EĞİTİM - 04 Mart 2026 Çarşamba 12:44

Muğla’da "Liselerden Gazze’ye Bir Nefes" paneli düzenlendi

A
A
A
Muğla’da "Liselerden Gazze’ye Bir Nefes" paneli düzenlendi

Muğla İl Millî Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda düzenlenen "Liselerden Gazze’ye Bir Nefes" panelinde, gençler Gazze’deki insani dramı ve küresel adalet arayışını uzman isimlerle birlikte değerlendirdi. İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, "Gazze bir manşet değil, insanlık onurunun sınandığı bir alandır" dedi.



"Maarifin Kalbinde Ramazan" teması ve 2026 Gençlik Yılı vizyonu çerçevesinde planlanan panel, gençlerin toplumsal meselelere duyarlılığını artırmak amacıyla gerçekleştirildi. Millî Eğitim Müdürü Emre Çay’ın katılımıyla düzenlenen program, lise öğrencilerinin yoğun ilgisiyle karşılandı.



Sumud Filosu ile Gazze’ye giden çevirmen-yazar ve aktivist Ayçin Kantoğlu ile avukat ve aktivist Ayşegül Mungan, öğrencilerle bir araya geldi.



Programda gençlere hitap eden İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, meselenin sadece duygusal bir boyutta kalmaması gerektiğinin altını çizdi. Çay, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: "Gazze sadece bir manşet değil; insanlık onurunun, adaletin ve merhametin sınandığı bir alandır. Gençlerimizin bu duyarlılığı sadece duygusal bir refleks olarak kalmamalı; bilgiyle, üretkenlikle ve güçlü bir eğitim vizyonuyla desteklenmelidir"



Muğla’da "Liselerden Gazze’ye Bir Nefes" paneli düzenlendi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Çanakkale Dr. Mithat Atabay: "Savaşın yaklaşık olarak 4-5 hafta süreceği tahmin edilmektedir" ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik eş zamanlı saldırılarına ilişkin yaptığı açıklamada, "Aslında baktığımız zaman bu savaşın temeli daha 1990’lara dayanıyor. Çünkü Amerika 1990’larda bir harita yayınlamış ve Orta Doğu bölgesindeki devletlerin çeşitli şekillerde parçalanacağını ilan etmişti" dedi. ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik eş zamanlı saldırılarına ilişkin İhlas Haber Ajansı’na (İHA) açıklamalarda bulundu. Dr. Mithat Atabay, "Amerika, İran’ı dize getirmek için bütün gücünü kullanarak İsrail’le birlikte hareket ediyor ve bu savaşın yaklaşık olarak 4-5 hafta süreceği tahmin edilmektedir" ifadelerini kullandı. ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, bu savaşın temellerinin öncesinde atıldığını belirterek, "Aslında baktığımız zaman bu savaşın temeli daha 1990’lara dayanıyor. Çünkü Amerika 1990’larda bir harita yayınlamış ve Orta Doğu bölgesindeki devletlerin çeşitli şekillerde parçalanacağını ilan etmişti. Başlangıçta bu hayal gibi görünse de baktığımız zaman son 30 yılda bunun son ayaklarından bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle İran bölgesinde önemli bir güç. Çünkü Orta Doğu coğrafyasında üç temel halk var. Bunlardan bir tanesi Araplar, bir tanesi Acemler, biri de Türkler. Bu üç halk birbirleriyle de aynı zamanda egemenlik savaşı da yapmışlardır tarih boyunca. Bunlar her zaman dışarıdan gelecek olan güçlere karşı da aslında iş birliği içerisinde oldular. Ama baktığımız zaman 20. yüzyıl ve 21. yüzyıl Orta Doğu coğrafyasında enerji kaynaklarının bulunduğu bir yer olarak karşımıza çıktı ve adeta dünyanın kalbi olarak kendisini ön plana çıkardı. En büyük rakip olarak da baktığımız zaman İran’ı görüyoruz. Çünkü İran 1979 yılındaki özellikle İslam devrimi sonrasında ön plana çıktı ve kendisi gibi Şii olan gruplarla birlikte Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in en büyük düşmanı olarak karşılarına çıktı. Amerika Birleşik Devletleri 1990’dan itibaren Orta Doğu’daki devletleri birer birer dize getirdikten sonra sıra İran’a gelmişti. Bunu da özellikle İran’ın nükleer güç olarak ortaya çıkmasını gerekçe göstererek, gerçekte ise İran’ın bir siyasi güç ve askeri güç olarak varlığını ezmek amacıyla böyle bir saldırıya geçti ve bu saldırı önce 12 gün savaşıyla kendisini gösterdi. Şimdi ise Amerika, İran’ı dize getirmek için bütün gücünü kullanarak İsrail’le birlikte hareket ediyor ve bu savaşın yaklaşık olarak 4-5 hafta süreceği tahmin edilmektedir" dedi. Savaşın ne kadar elektronik bir savaş da olsa mutlaka bir kara harekatı ile sonuca varılacağını söyleyen Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, "Tabii baktığımız zaman bu savaş aslında bir elektronik savaş olarak karşımıza çıkıyor. Ama savaşlar hiçbir zaman hava kuvvetleri veyahut da bu tür füze saldırılarıyla sonuçlanmıyor. Mutlaka kara harekatı gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri, İran içerisindeki çeşitli grupları da ayaklandırmak vasıtasıyla iç savaş çıkarmak istiyor. Ancak şu ana kadar bunda başarılı olamadığını görüyoruz. Eğer bu şekilde devam ederse İran karşılık verecek ve bu karşılık çerçevesinde de orada bir kaos ortamı ortaya çıkacak. İran, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu direncini kırmak için körfezdeki ülkelere ve Amerika’nın üstlerine saldırılar gerçekleştirirken aynı zamanda bugün de Hürmüz Boğazı’nı kapattı ve petrolü bir silah olarak kullanma yolunu tercih etti. Bu durumda tabii buradaki kaos dünya ekonomisini derinden etkileyecek" şeklinde konuştu. Türkiye’nin yeni bir göç dalgası için tedbirli olması gerektiğini kaydeden Dr. Mithat Atabay, şu ifadeleri kullandı: "Türkiye’ye baktığımız zaman Türkiye özellikle bu savaşın uzun sürmesi karşısında yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalacak. Bu durumda Türkiye’nin tedbirli olması gerekiyor. Ayrıca Türkiye petrolü ve doğal gazı dışarıdan almaktadır. Hem kuzeyinde hem de doğusunda böyle bir savaş durumunda bunların fiyatları hıza artacağı öngörülmektedir. Türkiye’nin ödemeler dengesinde açık meydana gelecek. Bu açık iki şekilde kapanabilir. Bir tanesi ya borç para bularak bunları karşılamak veyahut da Türkiye’de özellikle fiyatları artırmak. Fiyatları artırdığınız zaman çünkü vergi toplayacaksınız ama sabit gelirlerin kazançlarını veyahutta maaşları artmadığı zaman veya çiftçinin gelirleri artmadığı zaman zengin ile fakir arasındaki uçurum artacak. Böyle durumda tabii fakirlik arttığı zaman hastalıklar ve ekonominin sağlıksız bir şekilde devam etmesi gibi bir olayla karşı karşıya kalacak Türkiye. Bunun benzer bir durumu 1973’te petrolün özellikle savaş aracı olarak kullanılması döneminde Türkiye yaşamıştı. Türkiye o zaman cari açık nedeniyle büyük bir kaosa girdi. Sürekli yüksek enflasyon ve ülke içerisinde de özellikle anarşinin tırmanması şeklinde kendini gösterdi." Türkiye’nin ekonomik olarak bu savaşı atlatması için üretime önem vermesi gerektiğini vurgulayan Dr. Atabay, sözlerine şöyle devam etti: "Tabii Türkiye’nin bunu atlatabilmesi için önce üretime önem vermesi gerekiyor. Ayrıca Avrupa ve diğer ülkelerle ticaretine hız vermesi ve özellikle de ticareti yaparken kendi öz kaynaklarına dayanarak ve kendi özellikle yeraltı kaynakları ve tarım ürünlerinin üretimini artırıp bunları dünyaya pazarlaması gerekiyor. Son zamanlarda gördüğümüz üzere mesela petrol fiyatları artarken bir taraftan da buğday fiyatlarının arttığını dünyada görüyoruz. O yüzden Türkiye’nin tarım ürünlerinin üretimine önem vermesi ve kendi kaynaklarını ve kendi öz değerlerini kullanarak bunları planlaması gerekiyor. Aksi takdirde Türkiye dışarıdan borç alarak bunu yüksek faizlerle ödemek durumuyla karşı karşıya kalacak. O durumda da Türkiye’nin tabii ödemeler dengesi açık vereceği için Türkiye’de fakirle zengin arasındaki uçurum artacak."
Manisa Çuval parasıyla kurulan miras kitap ve sanatla yaşayacak Manisa’da 1937 yılında temeli atılan ve üzüm üreticilerinin sattığı çuval başına alınan 5 kuruşluk bağışlarla tamamlanan 89 yıllık tarihi "Kitapsaray" binasının geleceğiyle ilgili yürütülen çalışmalarda yeni bir aşamaya gelindi. Yeni kütüphanenin hizmete girmesinin ardından bir süredir boş kalan binanın deprem dayanıklılık analizleri tamamlanırken, tarihi yapının aslına uygun restorasyonla gençlere ve çocuklara yönelik kitap, kültür ve sanat odaklı bir merkez olarak şehre yeniden kazandırılması hedefleniyor. Manisa’nın sembol yapılarından biri olan Kitapsaray binasının hikayesi, toplumsal bir dayanışma örneğine dayanıyor. 1936 yılında dönemin "İmarcı Valisi" Dr. Lütfi Kırdar başkanlığında kurulan Manisa Kitapsaray Kurumu, şehre modern bir kütüphane kazandırmak için kolları sıvadı. O dönemde Manisa Ticaret Borsası’nda satılan her üzüm çuvalından alınan 5 kuruşluk bağışlar ve hayırseverlerin katkılarıyla toplanan 20 bin lira ile binanın yapımı 1945 yılında tamamlandı. Yapı, Manisalıların kültüre verdiği değerin bir nişanesi olarak yükseldi. Savaş yıllarında ‘Askeri Hastane’ oldu İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu yıllarında kapılarını kütüphane olarak açmaya hazırlanan bina, cephe gerisindeki stratejik önemi nedeniyle 1940-1944 yılları arasında "Askeri Hastane" olarak kullanıldı. Savaşın etkilerinin azalmasıyla birlikte 23 Nisan 1945 tarihinde Vali Ali Rıza Çevik’in katıldığı törenle asıl kimliğine kavuşan Kitapsaray, on binlerce esere ev sahipliği yaparken kuşaklar boyu kitapseverlerin buluşma noktası oldu. Deprem analizi tamamlandı, onay bekleniyor Bir süredir boş durması nedeniyle bakımsızlık endişesiyle gündeme gelen tarihi yapı için yetkililerden edinilen bilgiye göre, deprem dayanıklılık analizi süreci tamamlandı. Yapılan incelemelerde binanın güçlendirilmesi gerektiği tespit edilirken; hazırlanan restorasyon projeleri ve maliyet çizelgeleri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunuldu. Bakanlık’tan gelecek cevaba istinaden, 2026 yılı sonuna doğru güçlendirme ve restorasyon çalışmalarının başlatılması planlanıyor. Kitap, kültür ve sanatla yeniden hayat bulacak Tapu kayıtlarında yer alan "Kütüphaneden gayri hiçbir surette kullanılmamak kaydıyla" şerhine sadık kalınarak planlanan proje kapsamında bina, restorasyonun ardından yine "Kitapsaray" ismiyle hizmet verecek. Özellikle gençlerin ve çocukların kitapla buluşacağı, kültür ve sanat faaliyetleriyle uğraşacağı bir merkez haline getirilecek olan yapı, tarihi dokusu korunarak modernize edilecek. Merkez, Manisa’nın kültürel mirasını yeni nesillere aktaran yaşayan bir mekan olacak.
Ankara 23 yaşındaki Hakan’ın bıçaklanarak hayatını kaybetmesine ilişkin davada mütalaa açıklandı Ankara’da 23 yaşındaki gencin bıçaklı kavgada hayatını kaybetmesine ilişkin 2’si çocuk 8 sanığın yargılandığı davada savcı esas hakkında mütalaasını açıkladı. Savcı, tutuklu baba ve oğlu ile onun arkadaşı hakkında ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet, 2 kişiyi ‘öldürmeye teşebbüs’ suçundan ise 45’er yıla kadar hapis cezası talep etti. Yaşı küçük 2 çocuk hakkında 41 yıl ve 26 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep eden savcı, ölen gencin ailesinden 3 kişi hakkında ise ‘basit yaralama’ suçundan beraat talep etti. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma suça sürüklenen çocukların da yargılanması nedeniyle kapalı olarak yapıldı ve salona izleyici ve basın mensupları alınmadı. Duruşmaya tutuklu sanıklar Cemal Zeynal, çocukları Ahmet Emir Zeynal, B.S.Z. ve T.Y.Z., tutuksuz sanık Umut Kılınç, aynı dosyada sanık olarak yer alan maktul Hakan Çakır’ın (23) babası Şahin Çakır, ağabeyi Hakkı Can Çakır ve akrabası Eyyüp Demir ile taraf avukatları katıldı. Söz alan cumhuriyet savcısı, esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Savcı, Ankara’da çiğ köfte dükkanı işleten Hakan Çakır’ın bıçaklanarak hayatını kaybettiği kavgaya ilişkin davada sanıklar Cemal Zeynal, Ahmet Emir Zeynal ve Umut Kılınç’ın ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet, 2 kişiye yönelik ‘öldürmeye teşebbüs’ suçundan ise 45’er yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etti. Savcı, suça sürüklenen çocuklar B.S.Z. hakkında 41 yıla, T.Y.Z. hakkında ise 26 yıl 6 aya kadar hapis cezası verilmesini istedi. Mütalaada aynı dosyada ‘basit yaralama’ suçundan haklarında 5’er yıla kadar hapis talebiyle dava açılan Hakan Çakır’ın babası Şahin Çakır, ağabeyi Hakkı Can Çakır ve akrabası Eyyüp Demir hakkında ise isnat edilen suçun sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi talep edildi. Beyanların ardından ara kararını veren mahkeme, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına hükmederek, duruşmayı 8 Nisan’a erteledi. "8 Nisan’da inşallah gerçekler ortaya çıkacak" Duruşmanın ardından Ankara Adliyesi önünde açıklama yapan baba Şahin Çakır, "Mahkememiz 8 Nisan’a ertelendi. Karar duruşması olacak. En küçük çocuğa yıkmaya çalıştılar suçu, diğer üç kişiden almak istediler. Yani tek sadece onlar. Biz de tabii ki buna karşılık sayın avukatımız sağ olsun karşılıklarını verdi. Yani öyle bir şey olmayacağını anlattı. Elimizdeki dosyalarla ve eski verdiği ifadelerden kaynaklı. Yani her verdikleri ifade farklı farklı. Üç tane ifade verdiler, üçü de değişik, birbirine tutmayan, anlamsız ifadeler çıktı. Bunda da geldiler farklı bir senaryoyla karşımıza çıktılar. Kızım o yüzden içeride sinirlendi, sinir krizi geçirdi. Yani baktılar işin içinden sıyrılamayacaklar. Üçü de en küçüklerine, yaşı küçük olduğu için sadece ona yıkmaya çalıştılar. Bakıp göreceğiz. 8 Nisan’da inşallah gerçekler ortaya çıkacak avukatımız sayesinde" dedi. Maktul Çakır’ın kardeşi Melisa Çakır ise, "Suçu yaşı en küçük, yani en az cezayı alacak kişinin üstüne yıkmaya çalıştılar. 14 yaşındaydı kendisi. En en üst sınırdan 24 yıl alıyor, yarısını yatıyor. Yarısı açık, yarısı kapalı şeklinde. 24 yılın tamamında yatmıyor. Ve suçu kendisi kabul etti. Ağabeyimi nasıl katlettiğini anlatmaya çalıştı. Yani biz inanmadık ama yine de bunu duymak çok ağır geliyor insana. Ama savcının mütaalasını biz beğendik. Emsal bir karar olacağını düşünüyoruz. Umarım buradan devam eder. Babamın dediği gibi de üç kere ifade değiştirdiler. Yani yalan oynuyorlar. Umarım mahkememiz daha uzun sürmez. Çünkü geç gelen adalet tamamen adalet değildir. Çünkü biz hala yas tutamıyoruz" diye konuştu. "Sonraki celse karar celsesi olacak" Avukat Umur Yıldırım, dosyadaki bütün delillerin toplandığını ifade ederek, "Savcılık esas hakkında mütaalasını verdi. Bir sonraki celse karar celsesi olacak. Bunun soruşturma aşaması ve ilk celsede karşı taraf hep şunu söylüyordu; ’Biz yapmadık.’ Hani nasıl olduğunu bilmiyoruz, görmedik, duymadık dediler. Bugün aslında ilk defa aralarından en küçük olanı seçip, bütün suçu yani yapılan bütün eylemleri en küçük çocuğun yaptığını söylediler" dedi. Olayın geçmişi 10 Ağustos’ta çiğ köfte dükkanı işleten Hakan Çakır’ın (23) annesi S.Ö. ve kız kardeşi Melisa Nur Çakır (15), dükkandan eve dönerken sokak arasındaki merdivende oturan Ahmet Emir Zeynal (19) ve arkadaşı Umut Kılınç (19) ile yol verme meselesinden tartıştı. Melisa Nur Çakır’ın haber vermesiyle olay yerine gelen Hakan Çakır ile Zeynal ve Kılınç arasında kavga çıktı. İki ailenin diğer yakınlarının da dahil olmasıyla büyüyen olayda Hakan Çakır, bıçaklanarak hayatını kaybetti. Olaya karışan Cemal Zeynal (45) ile çocukları Ahmet Emir Zeynal, B.S.Z. (17), T.Y.Z. (14) tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklar Cemal Zeynal, oğlu Ahmet Emir Zeynal, onun arkadaşı Umut Kılınç hakkında ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet, 2 kişiyi ‘öldürmeye teşebbüs’ suçundan ise 45’er yıla kadar hapis cezası talep edildi. Cemal Zeynal’ın yaşı küçük çocukları B.S.Z. hakkında 41 yıl, T.Y.Z. hakkında 26 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep edildi. Aynı dosyada Hakan Çakır’ın babası Şahin Çakır (53), ağabeyi Hakkı Can Çakır (27) ve akrabası Eyyüp Demir (44) hakkında da ‘basit yaralama’ suçundan 5’er yıl hapis talep edildi.
Muğla Muğla’da gerçeği aratmayan deprem tatbikatı Muğla Güzel Sanatlar Lisesi’nde Deprem Haftası dolayısıyla düzenlenen geniş kapsamlı tatbikat, nefes kesen anlara sahne oldu. Tatbikatta senaryo gereği 6.8 büyüklüğündeki deprem sonrası mahsur kalanlar kurtarıldı. Senaryo gereği Muğla merkezli 6.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Depremin hemen ardından Muğla Güzel Sanatlar Lisesi’nde öğrencilerin mahsur kaldığı ve yangın çıktığı ihbarı üzerine bölge bir operasyon merkezine dönüştü. Hızla olay yerine intikal eden; Muğla Büyükşehir Belediyesi İtfaiye ve AKOM ekipleri, Muğla AFAD İl Müdürlüğü ekipleri, MEB AKUB (Arama Kurtarma Birimi) ekipleri, UMKE ve Sağlık ekipleri koordineli bir çalışma yürüttü. İtfaiye ekipleri binada mahsur kalan öğrencileri merdiven yardımıyla tahliye ederken, AFAD ekipleri bir vatandaşı ip yardımıyla binadan indirerek güvenli alana taşıdı. İçeride duman ve enkaz altında yaralanan vatandaşlar ise UMKE ve sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastanelere sevk edildi. Tatbikat sonrası açıklamalarda bulunan Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, afet öncesi hazırlığın önemine dikkat çekerek Muğla’daki okulların deprem karnesini açıkladı. Müdür Çay, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Afetlere karşı hazırlıklı bir toplum olmamızı temenni ediyorum. 2022 yılından bu yana Bakanlığımızın destekleri ve Valiliğimizin koordinasyonunda 49 okul ve 88 binayı tamamen güçlendirdik. Ayrıca 27 okulumuzu yıkarak yerine yenilerini inşa ettik" Depreme dayanıksız olduğu tespit edilen 20 okul için yıkım kararının alındığını belirten Çay, "Bu okulların ihaleleri başladı. 2026 yılına kadar temel eğitim kapsamındaki tüm bu binaları yenilemiş olacağız. Ayrıca ikinci etap olarak belirlediğimiz 15 okulda da bu yıl güçlendirme çalışmalarına devam edeceğiz" dedi. Müdür Emre Çay, tatbikatta emeği geçen MEB AKUB, AFAD ve diğer tüm paydaş kurumlara teşekkür ederek, deprem bilincinin eğitim hayatının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.