanmak isteyen özürlü vatandaşlar 9 Mart 2012 Cuma gününe kadar Fethiye Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne müracaat edebilecekler.
Özürlü Memur Seçme Sınavına katılmak isteyen özürlü vatandaşlar 27 Nisan 2012 günü sona erecek kursta Salı günleri saat 09.00 ile 12.00 arası Coğrafya, Çarşamba günü yine aynı saatler arasında Matematik, yine Çarşamba günü saat 14.00 ile 17.00 arası Türkçe ve Cuma günü saat 09.00 ile 12.00 arasında da Tarih dersi alıyorlar. Bilindiği gibi 29 Nisan 2012 tarihinde yapılacak Özürlü Memur Seçme Sınavına en az lise ve dengi okul mezunları katılacak. İlköğretim ve ilkokul mezunu özürlü vatandaşlar ise sınava tabi tutulmayacak. Fethiye Halk Eğitim merkezi Müdürlüğü yetkilileri, bu kursun Sınav Hazırlık Kursu olduğu için her an başvuruda bulunabileceklerini belirtirlerken; aynı zamanda bu kursun özürlü vatandaşlara katkı amacıyla ücretsiz olduğunu da ifade ettiler.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Doğan: "Destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerekiyor" Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, çiftçilerin ekonomik ve iklim kaynaklı zorluklarını hafifletecek destek mekanizmalarının ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, Adana’da son günlerde etkili olan aşırı yağışların tarım alanlarında ciddi zararlara yol açtığını belirterek, değerlendirmelerde bulundu. Doğan, aşırı yağışlar nedeniyle özellikle buğday, mısır, karpuz ve kavun ekili alanların su altında kaldığını kaydederek, "Suyun çekilmesinin ardından zarar boyutu daha net ortaya çıkacaktır. Mevsim şartlarındaki öngörülemezlik tarım sektörünün ne denli kırılgan bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir" dedi. İklim kaynaklı risklerin her geçen gün arttığına dikkat çeken Doğan, "Soğuk hava ve don olayları ürünlerimizi tehdit ederken, aşırı yağışlar sel felaketlerine neden olmakta; aşırı sıcaklar ise ciddi verim kayıplarına yol açmaktadır. Kuraklık dönemlerinde ise sulama faaliyetlerini dengeli bir şekilde yürütmek mümkün olamamaktadır. Açık alanda üretim yapan çiftçiler olarak doğal afetlere karşı koruma imkanlarımız oldukça sınırlıdır. Bu noktada yalnızca seralar kısmen koruma sağlayabilmektedir" ifadelerini kullandı. Tarım sektörünün yalnızca iklim şartlarıyla değil, aynı zamanda artan maliyetlerle de mücadele ettiğini belirten Doğan, akaryakıt, gübre ve diğer üretim girdilerindeki fiyat artışlarının çiftçiliği sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırdığını ifade etti. Bu durumun üreticinin motivasyonunu ve geleceğe yönelik planlarını olumsuz etkilediğini dile getirdi. Tarımın sürdürülebilirliği ve ülkenin gıda güvenliği açısından çiftçilerin daha fazla desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Doğan, "Üreticinin yalnız bırakılması tarımsal üretimde aksamalara ve dışa bağımlılığın artmasına neden olacaktır. Çiftçilerin ekonomik ve iklim kaynaklı zorluklarını hafifletecek destek mekanizmalarının ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir. Üretim güvenliğinin sağlanması ve Türkiye’nin gıda bağımsızlığının korunması hayati öneme sahiptir" şeklinde konuştu.
Düzce Sürdürülebilir gelecek için su yönetiminde yenilikçi adım Düzce Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Pınar Sevim Elibol, "Su hayattır, hayatımıza sahip çıkalım" dedi. Düzce Üniversitesi, 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında su kaynaklarının korunması, sürdürülebilir yönetimi ve atık suyun geri kazanımı konularında farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Bu kapsamda değerlendirmelerde bulunan Düzce Üniversitesi Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği Koordinatörlüğü Sıfır Atık Komisyon Üyesi ve Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Pınar Sevim Elibol, suyun sınırsız bir kaynak olmadığını ve gelecek nesillere aktarılması gereken hayati bir değer olduğunu vurguladı. "Her damla su, yaşamın devamlılığıdır" Dünya Su Günü’nün suyun yaşam için vazgeçilmez önemine dikkat çektiğini ifade eden Doç. Dr. Elibol, küresel su krizinin giderek derinleştiğine işaret ederek, "İklim değişikliği, hızlı nüfus artışı ve kirlilik gibi faktörler, temiz su kaynaklarımızı her geçen gün daha fazla tehdit ediyor. Su, sadece bireysel bir ihtiyaç değil; tarımdan sanayiye, ekosistemin korunmasından enerji üretimine kadar her alanın can damarıdır. Bu nedenle her damlayı korumak ve verimli kullanmak, bir tercihten öte vicdani bir sorumluluktur" dedi. "Suyun aktığı yerde eşitlik yeşerir" 2026 yılı Dünya Su Günü’nün küresel çapta "Su ve Cinsiyet" temasıyla kutlandığını hatırlatan Elibol, suya erişim konusunda kadınlar ve kız çocuklarının karşılaştığı zorluklara dikkat çekerek, "Su krizine çözüm üretmek, aynı zamanda toplumsal eşitliği desteklemek anlamına gelmektedir. Üniversitemizde uyguladığımız sürdürülebilir su yönetimi modelleriyle bu küresel farkındalığa yerel ölçekte katkı sunmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Sürdürülebilir su yönetimi yaklaşımı Düzce Üniversitesi’nin çevre odaklı vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen projelere değinen Elibol, atıksu yönetimine ilişkin yaklaşımlarını, "Üniversite olarak atıksuyu bir kirlilik yükü değil, geri kazanılması gereken bir potansiyel olarak görüyoruz. Konuralp Yerleşkemizde hayata geçirmeyi planladığımız ileri teknoloji odaklı projemizle, nanoteknoloji desteğiyle arıttığımız suları; peyzaj sulamasından tarımsal faaliyetlere, ekolojik göletlerin beslenmesinden yağmur suyu hasadına kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeyi hedefliyoruz. Böylece su döngüsünü kampüs ölçeğinde somut bir modele dönüştürüyoruz" şeklinde değerlendirdi. Teknoloji ve doğanın entegrasyonu Projenin; kimya, nanoteknoloji, ziraat ve peyzaj disiplinlerini Çevre Mühendisliği ile bütünleştiren yenilikçi bir Ar-Ge yaklaşımı sunduğunu belirten Elibol, "Su yönetimi artık enerji, gıda ve ekosistemle birlikte ele alınmalıdır. Geliştirdiğimiz sistem sayesinde atıksuyu yeniden kullanılabilir standartlara ulaştırarak, düşük karbon ayak izine sahip ve kaynak verimliliği yüksek bir model ortaya koymayı amaçlıyoruz" dedi. Arıtma sistemlerinin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla destekleneceğini de ifade eden Elibol, ekolojik alanlar ve permakültür uygulamalarıyla biyoçeşitliliğin korunmasının hedeflendiğini belirtti. Küresel hedeflerle uyumlu bir model Geliştirilen modelin Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu olduğunu vurgulayan Elibol; özellikle "Temiz Su ve Sanitasyon", "Erişilebilir ve Temiz Enerji" ve "Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar" hedeflerine katkı sağlandığını ifade etti. Düzce Üniversitesi Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği Koordinatörlüğü aracılığıyla yürütülen eğitim faaliyetlerinin önemine değinen Doç. Dr. Pınar Sevim Elibol, "Asıl hedefimiz, su tasarrufunu ve verimliliğini bir yaşam kültürü haline getirmektir. Kimyasal kullanımını azaltmak, yağmur suyunu toplamak ve israfın önüne geçmek gibi basit adımlar geleceğimizi kurtaracaktır. Su hayattır, hayatımıza sahip çıkalım" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Erzurum Erzurum ve Bakü petrol hattında 1921’de kritik duraklama Türkiye Cumhuriyeti’nin erken yıllarında Doğu Anadolu’da planlanan enerji ve ekonomik projeler, altyapı ve lojistik eksiklikler nedeniyle zaman zaman aksadı. 1921 yılına ait resmî belgeler, Azerbaycan’ın Bakü şehrinden Erzurum’a gönderilmesi planlanan 20 vagonluk petrol ekipmanının aylarca bölgeye ulaştırılamadığını ortaya koyuyor. Araştırmacı Taner Özdemir tarafından ortaya çıkarılan belgelerde, dönemin Hariciye Vekili Bekir Sami Bey tarafından ilgili makamlara gönderilen yazıda, ekipmanın hazırlanmış olmasına rağmen sevkiyatın gerçekleşmediği, Erzurum vilayetinde kurulması planlanan şirketin faaliyete geçebilmesi için ekipmanın bir an önce bölgeye ulaştırılmasının şart olduğu vurgulandı. Gecikmenin bölgedeki ekonomik ve enerji planlarını doğrudan etkilediği de ifade edildi. Erzurum: Petrol Kaynağı ve Stratejik Geçiş Noktası Araştırmada, Erzurum’un 1920’li yıllarda yalnızca bölgesel kalkınma açısından değil, aynı zamanda Türkiye’nin enerji projeleri için stratejik bir petrol kaynağı ve geçiş noktası olarak kritik bir rol üstlendiğini belirtiyor. Musul petrollerinin ve çevresindeki enerji kaynaklarının çıkışı açısından Erzurum, Batı’ya taşınacak petrol ve enerji ekipmanlarının önemli bir geçiş noktası olarak değerlendiriliyordu. Bu nedenle Bakü’den gönderilmesi planlanan ekipmanlar, Erzurum üzerinden bölgeye ulaştırılacak ve burada kurulacak altyapı ile enerji projelerine yön verilecekti. Taner Özdemir’in Açıklamaları Ortaya çıkan tarihi vesika, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir tarafından arşiv çalışmaları sırasında gün yüzüne çıkarıldı. Özdemir, belgelerle ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Bu belge, Erzurum’un enerji projelerinde ne kadar stratejik bir konumda olduğunu net bir şekilde gösteriyor. 1921 yılında Bakü’den gönderilmesi planlanan petrol ekipmanları, Erzurum üzerinden bölgeye taşınacaktı. Ancak lojistik sorunlar ve gecikmeler, projelerin zamanında başlamasını engelledi. Erzurum, petrol üretimi ve enerji projeleri açısından hem bir kaynak hem de geçiş noktası olarak kritik öneme sahipti. Bu nedenle Fransa, Rusya ve İngiltere gibi ülkeler bölgedeki enerji potansiyeline ilgi gösteriyor, Türkiye de Erzurum üzerinden kendi projelerini yöneterek stratejik avantaj elde etmeye çalışıyordu. Bugün bu belge, şehrin 1921’deki enerji rolünü açıkça ortaya koyuyor." Erken Cumhuriyet Döneminde Lojistik Sorunlar Belge, 1920’li yıllarda Türkiye’nin doğu vilayetlerinde yürütülmek istenen ekonomik ve enerji projelerinin, ulaşım ve organizasyon eksiklikleri nedeniyle zaman zaman aksadığını gösteriyor. Erzurum’un petrol kaynağı ve geçiş noktası olarak rolü, bölgesel enerji planlarını doğrudan etkileyen kritik bir unsur olarak öne çıkıyor. 1921 tarihli bu yazışma, Erzurum’un Türkiye’nin enerji ve ekonomik politikalarındaki stratejik rolünü, lojistik sorunların projeleri nasıl yavaşlattığını ve uluslararası güçlerin bölgesel enerji faaliyetlerinin etkisini ortaya koyuyor. Erzurum’un petrol kaynağı ve geçiş noktası olarak önemi, erken Cumhuriyet döneminde Doğu Anadolu’nun kalkınma ve enerji hamlelerini anlamak için değerli bir arşiv kaydı niteliği taşıyor. Erzurum petrol ve doğalgaz hatlarının kavşağında Gelinen noktada ise; Erzurum enerji boru hatları açısında kavşak ve önemli bir stratejik konuma sahip oldu. Şu anda Erzurum topraklarından üç ayrı uluslararası petrol ve doğalgaz hattı geçiyor. Bu hatların yolları tamda Erzurum Ovası’nda kesişiyor. Bunlardan birisi İran-Türkiye Doğalgaz Hattı. Bu hat; İran ve Türkmenistan kaynaklı doğalgazı önce Türkiye’ye, buradan da Avrupa’ya taşınıyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Hattı; Azerbaycan Bakü yakınlarındaki Sangaçal Terminali’nden gelen petrolü, Akdeniz kıyısında Ceyhan deniz terminaline taşıyor. Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi ise Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Denizi’nin güneyindeki diğer sahalarda üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşınmasını sağlıyor.