POLİTİKA
25 Nisan 2026 Cumartesi - 19:44 CHP Genel Başkanı Özel: "Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız" Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Özgür Özel, "Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez" dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Genel Merkezinde gerçekleştirilen Belediye Başkanları Buluşmasına katıldı. Özel, yaptığı konuşmada, "Bugün beş ayrı salonda toplandık. Burada büyükşehrin ilçe belediyeleri vardı. İkinci katta belde belediye başkanlarımız vardı başımızın gözümüzün üstüne. Dördüncü katta illerin ilçe belediyeleri, yedinci katta il belediyeleri, 12’nci katta da büyükşehir belediyeleri vardı. Her bir masa tartıştı, önerdi. Çünkü kötülük durmuyor, plan yapıyor, saldırıyor. Elbette stratejimiz, mitinglerimiz, mücadelemiz, hukuk mücadelemiz devam edecek. Ama onlar nasıl durmuyorlarsa biz de durmayacağız" ifadelerini kullandı. Görüşmelerde herkesin teker teker dinlendiği ve gerekli raporların alındığını belirten Özel, "Bu akşam, yarın, yarın akşam, pazartesi günkü Parti Meclisi’ne yerel yönetimlerden, sizin her birinizin önerileri, talepleri, parlak fikirleri, gördüğü varsa aksaklıklar, düzeltilmesi gereken hususlar hepsi alınıp, Parti Meclisi’nde ve MYK’da çalışılacak" diye konuştu. "Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız" Özel, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin konuşan Özel, "Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nerede olduğumuzu, nerede durduğumuzu, bundan sonra nasıl duracağımızı biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, mücadeleden bir adım geri atmayacağız. Biraz önce söylediğimiz gibi işimize odaklıyız. Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez. En zor dönemde verdi ve herkes şunu bilsin. Öyle bir coğrafyadayız ki; sistemin tamamı bunun için de artık ne varsa, ama gözleyen de millet sonunda. Bu coğrafyanın kendisi belki de coğrafya kader ya. Sistemin tamamı devletin bütün yerleşik gelenekleri, genleri ve milletin ta kendisi, partimizi bir stres ve direnç testine tabi tutmaktadır" açıklamasında bulundu. "Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız" Zorluklara karşı mücadele edeceklerini vurgulayan Özel, şu ifadeleri kullandı: "Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız. Kötülükle geri adım atmayız. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları olarak milletin verdiği görevi nasıl alnımızın akıyla hep birlikte yapıyorsak en geç iki yıl sonra bu salondaki herkes ya daha önemli görevlerde ya da iktidar partisinin belediye başkanı olarak görevde olacak. İktidarın belediye başkanları bu salonda, benimle birlikte. Siz sadece partinin değil, ülkenin umudusunuz. Sadece ülkenin değil bütün mazlum milletlerin umudusunuz. 100 yıl önce olduğu gibi, örnek olacağız, tek adamı da yeneceğiz, baskıları kıracağız, hep birlikte iktidara yürüyeceğiz. Bu mücadele bugünün değil, yarının mücadelesidir. Yolunuz açık olsun, hepinizi seviyorum, hepinize güveniyorum. Hepinize sonuna kadar inanıyorum. İyi ki sizinle aynı partideyim, iyi ki sizinle aynı yolda yürüyorum."
25 Nisan 2026 Cumartesi - 19:17 İçişleri Bakanı Çiftçi: "Siyaset, halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek çalışmaktır İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Türk Talebe Birliği Genel Merkezi’nde "Siyaset Okulu"nun açılış programına katıldı. Bakan Çiftçi, "Eğer ahlak yoksa eğer sorumluluk duygusu yoksa eğer ideal yoksa ilerleme dediğimiz şey sadece bir illüzyondan, bir yanılsamadan ibaret olacaktır. Ona göre; başkalarının kavramlarıyla düşünen bir toplum, kendi kaderini tayin edemez. Bu yüzden gençlerin en önemli görevi, kendi medeniyetinin kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmektir" dedi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Türk Talebe Genel Merkezi’nde açılan "Siyaset Okulu"nun açılış programına katıldı. Programa Bakan Çiftçi’nin yanı sıra, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Eski Başkanı İsmail Kahraman, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ile Milli Türk Talebe Birliği Genel Başkanı Tahsin Başarır katıldı. Açılışta konuşma yapan Bakan Çiftçi, "Milli Türk Talebe Birliği, bizim koordinatlarımızın çizildiği, fikir dünyamızın şekillendiği, dava şuurunun ruhlarımıza sindiği bir adres, bir cemiyettir. Milli Türk Talebe Birliği; Medine’de ruhuyla Ravza’yı bekleyen, kefenini giyip Anadolu’ya yürüyen, erenleriyle gönüllere giren, savletiyle Doğu’yu ve Batı’yı titreten, Kudüs’ü doruklarda bekleyen, Sultan Alparslanların, Fahrettin Paşaların, Ahmet Yesev’lerin, Abdülhamid Hanların iradelerini kuşananların cemiyetidir. Milli Türk Talebe Birliği; ’Yeniden Büyük ve Güçlü Türkiye’ diyen, Anadolu’nun saf çocuğunu ayağa kaldıran, dava taşını gediğine koyan, Ayasofya’nın zincirlerini kıran, yeniden minarelerinden Ezan-ı Muhammedi’leri okutturan milletin adamı, muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın cemiyetidir, ocağıdır" diye konuştu. "Başkalarının kavramlarıyla düşünen bir toplum, kendi kaderini tayin edemez" Bakan Çiftçi, konuşmasının devamında, "Bugün burada bir siyaset okulu vesilesiyle bir araya gelmiş olsak da, aslında konuşacağımız mesele yalnızca bir siyaset teorisi ya da siyaset pratiği değildir. Bugün burada konuşacağımız mesele; bir medeniyetin anlamı, bir milletin istikameti ve bir gençliğin omuzlarına yüklenen büyük sorumluluktur. Eğer ahlak yoksa eğer sorumluluk duygusu yoksa eğer ideal yoksa ilerleme dediğimiz şey sadece bir illüzyondan, bir yanılsamadan ibaret olacaktır. Ona göre; başkalarının kavramlarıyla düşünen bir toplum, kendi kaderini tayin edemez. Bu yüzden gençlerin en önemli görevi, kendi medeniyetinin kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmektir" dedi. "Siyaset; halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek çalışmaktır" Çiftçi, "Bugün sizler yalnızca bir üniversite öğrencisi, bir genç insan değilsiniz. Sizler aynı zamanda, bu milletin yarınını şekillendirecek olan iradenin temsilcilerisiniz. Bu yüzden taşıdığınız sorumluluk sadece bireysel bir sorumluluk değildir, tarihi bir sorumluluktur. Güçlü olanın haklı sayıldığı, çıkarın adaletin önüne geçtiği bir düzende huzur mümkün değildir. Siyaset, makam, mevki, şan, şöhret için aracı kılınacak bir uğraş alanı da değildir. Siyaset; hırs, kibir ve enaniyeti tatmin aracı da değildir. Siyaset; halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek çalışmaktır. Bugün Türkiye, tarihinin en kritik eşiğindedir. Dünya yeniden şekillenirken Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer almaktadır. Bizim coğrafyamız sadece bir toprak parçası değil, aynı zamanda bir sorumluluk alanıdır. "Türkiye Yüzyılı" vizyonu, bu sorumluluğun farkında olmanın bir ifadesidir. Bu vizyon sadece ekonomik kalkınmayı değil; aynı zamanda kültürel, ahlaki ve fikri bir yükselişi hedeflemektedir. ‘Yeniden Büyük ve Güçlü Türkiye’ ideali, ancak bu çok boyutlu anlayışla mümkün olabilecektir. Sizlere tavsiyem; daha çok okuyun, farklı düşünceleri tanıyın ama kendi medeniyetinizin perspektifini de kaybetmeyin. Eleştirin, sorgulayın, tartışın ama bunu yaparken ahlaktan ve saygıdan asla taviz vermeyin. Çünkü gerçek entelektüellik sadece bilgi sahibi olmak değil, aynı zamanda erdem sahibi de olmaktır. Bizler sadece bugünün değil, yarının da sorumluluğunu taşıyoruz. Bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmek için çalışmak, üretmek ve kendimizi de geliştirmek zorundayız" şeklinde konuştu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 13:14 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesi Akademik Yılı açılışında yaptığı konuşmada, ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. ’Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek, yoluna devam edecek. ’Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz’’ dedi. Dicle Üniversitesi’nde yeni akademik yıl, Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen programla başladı. Programa TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman, Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat ve davetliler katıldı. Programda konuşan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’ın kültür ve evliyalar şehri olduğunu ifade ederek, ’’Diyarbakır sahabenin kentidir. Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. Diyarbakır, aynı zamanda Türk İslam medeniyetinin de önemli merkezlerinden, fikir merkezlerinden birisidir. Bugün itibarıyla da doğu ile batı arasındaki sentezi, Mezopotamya ile Anadolu kıtası arasındaki sentezi en iyi şekilde gerçekleştirmiş olan nadide şehirlerimizden birisidir. Diyarbakır’da olmak, bu anlamda hem tarihi daha iyi anlamaya çalışmak hem yarını daha iyi anlatmaya gayret etmek için de bir fırsattır’’ diye konuştu. ‘’İçinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor’’ Dünyanın belki de en zor, en büyük türbülanslarının yaşandığı bir dönemden geçildiğini belirten Kurtulmuş, ‘’Her gün yeni olaylarla, yeni çelişkilerle, çatışmalarla, gerilimlerle dünyanın hemen her bölgesinde, her yöresinde insanoğlu olarak mücadele ediyoruz. Hiçbir gün karşılaştığımız yeni durum neredeyse artık bizler için bir sürpriz olmuyor. Özellikle bütün bu gerilimlerin on yıllar boyunca sürdüğü ve şu anda da dünyadaki bütün büyük güçlerin güç mücadelesini sergilediği içinde bulunduğumuz coğrafya, gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor. Gittikçe daha büyük problemleri çözebilme becerisini ortaya koyması gerekiyor. Bunun için diyoruz ki bizim Türkiye olarak kendimize gelmemiz, gerçekten önümüzdeki süreci en iyi şekilde anlamlandırmamız ve yolumuza devam etmemiz lazım. Bakın daha dün burada konuşuyor olsaydık böyle bir giriş yapmama gerek olmayacaktı. Tam da iki yıldan sonra Gazze’de barış sağlandığını zannettiğimiz yeni bir barış ikliminin oluşacağını tahmin ettiğimiz bir dönemde saldırgan İsrail yönetimi, dün gece Güney Lübnan’da da yine masum insanların olduğu bölgeleri acımasızca bombalayarak, bu bölgede barış istemediğini bir kez daha ortaya koydu. Esasında bu saldırının daha evvelki yapılan saldırılardan farkı yoktur. Lübnan’a defalarca saldırılmış, Suriye’ye saldırılmış, İran’a saldırılmış, Tunus’a saldırılmış, hatta Katar’a bile saldırmış olan bir siyonist rejimin artık dur durak bilmeyecek bir noktaya geldiği, aldığı desteklerden şımararak Ortadoğu’yu daha da büyük bir kan gölüne çevirmek istediği aşikardır. Buradan açıkça bütün milletimiz adına ifade etmek istiyorum. İsrail’in bu saldırganlığı, özellikle dün akşamki saldırganlığı asla kabul edilemez, asla tasvip edilemez, asla hiçbir kimse tarafından onaylanamaz. Bu saldırı vesilesiyle Lübnan halkının yanında olduğumuzu bir kere daha ifade etmek istiyorum. İsrail’i bir kere daha en şiddetli şekilde kınadığımızı ve artık İsrail’in bu saldırgan yönetiminin Ortadoğu halkları için bir sorun haline geldiğinin de görülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki bütün bölge halkları olarak uyanır ve ortak kimliğimize, ortak geleceğimize sahip çıkabiliriz’’ şeklinde konuştu. "Dün olduğundan daha büyük sorumluluğumuz var’’ Bu coğrafyanın sıkıntısız olduğunun düşünülemeyeceğini vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi: ‘’Değerli kardeşlerim, bu coğrafyada bir taraftan dünya genelinde devam eden gelişmelerle ticaret savaşlarından uzay savaşlarına kadar süren büyük gerilimlerle yaşadığımız bir dönemde bu coğrafyanın hiç şüphesiz tarihte olduğu gibi şimdi de sıkıntısız olması düşünülemez. Onun için biz Türkiye’yi önümüzdeki dönemi Türkiye’nin yüzyılı haline getirmek, sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye haline getirmek mecburiyetindeyiz. Esasında 86 milyon olarak hepimizin üzerine düşen görev, Türkiye’yi yönetenler olarak Türkiye’deki bütün siyasi gruplara düşen ödev, görev Türkiye’yi iki alanda daha ileriye taşımaktır. Bunlardan birisi kendi içimizde tam manasıyla adaleti, barışı, birliği, beraberliği, dirliği sağlayarak silahların değil, sözlerin ve gönüllerin konuşulduğu, tam manasıyla özgür, adaletli bir Türkiye’yi inşa etmektir. İkinci büyük sorumluluğumuz ise dünyada yeni ve adil bir küresel düzenin inşa edilmesi için öncü olmak, sözcü olmak, tekliflerimizi hazırlamaktır. Bu çerçevede dün olduğundan daha fazla üzerimizde büyük sorumluluklar olduğunun altını çizmek isterim. Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek, yoluna devam edecek. Böylece iç cephesini tahkim eden bir anlayışla dosta düşmana karşı samimi bir birlik ve beraberliği ortaya koyacak ve bölgesinin istikrar üreten bir ülkesi olmaya devam edecektir. Aynı şekilde biz sadece kendimizden sorumlu değiliz. Başta kendi coğrafyamız olmak üzere yeryüzündeki bütün mazlum milletlerden ve dünyanın her köşesindeki biçare insanlardan da sorumlu olduğumuzu unutmamamız gerekir. Bunun için de son 2 yıldır Gazze’de yaşadıklarımız da bize bir kere daha öğretmiştir ki, şu günlerde artarak beklenti haline getirilen barış çabalarına rağmen 3 yıldır Ukrayna-Rusya arasında devam eden çatışma göstermiştir ki artık dünyada barışı sağlayabilen küresel bir sistem mevcut değildir.’’ ‘’Barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz’’ Artık dünyada herhangi bir şekilde insanlığın hayrına çalışan bir sistemin mevcut olmadığını aktaran Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Sadece güçlünün gücünün hakim olduğu, güçsüz olanın ise ezildiği bir dünya sisteminden bahsediyoruz. Bunu değiştirmek için gayret sarf etmek de bizim, Türkiye’nin insanlarının vazifesidir. Hepimizin temel ödevlerinden birisidir. Üniversitemizin sorumluluğu budur. Siyasetin sorumluluğu budur. Sivil toplumun sorumluluklarından birisi budur. Hep beraber hem içeride kendi birliğimizi, dirliğimizi tahkim edecek ve böylece küresel ölçekte de adil bir küresel sistemin kurulması için mücadele edeceğiz. Değerli dostlar, bu anlamda yaşananlar çok daha dikkatli, çok daha hassas olmamız gerektiğini bize söylüyor. Bu çerçevede son zamanlardaki gelişmeler bize önemli bir umut kapısını açmış, önemli bir fırsatı karşımıza çıkarmıştır. Türkiye yaklaşık 103 yıllık tarihimizin 50 yılını terörle mücadele ile geçirmiş, on binlerce insan ölmüş. Bu insanların gencecik yaşta toprağa girdiğini biliyoruz. Türkiye alternatif maliyetleriyle birlikte en az 2 trilyon dolarını bu mücadelede harcamıştır. Artık bunların geride kalması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de bir daha kan dökülmemesini, bir daha insanların huzursuz olmamasını ve barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz. Bu yolda mücadele etmeye devam edeceğiz. En başından en sonra söyleyeceğimi söyleyeyim. Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Burada milletvekili arkadaşlarımız da var. Türkiye esenlik, barış ve kardeşlik istediğini aşağı yukarı 5 Ağustos’tan bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ortaya koymuştur. Aranızda Diyarbakırlı dostlarımızın da olduğu yaklaşık 130 küsur sivil toplum kuruluşu Komisyonda dinlenmiş, herkes fikirlerini ortaya koymuş, farklı fikirler, farklı kanaatlere sahip olsalar da hepsi ortak bir cümleyi söylemiştir; artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz. Fevkalade yüksek bir demokratik olgunlukla ortaya konulan bu çalışma yavaş yavaş nihayetine eriyor ve inşallah Türkiye’de sonuç alacağız. Bu toprakların artık şehirlerinde, dağlarında, mezralarında korkunun değil, silahın değil, bombanın gürültüsünün değil, dostluğun şarkılarının, türkülerinin, kardeşliğinin, kardeşliğin eserlerinin ortaya konulduğuna hep beraber şahit olacağız. Çünkü bu toprakların mayası birliktir, beraberliktir, kardeştir, kardeşliktir. Bu memlekette Kürtlere söz söyleyenlerle, Türklere söz söyleyenler aslında farklı dilleri kullansalar da aynı gönül dillerini kullanmış insanlardır. Ahmet-i Han’ın, Male-i Cezir’in, Faki-i Teran’ın, Yunus Emre’nin, Mevlana Celaleddin’in ve Hacı Bektaş-i Veli’nin söyledikleri aslında aynı pınardan akan hakikatin, irfanın, hikmetin terennüm etmiş sözleridir. Aynı gönülden çıkan ve benzer gönüllere hitap eden anlayışın sonuçlarıdır. Dolayısıyla tarihte sahip olduğumuz bu kardeşlik kültürürünü yeniden inşa etmek, yeniden çoğaltmak durumundayız. Ayrıca bu topraklarda yönetim anlamında da fevkalade önemli iki büyük insanın yaptığı işler de aslında birbirine benzer, aynı gönül coğrafyasının eseri olan uygulamalardır. Sultan Alpaslan’ın uygulamalarıyla Selahattin-i Kürdi’nin yönetiminin uygulamaları neredeyse birbirine birebir benzeyen uygulamalardır. Selahattin-i Kürdi’nin barış, kardeşlik ve insaf üzerine kurduğu, adalet üzerinde taçlandırdığı yönetim anlayışı Orta Doğu halklarının hala hafızalarındadır. Şunu söyleyebiliriz ki Selahattin Eyyubi’nin kılıcının şakırtılarından önce adalete dair sözü, garantisi yayılmıştır. Selahattin Eyyubi, fethettiği yerlerde çoğu zaman kılıcından daha çok adil olduğuna inanıldığı için başarılı olmuştur. Gönül dünyamızdaki bu büyük zenginliğin ve yönetim alanındaki bu engin tecrübenin hiç şüphesiz bugüne dair de söyleyecek şeyleri vardır. Özet olarak bu tecrübelerden anladığımız şey öncelikle kardeşliktir. Ancak kardeşlik tek başına sorunları çözmenin yeterli olmadığını biliyoruz. Kardeşliğin adalet ve demokrasi ile taçlandırılması gerektiği bir dönemde olduğumuzu Türkiye olarak da bu kadar büyük tarihsel tecrübemiz, bu kadar büyük demokrasi tecrübemizle de inşallah bunu başarabilecek bir güce, bir müktesebata sahip olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Kardeşlik, adalet ve demokrasi bizim geleceğimizin kuracağımız mimarisinin üç temel ana sütunudur. Bunların üzerinde inşallah hep birlikte daha güçlü bir Türkiye’yi kuracak ve dünya milletlerine örnek olacak bir gelişmeyi sağlayacağız.’’ ‘’Türkiye’nin tecrübesi barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olacak’’ Türkiye’nin tecrübesinin dünyaya örnek olarak gösterileceğini dile getiren kurtulmuş, ‘’5 Ağustos’tan beri yaptığımız gözlemler çerçevesinde şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’nin bu tecrübesi inşallah başarıyla tamamlandığında dünyanın birçok üniversitesinde, birçok siyasal bilgiler fakültesinde, sosyoloji bölümlerinde, araştırma merkezlerinde ’Türkiye’nin barış tecrübesi’ diye okutulacak ve dünyaya örnek olarak gösterilecek bir model olacaktır. Bunun için yapmamız gereken herkesin yankı odalarından çıkarak, bu ülkenin ortak menfaati nedir, bunun üzerine yoğunlaşması lazım. Herkesin kendi dar siyasi gündemlerini bir tarafa bırakarak, 86 milyonun, hatta dahasını söyleyeyim bölgenin Türklerinin, Kürtlerinin, Araplarının, Acemlerinin, bölge halkının yararına olan nedir diye düşünmesi lazım. Herkesin acıların üzerinden yeni hesap sormaların peşinde koşmak yerine acılarımız karşımızdakinin acısını anlayarak, kendi acımız olarak hissederek yolumuza devam etmemiz lazım. Bu üç ana direkten bahsettim. Birisi kardeşlik, adalet ve demokrasi. Bugün bu mimarinin temelinde de temsili genişletmek, hesap verebilirliği derinleştirmek, yerel ile merkezin bütünleşmesini sağlamak da en önemli sorumluluklarımızdan birisidir. Değerli dostlar, kardeşliğin teminatı hukuktur. Adaletin teminatı kalıcı bir demokratik yapıdır. Demokrasinin sürdürülebilir olmasının ise toplumsal mutabakatı. Bunların hepsini hep beraber sağlayacağız. Bunun için de aramızdaki farklılıkları zenginlik vesilesi olarak göreceğiz. Kültürel farklılıklarımızı ayrıştırma aracı olarak değil, birleştirme, bütünleştirme aracı olarak göreceğiz. Örnek olarak söylüyorum. Dil insanların kendisini en iyi ifade ettiği alanlardan birisidir. Ayrışmanın değil çok çeşitliliğin ve çok kültürlülüğün büyük gölgesinin yansımasıdır. Ana dili ana sütü kadar helaldir. Bu ülkede hiçbir kimse dilini istediği gibi kullanmak istediği için sorgulanamaz. Bir şekilde dil üzerinden memlekette ayrıştırma ya da ayrımcılık yapmanın hesapları yapılamaz. Çünkü biliyoruz ki dil insanın kalbe en yakın yeridir. Çünkü biliyoruz ki Türkçe’deki dil kelimesi de bildiğiniz gibi gönül manasında kullanılır. Sadece lisandan yani dilimizle konuştuğumuz lisandan ibaret değildir. Onun için diyoruz ki, dillerin üzerinden bir ayrımcılık yapmak asla bizim lügatimizde yazmaz. Değerli kardeşlerim, ayrıca Alparslan’ın ve Selahattin’in çocuklarının, torunlarının lügatinde ırkçılık da yoktur, faşizm de yoktur. O da bize çok açık şekilde Hucurat Suresi’nin 13. ayetinde ifade ediliyor. Yani ’Ey insanlar biliniz ki hepiniz bir anadan bir babadan doğdunuz. Sonra birleşip tanışasınız diye kabilelere, kavimlere ayrıldınız. Hiçbirinizin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak Allah’a en yakın olanlarınız Allah’ın katında üstündür.’ Dolayısıyla bunu bilmiş, bunu asırlar içerisinde özümsemiş, bunu Diyarbakır’ın her taşına, her karışına nakşetmiş bir milletin çocukları arasında ırkçılık, kavmiyetçilik üzerinden bir üstünlüğün dile getirilmesi asla düşünülemez. Değerli dostlar, Selahattin Eyyubi’nin mirasını yeniden benimsemek zamanıdır. Türkiye’nin tarihi Türkiye’deki Türklerin tarihi olduğu kadar Kürtlerin de tarihidir. Hep beraber bu tarihimize sahip çıkmak, hep beraber bu tarihimizi gelecek nesillere aktarmak mecburiyetindeyiz. Ayrıca şunun da altını çizerek ifade etmek isterim ki demin İsrail’den bahsettik. Bu yayılmacı, faşist, ırkçı, kendini üstün gören siyonist rejimin gözünde, bu öğretinin gözünde Orta Doğu halklarının hiçbirinin mikrop kadar değeri yoktur. Bunlar Türk’ü çok severler de Kürt’ü sevmez değillerdir. Kürt’ü severler de Arap’tan nefret ediyor değillerdir. Bunlar Acemi severler de, bölgedeki başka halkı sevmez değillerdir. Bunlar Sünni’yi sevip, Alevi’yi sevmez değillerdir. Bunlar Müslümanı sever, Nusayri’yi sevmez, efendim Süryanileri sevmez değillerdir. Yemin ederek söylüyorum ki, Ortadoğu halklarının tamamını köle olarak görürler, insan dışı varlık olarak görürler. Bugün emperyalizmin görünen yüzü siyonizmdir. Dünkü emperyalizmin görünen yüzü Akif’in kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne de bela dediği dönemin emperyalistleridir. Bir asrı aşkın bir süredir Ortadoğu coğrafyasını böl-yönet-parçala tezleriyle bu noktaya getirdiler. Hedefleri daha fazla bölmek, daha fazla ufalamak, daha fazla küçültmektir. Bizim hedefimiz ise daha fazla bütünleştirmek, daha fazla birleştirmek, daha fazla büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki sınırlarla böldükleri bölge halkları sınırları aralarına koydular ama gönüllerini bölmeyi başaramadılar. Bana söyler misiniz Nusaybin halkını Kamışlı halkından ayıran nedir? Bizim Suruç halkını Kobani halkından ayıran nedir? Bu coğrafyada yaşayan Kürtler de, Türkmenler de, Araplar da ve diğer bütün unsurlarıyla kardeşlerimiz de hepimiz kardeşiz. Hepimiz aynı ailede aynı coğrafyanın insanlarıyız. Daha net bir şey söyleyeyim. Demin mutlaka başaracağız dedim. Bu sefer mutlaka başaracağız dedim. Şimdi bir adım daha ileriye gidiyorum. Bu sefer ya biz başaracağız ya emperyalistler başaracak, mutlaka başaracağız. Ve bunun için hiç tereddüt etmeden Türkiye olarak hep beraber birlik içerisinde, beraberlik içerisinde yolumuza devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 13:11 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesi Akademik yılı açılışında yaptığı konuşmada, ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. ’Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek yoluna devam edecek. ’Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmemek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz’’ dedi. Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezinde düzenlenen programa TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat ve davetliler katıldı. Akademik yıl açılış programında konuşan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’ın kültür ve evliyalar şehri olduğunu söyledi. Kurtulmuş, ’’Diyarbakır sahabenin kentidir. Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. Diyarbakır Aynı zamanda Türk İslam medeniyetinin de önemli merkezlerinden, fikir merkezlerinden birisidir. Bugün itibariyle de doğu ile batı arasındaki sentezi, Mezopotamya ile Anadolu kıtası arasındaki sentezi en iyi şekilde gerçekleştirmiş olan nadide şehirlerimizden birisidir. Diyarbakır’da olmak, bu anlamda hem tarihi daha iyi anlamaya çalışmak hem yarını daha iyi anlatmaya gayret etmek için de bir fırsattır’’ diye konuştu. ‘’İçinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor’’ Dünyanın belki de en zor, en büyük türbülanslarının yaşandığı bir dönemden geçtiklerini belirten Kurtulmuş, ‘’Her gün yeni olaylarla, yeni çelişkilerle, çatışmalarla, gerilimlerle dünyanın hemen her bölgesinde, her yöresinde insanoğlu olarak mücadele ediyoruz. Hiçbir gün karşılaştığımız yeni durum neredeyse, artık bizler için bir sürpriz olmuyor. Özellikle bütün bu gerilimlerin 10 yıllar boyunca sürdüğü ve şu anda da dünyadaki bütün büyük güçlerin güç mücadelesini sergilediği içinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor. Gittikçe daha büyük problemleri çözebilme becerisini ortaya koyması gerekiyor. Bunun için diyoruz ki bizim Türkiye olarak kendimize gelmemiz gerçekten önümüzdeki süreci en iyi şekilde anlamlandırmamız ve yolumuza devam etmemiz lazım. Bakın daha dün burada konuşuyor olsaydık böyle bir giriş yapmama gerek olmayacaktı. Tam da iki yıldan sonra Gazze’de barış sağlandığını zannettiğimiz yeni bir barış ikliminin oluşacağını tahmin ettiğimiz bir dönemde saldırgan İsrail yönetimi dün gece itibariyle Güney Lübnan’da da yine masum insanların olduğu bölgeleri acımasızca bombalayarak, bu bölgede barış istemediğini bir kez daha ortaya koydu. Esasında bu saldırı daha evvelki yapılan saldırılardan farkı yoktur. Lübnan’a defalarca saldırılmış, Suriye’ye saldırılmış, İran’a saldırılmış, Turus’a saldırılmış, hatta Katar’a bile saldırmış olan bir Siyonist rejimin artık dur durak bilmeyecek bir noktaya geldiği, aldığı desteklerden şımararak Ortadoğu’yu daha da büyük bir kan gölüne çevirmek istediği aşikardır. Buradan açıkça bütün milletimiz adına ifade etmek istiyorum. İsrail’in bu saldırganlığı, özellikle dün akşamki saldırganlığı asla kabul edilemez, asla tasvip edilemez, asla hiçbir kimse tarafından onaylanamaz. Bu saldırı vesilesiyle Halkının yanında olduğumuzu bir kere daha ifade etmek istiyorum. İsrail’i bir kere daha en şiddetli şekilde kınadığımızı ve artık İsrail’in bu saldırgan yönetiminin Ortadoğu halkları için bir sorun haline geldiğinin de görülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki bütün bölge halkları olarak uyanır ve ortak kimliğimize, ortak geleceğimize sahip çıkabiliriz’’ şeklinde konuştu. ‘’Dün olduğundan daha büyük sorumluluğumuz var’’ Bu coğrafyanın sıkıntısız olduğunun düşünülemeyeceğini vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi: ‘’Değerli kardeşlerim, bu coğrafyada bir taraftan dünya genelinde devam eden gelişmelerle Ticaret savaşlarından, uzay savaşlarına kadar süren büyük gerilimlerle yaşadığımız bir dönemde bu coğrafyanın hiç şüphesiz tarihte olduğu gibi şimdi de sıkıntısız olması düşünülemez. Onun için biz Türkiye’yi önümüzdeki dönemi Türkiye’nin yüzyılı haline getirmek, sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye haline getirmek mecburiyetindeyiz. Esasında 86 milyon olarak hepimizin üzerine düşen görev. Türkiye’yi yönetenler olarak Türkiye’deki bütün siyasi gruplara düşen ödev, görev Türkiye’yi iki alanda daha ileriye taşımaktır. Bunlardan birisi kendi içimizde tam manasıyla adaleti, barışı, birliği, beraberliği, dirliği sağlayarak silahların değil, sözlerin ve gönüllerin konuşulduğu tam manasıyla özgür, adaletli bir Türkiye’yi inşa etmektir. İkinci büyük sorumluluğumuz ise dünyada yeni ve adil bir küresel düzenin inşa edilmesi için öncü olmak, sözcü olmak, tekliflerimizi hazırlamaktır. Bu çerçevede dün olduğundan daha fazla üzerimizde büyük sorumluluklar olduğunun altını çizmek isterim. Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek yoluna devam edecek. Böylece iç cephesini tahkim eden bir anlayışla dosta düşmana karşı samimi bir birlik ve beraberliği ortaya koyacak ve bölgesinin istikrar üreten bir ülkesi olmaya devam edecektir. Aynı şekilde biz sadece kendimizden sorumlu değiliz. Başta kendi coğrafyamız olmak üzere yeryüzündeki bütün mazlum milletlerden ve dünyanın her köşesindeki biçare insanlardan da Sorumlu olduğumuzu unutmamamız gerekir. Bunun için de son 2 yıldır Gazze’de yaşadıklarımızda bize bir kere daha öğretmiştir ki şu günlerde artarak beklenti haline getirilen barış çabalarına rağmen 3 yıldır Ukrayna-Rusya arasında devam eden çatışma göstermiştir ki artık dünyada barışı sağlayabilen küresel bir sistem mevcut değildir.’’ ‘’Barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz’’ Artık dünyada herhangi bir şekilde insanlığın hayrına çalışan bir sistemin mevcut olmadığını aktaran Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Sadece güçlünün gücünün hakim olduğu, güçsüz olanın ise ezildiği bir dünya sisteminden bahsediyoruz. Bunu değiştirmek, bunu değiştirmek için gayret sarf etmek de bizim Türkiye’nin insanlarının vazifesidir. Hepimizin temel ödevlerinden birisidir. Üniversitemizin sorumluluğu budur. Siyasetin sorumluluğu budur. Sivil toplumun sorumluluklarından birisi budur. Hep beraber hem içeride kendi birliğimizi, dirliğimizi tahkim edecek ve böylece küresel ölçekte de adil bir küresel sistemin kurulması için mücadele edeceğiz. Değerli dostlar, bu anlamda yaşananlar çok daha dikkatli, çok daha hassas olmamız gerektiğini bize söylüyor. Bu çerçevede son zamanlardaki gelişmeler bize önemli bir umut kapısını açmış, önemli bir fırsatı karşımıza çıkarmıştır. Türkiye yaklaşık 103 yıllık tarihimizin 50 yılını terörle mücadele ile geçirmiş. On binlerce insan ölmüş. Bu insanların gencecik yaşta toprağa girdiğini biliyoruz. Türkiye alternatif maliyetleriyle birlikte en az 2 trilyon dolarını bu mücadelede harcamıştır. Artık bunların geride kalmasının gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de bir daha kan dökülmemesini, bir daha insanların huzursuz olmamasını ve barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz ve bu yolda mücadele etmeye devam edeceğiz. En başından en sonra söyleyeceğimi söyleyeyim. Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Burada milletvekili arkadaşlarımız da var. Türkiye esenlik, barış ve kardeşlik istediğini aşağı yukarı 5 Ağustos’tan bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ortaya koymuştur. Aranızda Diyarbakırlı dostlarımızın da olduğu yaklaşık 130 küsur sivil toplum kuruluşu Komisyonda dinlenmiş. Herkes fikirlerini ortaya koymuş. Farklı fikirler, farklı kanaatlere sahip olsalar da hepsi ortak bir cümleyi söylemiştir. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmemek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz. Fevkalade yüksek bir demokratik olgunlukla ortaya konulan bu çalışma yavaş yavaş nihayetine eriyor ve inşallah Türkiye’de sonuç alacağız. Bu topraklarda artık şehirlerinde, dağlarında, mezralarında korkunun değil, silahın değil bombanın gürültüsünün değil, dostluğun şarkılarının, türkülerinin, kardeşliğinin, kardeşliğin eserlerinin ortaya konulduğuna hep beraber şahit olacağız. Çünkü bu toprakların mayası birliktir, beraberliktir, kardeştir, kardeşliktir. Bu memlekette Kürtlere söz söyleyenlerle, Türklere söz söyleyenler aslında farklı dilleri kullansalar da aynı gönül dillerini kullanmış insanlardır. Ahmet-i Han’ın, Male-i Cezir’in, Faki-i Teran’ın, Yunus Emre’nin, Mevlana Celaleddin’in ve Hacı Bektaş-i Veli’nin söyledikleri aslında aynı pınardan akan hakikatin, irfanın, hikmetin terennüm etmiş sözleridir. Aynı gönülden çıkan ve benzer gönüllere hitap eden anlayışın sonuçlarıdır. Dolayısıyla tarihte sahip olduğumuz bu kardeşlik kültür ürünü yeniden inşa etmek, yeniden çoğaltmak durumundayız. Ayrıca bu topraklarda yönetim anlamında da fevkalade önemli iki büyük insanın yaptığı işler de aslında birbirine benzer, aynı gönül coğrafyasının eseri olan uygulamalardır. Sultan Alpaslan’ın uygulamalarıyla Selahattin-i Kürdi’nin yönetiminin uygulamaları neredeyse birbirine birebir benzeyen uygulamalardır. Selahattin-i Kürdi’nin barış, kardeşlik ve insaf üzerine kurduğu, adalet üzerinde taçlandırdığı yönetim anlayışı Orta Doğu halklarının hala hafızalarındadır. Şunu söyleyebiliriz ki Selahattin Eyyubi’nin kılıcının şakırtılarından önce adalete dair sözü, garantisi yayılmıştır. Selahattin Eyyubi fethettiği yerleri çoğu zaman kılıç ırkçısından daha çok acil olduğuna inanıldığı için başarılı olmuştur. Gönül dünyamızdaki bu büyük zenginliğin ve yönetim alanındaki bu engin tecrübenin hiç şüphesiz bugüne dair de söyleyecek şeyleri vardır. Özet olarak bu tecrübelerden anladığımız şey öncelikle kardeşliktir. Ancak kardeşlik Tek başına sorunları çözmenin yeterli olmadığını biliyoruz. Kardeşliğin adalet ve demokrasi ile taçlandırılması gerektiği bir dönemde olduğumuzu Türkiye olarak da bu kadar büyük tarihsel tecrübemiz bu kadar büyük demokrasi tecrübemizle de inşallah bunu başarabilecek bir güce bir müktesebata sahip olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Kardeşlik, adalet ve demokrasi bizim geleceğimizin Kuracağımız mimarisinin üç temel ana sütunudur. Bunların üzerinde inşallah hep birlikte daha güçlü bir Türkiye’yi kuracak ve dünya milletlerine örnek olacak bir gelişmeyi sağlayacağız.’’ ‘’Türkiye’nin tecrübesi barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olacak’’ Türkiye’nin tecrübesinin dünyaya örnek olarak gösterileceğini dile getiren kurtulmuş, ‘’Şunu da bu 5 Ağustostan beri yaptığımız gözlemler çerçevesinde şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’nin bu tecrübesi inşallah başarıyla tamamlandığında dünyanın birçok üniversitesinde, birçok siyasal bilgiler fakültesinde, sosyoloji bölümlerinde, araştırma merkezlerinde Türkiye’nin barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olarak gösterilecek bir model olacaktır. Bunun için yapmamız gereken herkesin yankı odalarından çıkarak, bu ülkenin ortak menfaati nedir? Bunun üzerine yoğunlaşması lazım. Herkesin kendi dar siyasi gündemlerini bir tarafa bırakarak 86 milyonun, hatta dahasını söyleyeyim, bölgenin Türklerinin, Kürtlerinin, Araplarının, Acemlerinin, bölge halkının yararına olan nedir diye düşünmesi lazım. Herkesin acıların üzerinden yeni hesap sormaların peşine koşmak yerine acılarımız karşımızdakinin acısını anlayarak, kendi acımız olarak hissederek yolumuza devam etmemiz lazım. Bu üç ana direkten bahsettim. Birisi kardeşlik, adalet ve demokrasi. Bugün bu mimarinin temelinde de temsili genişletmek, hesap verebilirliği derinleştirmek, yerel ile merkezin bütünleşmesini sağlamak da en önemli sorumluluklarımızdan birisidir. Değerli dostlar, kardeşliğin teminatı hukuktur. Adaletin teminatı kalıcı bir demokratik yapıdır. Demokrasinin sürdürülebilir olmasının ise toplumsal mutabakatı. Bunların hepsini hep beraber sağlayacağız. Bunun için de aramızdaki farklılıkları zenginlik vesilesi olarak göreceğiz. Kültürel farklılıklarımızı ayrıştırma aracı olarak değil, birleştirme, bütünleştirme aracı olarak göreceğiz. Örnek olarak söylüyorum. Dil insanların kendisini en iyi ifade ettiği alanlardan birisidir. Ayrışmanın değil çok çeşitliliğin ve çok kültürlülüğün büyük gölgesinin yansımasıdır. Ana dili, ana sütü kadar helaldir. Bu ülkede hiçbir kimse dilini istediği gibi kullanmak istediği için bir şekilde sorgulanamaz. Bir şekilde dil üzerinden memlekette ayrıştırma ya da ayrımcılık yapmanın hesapları yapılamaz. Çünkü biliyoruz ki dil insanın kalbe en yakın yeridir. Çünkü biliyoruz ki Türkçedeki dil kelimesi de bildiğiniz gibi gönül manasına kullanılır. Sadece lisandan yani dilimizle konuştuğumuz lisandan ibaret değildir. Onun için diyoruz ki, dillerin üzerinden bir ayrımcılık yapmak asla bizim lügatimizde yazmaz. Değerli kardeşlerim, ayrıca Alparslan’ın ve Selahattin’in çocuklarının, torunlarının lügatinde ırkçılık da yoktur, faşizm de yoktur. Kendi kavmiyetini Başka bir kavmiyeti yarmak de yoktur. O da bize çok açık şekilde bildirilen, çok net bir şekilde bildirilen Hucurat suresinin 13. ayetinde ifade ediliyor. Yani ey insanlar biliniz ki hepiniz bir anadan bir babadan doğdunuz. Sonra birleşip tanışasınız diye kabilelere, kavimlere ayrıldınız. Hiçbirinizin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak Allah’a en yakın olanlarınız Allah’ın katında üstündür. Dolayısıyla bunu bilmiş, bunu asırlar içerisinde özümsemiş, bunu Diyarbakır’ın her taşına, her karışına nakşetmiş bir milletin çocukları arasında ırkçılık, kavmiyetçilik üzerinden bir üstünlüğün dile getirilmesi asla düşünülemez. Değerli dostlar, Selahattin Eyyubi’nin mirasını yeniden benimsemek zamanıdır. Türkiye’nin tarihi Türkiye’deki Türklerin tarihi olduğu kadar Kürtlerin de tarihidir. Hep beraber bu tarihimize sahip çıkmak, hep beraber bu tarihimizi gelecek nesillere aktarmak mecburiyetindeyiz. Ayrıca şunun da altını çizerek ifade etmek isterim ki demin İsrail’den bahsettik. İsrail’in sadece şu son dönemde yaptığı saldırı Şuralara baktığınız zaman. Değerli dostlar, Siyonist rejimin bu yayılmacı, faşist, ırkçı, kendini üstün gören rejimin gözünde, bu öğretinin gözünde Orta Doğu halklarının hiçbirinin, vallahi de billahi de hiçbirinin mikrop kadar değeri yoktur. Bunlar Türk’ü çok severler de Kürt’ü sevmez değillerdir. Kürt’ü severler de Arap’tan nefret ediyor diyenlerdir. Bunlar acemi severler de, efendim, bölgedeki başka halkı sevmez değillerdir. Bunlar Sünni’yi severler, Alevi’yi sevmez değillerdir. Bunlar Müslümanı sever, Nusayri’yi sevmez, efendim, Süryanileri sevmez değillerdir. Yemin ederek söylüyorum ki, Ortadoğu halklarının tamamını köle olarak görürler, insan dışı varlık olarak görürler. Bugünün Bütün emperyalizmin görünen yüzü Siyonizm’dir. Dünkü emperyalizmin görünen yüzü Akif’in kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne de bela dediği dönemin emperyalistleridir. Bir asrı aşkın bir süredir. Ortadoğu coğrafyasını böl yönet parçalar tezleriyle bu noktaya getirdiler. Hedefleri daha fazla bölmek, daha fazla ufalamak, daha fazla küçültmektir. Bizim hedefimiz ise daha fazla bütünleştirmek, daha fazla birleştirmek, daha fazla büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki sınırlarla böldükleri bölge halkları sınırları aralarına koydular ama gönüllerini bölmeyi başaramadılar. Bana söyler misiniz Nusaybin halkını Kamışlı halkından ayıran nedir? Bizim Suruç halkını Kobani halkından ayıran nedir? Bu coğrafyada yaşayan Kürtler de Türkmenler de Araplar da ve diğer bütün unsurlarıyla kardeşlerimizde hepimiz kardeşiz. Hepimiz aynı ailede aynı coğrafyanın insanlarıyız. Daha net bir şey söyleyeyim. Demin mutlaka başaracağız dedim. Bu sefer mutlaka başaracağız dedim. Şimdi bir adım daha ileriye gidiyorum. Bu sefer ya biz başaracağız ya emperyalistler başaracak, mutlaka başaracağız. Ve bunun için hiç tereddüt etmeden Türkiye olarak hep beraber birlik içerisinde, beraberlik içerisinde yolumuza devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 13:11 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesi Akademik yılı açılışında yaptığı konuşmada, ‘’Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. ’Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek yoluna devam edecek. ’Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmemek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz’’ dedi. Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezinde düzenlenen programa TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat ve davetliler katıldı. Akademik yıl açılış programında konuşan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’ın kültür ve evliyalar şehri olduğunu söyledi. Kurtulmuş, ’’Diyarbakır sahabenin kentidir. Diyarbakır büyük Kürt medeniyetinin yeşerdiği, geliştiği, büyüdüğü bir kenttir. Diyarbakır Aynı zamanda Türk İslam medeniyetinin de önemli merkezlerinden, fikir merkezlerinden birisidir. Bugün itibariyle de doğu ile batı arasındaki sentezi, Mezopotamya ile Anadolu kıtası arasındaki sentezi en iyi şekilde gerçekleştirmiş olan nadide şehirlerimizden birisidir. Diyarbakır’da olmak, bu anlamda hem tarihi daha iyi anlamaya çalışmak hem yarını daha iyi anlatmaya gayret etmek için de bir fırsattır’’ diye konuştu. ‘’İçinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor’’ Dünyanın belki de en zor, en büyük türbülanslarının yaşandığı bir dönemden geçtiklerini belirten Kurtulmuş, ‘’Her gün yeni olaylarla, yeni çelişkilerle, çatışmalarla, gerilimlerle dünyanın hemen her bölgesinde, her yöresinde insanoğlu olarak mücadele ediyoruz. Hiçbir gün karşılaştığımız yeni durum neredeyse, artık bizler için bir sürpriz olmuyor. Özellikle bütün bu gerilimlerin 10 yıllar boyunca sürdüğü ve şu anda da dünyadaki bütün büyük güçlerin güç mücadelesini sergilediği içinde bulunduğumuz coğrafya gittikçe daha önemli sorunlarla karşılaşıyor. Gittikçe daha büyük problemleri çözebilme becerisini ortaya koyması gerekiyor. Bunun için diyoruz ki bizim Türkiye olarak kendimize gelmemiz gerçekten önümüzdeki süreci en iyi şekilde anlamlandırmamız ve yolumuza devam etmemiz lazım. Bakın daha dün burada konuşuyor olsaydık böyle bir giriş yapmama gerek olmayacaktı. Tam da iki yıldan sonra Gazze’de barış sağlandığını zannettiğimiz yeni bir barış ikliminin oluşacağını tahmin ettiğimiz bir dönemde saldırgan İsrail yönetimi dün gece itibariyle Güney Lübnan’da da yine masum insanların olduğu bölgeleri acımasızca bombalayarak, bu bölgede barış istemediğini bir kez daha ortaya koydu. Esasında bu saldırı daha evvelki yapılan saldırılardan farkı yoktur. Lübnan’a defalarca saldırılmış, Suriye’ye saldırılmış, İran’a saldırılmış, Turus’a saldırılmış, hatta Katar’a bile saldırmış olan bir Siyonist rejimin artık dur durak bilmeyecek bir noktaya geldiği, aldığı desteklerden şımararak Ortadoğu’yu daha da büyük bir kan gölüne çevirmek istediği aşikardır. Buradan açıkça bütün milletimiz adına ifade etmek istiyorum. İsrail’in bu saldırganlığı, özellikle dün akşamki saldırganlığı asla kabul edilemez, asla tasvip edilemez, asla hiçbir kimse tarafından onaylanamaz. Bu saldırı vesilesiyle Halkının yanında olduğumuzu bir kere daha ifade etmek istiyorum. İsrail’i bir kere daha en şiddetli şekilde kınadığımızı ve artık İsrail’in bu saldırgan yönetiminin Ortadoğu halkları için bir sorun haline geldiğinin de görülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki bütün bölge halkları olarak uyanır ve ortak kimliğimize, ortak geleceğimize sahip çıkabiliriz’’ şeklinde konuştu. ‘’Dün olduğundan daha büyük sorumluluğumuz var’’ Bu coğrafyanın sıkıntısız olduğunun düşünülemeyeceğini vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi: ‘’Değerli kardeşlerim, bu coğrafyada bir taraftan dünya genelinde devam eden gelişmelerle Ticaret savaşlarından, uzay savaşlarına kadar süren büyük gerilimlerle yaşadığımız bir dönemde bu coğrafyanın hiç şüphesiz tarihte olduğu gibi şimdi de sıkıntısız olması düşünülemez. Onun için biz Türkiye’yi önümüzdeki dönemi Türkiye’nin yüzyılı haline getirmek, sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye haline getirmek mecburiyetindeyiz. Esasında 86 milyon olarak hepimizin üzerine düşen görev. Türkiye’yi yönetenler olarak Türkiye’deki bütün siyasi gruplara düşen ödev, görev Türkiye’yi iki alanda daha ileriye taşımaktır. Bunlardan birisi kendi içimizde tam manasıyla adaleti, barışı, birliği, beraberliği, dirliği sağlayarak silahların değil, sözlerin ve gönüllerin konuşulduğu tam manasıyla özgür, adaletli bir Türkiye’yi inşa etmektir. İkinci büyük sorumluluğumuz ise dünyada yeni ve adil bir küresel düzenin inşa edilmesi için öncü olmak, sözcü olmak, tekliflerimizi hazırlamaktır. Bu çerçevede dün olduğundan daha fazla üzerimizde büyük sorumluluklar olduğunun altını çizmek isterim. Türkiye artık terörü geride bırakacak inisiyatifleri kullanarak adaleti, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirecek yoluna devam edecek. Böylece iç cephesini tahkim eden bir anlayışla dosta düşmana karşı samimi bir birlik ve beraberliği ortaya koyacak ve bölgesinin istikrar üreten bir ülkesi olmaya devam edecektir. Aynı şekilde biz sadece kendimizden sorumlu değiliz. Başta kendi coğrafyamız olmak üzere yeryüzündeki bütün mazlum milletlerden ve dünyanın her köşesindeki biçare insanlardan da Sorumlu olduğumuzu unutmamamız gerekir. Bunun için de son 2 yıldır Gazze’de yaşadıklarımızda bize bir kere daha öğretmiştir ki şu günlerde artarak beklenti haline getirilen barış çabalarına rağmen 3 yıldır Ukrayna-Rusya arasında devam eden çatışma göstermiştir ki artık dünyada barışı sağlayabilen küresel bir sistem mevcut değildir.’’ ‘’Barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz’’ Artık dünyada herhangi bir şekilde insanlığın hayrına çalışan bir sistemin mevcut olmadığını aktaran Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Sadece güçlünün gücünün hakim olduğu, güçsüz olanın ise ezildiği bir dünya sisteminden bahsediyoruz. Bunu değiştirmek, bunu değiştirmek için gayret sarf etmek de bizim Türkiye’nin insanlarının vazifesidir. Hepimizin temel ödevlerinden birisidir. Üniversitemizin sorumluluğu budur. Siyasetin sorumluluğu budur. Sivil toplumun sorumluluklarından birisi budur. Hep beraber hem içeride kendi birliğimizi, dirliğimizi tahkim edecek ve böylece küresel ölçekte de adil bir küresel sistemin kurulması için mücadele edeceğiz. Değerli dostlar, bu anlamda yaşananlar çok daha dikkatli, çok daha hassas olmamız gerektiğini bize söylüyor. Bu çerçevede son zamanlardaki gelişmeler bize önemli bir umut kapısını açmış, önemli bir fırsatı karşımıza çıkarmıştır. Türkiye yaklaşık 103 yıllık tarihimizin 50 yılını terörle mücadele ile geçirmiş. On binlerce insan ölmüş. Bu insanların gencecik yaşta toprağa girdiğini biliyoruz. Türkiye alternatif maliyetleriyle birlikte en az 2 trilyon dolarını bu mücadelede harcamıştır. Artık bunların geride kalmasının gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de bir daha kan dökülmemesini, bir daha insanların huzursuz olmamasını ve barış içinde yaşamasını sağlayacak bir sürecin kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz ve bu yolda mücadele etmeye devam edeceğiz. En başından en sonra söyleyeceğimi söyleyeyim. Bu sefer başaracağız, bu sefer barış hakim olacak, bu sefer esenlik hakim olacak, bu sefer kardeşlik hakim olacak. Burada milletvekili arkadaşlarımız da var. Türkiye esenlik, barış ve kardeşlik istediğini aşağı yukarı 5 Ağustos’tan bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ortaya koymuştur. Aranızda Diyarbakırlı dostlarımızın da olduğu yaklaşık 130 küsur sivil toplum kuruluşu Komisyonda dinlenmiş. Herkes fikirlerini ortaya koymuş. Farklı fikirler, farklı kanaatlere sahip olsalar da hepsi ortak bir cümleyi söylemiştir. Artık biz bu memlekette çocuklarımızı değil, silahları gömmemek istiyoruz. Silahları ortadan kaldırmak istiyoruz. Fevkalade yüksek bir demokratik olgunlukla ortaya konulan bu çalışma yavaş yavaş nihayetine eriyor ve inşallah Türkiye’de sonuç alacağız. Bu topraklarda artık şehirlerinde, dağlarında, mezralarında korkunun değil, silahın değil bombanın gürültüsünün değil, dostluğun şarkılarının, türkülerinin, kardeşliğinin, kardeşliğin eserlerinin ortaya konulduğuna hep beraber şahit olacağız. Çünkü bu toprakların mayası birliktir, beraberliktir, kardeştir, kardeşliktir. Bu memlekette Kürtlere söz söyleyenlerle, Türklere söz söyleyenler aslında farklı dilleri kullansalar da aynı gönül dillerini kullanmış insanlardır. Ahmet-i Han’ın, Male-i Cezir’in, Faki-i Teran’ın, Yunus Emre’nin, Mevlana Celaleddin’in ve Hacı Bektaş-i Veli’nin söyledikleri aslında aynı pınardan akan hakikatin, irfanın, hikmetin terennüm etmiş sözleridir. Aynı gönülden çıkan ve benzer gönüllere hitap eden anlayışın sonuçlarıdır. Dolayısıyla tarihte sahip olduğumuz bu kardeşlik kültür ürünü yeniden inşa etmek, yeniden çoğaltmak durumundayız. Ayrıca bu topraklarda yönetim anlamında da fevkalade önemli iki büyük insanın yaptığı işler de aslında birbirine benzer, aynı gönül coğrafyasının eseri olan uygulamalardır. Sultan Alpaslan’ın uygulamalarıyla Selahattin-i Kürdi’nin yönetiminin uygulamaları neredeyse birbirine birebir benzeyen uygulamalardır. Selahattin-i Kürdi’nin barış, kardeşlik ve insaf üzerine kurduğu, adalet üzerinde taçlandırdığı yönetim anlayışı Orta Doğu halklarının hala hafızalarındadır. Şunu söyleyebiliriz ki Selahattin Eyyubi’nin kılıcının şakırtılarından önce adalete dair sözü, garantisi yayılmıştır. Selahattin Eyyubi fethettiği yerleri çoğu zaman kılıç ırkçısından daha çok acil olduğuna inanıldığı için başarılı olmuştur. Gönül dünyamızdaki bu büyük zenginliğin ve yönetim alanındaki bu engin tecrübenin hiç şüphesiz bugüne dair de söyleyecek şeyleri vardır. Özet olarak bu tecrübelerden anladığımız şey öncelikle kardeşliktir. Ancak kardeşlik Tek başına sorunları çözmenin yeterli olmadığını biliyoruz. Kardeşliğin adalet ve demokrasi ile taçlandırılması gerektiği bir dönemde olduğumuzu Türkiye olarak da bu kadar büyük tarihsel tecrübemiz bu kadar büyük demokrasi tecrübemizle de inşallah bunu başarabilecek bir güce bir müktesebata sahip olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Kardeşlik, adalet ve demokrasi bizim geleceğimizin Kuracağımız mimarisinin üç temel ana sütunudur. Bunların üzerinde inşallah hep birlikte daha güçlü bir Türkiye’yi kuracak ve dünya milletlerine örnek olacak bir gelişmeyi sağlayacağız.’’ ‘’Türkiye’nin tecrübesi barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olacak’’ Türkiye’nin tecrübesinin dünyaya örnek olarak gösterileceğini dile getiren kurtulmuş, ‘’Şunu da bu 5 Ağustostan beri yaptığımız gözlemler çerçevesinde şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’nin bu tecrübesi inşallah başarıyla tamamlandığında dünyanın birçok üniversitesinde, birçok siyasal bilgiler fakültesinde, sosyoloji bölümlerinde, araştırma merkezlerinde Türkiye’nin barış tecrübesi diye okutulacak ve dünyaya örnek olarak gösterilecek bir model olacaktır. Bunun için yapmamız gereken herkesin yankı odalarından çıkarak, bu ülkenin ortak menfaati nedir? Bunun üzerine yoğunlaşması lazım. Herkesin kendi dar siyasi gündemlerini bir tarafa bırakarak 86 milyonun, hatta dahasını söyleyeyim, bölgenin Türklerinin, Kürtlerinin, Araplarının, Acemlerinin, bölge halkının yararına olan nedir diye düşünmesi lazım. Herkesin acıların üzerinden yeni hesap sormaların peşine koşmak yerine acılarımız karşımızdakinin acısını anlayarak, kendi acımız olarak hissederek yolumuza devam etmemiz lazım. Bu üç ana direkten bahsettim. Birisi kardeşlik, adalet ve demokrasi. Bugün bu mimarinin temelinde de temsili genişletmek, hesap verebilirliği derinleştirmek, yerel ile merkezin bütünleşmesini sağlamak da en önemli sorumluluklarımızdan birisidir. Değerli dostlar, kardeşliğin teminatı hukuktur. Adaletin teminatı kalıcı bir demokratik yapıdır. Demokrasinin sürdürülebilir olmasının ise toplumsal mutabakatı. Bunların hepsini hep beraber sağlayacağız. Bunun için de aramızdaki farklılıkları zenginlik vesilesi olarak göreceğiz. Kültürel farklılıklarımızı ayrıştırma aracı olarak değil, birleştirme, bütünleştirme aracı olarak göreceğiz. Örnek olarak söylüyorum. Dil insanların kendisini en iyi ifade ettiği alanlardan birisidir. Ayrışmanın değil çok çeşitliliğin ve çok kültürlülüğün büyük gölgesinin yansımasıdır. Ana dili, ana sütü kadar helaldir. Bu ülkede hiçbir kimse dilini istediği gibi kullanmak istediği için bir şekilde sorgulanamaz. Bir şekilde dil üzerinden memlekette ayrıştırma ya da ayrımcılık yapmanın hesapları yapılamaz. Çünkü biliyoruz ki dil insanın kalbe en yakın yeridir. Çünkü biliyoruz ki Türkçedeki dil kelimesi de bildiğiniz gibi gönül manasına kullanılır. Sadece lisandan yani dilimizle konuştuğumuz lisandan ibaret değildir. Onun için diyoruz ki, dillerin üzerinden bir ayrımcılık yapmak asla bizim lügatimizde yazmaz. Değerli kardeşlerim, ayrıca Alparslan’ın ve Selahattin’in çocuklarının, torunlarının lügatinde ırkçılık da yoktur, faşizm de yoktur. Kendi kavmiyetini Başka bir kavmiyeti yarmak de yoktur. O da bize çok açık şekilde bildirilen, çok net bir şekilde bildirilen Hucurat suresinin 13. ayetinde ifade ediliyor. Yani ey insanlar biliniz ki hepiniz bir anadan bir babadan doğdunuz. Sonra birleşip tanışasınız diye kabilelere, kavimlere ayrıldınız. Hiçbirinizin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak Allah’a en yakın olanlarınız Allah’ın katında üstündür. Dolayısıyla bunu bilmiş, bunu asırlar içerisinde özümsemiş, bunu Diyarbakır’ın her taşına, her karışına nakşetmiş bir milletin çocukları arasında ırkçılık, kavmiyetçilik üzerinden bir üstünlüğün dile getirilmesi asla düşünülemez. Değerli dostlar, Selahattin Eyyubi’nin mirasını yeniden benimsemek zamanıdır. Türkiye’nin tarihi Türkiye’deki Türklerin tarihi olduğu kadar Kürtlerin de tarihidir. Hep beraber bu tarihimize sahip çıkmak, hep beraber bu tarihimizi gelecek nesillere aktarmak mecburiyetindeyiz. Ayrıca şunun da altını çizerek ifade etmek isterim ki demin İsrail’den bahsettik. İsrail’in sadece şu son dönemde yaptığı saldırı Şuralara baktığınız zaman. Değerli dostlar, Siyonist rejimin bu yayılmacı, faşist, ırkçı, kendini üstün gören rejimin gözünde, bu öğretinin gözünde Orta Doğu halklarının hiçbirinin, vallahi de billahi de hiçbirinin mikrop kadar değeri yoktur. Bunlar Türk’ü çok severler de Kürt’ü sevmez değillerdir. Kürt’ü severler de Arap’tan nefret ediyor diyenlerdir. Bunlar acemi severler de, efendim, bölgedeki başka halkı sevmez değillerdir. Bunlar Sünni’yi severler, Alevi’yi sevmez değillerdir. Bunlar Müslümanı sever, Nusayri’yi sevmez, efendim, Süryanileri sevmez değillerdir. Yemin ederek söylüyorum ki, Ortadoğu halklarının tamamını köle olarak görürler, insan dışı varlık olarak görürler. Bugünün Bütün emperyalizmin görünen yüzü Siyonizm’dir. Dünkü emperyalizmin görünen yüzü Akif’in kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne de bela dediği dönemin emperyalistleridir. Bir asrı aşkın bir süredir. Ortadoğu coğrafyasını böl yönet parçalar tezleriyle bu noktaya getirdiler. Hedefleri daha fazla bölmek, daha fazla ufalamak, daha fazla küçültmektir. Bizim hedefimiz ise daha fazla bütünleştirmek, daha fazla birleştirmek, daha fazla büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki sınırlarla böldükleri bölge halkları sınırları aralarına koydular ama gönüllerini bölmeyi başaramadılar. Bana söyler misiniz Nusaybin halkını Kamışlı halkından ayıran nedir? Bizim Suruç halkını Kobani halkından ayıran nedir? Bu coğrafyada yaşayan Kürtler de Türkmenler de Araplar da ve diğer bütün unsurlarıyla kardeşlerimizde hepimiz kardeşiz. Hepimiz aynı ailede aynı coğrafyanın insanlarıyız. Daha net bir şey söyleyeyim. Demin mutlaka başaracağız dedim. Bu sefer mutlaka başaracağız dedim. Şimdi bir adım daha ileriye gidiyorum. Bu sefer ya biz başaracağız ya emperyalistler başaracak, mutlaka başaracağız. Ve bunun için hiç tereddüt etmeden Türkiye olarak hep beraber birlik içerisinde, beraberlik içerisinde yolumuza devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı.
Bakan Kacır: "Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacmi 36 milyar doların üzerine çıktı"
17 Ekim 2025 Cuma - 12:48 Bakan Kacır: "Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacmi 36 milyar doların üzerine çıktı" Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, "2003 yılında 5,4 milyar dolar olan Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacmi geçtiğimiz yıl itibarıyla 36 milyar doların üzerine çıktı. Afrika’daki Türk girişimcilerin doğrudan yatırımları 2003 yılında yalnızca 100 milyon dolar seviyesindeyken, bugün 10 milyar doları aşmış durumdadır. Modern ulaşım altyapımızın sağladığı hız, Türkiye’yi küresel üretim ve lojistik ağlarının başat merkezi haline getirdi. Türkiye-Afrika ortaklığını kalıcı refah ve adil kalkınma ekseninde yeni bir seviyeye ulaştırmayı hedefliyoruz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşırken Afrika ülkeleriyle yol arkadaşlığımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. İstanbul Kongre Merkezi’nde Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Forumu kapsamında "Teknoloji, Dijital Ticaret ve Üretim" paneli düzenlendi. Programa Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Pan-Afrika Sanayi ve Ticaret Odası (PACCI) Genel Direktörü Dr. Kebour Ghenna, Sagehill Business Solutions İdari Müdürü John Tseriwa, DEİK/Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanı R. Erdem Erkul, German Agency for International Cooperation (GIZ) Politika Danışmanı Husnia Mohamed ve Moritanya İslam Cumhuriyeti Dijital Dönüşüm ve İdari Modernleşme Bakanlığı Strateji ve İşbirliği Daire Direktörü Thierno Baro katıldı. "Afrika’daki Türk girişimcilerin doğrudan yatırımları 10 milyar doları aşmış durumda" Panelde bir konuşma yapan Bakan Kacır, 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacminin geçtiğimiz yıl itibarıyla 36 milyar doların üzerine çıktığını belirterek, "Türk Hava Yolları ile Afrika’dan dünyanın dört bir yanına seferler başlattık. TİKA’nın sahada yürüttüğü başarılı projeler neticesinde kıta ile ülkemiz arasında münasebeti ve muhabbeti artırdık. Aynı zamanda karşılıklı güven zemininde ekonomide ve ticarette yeni bir safhaya emin adımlarla geçtik. Bakınız 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan Türkiye ile Afrika arasındaki karşılıklı ticaretin hacmi geçtiğimiz yıl itibarıyla 36 milyar doların üzerine çıktı. Afrika’daki Türk girişimcilerin doğrudan yatırımları 2003 yılında sadece 100 milyon dolar seviyesindeyken bugün 10 milyar doları aşmış durumdadır. Ticaret ve yatırım alanlarında yakaladığımız ivme, ilişkilerimizin geçici bir yakınlaşma değil kurumsallaşan, derinleşen ve gelecek kuşaklara miras bırakılacak bir stratejik ortaklık olduğunu teyit ediyor. Bugün kıtanın dört bir yanında Türk müteşebbisler altyapıdan enerjiye, tarımdan imalat sanayiine, dijital hizmetlerden lojistiğe uzanan geniş bir yelpazede yerel ortaklarıyla omuz omuza yatırım yapıyor, istihdam üretiyor. Afrika da kazanıyor, Türkiye de kazanıyor. Müteşebbislerimizin, mühendislerimizin, teknisyenlerimizin alın ve akıl terinin eseri pek çok nitelikli proje, dost ve kardeş ülkelerin kalkınma yürüyüşünde abide eserler olarak yükseliyor. Şüphesiz bugüne kadar birlikte hayata geçirdiğimiz projeler ve elde ettiğimiz başarılar, iki coğrafyanın sahip olduğu yüksek potansiyel dikkate alındığında yalnızca bir başlangıç, bir mukaddime hükmündedir. Bu doğrultuda yatırımı-üretimi ve ticareti daha da ileri taşıyarak, Türkiye-Afrika ortaklığını kalıcı refah ve adil kalkınma ekseninde yeni bir seviyeye ulaştırmayı hedefliyoruz. Sahip olduğumuz güçlü üretim altyapımızı, Ar-Ge ve inovasyon ekosistemimizi Afrika ülkeleriyle sanayide ve teknolojide birlikte büyük hedeflere yürümek için güçlü bir zemin olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Son 23 yılda ülkemizi küresel üretim ve teknoloji geliştirme üsleri arasına taşıdık" Türkiye’de yenilikçi teknoloji girişimlerinin filizlenmesi ve küresel ölçekte başarı hikayelerine dönüşmesi için güçlü bir altyapı inşa ettiklerini söyleyen Bakan Kacır, "Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde son 23 yılda ülkemizi küresel üretim ve teknoloji geliştirme üsleri arasına taşıdık. Güneş panelinden ticari araçlara, beyaz eşyadan demir çeliğe pek çok alanda Avrupa değer zincirlerinin en önemli oyuncuları arasındayız. Türkiye bugün Çin’den sonra Orta Avrupa’ya kadar uzanan geniş kuşakta en fazla çeşit ürünü rekabetçi şekilde en fazla ülkeye ihraç edebilen ülkedir. Dünyanın dört bir yanında ’Made in Türkiye’ damgasını taşıyan ürünlerimiz, yalnızca yüksek kalite ve dayanıklılıklarıyla değil aynı zamanda uygun maliyet, hızlı teslimat ve güvenilir tedarik avantajlarıyla tercih ediliyor. İnşa ettiğimiz Ar-Ge ve inovasyon altyapımızla teknoloji geliştirme ve üretmede önemli kazanımlara imza attık. İHA’dan helikopterlere, kara ve deniz platformlarına, hava savunma sistemlerinden beşinci nesil savaş uçağına uzanan geniş bir yelpazede ürünleri tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden yerli ve milli bir savunma sanayiine sahibiz. Otomotiv üretiminde sahip olduğumuz 60 yıllık birikimle yerli ve milli elektrikli otomobilimiz Togg’u ürettik. Otomotiv sektörünün geleceğine yön veren, öncü ve güçlü bir oyuncu olma yolunda irademizi ortaya koyduk. Uydu teknolojisindeki tasarım, test ve mühendislik kabiliyetlerimizin eseri yerli ve milli haberleşme uydumuz Türksat 6A hizmete girdi. Dünyada kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülke arasında yerimizi aldık. Biliyoruz ki bu ivme devam edecek. Çünkü ülkemizde yenilikçi teknoloji girişimlerinin filizlenmesi ve küresel ölçekte başarı hikayelerine dönüşmesi için güçlü bir altyapı inşa ettik" diye konuştu. "Modern ulaşım altyapımızın sağladığı hız Türkiye’yi küresel üretim ve lojistik ağlarının başat merkezi haline getirdi" Türkiye’nin sanayi, teknoloji ve inovasyondaki tecrübesini ortak ve müreffeh bir gelecek için Afrikalılarla paylaşmaya hazır olduklarını söyleyen Bakan Kacır, "Dünyada bugün itibarıyla 44 ülke en az gelişmiş ülke statüsünde yer alıyor. Maalesef bunun 32’si Afrika ülkesi. Bu durumun tarihi sebeplerini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ve yine biliyoruz kalkınma için en temel ihtiyaçlar olan yer altı ve yer yer üstü zenginlikleri, insan potansiyeli Afrika kıtasında fazlasıyla mevcut. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşırken Afrika ülkeleriyle yol arkadaşlığımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ülkemizin sanayi, teknoloji ve inovasyondaki tecrübesini ortak ve müreffeh bir gelecek için Afrikalı dostlarımızla paylaşmaya hazırız. Bir tarafın üretici, diğer tarafın daima müşteri olarak kaldığı hegemonik ilişkiler yerine birlikte geliştirme, birlikte üretme yaklaşımıyla tesis edilen iş birlikleri kurmayı arzuluyoruz. İnanıyorum ki üretimden araştırma altyapılarına, nitelikli insan kaynağından inovasyon kültürüne uzanan pek çok alanda sahip olduğumuz kapasite ve kabiliyeti birlikte geliştirecek adımlarımızla coğrafyalarımızın dayanıklılığını ve rekabet gücünü daha ileriye taşıyacağız. Tabii ufkunu Afrika’nın ötesine taşımış Afrikalı yatırımcılar için de ülkemizin bir fırsatlar ülkesi olduğunu bu vesileyle özellikle vurgulamak isterim. Üyesi olduğumuz Gümrük Birliği ve imzaladığımız serbest ticaret anlaşmaları sayesinde yatırımcılara yüksek alım gücüne sahip 1 milyardan fazla tüketiciye hızlı ve güvenli erişim imkanı sağlıyoruz. Türkiye’den dünyanın başlıca talep merkezlerine sadece birkaç saatlik mesafedeyiz. İstanbul’dan dört saatlik bir uçuş yarıçapı içinde 32 trilyon dolarlık devasa bir ekonomi yer alıyor. Modern ulaşım altyapımızın sağladığı hız, güven ve kesintisiz akış, Türkiye’yi küresel üretim ve lojistik ağlarının başat merkezi haline getirdi" dedi. "Afrikalı yatırımcılara, sanayi ve teknoloji şirketlerine Türkiye’de en yüksek özenin ve desteğin gösterilmeye devam edeceğini vurgulamak istiyorum" Türkiye’yi sadece bir yatırım destinasyonu değil, aynı zamanda başarı yolculuklarında stratejik ortak olarak gören tüm Afrikalı yatırımcıları Türkiye’ye davet ettiklerini söyleyen Bakan Kacır, "İnsan kaynağımız en büyük değerimiz. Dünyanın gelişmiş birçok ülkesine nazaran 10-15 yaş daha genç bir nüfusa sahibiz. Teşvik sistemimiz yatırımcıların çok boyutlu ihtiyaçlarını adreslerken aynı zamanda öngörülebilirlik ve maliyet avantajı sunuyor. Türkiye’yi sadece bir yatırım destinasyonu değil, aynı zamanda başarı yolculuklarında stratejik ortak olarak gören tüm Afrikalı yatırımcıları ülkemize davet ediyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak Afrikalı yatırımcılara, sanayi ve teknoloji şirketlerine Türkiye’de en yüksek özenin ve desteğin gösterilmeye devam edeceğini özellikle vurgulamak istiyorum. Sözlerime son verirken ortak geleceğimizi şekillendiren stratejik bir yol haritası olarak gördüğüm Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Forumu’nun tüm paydaşları için verimli ve faydalı geçmesini arzuluyorum. Forumun yeni iş birliği fırsatlarının önünü açmasını ve ilişkilerimizi giderek artan bir ivmeyle derinleştirmesini umuyorum" ifadelerini kullandı.
AK Parti’ye geçeceği söylenilen Köksal: "Bulunduğum yerdeyim parti içinde beni istemeyenlere inat hiçbir yere gitmiyorum"
17 Ekim 2025 Cuma - 11:15 AK Parti’ye geçeceği söylenilen Köksal: "Bulunduğum yerdeyim parti içinde beni istemeyenlere inat hiçbir yere gitmiyorum" AK Parti’ye geçeceği söylenilen Afyonkarahisar’ın CHP’li Belediye Başkanı Burcu Köksal, yaptığı açıklama ile iddialar yalanlayarak, "Bulunduğum yerdeyim parti içinde beni istemeyenlere inat hiçbir yere gitmiyorum yıllardır iftiraları çürüte çürüte yalanları yıka yıka mücadeleme devam ediyorum" dedi. Köksal sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada partisi içerisinde kendisiyle ilgili birtakım anti propagandalar yapıldığını ifade ederek şunları söyledi: "37.’nci kurultaydan beri huzurlu bir günüm olmadı. Yemediğim hakaret kalmadı. Dışarıdan saldıranları anlarım siyasette ama ömrümü verdiğim partimden gelenlere ne diyeceğim? Memleketime belediye başkan adayı oldum. Hizmeti buradan sürdüreyim diye. Adaylığım sürecinde partimden kovuldum linç edildim hatta CHP’li bazı gazeteciler tarafından ekranda kazanamaz yüzde 5 alır 10 alır diye günlerce anti propagandaya maruz kaldım. Partideki marjinal bazı kişiler kazanmamam için kapı kapı çalıştı hiç birşey yapılmadı rekor oyla seçildim bu sefer iftiralarla gelmeye başladılar eşimi çalışma arkadaşımı ve doğru dürüst tanımadığım bir müdürü 60 milyon rüşvet almakla suçladılar. Kimsenin benim yüzümden artık iftira ve hakaretlere maruz kalmasını istemiyorum. Pazar günü il kongresinde olacağım benim kuyumu kazanlarla iftira atıp hakaret edenlerle Allah’tan korkmayıp kuldan utanmayanlarla hesaplaşacağım."
TBMM’de "mandacı ve alçak" tartışması
16 Ekim 2025 Perşembe - 20:53 TBMM’de "mandacı ve alçak" tartışması TBMM Genel Kurulu’nda AK Parti İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım ile CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın arasında "mandacı ve alçak" tartışma yaşandı. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM’de herkesin temiz bir dil kullanması gerektiğini söyleyerek, "’Siz İngiltere’yle ancak...’ demiş, sonra hiç konuşmamış, bir sürü insan diyalog getirmiş, o hiç konuşmamış öyle mi? Burada, yalnızca tutanağa müdahale edilmiyordu, şimdi, tutanağa da müdahale edilmiş. Biraz evvel gittim, görevliye söyledim: Aşağıya ineceğim ve bir dinleme yapacağım. Bu kulaklar çok şey duydu. Bana ’İngiliz mandacısın’ diyen adamın alnının çatına ’alçaksın’ lafını çatarım" ifadelerini kullandı. AK Parti İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım da, Günaydın’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile görüşmesine ithamda bulunduğunu belirterek, "Ben de dedim, senin Genel Başkan’ın İngiltere’den medet umuyor, mandacılığa soyunmuş dedim. Git, önce onu konuş dedim ve onun üzerine bana ’alçak’ ifadesini kullandı. Alçaklık ifadesini kendisine aynen iade ediyorum, özür için mikrofon açılmıştır, özür dilememiştir" şeklinde konuştu. Günaydın şöyle konuştu: "Akıl ve yürek yan yana olmazsa buna bir de kötü niyet eşlik ederse bu kadar olur işte. Özgür Özel, İngiltere Başkanına diyor ki: ’Bir: İspanya Başkanı Sanchez Gazze konusunda tavır alıyor, senin sesin çıkmıyor. İki: Türkiye dahil olmak üzere hiçbir antidemokratik uygulamada sözün çıkmıyor. İngiltere İşçi Partisinin liderisin yazıklar olsun’. O kadar acziyet içerisindeki bunu İngiliz mandacılığı olarak söylüyor. Sonra söyleyeyim: ’Ben dedim ki... İngiliz mandacılığıyla bir yere varılmaz dedim.’ diyor. Niye bu tutanakta yok? Utanmıyor musunuz? Herifin kendi ifade ettiğini tutanağa almıyorsunuz. Bu kulaklar ’manda’ sözünü duyuyor, ’Sen alçaksın’ diyor. Bana kim mandacı derse alçak oğlu alçaktır, bir kere daha söylüyorum" diye konuştu. Yıldırım da, "Mandacılık en büyük alçaklıktır, tamam mı? Mandacılık en büyük alçaklıktır" ifadelerini kullandı.
TBMM’de HSK’ya üye seçimi için alt komisyon kuruldu
16 Ekim 2025 Perşembe - 18:32 TBMM’de HSK’ya üye seçimi için alt komisyon kuruldu TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonda, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üye seçimi için alt komisyon kuruldu. TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon’unda, HSK’da boşalacak olan bir üyelik için aday seçimi dolayısıyla alt komisyon kuruldu. Komisyon, AK Parti Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun başkanlığında toplandı. Komisyon Başkanı Özbudun, "Şu ana kadar, 10 Ekim 2025 mesai saati bitimine kadar toplam 31 başvuru yapılmıştır. Bunlardan 7’si üniversite öğretim üyeleri tarafından yapılmıştır, 24’ü avukatlara aittir ve bu 31 kişilik isim listesi bilgilerinize sunulmuştur. Evvelce, Karma Komisyonumuzun yerleşik uygulamalarını dikkate aldığımızda ve yapılan başvuruların sayısını dikkate aldığımızda bir alt komisyonun kurulması uygun görülmüştür. Bu nedenle, bugünkü toplantımızda ilk olarak bir alt komisyonun kurulması hususunu oylayacağız böylece toplantımızı başlatacağız" dedi. TBMM Başkanlığının başvuru yapan aday adaylarının evraklarını Karma Komisyona gönderdiğini belirten Özbudun, Genel Kurulca seçilecek bir üyelik için Karma Komisyonca 3 adayın belirleneceğini söyledi. Yapılan görüşmelerin ardından AK Parti milletvekillerinin kabul edilen önergesiyle, 5 kişiden oluşan alt komisyon kurulması kararlaştırıldı. Alt komisyona, AK Parti Ankara Milletvekili Murat Alparslan, Ordu Milletvekili Mustafa Hamarat ve Samsun Milletvekili Orhan Kırcal, CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun ile DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan seçildi. Aday adaylarının, ilan duyurusunda öngörülen başvuru şartlarını taşıyıp taşımadıklarının tespit edilmesi ve seçim evrakının hazırlanması çalışmalarını yürütecek alt komisyon, çalışmalarını 21 Ekim Salı günü saat 15.00’e kadar tamamlayıp raporunu Karma Komisyon Başkanlığı’na sunacak. Karma Komisyon 23 Ekim Perşembe günü toplanarak, TBMM Genel Kurulunca seçilecek bir üyenin 3 katı adayı belirleyecek.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay: "SDG’nin Suriye ile bütünleşmesinin en kısa zamanda gerçekleşmesi gerekmektedir"
16 Ekim 2025 Perşembe - 17:51 TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay: "SDG’nin Suriye ile bütünleşmesinin en kısa zamanda gerçekleşmesi gerekmektedir" TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, "SDG’nin Suriye ile bütünleşmesinin en kısa zamanda gerçekleşmesi gerekmektedir" dedi. Dışişleri Komisyonu, uluslararası antlaşmaları görüşmek üzere TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay başkanlığında toplandı. Gazze’deki son durum hakkında açıklamada bulunan Oktay, İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı ağır saldırıların, zamanla insanlığa karşı suçların ve savaş suçlarının işlendiği bir katliama dönüştüğünü söyledi. Filistin’i tanıyan ülkelerin Parlamento Dışişleri Komisyonlarına, komisyon adına teşekkür mektupları gönderildiğini dile getiren Oktay, Gazze barış sürecinde, böylelikle ilk aşamanın tamamlanmak üzere olduğunu belirtti. Suriye’deki son duruma ilişkin de konuşan Oktay, "Bölgemizde ülkemizi yakından ilgilendiren diğer bir husus ise Suriye’deki gelişmelerdir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve birliğini koruması, barış içerisinde, istikrarlı ve müreffeh bir komşu olarak güney doğu sınırımızda yer alması, gerek siyasi gerek insancıl açıdan büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda çaba gösteren Şam yönetiminin desteklenmesi, Suriye’ye yönelik dış müdahalelere imkan tanınmaması ve SDG’nin Suriye ile bütünleşmesinin en kısa zamanda gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, SDG’nin yanlış yollara tevessül etmemesi büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Komisyon basına kapalı olarak Dışişleri Bakanlığının "Gazze’ye İlişkin Son Gelişmeler" konulu bilgilendirme sunumu ile devam etti.
Bakan Göktaş: "Kadınlar olarak mutlaka dijitalleşmenin içinde kendi rolümüzü oynamalıyız"
16 Ekim 2025 Perşembe - 17:48 Bakan Göktaş: "Kadınlar olarak mutlaka dijitalleşmenin içinde kendi rolümüzü oynamalıyız" Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, "Kadınlar olarak mutlaka dijitalleşmenin içinde kendi rolümüzü oynamalıyız. Yoksa geleceğimizi kaybederiz ve gelecek dijitalleşmeyle inşa ediliyor. Türkiye’de bununla ilgili programımız var. Sermaye Piyasaları Kurulumuz ile bir anlaşma imzaladık. Kendinize inanın, o sizin geleceğiniz" dedi. İstanbul Kongre Merkezi’nde Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Forumu’nda, "Kadın Liderliği ve Girişimcilik Diyaloğu Paneli" düzenlendi. Programa, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Gabon Girişimcilik, Ticaret ve KOBİ Bakanı Zenaba Gninga Chaning, Afrika İş Konseyi Başkanı Dr. Amany Asfour, Karadeniz Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Zeynep Harezi ve Martha Daud Luleka Tan Investments Service Başkanı katıldı. "Sermaye Piyasaları Kurulumuz ile bir anlaşma imzaladık" Sermaye Piyasaları Kurulu ile bir anlaşma imzaladıklarını söyleyen Bakan Göktaş, "Eğer dijitalde değilseniz, geleceğinizi kaybedersiniz. Biz kadınlar olarak mutlaka dijitalleşmenin içinde kendi rolümüzü oynamalıyız. Yoksa geleceğimizi kaybederiz ve gelecek dijitalleşmeyle inşa ediliyor. Türkiye’de bununla ilgili programımız var. Sermaye Piyasaları Kurulumuz ile bir anlaşma imzaladık. Mesela düne kadar bir dijitalleşme programının lansmanını yaptık. 1 milyondan fazla kadına dijital okuryazarlık eğitimi verdik. Bizim programlarımızın dijital okuryazarlık programları çok önemli. Bu aynı zamanda kadınların girişimciliğini de ivmelendirdi. Biz bu alanda çalışmalara devam edeceğiz. Mesela kovid döneminde bu eğitimi çevrimiçi olarak vermiştik ve bütün kadınlar böylece piyasa içinde kalabilsinler diye. Global pazarlarda bu programla, bu piyasanın içinde biz kadınların rekabetçiliğini arttırıyoruz. Kendinize inanın. O sizin geleceğiniz" ifadelerini kullandı.
Başkan Aras’tan Brüksel’de demokrasi, iklim ve sürdürülebilirlik temasları
16 Ekim 2025 Perşembe - 17:22 Başkan Aras’tan Brüksel’de demokrasi, iklim ve sürdürülebilirlik temasları Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Avrupa Birliği kurumlarının kalbi olan Brüksel’de bir dizi önemli temasta bulundu. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Bölgeler Komitesi ve Brüksel Başkent Bölgesi nezdinde gerçekleştirilen görüşmelerde; demokrasi, sürdürülebilir kalkınma, iklim diplomasisi ve kültürel iş birliği başlıkları masaya yatırıldı. Başkan Aras, Avrupa’daki yerel yönetim ağlarının güçlenmesinin kentler arası dayanışmayı artırdığını belirterek, şehirlerin artık iklim politikalarında yalnızca uygulayıcı değil, küresel aktör olarak karar süreçlerinde yer alması gerektiğini ifade etti. Muğla, Avrupa yerel yönetimleriyle demokrasi ekseninde buluştu Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü ve Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) Grubu Üyesi Nacho Sanchez Amor ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Türkiye’nin genel siyasi durumu, demokrasi ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceği ele alındı. Görüşmede ayrıca yerel yönetimlerin demokratik süreçlerdeki belirleyici rolü ve yerel demokrasinin güçlendirilmesinin toplumsal gelişim açısından taşıdığı önem vurgulandı. Yerel yönetimler AB sürecinde anahtar konumda Başkan Aras, toplantıda Avrupa Birliği sürecinin yeniden canlandırılmasında yerel yönetimlerle kurulacak güçlü iş birliklerinin hayati rol oynayacağını ifade etti. Görüşmede ayrıca uluslararası finansal kaynaklara erişim, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma projeleri gibi alanlarda gerçekleştirilebilecek ortak çalışmalar da değerlendirildi. Muğla’nın Kültürel Mirası Avrupa’da tanıtıldı Başkan Aras, Brüksel temasları kapsamında ayrıca Avrupa Bölgesel Komitesi’nde PES Grubu Başkanı Luca Menesini ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Türkiye’nin önemli kentlerinden biri olarak Muğla’nın stratejik konumu ve bölgesel önemi vurgulandı. Temaslarda Avrupa Bölgeler Komitesi (CoR) ve PES bünyesinde geliştirilebilecek iş birliği alanları üzerinde duruldu. Sürdürülebilir Turizm ve Çevre temelli işbirliği Toplantıda Muğla’nın turizm potansiyeli, kültürel mirası ve batıya açık, iş birliğine hazır kent kimliği öne çıktı. "Muğla’nın Kültürel Mirası (Legacy of Muğla)" teması çerçevesinde kentin tarihi ve kültürel zenginliklerine atıfta bulunuldu. Akdeniz havzasındaki kentler arasında çevre, sürdürülebilir turizm, kültürel değişim ve iklim dostu politikalar temelinde ortak iş birliğinin güçlendirilmesinin önemi vurgulandı. Başkan Aras COP30 Öncesi Avrupa İklim zirvesinde konuştu Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Avrupa Bölgeler ve Şehirler Haftası kapsamında Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen "COP30 Öncesinde Küresel İklim Eylemini Şekillendiren Şehirler ve Bölgeler - Cities and Regions Shaping Global Climate Action ahead of COP30" başlıklı oturumda konuşmacı olarak yer aldı. Muğla 2050 İçin "İklim Nötr Kent" hedefiyle ilerliyor Konuşmasında, Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Town Hall COP ( Yerel Taraflar Konferansı) toplantısının önemine değinen Başkan Aras, kentin 2050 yılına kadar iklim nötr olma hedefini paylaştı. Başkan Aras’tan Brüksel Başkent Bölgesi ile Sürdürülebilir İş Birliği Görüşmesi Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Brüksel temasları kapsamında Brüksel Başkent Bölgesi Başkanı Rudi Vervoort ile bir araya geldi. Toplantıda, Brüksel’de Muğla’nın görünürlüğünü artıracak kültürel ve turizm odaklı etkinliklerin ortaklaşa düzenlenmesi konusunda fikir alışverişinde bulunuldu. Başkan Aras: "Muğla, yerelden küresele uzanan dönüşümün parçası olacak" Kapanışta değerlendirmelerde bulunan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Brüksel temaslarının yalnızca diplomatik bir ziyaret değil, aynı zamanda Muğla’nın Avrupa vizyonunu güçlendiren stratejik bir adım olduğunu vurguladı. "Avrupa’nın geleceğini şekillendiren kentler arasında yer almak, Muğla’nın potansiyeline, doğasına ve insanına duyduğumuz inancın bir yansımasıdır. Biz, yerel yönetimlerin uluslararası iş birlikleriyle çok daha güçlü ve dayanıklı hale geleceğine inanıyoruz. Muğla olarak, yeşil dönüşümden kültürel mirasın korunmasına, demokratik katılımdan sürdürülebilir turizme kadar her alanda Avrupa kentleriyle ortak bir gelecek inşa etmeye kararlıyız. İklim krizinin ön cephesinde yer alan kentimiz, bu sürecin yalnızca bir izleyicisi değil; çözümün, değişimin ve umudun aktif bir temsilcisidir. Muğla, yerelden küresele uzanan bu dönüşümün bir parçası olmaya devam edecek"