SAĞLIK
BEUN Hastanesinden kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta 17 Mart 2026 Salı - 18:43:31 Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, güçlü akademik kadrosu ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında önemli başarılara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda kalp ritim bozukluklarının en yaygın türlerinden biri olan atrial fibrilasyonun tedavisinde kullanılan "Kriyobalon Ablasyon Yöntemi", Zonguldak’ta ilk kez BEUN Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktorları tarafından başarıyla uygulandı. Atrial fibrilasyon, kalbin üst odacıklarında oluşan düzensiz elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik gibi şikâyetlere yol açabilen yaygın bir ritim bozukluğu olarak biliniyor. Tedavi edilmediği durumlarda inme başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bu rahatsızlık, modern kardiyoloji yöntemleriyle kontrol altına alınabiliyor. Zonguldak Bülent Ecevit Hastanesi Kardiyoloji Bölümü ve Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı akademisyenleri tarafından gerçekleştirilen Kriyobalon Ablasyon işlemi, minimal invaziv bir yöntem olarak dikkat çekiyor. İşlem sırasında kalpte ritim bozukluğuna neden olan odaklar, soğuk enerji kullanılarak izole ediliyor ve böylece kalbin normal ritmine dönmesi sağlanıyor. Bu yöntem sayesinde hastalarda ritim kontrolü sağlanırken yaşam kalitesinin de önemli ölçüde artırılması hedefleniyor. BEUN Hastanesinde başarıyla gerçekleştirilen bu işlem, Zonguldak’ta ilk kez uygulanması bakımından büyük önem taşıyor. Yüksek başarı oranı ve kısa işlem süresi ile öne çıkan kriyobalon ablasyon yöntemi sayesinde, uygun hastalar, mega şehirlerdeki ileri merkezlere gitmek zorunda kalmadan modern tedavi imkânlarına Zonguldak’ta ulaşabilecek. Bu gelişme, Batı Karadeniz Bölgesi’nde sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran önemli bir adım olacak. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Üniversite Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen kriyobalon ablasyon işlemiyle ilgili yaptığı açıklamada şu sözleri dile getirdi: "Üniversite Hastanemiz, güçlü akademik kadrosu, nitelikli sağlık çalışanları ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında yenilikçi uygulamaları hayata geçirmeye devam etmektedir. Atrial fibrilasyon tedavisinde kullanılan kriyobalon ablasyon yönteminin Hastanemizde başarıyla uygulanması, bölgemizde sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran son derece önemli ve gurur verici bir gelişmedir. Bu başarılı uygulamada emeği geçen Kardiyoloji Bölümümüzün kıymetli hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızı yürekten tebrik ediyorum. Bilimsel bilgi birikimini modern tıbbi teknolojiyle bir araya getirerek hastalarımıza en güncel ve güvenilir tedavi imkânlarını sunan değerli sağlık kadromuz, Üniversite Hastanemizin sağlık alanındaki güçlü konumunu her geçen gün daha da pekiştirmektedir. Üniversite Hastanemizde gerçekleştirilen bu nitelikli girişim sayesinde, yalnızca Zonguldak’taki değil Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki hastalarımız da büyük şehirlere gitme zorunluluğu duymadan ileri düzey tedavi hizmetlerine bulundukları bölgede ulaşabilme imkânına kavuşmaktadır. Bu vesileyle tedavi gören hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, sağlık hizmeti almak üzere Hastanemize başvuracak tüm hastalarımıza Yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi, bölgenin sağlık üssü olma misyonuyla bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek modern tıbbın sunduğu en ileri tedavi yöntemlerini vatandaşlarımızla buluşturmaya kararlılıkla devam edecektir."
17 Mart 2026 Salı - 15:19 ’Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek Akciğerlerde ciddi enfeksiyonlara sebep olan lejyoner hastalığına karşı farkındalığın artırılması ve konaklama birimlerinde su sistemlerinin güvenli yönetiminin sağlanması amacıyla, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek. Gerçekleştirilecek eğitim programıyla ilgili kurumdan yapılan yazılı açıklamada, "Lejyoner hastalığı, ülkemizde bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu çerçevede konaklama birimlerinin, su sistemlerinde legionella bakterisinin çoğalmasını önlemeye yönelik gerekli tedbirleri alması ve bu süreçleri eğitimli sorumlu personel aracılığıyla yürütmesi zorunludur. Eğitim programı, konaklama birimlerinde görev alacak sorumlu personelin mevzuat, risk değerlendirmesi ve su yönetimi planları konularında bilgi ve yetkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Eğitim 2 yapılacak olup, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Eğitim Salonunda gerçekleştirilecektir. Eğitime, otel, motel, tatil köyü, misafirhane, kaplıca, huzurevi, alışveriş merkezi gibi su sistemlerinin yoğun kullanıldığı konaklama ve toplu kullanım alanlarından başvurular kabul edilecektir. Yataklı tedavi kurumlarının başvuruları ise resmi yazışma yoluyla alınacaktır. Eğitime katılacak personelin en az lise mezunu olması gerekmekte olup, katılım sağlayacak kişilerin ilgili mevzuat gereği eğitim almış sorumlu personel olarak görevlendirilmesi öngörülmektedir" ifadelerine yer verildi. Öte yandan, lejyoner hastalığının genellikle klimalar, jakuziler ve su sistemlerinden solunum yoluyla bulaşan ciddi bir akciğer enfeksiyonu olduğu belirtildi.
17 Mart 2026 Salı - 14:56 Sağlık-Sen’den tıp bayramında birlik mesajı Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanlığı Cizre ilçe ve işyeri temsilcileri tıp bayramının hafta sonuna denk gelmesinden dolayı ilk mesai gönünde hazırladıkları karanfilleri tüm sağlık çalışanlarını gözeterek birlik ve beraberlik şiarıyla kutladı. Sağlık-Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, Cizre ilçe temsilcisi, kadınlar komisyonu ilçe temsilcisi ve gençlik kolları ilçe temsilcisi ile birlikte Cizre Devlet Hastanesinde görev yapan Sağlık çalışanlarına karanfil dağıttı. "Sağlık çalışanlarının hak ve hukuku gözetmenmelidir" Sağlık Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, icap nöbeti tutan ancak bu nöbetin ücretini alamayan, malpraktis uygulamasındaki eksiklikler nedeniyle mağdur olan, görevi sırasında şiddete maruz kalan hatta hayattan koparılan sağlık çalışanlarının haklarının mutlaka korunması gerektiğini söyledi. Budak, "Bu konularda sağlık çalışanlarının yetkili sendikası Sağlık-Sen olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapacağımızın bilinmesini isteriz. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti bir ekip işidir. 14 Mart’ın sağlık çalışanları için gerçek bir bayram havasında geçmesi için çalışanlarımızın beklentilerini gerçek anlamda karşılayan açıklamalar yapılması, sorunların çözümü için somut adımlar atılmalıdır" dedi. Karanfil dağıtımına Sağlık-Sen İlçe Temsilcisi Veli Özalp, İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, İlçe Gençlik Kolları Temsilcisi Fikret Sarak, Kadınlar Komisyonu İlçe Temsilcisi Serpil Akcan katıldı.
Siirt’te kafa tabanı ameliyatı gerçekleşti
15 Aralık 2025 Pazartesi - 11:15 Siirt’te kafa tabanı ameliyatı gerçekleşti Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kafa tabanı ameliyatı geçiren 52 yaşındaki Fatime Seviptekin sağlığına kavuştu. Op. Dr. Gazi Zeydoğlu, 52 yaşındaki hasta Fatime Seviptekin de 2 yıldır sağ burundan şeffaf akıntı şikayeti olmuş, akıntının tek taraflı olması, eğilmekle artış göstermesi ve sürekliliği olması sebebiyle beyin omurilik sıvısı (BOS) rinore (burundan akıntı şeklinde gelmesi) açısından görüntüleme ve laboratuvar çalışmaları başlatıldığını söyledi. Op. Dr. Zeydoğlu, "Burundan gelen sıvının içinde beta2 transferin (beyin sıvısına özgü bir protein) tespit edilmesi ve tomografi görüntülemesinde iki farklı yerde kafa kaidesinde defekt saptanmasıyla birlikte frontal sinüs içinde osteom (kemik tümörü) ve mukosel (kistik kitle) tespit edilmiştir. Ameliyatı planlarken kaş içinden kesi yaparak hem kitleleri hem de sinüse açılan kafa tabanı defektinin onarımına karar verildi. Ayrıca burundan girerek kafa kaidesindeki diğer defekti onarma planı dizayn edildi. Hastamızı ameliyat ederek her iki kitleyi ve her iki defekti onararak sağlığına kavuşturduk" dedi. Sağlığına kavuşan Fatime Seviptekin ise 2 yıldır burnundan şeffaf su akıntısının geldiğini ilk başta hafife alıp hiç dikkate almadığını belirterek, "Ameliyatım başarılı şekilde tamamlandı şu an kendimi iyi hissediyorum ve kendi memleketimde sevk olmadan sağlıklı bir şekilde evime gitmenin mutluluğunu yaşıyorum" diye konuştu.
Asansörde okuduğu pano sonrası tarama yaptırdı: Meme kanseri 2’nci evrede tedavi edildi
15 Aralık 2025 Pazartesi - 11:06 Asansörde okuduğu pano sonrası tarama yaptırdı: Meme kanseri 2’nci evrede tedavi edildi Almanya’da yaşayan 55 yaşındaki Peruzat Uzun, tatil için geldiği İstanbul’da annesini götürdüğü doktorda asansörde okuduğu panodaki kanser taraması yazısı sayesinde mamografi çektirdi, kanser 2’nci evresinde tespit edilerek tedavisi gerçekleştirildi. Uzun, "Asansör içerisindeki yazılar ve çıkışında mamografilerin çekildiğini okudum. Okumanın nasıl güzel bir şey olduğunu bir kez daha anlamış oldum. İyi ki KETEM’ler var, erken tanı oldu" dedi. Dr. Betül Akın ise, "Sadece binip, inmemiş, asansördeki yazıları da okumuş. Mamografi çektik, ertesi gün Almanya’ya gitti, tedaviden sonra teşekkür için ziyarete gelmiş, çok duygulandırdı. Erken tanı çok önemli, kontrolleri ihmal etmesinler" diye konuştu. Almanya’da yaşayan 55 yaşındaki Peruzat Uzun, haziran ayında tatil için Türkiye’ye geldi. Bu sürede 23 Haziran’da Üsküdar’da yaşayan annesini tedavi için Erguvan Aile Sağlığı Merkezi’ne götürdü, asansör panosunda ise aynı binada KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi)’in olduğunu da görerek işlemleri sonrası buraya uğradı. Dr. Betül Akın ile görüşen Uzun’a önce fiziki muayene yapıldı ardından mamografi çekildi. Sonraki gün Almanya’ya döneceğini söyleyen Uzun ile irtibatta kalındı. Almanya’da öğrenilen sonuçların detaylı tetkikler gerektirdiği belirlendi sonrasında Uzun’un 2’nci evre meme kanseri olduğu anlaşıldı. Değerlendirmelerin ardından Uzun, 4 Eylül’de Almanya’da ameliyat edilirken sol memesi alındı. Tedavi sonrası yeniden Türkiye’ye gelen Uzun, Üsküdar’daki KETEM’e giderek sağlık ekibine teşekkür etti. Dr. Betül Akın, Uzun’un durumuna ilişkin konuşurken KETEM ve kanser taramalarına yönelik bilgi verdi. Kontrolleri devam eden Uzun ise asansörde okuduğu yazı sonrası hastalığının teşhisinin konduğunu aktarırken tedavi sürecini anlattı. "Okumanın nasıl güzel bir şey olduğunu bir kez daha anlamış oldum" ‘Türkiye’ye birkaç günlüğüne tatile geldiğim esnada KETEM ile tanıştım’ diyerek sözlerine başlayan 55 yaşındaki Peruzat Uzun, "Annemi iğneye getirdiğimde duvardaki tabelaları okuyarak bilgilerimi almış oldum. Asansöre bindiğimizde içerisindeki yazılar ve çıkışında mamografilerin çekildiğini, diyetisyenleri vs. okudum. Hatta anneme ‘Aa ne kadar güzel bir yer yapılmış’ diye ifade ettim. Okumanın nasıl güzel bir şey olduğunu bir kez daha anlamış oldum. Mamografimi çektirdiğim günün ertesi sabahı Almanya’ya dönüş yapacaktım. Betül Hanım ile kontaktaydım, sürekli ‘Almanya’ya gidiyorsunuz, birbirimizi arayalım’ diye uyarıda bulunmuştu. Orada biyopsiler vs. derken çok hızlı bir sürecin içine girdim. Zorlu ve yorucu bir süreçti, eşim yanımdaydı, kendi aileme bir şey anlatmadım. 4 Ağustos’ta biyopsim yapıldı, 8 Ağustos’ta sonucum çıktığında maalesef ki 2’nci evre, kötü huylu ve agresif olan bir tümörle karşı karşıya olduğumuz söylendi. Şoka girdim, beklemediğim bir şeydi, atlatmam baya bir uzun sürdü. 4 Eylül’de ameliyat oldum, memenin içi boşaltıldı ve içerisine doku genişletici aparat takıldı. Ailemde meme, rahim kanseri hiç böyle bir şey yoktu. İyi ki bu KETEM’ler var, şu an röportaj yapamıyor olabilirdim. Erken tanı oldu, tedavimin başarılı olmasına sebep oldu. KETEM’lere sağlığımı borçluyum. ’Ailemde yok, bu hastalık gelmez’ demesinler, lütfen bunlar ücretsiz yapılıyor. Bir şeyi okuyup da ‘Amaan’ demek yerine iyi ki okudum, hayatta kalma sebeplerimden bir tanesi diyebiliyorum. Herkes kendi kendine muayenesini düzgün yapsın, KETEM’lere gelsin. Akıllı ilaçla devam ediyorum, koltuklarından alınan şüpheli bir lenf vardı, o da temiz çıktı" dedi. "Türkiye’ye tekrar geldiğinde bize teşekkür için ziyarete geldi" Peruzat Hanım’ın durumuna ilişkin bilgi veren Dr. Betül Akın, "Aile hekimliğimiz aynı binada Peruzat Hanım annesini getirmişti. Asansörden yukarı çıkarken KETEM’in kanser taraması yaptığını, mamografi çekimini, rahim ağzı kanseri taraması olduğunu görünce gelip bilgi almak istemişti. Asansörde her katta hangi birimin olduğunun bilgilendirmesi var. Fiziki muayenede bulundum, yaş aralığı da uygundu, en son 4 sene önce mamografi çekimi yaptırdığı öğrendik. 2 yılda bir yaptığımız için ’Hemen randevusuz çekelim’ dedik. Çekimi yaptık, sonuçlar 20 gün civarı çıkıyor. Ertesi gün Almanya’ya gitti. Sonra E-nabız’ından sonuç düşünce kalsifikasyon dediğimiz şüpheli bulguların olduğunu, rapor neticesinde daha detaylı tetkiklerin, bir ultrason eşliğinde biyopsi yapılması gerektiğini anladık, mesajlaştık. Almanya’daki ameliyat ve tedavi sürecinden sonra Türkiye’ye tekrar ziyarete geldiğinde bize teşekkür için ziyarete gelmiş, çok duygulandırdı, kendisi de duygulanmıştı. 2‘nci evrede hastamızı yakalamış olduk, lenf nodlarından metastaz yapmadan hastamızı erken teşhisle kurtarmış olduk" şeklinde konuştu. "Sadece binip, aşağı inmemiş, asansördeki çok önemli yazıları da okumuş" ‘KETEM’ler kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezleridir’ diyen Dr. Akın, "3 tip kanser taraması yaparız; meme, rahim ağzı ve bağırsak, kolon kanseri. Erken evre, okumak çok önemli, Peruzat Hanım da okumayı çok seven, eğitimli bir insan. Sadece asansöre binip, düğmeye basıp aşağı inmemiş, asansördeki çok önemli yazıları okumuş, okuyunca da bilinçli de olduğu için ‘Uygunsa, çektirmem gerekiyorsa mamografi çektireyim’ diye geldi. Meme kanserlerinin yüzde 15 ile 20’si ailede olduğu için çocuklarda ya da torunlarda da görülen meme kanseri türleri oluyor. Geriye kalan yüzde 80’lik kısım aslında genetik geçişli olmayan meme kanserleri. Peruzat Hanım’ın ailesinde de hiç kimsede meme kanseri yoktu ama kendisinde 2’nci evre çıktı. 40 yaş üzerinde mamografilerini, 40 yaş ile 30 yaş arasında da ultrasonlarını ihmal etmesinler. 20 yaşından sonra istiyoruz ki; ayna önünde özellikle regl dönemleri bittikten sonra meme muayenesi yapsınlar. Banyo sonrası olursa daha da iyi olur çünkü doku da yumuşamış olur. Yuvarlak meme ucundan başlayarak halka şeklinde bütün memenin etrafında dönerek koltukaltı da dahil olmak üzere çünkü koltukaltındaki lenf nodlarında da şişkinlikler olabiliyor. Memede ellerine gelen herhangi bir kitle var mı yok mu, elleriyle kontrol etsinler. Ele gelen kitle meme kanserinin geç bulguları arasında amaç ele gelen kitleden önce meme kanserini tespit etmektir" dedi.
Prof. Dr. Gökhan Altunbaş ANKA’da
15 Aralık 2025 Pazartesi - 10:45 Prof. Dr. Gökhan Altunbaş ANKA’da Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Altunbaş hasta kabulüne başladı. Gaziantep Anka Hastanesi bünyesine önemli bir isim daha katıldı. Alanında uzman, çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Gökhan Altunbaş, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Girişimsel kardiyoloji başta olmak üzere kalp ve damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde geniş bir uzmanlık alanına sahip olan Prof. Dr. Altunbaş, koroner anjiyografi ve stent tedavileri, zorlu damar girişimleri, ritim bozuklukları, kalp yetmezliği, hipertansiyon ve kolesterol hastalıklarının yönetimi gibi birçok alanda hastalara hizmet verecek. Ayrıca açık kalp ameliyatı gerektirmeyen yapısal kalp hastalıkları tedavileri, TAVI (ameliyatsız aort kapak değişimi), kalp pili ve ritim cihazı uygulamaları, sporcu kalp sağlığı ve kadınlara özel kardiyolojik takipler de Prof. Dr. Altunbaş’ın ilgi alanları arasında yer alıyor. Akademik kariyerine Gaziantep Üniversitesi’nde başlayan Prof. Dr. Gökhan Altunbaş, tıpta uzmanlık eğitimini Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde tamamladı. 2015 yılında yardımcı doçent, 2020 yılında ise profesör unvanını alan Altunbaş, uzun yıllara dayanan klinik ve akademik deneyimiyle dikkat çekiyor. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi yetkilileri, Prof. Dr. Gökhan Altunbaş’ın hasta kabulüne başlamasıyla birlikte kardiyoloji alanındaki sağlık hizmetlerinin daha da güçleneceğini belirterek, bölge halkına ileri tanı ve tedavi imkanları sunmayı hedeflediklerini ifade etti.
Adana’da kalp ve damar cerrahisi uzmanları güncel yaklaşımları değerlendirdi
15 Aralık 2025 Pazartesi - 10:37 Adana’da kalp ve damar cerrahisi uzmanları güncel yaklaşımları değerlendirdi Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi, kalp ve damar cerrahisinin bilimsel buluşmasına ev sahipliği yaptı. Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği (TKDCD) tarafından düzenlenen TKDCD Bölgesel Buluşmaları Adana Bölge Toplantısı, Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Kampüsü Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Bölgesel mesleki dayanışmanın güçlendirilmesi, güncel cerrahi yaklaşımların tartışılması ve bilgi ile deneyim paylaşımının artırılması amacıyla düzenlenen toplantı, Çukurova bölgesinden çok sayıda kalp ve damar cerrahisi hekimlerini bir araya getirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Başkent Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakkı Tankut Akay, Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi’nin uzun yıllardır uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunduğunu vurgulayarak, merkezin yalnızca bir tedavi kurumu değil aynı zamanda güçlü bir eğitim ve araştırma merkezi olma özelliği taşıdığını ifade etti. Merkezin bugün ulaştığı başarıda emeği bulunan tüm akademik ve idari kadroya teşekkür eden Prof. Dr. Akay, toplantının bilgi ve deneyim paylaşımı açısından yüksek katkı sunacağını ifade etti. Açılışta söz alan Çukurova Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hafize Yalınız, bölgesel toplantıların aynı bölgede çalışan kalp ve damar cerrahları arasındaki akademik ve mesleki etkileşimi hızlandırdığını belirtti. Adana Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özsöyler ise bu tür toplantıların yoğun çalışma temposu içinde meslektaşların bir araya gelmesine önemli katkı sağladığını ifade ederek organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti. Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Başkanı Doç. Dr. Murat Sargın konuşmasında derneğin eğitim, yeterlilik, akreditasyon ve bilimsel yayıncılık alanlarında yürüttüğü çalışmalara değindi. Kalp ve damar cerrahisinin günümüzde cerrahi uygulamaların yanı sıra girişimsel yaklaşımları da kapsayan bir uzmanlık alanı haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Sargın, ulusal yeterlilik sınavları, klinik akreditasyon süreçleri ve dernek yayınlarındaki gelişmelerin mesleğin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Kapak hastalıkları, aort ve koroner cerrahi ile minimal invaziv ve hibrit tedavi yaklaşımlarının vaka temelli paneller ve interaktif tartışmalar eşliğinde ele alındığı Adana toplantısı, alanında deneyimli akademisyen ve uzman hekimlerin katkılarıyla katılımcılara güncel tedavi seçeneklerini karşılaştırmalı olarak değerlendirme imkanı sunarak bilimsel paylaşımı ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir organizasyon olarak tamamlandı.
Çocuğunuzun otizm olup olmadığını anlamak için 6 soru
15 Aralık 2025 Pazartesi - 10:25 Çocuğunuzun otizm olup olmadığını anlamak için 6 soru Otizm Spektrum Bozukluğu’nda erken tanı ve eğitimin çocuğun gelişiminde belirleyici olduğuna dikkat çeken uzmanlar, ebeveynlerin çocuklarını erken dönemde gözlemlemesinin hayati önem taşıdığını vurguluyor. Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, ailelerin çocuklarına yöneltmesi gereken kritik 6 soruya dikkat çekerek, "Bu sorulardan 2 veya daha fazlasına ‘hayır’ diyorsanız, lütfen vakit kaybetmeden bir Çocuk Nöroloji veya Çocuk Psikiyatrisi uzmanına başvurun. Birkaç aylık gecikme bile bir çocuğun hayatını değiştirebilir" dedi. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı Sağlık Bakanlığı’nın Otizm eylem planı çerçevesinde planlanan 16-23 Aralık Otizm farkındalık haftası nedeniyle, otizm farkındalığında önemli noktaların altını çizdi. Son yıllarda yapılan çalışmalara göre, her 36 çocuktan biri otizm tanısı aldığına dikkat çeken Mıhçı, "Otizmin erkek çocuklarda görülme sıklığı kızlara göre daha fazladır. Otizm bir hastalık değil, farklı bir nörogelişimsel durumdur. Otizmde erken tanı çocuğun gelişiminde çok büyük önem taşır. İdeal olarak 18-24 ayda tanı almış; yoğun özel eğitim ve davranışsal terapi görmüş çocukların yüzde 50’sinden fazlasında belirgin düzelme sağlanabilmektedir. Otizmli bir çocuk 2 yaşında haftada 40 saat eğitim alırsa, 5 yaşında normal anaokuluna gidebilme ihtimali yüzde yüzde F60’ın üzerindedir. Ancak aynı çocuk 5 yaşında başlarsa bu oran yüzde 5’in altına düşmektedir. Dolayısıyla erken tanı ve eğitim otizmli bir çocuğun geleceğini kökten değiştirebilir. Hatta erken tanı ve eğitimle bazı çocuklarda belirtiler o kadar azalır ki yetişkinlikte tanı kriterlerini karşılamaz hale gelirler" dedi. "Otizmi yönetmek bir ekip işidir" Otizm spektrum bozukluğunun, doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk 3 yılında belirti veren nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Uzm. Dr. Mıhçı, "Son yıllarda tanı koyma yaşının düşmesi ve tanı kriterlerinin genişlemesi sayesinde her 36 çocuktan birine otizm tanısı konulmaktadır. Otizm, doğru yaklaşım ve düzenli takip ile yönetilebilen bir durumdur. Çocuk nörolojisi uzmanı tarafından çocuğun gelişimsel değerlendirmesi yapılmalı, eşlik eden nörolojik durumları taranarak tedavisi düzenlenmeli, gerekli testleri planlanmalı ve aileler uygun eğitim programlarına yönlendirilmelidir. Otizm bir hastalık değil, farklı bir beyin kablolamasıdır ve bu kabloları yeniden düzenlemek için en sihirli dönem 1-4 yaştır. O yaşlarda beynin plastisitesi o kadar yüksektir ki; haftada 25-40 saat doğru eğitimle birçok çocuk konuşmayı, göz teması kurmayı, sarılmayı, hatta arkadaş edinmeyi öğrenebilir" dedi. "Çocuğunuzu gözlemleyin, belirtileri fark edin" Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun (OSB), sözel ya da sözel olmayan iletişimde zorluk yaşanması ile karakterize nörogelişimsel bir durum olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: "Otizmde belirtiler çoğu zaman yaşamın ilk 12-24 ayında gözlemlenebilir. Bu sorulardan 2 veya daha fazlasına "hayır" diyorsanız, lütfen hemen bir Çocuk Nöroloji veya Çocuk Psikiyatrisi uzmanına gidin. Birkaç aylık gecikme bile bir çocuğun hayatını değiştirebilir. "Çocuğunuz 12 aylıkken gülümsediğinizde gülümsüyor mu? İsmini söylediğinizde dönüp bakıyor mu? Parmağınızla bir şeyi gösterdiğinizde o da o yöne bakıyor mu? 18 aylıkken en az 6-10 kelime konuşuyor mu? Oyuncak arabayı tekerleğinden tutup sürekli çevirmek yerine sürmeye çalışıyor mu? Parmak ucunda yürüyüp, sürekli aynı beden hareketlerini tekrarlıyor mu?" Çocuğun yetenek ve ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır Küçük yaşlarda yoğun ve sürekli eğitim programları ile davranış terapilerinin, çocukların kendine bakabilme, sosyal ve iş becerileri kazanabilmesine yardımcı olacağını dile getiren Uzm. Dr. Mıhçı, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Böylece işlevselliği artırır, belirtilerin şiddetini ve uyumsuz davranışları azaltır. Aile desteği ile birlikte erken yaşta çocuğun yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre başlanan bireysel ve grup olarak özel eğitim programları hazırlanması, uzman kişilerce uygulanması günümüzde bilinen esas tedavi yöntemidir. Özel eğitim ve ekip çalışmasını gerektiren tedavi uzun sürelidir ve ekipte çocuğun kendi doktoru, özel eğitimcisi, konuşma uzmanı, çocuk psikiyatri ve çocuk nöroloğu mutlaka bulunmalıdır. Uygulanacak olan ilaç tedavileri ise otizme eşlik eden ve varsa mevcut problemleri azaltmaya yöneliktir."
Uzmanı uyardı: Kısa video bağımlılığı psikolojik sorunlara yol açıyor
14 Aralık 2025 Pazar - 12:41 Uzmanı uyardı: Kısa video bağımlılığı psikolojik sorunlara yol açıyor Sosyal medyada yaygınlaşan kısa videolar, dikkat ve motivasyon kaybına yol açtığını belirten uzmanlar, kısa video bağımlılığının günlük yaşamı olumsuz etkilediğini vurguluyor. Uzmanlar, teknoloji ve internetin hızla gelişmesiyle birlikte iletişim ve eğlence alışkanlıkları da değişirken, sosyal medyada kısa videolara olan ilginin olağanüstü artışı konusunda uyarıyor. Uzmanlar, "kısa video bağımlılığı" olarak tanımlanan bu durumun, dopamin salınımını bozarak dikkat dağınıklığı, motivasyon kaybı, stres, depresyon ve uyku bozuklukları gibi birçok psikolojik ve toplumsal soruna yol açtığını belirtiyor. Teknoloji ve internetin hızlı gelişimine paralel olarak insanlarda iletişim ve eğlence tercihlerinde de değişiklikler meydana geldiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahı Op. Dr. Yaşar Karataş, "Özellikle sosyal medyada günümüzde kısa videoların tercihi özellikle çok fazla arttı. Sosyal medyada izlediğimiz bu kısa videoların olağanüstü yüksek derecede artmasından dolayı da kısa video bağımlılığı kavramı ortaya çıktı. Kısa video bağımlılığı, video izleme isteğinin ertelenememesi, sürekli video izleme isteği, bunun yanında sürekli video izlemekten dolayı da kaynaklanan günlük yaşam aktivitelerinin de ötelenerek geriye ertelenmesi olarak tanımlayabiliriz. Kısa video bağımlılığı insan beyninde birçok biyokimyasal değişikliklere yol açarak psikolojik, fizyolojik, organik ve insan yaşamında toplumsal problemlere neden olmaya başlamıştır" dedi. "Kısa video bağımlılığı, insanda acelecilik ve sabırsızlık davranışını da ortaya çıkarıyor" Beyinde haz ve motivasyon hormonu olarak bilinen dopaminin aşırı, sürekli ve düzensiz salınımına bağlı olarak insanda ödül mekanizmasını bozduğunu ve tatminsizlik hissine neden olduğunu söyleyen Op. Dr. Yaşar Karataş, "Hızlı değişen içeriklere alışan beyin özellikle konsantrasyon yeteneğini yitirmekte, dikkat süresi azalmakta, motivasyon gerektiren işlerin yapımında zorlanmalar ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında kısa video bağımlılığı kolay ve hızlı hazza neden olarak insanda acelecilik ve sabırsızlık davranışını da ortaya çıkarıyor. Bütün bunların yanında bilişsel fonksiyonları da bozarak stres, depresyon ve uyku bozukluklarına sebep oluyor. Kısa video izleminin bu yan etkilerinden sakınmak için kısa video izleme süresini kısa tutmalıyız. Bunun yanında normal günlük yaşam aktivitelerine ağırlık vermeliyiz" diye konuştu.
Uzmanı, karbonmonoksit zehirlenmelerinde dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı
14 Aralık 2025 Pazar - 12:26 Uzmanı, karbonmonoksit zehirlenmelerinde dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı Kış aylarında çokça rastlanan karbonmonoksit zehirlenmesi hakkında vatandaşları uyaran uzmanlar, baş ağrısıyla başlayan ve ölümle sonuçlanan zehirlenmelere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzm. Dr. Yenal Karakoç, karbonmonoksitin rengi olmayan, kokusuz, tatsız ve tahriş edici bir gaz olduğunu kaydetti. Uzm. Dr. Karakoç, "En büyük tehlike de burada ortaya çıkmaktadır. Vatandaşlarımız bu gazla temas ettiğinde herhangi bir koku ya da renk değişikliği fark etmediği için, karbonmonoksit hızla vücuda nüfuz eder. Vücuda girdiğinde ise, kan dolaşımında bulunan oksijenin yerine bağlanmaya başlar. Karbonmonoksit dokulara yayılarak ilk aşamada basit semptomlarla başlayan, ancak ilerleyen süreçte ölüme kadar gidebilen ciddi bir zehirlenme tablosuna yol açar. Karbonmonoksit zehirlenmesinin nedenlerine bakıldığında, toplumda yerleşmiş önemli bir yanlış algı bulunmaktadır. Bu zehirlenmenin yalnızca soba kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Oysa günümüzde evlerde en sık kullanılan cihazlar arasında doğal gaz ve kombiler yer almaktadır. Özellikle doğal gaz çıkışlarının düzgün olması ve evlerde bulunan menfezlerin açık tutulması büyük önem taşımaktadır. Bir diğer önemli neden ise kapalı alanlarda araç çalıştırılmasıdır. Araçların egzozundan çıkan gaz da karbonmonoksittir. Ayrıca özellikle kış aylarında ev içerisinde semaver yakılması ya da mangal gibi yakma işlemlerinin yapılması, kapalı ortamda karbonmonoksit birikimine neden olmaktadır. Soba, şofben, LPG, doğal gaz gibi yanma sonucu ortaya çıkan tüm kaynaklar karbonmonoksit üretir ve bu gaz son derece tehlikelidir. İnsanları ölüme kadar sürükleyebilen ciddi bir risk oluşturur. İlk yardım açısından değerlendirildiğinde, karbonmonoksit zehirlenmesinin ilk belirtileri genellikle baş ağrısı ile başlar. Baş ağrısı ve burun akıntısı gibi belirtiler, hastaları yanıltan ilk semptomlar arasında yer alır. Kış mevsimi olması nedeniyle vatandaşlar bu durumu soğuk algınlığı, nezle ya da viral enfeksiyon olarak değerlendirebilmektedir. Oysa evde soba, doğal gaz, şofben gibi cihazlar kullanılıyorsa, bu belirtiler karbonmonoksit zehirlenmesini akla getirmelidir" dedi. Karbonmonoksit zehirlenmesinin baş ağrısı ile başlayıp bulantı ve kusmaya ilerleyen, zamanla sersemlik, bilinç kaybı ve geç müdahale edilmesi halinde ölümle sonuçlanabilen son derece ciddi bir tabloya dönüşebileceğini söyleyen Karakoç, şu ifadeleri kullandı: "Bu nedenle bu tür semptomlar başladığında, bulunulan ortamda söz konusu cihazlar kullanılıyorsa mutlaka gerekli önlemler alınmalı ve ortam derhal havalandırılmalıdır. Pencere ve kapılar açılmalı, ancak en önemlisi kişinin o ortamda kalmamasıdır. Bilinci açık olan kişi, havalandırmayı sağladıktan sonra hızla ortamı terk ederek temiz havaya çıkmalıdır. 112 ile iletişime geçildiğinde, belirtilerin karbonmonoksit zehirlenmesi şüphesi taşıdığı mutlaka belirtilmelidir. Olay yerine ulaşan 112 ekipleri gerekli tedaviye başlayacaktır. Karbonmonoksit zehirlenmesinin temel tedavisi oksijen uygulamasıdır. Karbonmonoksit, oksijenin yerini alarak dokulara yayıldığı için, yüksek konsantrasyonda oksijen verilerek gazın vücuttan atılması sağlanır. İlk yardım sırasında, baygın halde bulunan bir hasta görüldüğünde yapılması gerekenlerden biri de hastayı yan yatırmaktır. Bilinci kapalı hastalarda kusma refleksi gelişebileceğinden, bu durum kusmuğun solunum yollarına kaçmasına neden olabilir. Hasta hızla ortamdan uzaklaştırılmalı, başı yan çevrilerek profesyonel sağlık ekipleri gelene kadar beklenmelidir. Karbonmonoksit zehirlenmesinin ilk belirtisi genellikle baş ağrısıdır ve bu durum sıklıkla hafife alınmaktadır. Oysa bu baş ağrısının bir zehirlenmenin habercisi olabileceği unutulmamalı, ihmal edilmemelidir. Bulunulan ortamda gaz kaçağı ihtimali düşünülmeli ve karbonmonoksit zehirlenmesinin baş ağrısından başlayıp ölüme kadar ilerleyebilen bir süreç olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden 112’den ve sağlık kuruluşlarından destek alınması hayati önem taşımaktadır."
Ortopedi uzmanı tehlikeye karşı uyardı: "Herkes her sporu yapamaz"
14 Aralık 2025 Pazar - 12:22 Ortopedi uzmanı tehlikeye karşı uyardı: "Herkes her sporu yapamaz" Tuzla Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Sorumlusu Op. Dr. R. Emrah Demirbaş, kontrolsüz sporun ciddi sakatlıklara yol açabileceğini belirterek, "Herkes her sporu yapamaz fakat herkes bir spor yapabilir. Sporların kişiye özel olarak doktor tarafından belirlenmesi çok önemli" uyarılarında bulundu. Tuzla Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Sorumlusu Op. Dr. R. Emrah Demirbaş, spor yaparken en sık karşılaşılan yaralanmalar ve doğru spor seçimi konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Özellikle ortopedik problemi olan bireylerin bilinçsiz spor yapmasının daha büyük sakatlıklara neden olabileceğini vurgulayan Demirbaş, sporun mutlaka kişiye özel planlanması gerektiğini ifade etti. "Sporların kişiye özel olarak doktor tarafından belirlenmesi çok önemli" Yanlış sporun kişilerin mevcut sağlık sorunlarını tetikleyebileceğini dile getiren Op. Dr. Demirbaş, "Herkes her sporu yapamaz dememizin sebebi, kişilerin mevcut sağlık problemlerinin bazı spor dallarında daha fazla baskı oluşturup ciddi hasarlara neden olmasıdır. Ancak herkes bir spor yapabilir çünkü yüzme, yürüyüş, yoga ya da pilates gibi sporlar çoğu insan için güvenlidir. Bu sporların kişiye özel olarak doktor tarafından belirlenmesi çok önemlidir" şeklinde konuştu. "Futbol nedeniyle yaralanmalar ve yırtıklar çok sık görülüyor" Ortopedi polikliniklerine en sık ayak bileği, diz ve omuz yaralanmalarıyla başvurulduğunu belirten Demirbaş, futbol nedeniyle yaralanma oranlarının da ilk sırada yer aldığını söyledi. Konuya ilişkin Demirbaş, "Futbolda menisküs yırtıkları, ön çapraz bağ yırtıkları, iç ve dış yan bağ yaralanmaları, aşil tendon kopmaları ve ayak bileği bağ yaralanmaları çok sık görülüyor. Ayrıca spora bağlı kırıklar da önemli bir yer tutuyor" ifadelerini kullandı. "Isınmadan yapılan spor sakatlığın davetiyesidir" Spor yaparken dikkat edilmesi gereken kurallara değinen Demirbaş, şu uyarılarda bulundu: "Spor öncesinde en az ısınma kadar spor sonrasında yapılan germe ve soğuma egzersizleri de hayati derecede önemlidir. Çok aç ya da çok tok şekilde spor yapılmamalı. Kişinin sağlık durumunun spora uygun olup olmadığını mutlaka bir hekim değerlendirmelidir." "Doğru spor seçimi sakatlık riskini azaltır ve yaşam kalitesini yükseltir" Modern hayatın hareketsizliği tetiklediğini hatırlatan Demirbaş, doğru sporun uzman kontrolünde belirlenmesi gerektiğini söyleyerek, "Günümüzde masa başı işlerden dolayı ciddi bir hareketsizlik söz konusu. Herkesin mutlaka bir spor dalıyla uğraşması gerekiyor. Fakat bu sporun kişinin anatomisine, yaşına ve sağlık durumuna uygun olup olmadığı mutlaka uzman hekim tarafından belirlenmelidir. Doğru spor seçimi sakatlık riskini azaltır ve yaşam kalitesini yükseltir" dedi.