POLİTİKA - 11 Şubat 2017 Cumartesi 19:54

AB Bakanı Çelik: "Türkiye’nin rejimi bellidir, bizim yaptığımız şey sistem değişikliğidir”

A
A
A
AB Bakanı Çelik: "Türkiye’nin rejimi bellidir, bizim yaptığımız şey sistem değişikliğidir”

Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, “Türkiye’nin rejimi bellidir. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bizim yaptığımız şey sistem değişikliğidir. Peki nedir bu sistem değişikliği. Demokratik, laik sosyal diyoruz. Bu saydıklarımızı Türkiye’de kim ortadan kaldırdı? Darbeler ortadan kaldırdı. Yani rejim değişikliği yapan darbelerdir" dedi.
AK Parti Osmaniye Teşkilatının İl Danışma Meclisi Toplantısı Cebelibereket Kültür Merkezi’nde yapıldı. Toplantının başlangıcında 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin video gösterimi yapıldı. Ardından konuşma yapan AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, şu an dünyanın enteresan bir dönemden geçtiğini belirterek, “Türkiye’nin kuzeyindeki ülkelerde ciddi bir ekonomik kriz var. Türkiye’nin güney dediğimiz Suriye ve Irak gibi ülkelerde ise ciddi bir siyasi kriz var. Ciddi bir demokrasi krizi var. Bütün bunların içerisinde Türkiye ekonomisini güçlendirmeye çalışan, demokrasisini güçlendirmeye çalışan, dış politikada daha büyük bir katılım üretmeye çalışarak ciddi performansını devam ettiriyor” diye konuştu.
Son dönemlerde ‘parlamenter rejimden neden vazgeçiyoruz’ gibi soruların sorulduğunu belirten Çelik, “Açık ve net bir şeklide söyleyelim. Türkiye’de hiçbir zaman parlamenter rejim olmadı. Parlamenter rejim her zaman darbelerle sakatlandı, darbelerle örselendi ve bir türlü parlamenter sistem Türkiye’de yerleşmedi. Ben siyasi tarihle ilgilenirim. Türkiye’de parlamenter sistemin örselenmeden, sakatlanmadan, iyi kötü performansını gösterebildiği dönem AK Parti dönemidir. AK Parti döneminde de Cumhurbaşkanlığı sistemine müdahale etmek istediler hatta partiyi kapatmak istediler” ifadelerini kullandı.
Kendilerine sorulan bir diğer sorunun ise ‘Türkiye’de rejim değişikliği olacak mı’ sorusu olduğunu belirten Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bakın biz net bir şekilde söylüyoruz. Türkiye’nin rejimi bellidir. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bizim yaptığımız şey sistem değişikliğidir. Peki nedir bu sistem değişikliği. Demokratik, laik sosyal diyoruz. Bu saydıklarımızı Türkiye’de kim ortadan kaldırdı? Darbeler ortadan kaldırdı. Yani rejim değişikliği yapan darbelerdir. Peki o darbelerin olduğu zamanlarda bu darbeleri en çok destekleyen siyasi parti hangisiydi? CHP’ydi. Demek ki rejim değişikliğini onlar istemişti. Bu rejim değişikliği yaygarasının arkasından halkın kendiler oy vermediği, kendilerine güvenmediği birileri çıkar. Bunlar sandıktan çıkan sonuçlara tahammül edemedikleri için, sandıktan çıkan irade ile mücadele etmeyi göze alamadıkları için, kendileri sandıktan çıkamadıkları için rejim değişikliği diyerek ülkedeki sistemi krize sürüklediler. Hemen arkasından rejimin bekçisi olduklarını söylerler. O rejim bekçilerinin arkasından siyasete müdahale ederek hükümetleri yıktıkları zaman hemen rejimin tüccarlığına çıkarlar.”
Bu kesimin sandıktan hep korktuğuna değinen Çelik, “Çünkü sizlerin değerlerine uygun siyasetçileri devletin başına getirdiğinizi biliyorlar. Sizden sandığı kaçırmaya çalışıyorlar. Sandığa gittiğiniz zaman, vatandaşın önüne sandık koyduğunuz zaman nasıl bir tablo çıkacağını biliyorlar. O tabloda da kendilerine yer olmadığını biliyorlar” şeklinde konuştu.
Çelik, “Mesele güç meselesi olsa şu anda Cumhurbaşkanımızın gücüne sahip kim var Avrupa’da. Vatana ihanet dışında hiç bir şeyden yargılanamaz. Kendisinin liderlik ettiği parti meclisin çoğunluğuna sahip. Ya da bizim açımızdan bakalım. Cumhurbaşkanımız bizim partimizden çıkmış. Meclis çoğunluğuna biz sahibiz ve hükümet bizde. Yani biz güç peşinde koşsak bizim bu sistemi hiç değiştirmememiz lazım” dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Sumud Filosu’nda İsrail güçleri tarafından alıkonulan HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan, konfederasyon tarafından karşılandı Sumud Filosu’nda İsrail güçleri tarafından alıkonulan Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan ve HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin, Türkiye’ye dönüşlerinin ardından HAK-İŞ Konfederasyonu tarafından karşılandı. Gazze’ye insani yardım götürmek için Global Sumud Filosu ile çıktığı yolculuğunda İsrail saldırısıyl alıkonulan HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ve HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin, diplomatik girişimler sonucunda Türkiye’ye getirildi. HAK-İŞ’e bağlı sendika başkanları ve üyeleri tarafından karşılanan Arslan, yaptığı konuşmada, dünyanın Sumud Filosu’nda yaşananları bilmesi gerektiğinin altını çizdi. Arslan, "Bunu teşkilatlarımızın dünyanın bilmesi gerekiyor. Gerçekten Sumud için Siyonist devletinin yapmış olduğu hazırlıklar bir plan dahilinde yapılmış. Gemilere müdahaleden başlayarak sınır dışı edildiğimiz saate kadar her şey planlanmıştı. Bir dakikası bile boş geçmeyen işkenceler, hakaretler, aşağılanmalar, bir insana yapılmaması gereken ne varsa hepimize uygulandığı bir süreç yaşadık. Bunların böyle olduğunu biliyorduk. Ama bu kadar olduğunu bilmiyorduk. Geçen yıl Sumud 1’de yaşananların on katı değil yüz katını yaşattılar. Neden? Sumud onlar için büyük bir baş belası. Sumud bir ateşkesin kısmen de olsa sağlanmasını gerçekleştirmişti. Yardımların kısmen de olsa gitmesini sağlamıştı. Uluslararası toplumun Filistin konusunda inanılmaz duyarlılık oluşturmuştu. Ve bütün dünya ayağa kalkmıştı" dedi. "Amacımız, bir duruş ortaya koymak ve bunun karşılığında onurumuzu, yerlere süründürmeden dik durabilmekti" Sumud’un İsrail güçlerine karşı olan duruşuna değinen Arslan, "Ama Sumud’un ilkesi şu; ‘asla karşılık vermeyeceğiz, asla şiddete eğilim göstermeyeceğiz, asla gözlerine bakmayacağız, asla onlarla bir münakaşaya girmeyeceğiz’. Çünkü bunları yaparsanız Fatma gibi daha çok dayak yiyorsunuz. Daha fazla hakaret görüyorsunuz. Daha fazla işkence görüyorsunuz. Bizim oradaki amacımız, bir duruş ortaya koymak, o duruşumuzun karşılığında onurumuzu, haysiyetimizi, kişiliğimizi asla yerlere süründürmeden dik durabilmekti" ifadelerine yer verdi. Sumud 2 misyonunun daha Gazze’ye ulaşamadan uluslararası kamuoyunda büyük etki oluşturduğunu ifade eden Arslan, dünyanın birçok ülkesinde halkların Filistin için meydanlara çıktığını söyledi. Arslan, Batılı halkların hükümetlerinin baskılarına rağmen Filistin için ses yükselttiğini belirterek, Sumud misyonuna katılan yüzlerce aktivistin büyük bölümünün İslam dünyasından olmadığına dikkati çekti. "Şov yapmak için değil, Filistin için gittik" Arslan, Sumud yolculuğunun herhangi bir gösteri amacı taşımadığını ve kamuoyuyla önceden paylaşmadığını söyleyerek, "Amacımız Filistinli kardeşlerimizin acılarını dindirmek. Onların yaşadığı zorlukları görüp bunu sizinle paylaşıp daha fazlasını yapmayı istemek. Derdimiz bu, şov yapmak değil. Şov yapmak istesek bir ay önceden propaganda yapardık. Ailemin dışında kimseye paylaşmadık. Yönetim kurulundaki arkadaşlarımıza son gün söyledim. Neden? Çünkü bu istismar edilsin istemedik" diye konuştu. "Gazze’nin düşmemesi, Filistin’in özgür olması gerekiyor" Filistin halkının yaşadığı zulmün tüm insanlığın ortak meselesi olduğunun altını çizen Arslan, "Filistin için kim bir tuğla koymuşsa kendimizi ondan ayrı görmüyoruz. Ama HAK-İŞ herkesten daha fazlasını yapmak zorunda. Herkesten daha fazla fedakarlık, herkesten daha fazla mücadele etmek zorunda. Çünkü konfederasyonumuzun bu konuda kararları var. Bulunduğumuz illerde, il başkanlıklarımızda, şube başkanlıklarımızda, sendikalarımızda Filistin’i ve Gazze’yi girinti gündeminiz yapın. Gazze tamamen düşerse biliniz İstanbul düşer arkadaşlar. Bu siyonist katillerin esas hedefi Türkiye. O yüzden Gazze’nin düşmemesi, Filistin’in özgür olması gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Arslan, Gazze’de yaşanan insanlık dramının yalnızca konuşularak geçiştirilemeyeceğini belirterek, herkesin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Gazze’de yaşananların yerinde görüldüğünde çok daha derinden hissedilebildiğini söyleyen Arslan, "Gazzeli kardeşlerimizin yaşadığı acıları yerinde görünce daha fazlasını yapmamız gerektiğini anladık. Lafla değil, bizzat mücadele ederek Filistin davasının yanında olmak zorundayız" şeklinde konuştu. Filistin konusunda dünyanın birçok ülkesinde büyük bir vicdani uyanış yaşandığını kaydeden Arslan, özellikle Batı toplumlarında Filistin’e destek gösterilerinin giderek büyüdüğünü ifade etti. Arslan, Avrupa’dan Amerika’ya, Kanada’dan Latin Amerika’ya kadar milyonlarca insanın Filistin için meydanlara çıktığını ve Batılı halkların kendi hükümetlerinin baskılarına rağmen Gazze halkının yanında durduğunu söyledi. Ayrıca Sumud misyonuna katılan yüzlerce aktivistin büyük bölümünün İslam dünyasından olmadığını ifade eden Arslan, farklı inanç ve kültürlerden insanların Gazze için ortak vicdanda buluştuğunu belirtti. Arslan, Gazze halkının Türkiye’ye büyük umut bağladığını belirterek, "Türkiye bu sorumluluğunun farkında olmak zorunda. Biz farkındayız çok şükür. Devletimiz farkında, milletimiz farkında daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Onun için biz Sumud’a katılarak bu hainlerin, bu katillerin Gazzeli, Filistinli kardeşlerimize 80 yıldır neler yaptıklarını deneyimledik. Bizi iki gün dayanamayan arkadaşlarımız iki üç gün sabredemeyen arkadaşlarımızın yerinde 80 yıllık Gazze’de yaşayan biri olsanız nasıl olur?" dedi. Arslan, süreç boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaya koyduğu diplomatik irade ve dayanışmanın uluslararası aktivistler açısından büyük anlam taşıdığını belirtti. Ketziot Hapishanesi’nden çıkarıldıktan sonra havalimanında ilk olarak Türk Hava Yolları uçaklarını gördüklerini ifade eden Arslan, bu tablonun kendileri için büyük gurur kaynağı olduğunu söyledi. Türk Hava Yolları’nın yalnızca Türkiye vatandaşlarını değil yüzlerce aktivisti ülkelerine ulaştırdığını belirten Arslan, "Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Türk Hava Yolları’na bir kez daha teşekkür ediyoruz" dedi. Türkiye’nin Filistin meselesindeki tarihi sorumluluğuna dikkat çeken Arslan, Türkiye’nin hem diplomatik hem de insani anlamda daha güçlü olması gerektiğini ifade etti. HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin ise, yaklaşık 40 gün önce İtalya’dan yola çıktığını belirterek, Sumud misyonunun sabır, direniş ve kararlılık üzerine kurulu olduğunu ifade etti. Dünyanın farklı ülkelerinden yüzlerce aktivistle birlikte Filistin halkına destek olmak için mücadele ettiklerini söyleyen Zengin, bu süreçte vicdan sahibi insanların din, dil, ırk ayrımı gözetmeden ortak bir dayanışma ortaya koyduğunu belirtti. Zengin, süreç boyunca uluslararası aktivistlerin en büyük güvencesinin Türkiye olduğunu belirterek, Türkiye’nin Filistin meselesindeki duruşunun dünya kamuoyunda büyük bir karşılık bulduğunu söyledi. Zengin, farklı ülkelerden aktivistlerin, "Ne olursa olsun Türkiye bizi kurtarır" diyerek Türkiye’ye duydukları güveni dile getirdiklerini ifade etti. Türk Hava Yolları uçaklarını gördükleri an büyük mutluluk yaşadıklarını belirten Zengin, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere devlet yetkililerine ve Türk milletine teşekkür etti.
Bolu Grand Kartal Otel yangını davasında istinaf kararı onadı Bolu’da 78 kişinin hayatını kaybettiği Grand Kartal Otel yangınına ilişkin davada, Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği cezalar istinaf mahkemesi tarafından kabul edildi. 21 Ocak 2025 tarihinde Grand Kartal Otel’de meydana gelen ve 78 kişinin yaşamını yitirdiği yangın faciasının ardından başlatılan hukuki süreçte istinaf aşaması tamamlandı. Sanık avukatlarının, Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31 Ekim 2025 tarihli karar duruşmasında verdiği hükümlere yönelik yaptığı itirazı inceleyen istinaf mahkemesi, kararda hukuka aykırılık bulunmadığına hükmederek cezaları onadı. 11 sanığa olası kast suçundan ağır cezalar 31 Ekim’de görülen davanın duruşmasında, tutuklu sanıklar otelin sahibi Halit Ergül, şirketin yönetim kurulu üyeleri Emine Murtezaoğlu Ergül, Elif Aras ve Ceyda Hacıbekiroğlu, otel müdürü Zeki Yılmaz, Gazelle Otel Genel Müdürü Ahmet Demir, otelin muhasebe müdürü Kadir Özdemir, Grand Kartal Otel’in Genel Müdürü Emir Aras, Bolu Belediye Başkan Yardımcısı Sedat Gülener, İtfaiye Müdür Vekili Kenan Coşkun ve itfaiye eri İrfan Acar, 34 çocuğa karşı "Olası kastla öldürme" suçundan 34’er kez müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Aynı sanıklara yangında yaşamını yitiren 44 yetişkin yönünden 44’er kez "Olası kastla öldürme" suçundan 24 yıl 11’er ay hapis cezası verilmişti. Mahkeme heyeti, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan yargılanan otel muhasebe personeli Cemal Özer ve Mehmet Salun’u 22 yıl 3’er ay, LPG tesisat bakım görevlileri Doğan Aydın ve Muharrem Şen ile İş Güvenliği Uzmanı Kübra Demir’i 21 yıl 4 ay 15’er gün hapis cezasına çarptırmıştı. Heyet; mutfak personeli Reşat Bölük, teknik görevliler Tahsin Pekcan ve Hüseyin Özer, denetim şirketi yetkilisi Ali Ağaoğlu ve çalışanı Aleyna Beşinci, kafe işletmecileri İbrahim Polat ve İsmail Karagöz, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sırrı Köstereli, Genel Sekreter Yardımcısı Bünyamin Bal, eski Ruhsat ve Denetim Müdürü Mehmet Özel ile Ruhsat ve Denetim Müdürü Yeliz Erdoğan’a 21’er yıl, teknik personel Bayram Ütkü’ye 18 yıl, resepsiyon görevlisi Yiğithan Burak Çetin’e ise 12 yıl hapis cezası vermişti. İstinaf Mahkemesi kararı kabul etti Sanık avukatları tarafından istinaf mahkemesine taşınan davada sonuç değişmedi. İstinaf mahkemesi Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararlarını onayladı. Bundan sonraki süreçte, istinaf mahkemesince onanan kararlara ilişkin itirazların Yargıtay’a yapılacağı öğrenildi.