Son Dakika
|
Gürsel Tekin göreve devam edecek
Kazakistan’da kafede gaz tüpü patladı: 7 ölü, 19 yaralı
Sanatçı Edis Görgülü İstanbul Havalimanı'nda gözaltına alındı
Pakistan, Afganistan'a savaş ilan etti
İstanbul’da yasadışı bahis ve POS tefeciliği soruşturması: 10 gözaltı
MİT ve Emniyetten bombalı eylem hazırlığındaki DHKP-C’lilere operasyon
Adana’da 17 yaşındaki çocuğa bıçaklı saldırı: 2 şüpheli tutuklu, diğerleri firar
İstanbul’da polisevinde yangın paniği
Tuzla’da işçi konteynerlerinde yangın: 7 yaralı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''İlahilerden rahatsız olunmamalı''
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Ecuador Prison Crisis and the Rise of Criminal Control
Sadece çocukları değil, herkesi etkileyen tuzak
Almanya’da toplu taşıma çalışanlarının 2 günlük grevi başladı
Beşiktaş, Kocaelispor deplasmanında
UEFA Konferans Ligi’nin gol ve asist kralı Samsunspor’dan
Galatasaray ile Corendon Alanyaspor 20. randevuda
ABD, Meksikalı uyuşturucu kaçakçısı kardeşlerin başına 10 milyon dolar ödül koydu
Üniversite öğrencisinin cesedi denizde bulundu
SAĞLIK
GAÜN’de altın kan çalışmasına "En İyi Sözel Bildiri" birinciliği
27 Şubat 2026 Cuma - 15:10:45
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’nde gerçekleştirilen ve dünyada "Altın Kan" (Rhnull) olarak bilinen son derece nadir kan grubuna sahip bir hastanın hayatını kurtaran doğum operasyonu, tıp dünyasında önemli bir başarıya imza attı. GAÜN Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahap Okan ve ekibinde yer alan Transfüzyon Merkezi Sorumlusu Mustafa Tekin tarafından 9. Hematolojik Nadir Hastalıklar Kongresi’nde sunulan çalışma, "En İyi Sözel Bildiri" birincilik ödülüne layık görüldü. Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahap Okan, yaklaşık 6 milyonda bir görülen Rhnull fenotipinin yönetimine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu kan grubunda kan hücrelerinin yüzeyinde bulunması gereken Rh antijenlerinin tamamen eksik olduğunu belirtti. Rh sisteminde 50’den fazla antijen bulunduğunu hatırlatan Okan, Rhnull bireylerde bu yapıların hiçbirinin yer almaması nedeniyle kanın biyolojik olarak "isimsiz" kabul edildiğini ifade etti. "Altın kan" adlandırmasının kanın renginden değil, tıptaki değerinden kaynaklandığını vurgulayan Okan, Rh antijenlerinin yokluğunun kan hücrelerini daha kırılgan hale getirebildiğini ve bunun kronik kansızlık ile halsizlik gibi klinik tablolara yol açabildiğini kaydetti. Rhnull fenotipine sahip bireylerin Rh içeren kanları reddettiğini belirten Okan, bu hastalara Rh negatif kanın dahi verilemediğini, yalnızca aynı fenotipe sahip donörlerden temin edilen kanın güvenle kullanılabildiğini söyledi. "Altın Kan" operasyonun başarısında multidisipliner yaklaşımın etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Okan, bu kana sahip olan hastaları için Türk Kızılayı aracılığıyla İspanya’dan temin edilen ve çözüldükten sonra yalnızca 72 saat kullanım süresi bulunan dondurulmuş kanların titizlikle Gaziantep’e ulaştırıldığını bildirdi. Prof. Dr. Okan, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Neslihan Bayramoğlu Tepe’nin gerçekleştirdiği yüksek riskli sezaryen operasyonu ile anne ve bebeğin sağlıklı şekilde hayata tutunduğu aktardı. Çalışmayı kongrede sunan GAÜN Hastanesi Transfüzyon Merkezi Sorumlusu Mustafa Tekin ise Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan bu operasyonun, 9. Hematolojik Nadir Hastalıklar Kongresi’nde, güçlü lojistik planlama ve tıbbi koordinasyon başarısı sayesinde bilim jürisi tarafından en iyi çalışma seçildiğini ifade etti.
27 Şubat 2026 Cuma - 15:10
Başkan Aydemir’den Balıkesir’e 29 yeni hekim müjdesi
AK Parti Balıkesir İl Başkanı Mehmet Aydemir, Balıkesir’e 11 uzman ve 18 pratisyen olmak üzere toplam 29 yeni hekim ataması yapılacağı müjdesini verdi. Balıkesir’in sağlık ihtiyaçlarına yönelik yürütülen yoğun diplomasi trafiği sonuç verdi. AK Parti İl Başkanı Mehmet Aydemir, münhal kadroların netleşmesiyle birlikte müjdeyi hemşehrileriyle paylaştı. 127. Dönem Devlet Hizmet Yükümlülüğü kapsamında yapılacak atamalarla, şehrin hem uzman hekim branşlarındaki ihtiyacı giderilecek hem de acil servis ve birinci basamak sağlık hizmetleri nefes alacak. Yeni atama döneminde özellikle uzmanlık gerektiren kritik branşlara ağırlık verilmesi dikkat çekti. Balıkesir genelindeki hastanelerde görev yapacak 11 uzman hekimin branş dağılımı, şehrin sağlık taleplerine doğrudan yanıt verecek. Buna göre beyin ve sinir cerrahisi, endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, göz hastalıkları, 3 iç hastalıkları, ortopedi ve travmatoloji, 2 fiziksel tıp ve rehabilitasyon ve 2 acil tıp uzmanı atanacak. Ayrıca, Balıkesir’in dört bir yanındaki sağlık kuruluşlarında görev alacak olan 18 pratisyen hekim, vatandaşlara sunulan ilk müdahale ve temel sağlık hizmetlerinin kalitesini artıracak. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Aydemir, Balıkesir’e kazandırılacak bu kadroların rastlantı olmadığını, Ankara ve Balıkesir arasında kurulan güçlü bir iş birliği ve koordinasyonun meyvesi olduğunu vurguladı. Sağlık yatırımlarının artarak devam edeceğini belirten Aydemir, her bir kadronun Balıkesir halkı için büyük bir önem taşıdığını ifade etti. Başkan Aydemir, sağlıkta yapılacak atamaların mimarlarına özel olarak teşekkür ederek, şu ifadeleri kullandı: "Balıkesir’imizin ihtiyaçlarına her zaman hassasiyetle yaklaşan başta AK Parti Genel Başkan Yardımcımız ve Balıkesir Milletvekilimiz Belgin Uygur hanımefendiye; kıymetli milletvekillerimiz İsmail Ok, Mustafa Canbey ve Ali Taylan Öztaylan’a, ayrıca süreci titizlikle takip eden ve koordinasyonu sağlayan İl Sağlık Müdürümüz Miraç Çavdar’a şehrimiz adına teşekkürlerimi sunuyorum. Balıkesir’imize hayırlı olsun."
27 Şubat 2026 Cuma - 14:47
Uzmanı açıkladı: İşte akran zorbalığının iki nedeni, Aile tutumu ve sosyal medya
Bolu’da son dönemde artış gösteren akran zorbalığı vakalarına ilişkin açıklamalarda bulunan Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt, "Akran zorbalığının sebebi aile tutumu ve sosyal medya" dedi. Bolu’da son zamanlarda artış gösteren ve dikkat çeken akran zorbalığı olaylarına ilişkin Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt değerlendirmelerde bulundu. Öğüt, zorbalığın temelinde yatan nedenlere değinerek, hatalı aile tutumları ile sosyal medyanın gençler ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkisine vurgu yaptı. Akran zorbalığıyla ilgili doğru mücadele yöntemleri hakkında da bilgilendirmelerde bulunan Uzman Psikolog Öğüt, mağdurların durum karşısında yalnız kalmaması gerektiğini hatırlattı. Zorbalıkla karşı karşıya kalındığında izlenmesi gereken yolları aktaran Öğüt, bu tür olaylara maruz kalanların mutlaka durumu aileleriyle paylaşması ve ilgili mercilerden profesyonel yardım alması gerektiğinin altını çizdi. "İlerleyen süreçte tutumlarımız çocuklarımızı etkilemeye başlıyor" Akran zorbalığını uygulayan çocukların, aileden gördüğü tutumları sergilediğinden bahseden Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt, "Bunun bir sürü faktörü olsa bile aslında iki maddeye ayırabiliriz. İlki, çocukların sosyal medya üzerinden maruz kaldığı içerikler diyebiliriz. İkincisi de aile tutumu. Çünkü ilerleyen süreçte tutumlarımız çocuklarımızı etkilemeye başlıyor. Çocuklar aslında o tutumların devamını getirerek bu şekilde davranan bireyler olmaya başlıyor. Çocukların ve gençlerin maruz kaldıkları içerikler için öncelikle bunların takip edilmesi gerekiyor. Maalesef her zaman takip etme yapılamayabiliyor. Burada çok önemli bir silahımız var; çocuklarımızla aramızdaki bağı koruyabilmek. Çocuğumuz, onu rahatsız eden ya da ona farklı gelen, ürkütücü gelen bir içerik gördüğü zaman gelip ailesiyle paylaşması ve bu bağı koruyabilmek elimizdeki en güçlü silah oluyor. Böylelikle takip edemediğimiz konularda çocukların güvenini kazanarak onların ne izlediklerini ya da nelere maruz kaldıklarını öğrenebiliyoruz" dedi. "Doğru yöntemlerle mücadele etmek çok önemli" Akran zorbalığı eğiliminde olan ve zorbalığa uğrayan çocuklarla ilgili doğru mücadele yöntemleri seçilmesi gerektiğini vurgulayan Çağın Mert Öğüt, "Öncelikle zorbalık yapan ya da zorbalığa maruz kalan şeklinde düşünebiliriz. Ailenin tutumları gayet yolunda olsa bile bazen çocuklar etkilendikleri durumda zorbalık davranışına başvurabiliyor. Burada mümkünse ailenin bu konuya destek vermesi, bu konuyu önemsemesi ve destek almaları çok faydalı olur. Zorbalığa uğrayan tarafta ise haklıyken haksız duruma düşmemek durumunu biz çok önemsiyoruz. Doğru yöntemlerle mücadele etmek çok önemli. Burada çocuk veya genç gerekli mercilerden yardım alabilir. Örneğin okul yönetiminden, rehberlik biriminden, öğretmeninden ve en önemlisi ailesine bu konuyu açarak bu konuda nasıl ilerlemesi ve nasıl bir tutum geliştirmesi gerektiğini yetkili mercilerle ve ailesiyle görüşmesi çok önemli olur" şeklinde konuştu. Sözlerinin sonunda çocuklara ve ailelere tavsiyelerde bulunan Çağın Mert Öğüt, "Çocukların, gençlerin maruz kaldığı içerikleri takip edebilmek çok önemli. Eğer takip edemiyorsak aramızdaki bağı güçlendirip onların bize bunları anlatması en önemli silahımız haline geliyor. Bağımızı kesinlikle güçlü tutmalıyız. Bununla beraber kendi tutumlarımızı gözden geçirmeliyiz. Ve çocuklarımızın tutumlarıyla ilgili bir yanlışlık gözlemliyorsak bununla ilgili gerekirse destek almalıyız" ifadelerini kullandı.
27 Şubat 2026 Cuma - 14:17
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Türkiye sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten bir ülke haline gelme yolunda"
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, "Türkiye sadece sağlık hizmetini sunan değil, sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten, tedavide yeni şeyler söyleyebilen bir ülke haline gelme yolunda" dedi. Bir dizi program için Kastamonu’ya gelen Bakan Memişoğlu, ilk olarak Valiliği ziyaret etti. Memişoğlu’nu burada Vali Meftun Dallı, Kastamonu milletvekilleri Serap Ekmekci ve Halil Uluay, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, Kastamonu Emniyet Müdürü Tamer Taş ve diğer protokol üyelerince karşılandı. Şeref defterini imzalayan Memişoğlu, Vali Dallı’dan şehirde yürütülen çalışmalar hakkında bilgiler aldı. Ziyaret sonrası açıklamada bulunan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, 69’uncu il ziyaretini gerçekleştirdiğini belirterek, "Burada sağlıkla ilgili işleyişleri, sorunları, önerileri alacağız. Daha iyi sağlık hizmeti verebilmek için istişarelerde ve toplantılarda bulunacağız, ziyaretlerde bulunacağız. Aynı zamanda Kastamonu’muza çok büyük hizmet verecek 250 yataklı Kastamonu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanemizin de açılışını yapacağız. Valimize, milletvekillerimize bütün Kastamonu’ya bizi misafir ettikleri için teşekkür ediyoruz" dedi. Kastamonu’da sağlıklı hayat merkezleri ile aile sağlığı merkezleriyle ilgili planlarının olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Kastamonu’nun 2003 yılından beri bin 350 yatak kapasitesine ulaşan 400 yataklı Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesinin sağlıkla ilgili büyük hizmetler verildi. 2003 yılından beri sağlıkla ilgili Türkiye biliyorsunuz çok iyi yerlere ulaşmış durumda hizmet anlamında. Bugün Cumhurbaşkanımızın liderliğini artık sağlıklı Türkiye yüzyılı diyoruz. Koruyan, geliştiren, üreten sağlık hizmetleri diyoruz. O nedenle çalışmaya devam ediyoruz, üretmeye devam ediyoruz. Bugün aynı zamanda da Kastamonu’da Abana Devlet Hastanemizi açacağız. Abana Devlet Hastanesini de inşallah birkaç hafta içinde hazır hale gelecek. İnsanlarımıza orada da hizmet vereceğiz. Sağlıklı Hayat Merkezleri planlamamız var. Aile Sağlığı Merkezleri planlamamız var Kastamonu’da. Amacımız Kastamonu’da her türlü sağlık hizmeti verebilecek bir sağlık kapasitesine ulaşmak ve Kastamonu’dan başka illere hastalarımızın sağlıkla ilgili ihtiyacı için gitmesinin önüne kesmek. Bu nedenle de planlamalarımızı bu ne yönde yapıyoruz" diye konuştu. Türkiye’nin sağlık alanında önemli başarılara imza attığını vurgulayan Memişoğlu, "Özellikle koruyucu hizmetleri önemsediğimiz ve bedenimize sağlıklı kalmak için iyi bakmamız gerektiği için kötü alışkanlıklardan uzak durmamızı, bu konuda sağlık tesislerimiz, özellikle sağlık merkezlerimize ve aile hekimliklerimize insanlarımızın giderek eğer tütün kullanıyorsa veya kilosu varsa, bu konuda da bize destek vermelerini, onların sağlıklı kalması için uğraşan bütün sağlıkçılara ulaşıp onlarla beraber sağlıklı kalmalarını sürdürmelerini istiyoruz. Sağlıkla ilgili bugün Türkiye iyi yerlerde hizmet anlamında ama üretimi anlamında da çaba içindeyiz. Özellikle TÜSEP dediğimiz sağlık enstitülerimiz vasıtasıyla bugün üreten sağlık modelini de devreye aldık. Artık Türkiye sadece sağlık hizmetini sunan değil, sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten, tedavide yeni şeyler söyleyebilen bir ülke haline gelme yolunda. Bunun için de çaba harcıyoruz. Ben bu konuda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Sağlıklı bir toplum, huzurlu, mutlu bir toplum olmak dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
26 Şubat 2026 Perşembe- 12:16
Doktor çiftin zor anları! Pazı olarak aldıkları ot, tirşik otu çıktı
2
19 Haziran 2025 Perşembe- 15:07
İstanbul Koşuyolu Hastanesi tarihinde bir ilk: Aynı gün akciğer ve karaciğer nakli yapıldı
3
25 Şubat 2026 Çarşamba- 10:55
86 milyonluk Türkiye’de yapılan muayene sayısı 1.5 milyar oldu
4
20 Şubat 2026 Cuma- 10:45
Pandemide ölümle burun buruna gelen anne doktorlarıyla buluştu
5
26 Şubat 2026 Perşembe- 12:56
Gürcistan’da kabusu yaşayan kadın çareyi Samsun’da buldu
17 Şubat 2026 Salı - 11:30
Alanya’nın sağlık turizmi ALKÜ’de masaya yatırıldı
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesinde (ALKÜ) sağlık turizminin gelişmesi ve ilerlemesi adına kurum ve kuruluşların temsilcilerinin yoğun katılımlarıyla "Türkiye’de Sağlık Turizminin Mevcut Durum, Yasal Mevzuat ve Devlet Teşvikleri Paneli" düzenlendi. ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan, ALKÜ öncülüğünde kurulan Alanya Teknokent’in Alanya’nın sağlık turizmi alanına önemli katkılar vereceğini dile getirdi. ALKÜ’de turizm, sağlık ve spor kenti Alanya’ya sağlık turizminin daha kapsamlı ve gelişmiş olarak kazandırılması adına çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Bu kapsamda, ALKÜ Sağlık ve Spor Turizmi Öğrenci Topluluğu tarafından Ticaret Bakanlığı Genel Müdür Yardımcısı Alperen Kaçar, Sağlık Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanı Seher Taş, Hizmet İhracatçılar Birliği Genel Sekreteri Fatih Özer, TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Elif Ural’ın konuşmacı olduğu "Türkiye’de Sağlık Turizminin Mevcut Durum, Yasal Mevzuat ve Devlet Teşvikleri Paneli" düzenlendi. Öztürk: "Alanya’mızda sağlık turizmi için her imkân var" Kaymakam Şakir Öner Öztürk, Alanya’da sağlık turizminin en iyi şekilde yapılması için tüm imkanların mevcut olduğunu belirtti. Kaymakam Öztürk, "Şehrimize sağlık alanında önemli bir katkı sağlayacak olan 300 yataklı yeni hastanemizi, Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleri ve Sağlık Bakanlığımızın destekleriyle kazandırıyoruz. Gelecek dönemde, Rektörümüzün şehrin tüm paydaşlarıyla el birliği içinde yürüttüğü çalışmalar neticesinde Alanya ALKÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nin de tamamlanmasıyla imkan ve kabiliyetlerimiz daha da artacaktır. Türk hekimleri, eğitim süreçleri ve zekalarıyla dünyanın sayılı hekimleri arasında yer almaktadır; bu durum bizim için çok önemli bir sağlık turizmi avantajıdır. Sağlık turizmi alanının Alanya’mıza yeni bir vizyon kazandıracağını umuyor, panelin düzenleyen üniversitemizin Sağlık ve Spor Turizmi Kulübü’ndeki genç kardeşlerime, onlara destek olan öğretim üyelerimize ve ev sahipliği için Rektörümüze çok teşekkür ediyorum" dedi. "Alanya’nın potansiyeline inanıyorum" Alanya Belediye Başkan Yardımcısı Faruk Konukçu, "Alanya turizmin, tarımın, sporun başkenti. Bugün anlıyorum ki şehrin bütün dinamiklerini de burada yan yana omuz omuza görünce aynı zamanda sağlık turizminin de başkenti olacağına inanıyorum. Sağlık turizmi için Alanya’nın potansiyeline çok inanıyorum. Panelin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Panelin kentimiz için de hayırlı olmasını diliyorum" diye konuştu. "Teknokent sayesinde sağlık turizmi desteklenecek" ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan, ALKÜ öncülüğünde kurulan Alanya Teknokent’in Alanya’nın sağlık turizmi alanına önemli katkılar vereceğini dile getirdi. Rektör Türkdoğan konuşmasında, "Teknokent’imizde sağlık turizmimize yön verecek, turizmimizi şekillendirecek gerek teknolojik yazılımlar gerekse maliyetleri düşürecek, fayda sağlayacak altyapıların hızlandırılması için çalışmalar yapılacak. Bu sektöre daha ön planda katma değer sağlayacak projelere yer vereceğiz. Düzenlenen panelimizde önemli konular ele alınacak. Panelin ülkemize, şehrimize ve sağlık turizmi alanına hayırlı olmasını diliyorum" dedi. "Güzel başarılara imza atacağız" ALTSO Başkanı Eray Erdem, sağlık turizminin çok önemli bir sektör olduğuna değinerek bu alanda yapılacak çalışmaların dünya standartlarına uygun olması gerektiğine değindi. Alanya’nın sağlık turizmine çok elverilişli bir şehir olduğunu vurgulayan Başkan Erdem, "Fiziki olarak altyapımız mevcut. Bu altyapımızla daha profesyonel şekilde kamu-özel iş birliği içinde sağlık turizminde güzel başarılara imza atacağımızı düşünüyoruz. ALTSO olarak biz sağlık turizmi alanına her zaman destek olacağız" diye konuştu. Başkanlardan sağlık turizmine tam destek Dr. Dt. Onuralp İşman, Alanya’nın sağlık turizminin geleceği için ailesinin önemli bir adım attığını, bugün gelinen süreçte Alanya’nın sağlık turizmi alanında ülkemizin en iyi şehirlerinden birisi olacağına inandığını belirtti. İşman, bu konuda çalışmalara her zaman destek olacaklarını dile getirerek panelin hayırlı olmasını söyledi. ALTAV Başkan Yardımcısı Gökçe Aydoğan Ergün, panelin sağlık turizmi adına çok önemli olduğunu vurgulayarak panelde emeği geçenlere teşekkür etti. Başkan Dr. Tevfik Yazan, sağlık turizminin stratejik bir sektör olduğunu vurgulayarak bu alanda yapılan çalışmaların önemli olduğunun altını çizdi. Başkan Cem Özcan, konuşmasında Türkiye’nin sağlık turizminde önde gelen ülkeler arasında yer aldığını vurgulayarak, Alanya’nın güçlü turizm potansiyeliyle bu alandaki çalışmaların büyük önem taşıdığını ifade etti. Özcan, sektör olarak sağlık turizmine yönelik her türlü girişime destek vermeye hazır olduklarını belirtti. TÜRSAB Başkanı Sarıkaya, sağlık turizminin ülkemize önemli bir rekabet ve katma değer kazandırdığını belirterek bu alanda çalışmaların her zaman gelişeceğine inandıklarını söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Bilgin Karademir, Alanya’nın daha sağlıklı geleceği için sağlık turizmine yatırımların ve çalışmaların daha da gelişmesi gerektiğini söyledi. Topluluk Başkanı Salih Gürsu Girgin konuşmasında öğrenci topluluğu olarak Alanya’nın ve ALKÜ’nün sağlık turizminin gelişmesi adına çalışmalar sürdürdüklerini dile getirdi. Ticaret Bakanlığı Genel Müdür Yardımcısı Alperen Kaçar, panlede uluslararası sağlık turizmi politikalarının yürütülmesi ve ihracat desteklerini detaylarıyla anlatırken Sağlık Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanı Seher Taş, Türkiye’nin uluslararası sağlık turizmi politikaları, güncel mevzuat, iş birliği süreçleri ve uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi prosedürlerini anlattı. Hizmet İhracatçılar Birliği Genel Sekreteri Fatih Özer, devlet teşvikleri ve hizmet ihracatının yurt dışında artırılmasına yönelik yürütülen başarılı çalışmalar hakkında bilgi verirken, TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Elif Ural ise sağlık turizmi ve konaklama sektörlerindeki tecrübeleriyle, özellikle uluslararası pazarlarda markalaşma konusuna değindi. Panel, plaket ve çiçek takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi. SATUMER Ofis Sorumlusu Hadi Cantemur moderatörlüğündeki panele; Alanya Kaymakamı Şakir Öner Öztürk, Alanya Belediye Başkan Yardımcısı Faruk Konukçu, ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan, Alanya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Turan Sağer, ALKÜ Rektör Yardımcısı ve ALKÜ Sağlık Turizmi Uygulama ve Araştırma Merkezi (SATUMER) Müdürü Prof. Dr. Atıf Bayramoğlu, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Işık Bayraktar, ALTSO Başkanı Eray Erdem, Alanya’da sağlık turizminin başlamasında öncülük eden İşman ailesinden Dr. Dt. Onuralp İşman, Öğrenci Topluluğu Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Bilgin Karademir, ALSTUD Başkanı Dr. Tevfik Yazan, Alanya TÜRSAB Bölge Temsil Kurulu Başkanı Kerim Sarıkaya, ALTİD Başkanı Cem Özcan, ALTAV Başkan Yardımcısı Gökçe Aydoğan Ergün, Topluluk Başkanı Salih Gürsu Girgin, siyasi parti temsilcileri, sektör temsilcileri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
17 Şubat 2026 Salı - 11:30
Uzm. Dr. Özge Can radyoterapi hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı
Manisa Şehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Özge Can, radyoterapinin güvenli ve kontrollü bir tedavi yöntemi olduğunu belirterek, hastaların tedavi sonrası çevrelerine radyasyon yaymadığını ve günlük yaşamlarına güvenle devam edebileceklerini söyledi. Manisa Şehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Hekimi Uzm. Dr. Özge Can, toplumun sağlık okuryazarlığını artırmak ve radyoterapi sürecine ilişkin doğru bilgilendirme yapmak amacıyla önemli açıklamalarda bulundu. Radyoterapinin halk arasında "ışın tedavisi" olarak bilindiğini belirten Uzm. Dr. Can, tedavide yüksek enerjili ışınlarla kanser hücrelerinin hedef alındığını ve amaçlarının tümörlü dokuyu etkilerken sağlıklı dokuları mümkün olduğunca korumak olduğunu söyledi. "Radyoterapi alan hastalar çevrelerine radyasyon yaymazlar" Radyoterapi alan hastaların çevrelerine radyasyon yaydıklarına dair yanlış bir endişe içerisinde olduklarını belirten Uzm. Dr. Özge Can, Radyoterapi, halk arasında ışın tedavisi olarak bilinir. Bu tedavide yüksek enerjili ışınlar kullanarak kanser hücrelerini hedef alırız. Amacımız yalnızca tümörlü dokuyu etkilemek ve bu işlemi gerçekleştirirken sağlıklı dokuları mümkün olduğunca korumaktır. Günümüzde kullanılan ileri teknoloji cihazlar sayesinde tedavi güvenli ve hassas bir şekilde uygulanmaktadır. Tedavi sırasında hastamız tedavi masasına uzanır ve cihaz hastanın etrafında dönerek planlanan bölgeyi ışınlar. Işınlama esnasında herhangi bir ağrı ya da yanma hissedilmez ve cihaz hastaya temas etmez. Ayrıca cihaz açık sistem olduğu için kapalı alan hissi oluşturmaz. Seans sırasında hasta odada tek başına olsa da, ekip olarak kendisini tüm süreç boyunca kamera sistemiyle sürekli izler ve takip ederiz. Radyoterapi seansları genellikle 5 ila 15 dakika arasında sürer. Ancak toplam tedavi süresi hastalığın türüne, evresine ve kişiye özel oluşturulan tedavi planına göre değişiklik gösterebilir. Hastalarımızın en sık sorduğu sorulardan biri de şudur: ’Tedavi sonrasında etrafa radyasyon yayılır mı’ Özellikle evde hamile bir birey, küçük bir bebek ya da yaşlı bir aile üyesi varsa bu konuda endişe artmaktadır. Ancak bilinmelidir ki radyoterapi alan hastalar çevrelerine radyasyon yaymazlar. Seans sonrasında günlük yaşamlarına güvenle devam edebilirler" dedi. "Radyoterapi planlı, kontrollü ve güvenli bir tedavi yöntemidir" Radyoterapinin güvenli bir tedavi yöntemi olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Özge Can, "Bir diğer merak edilen konu ise tedaviye aç mı yoksa tok mu gelinmesi gerektiğidir. Bu durum, tedavi edilen bölgeye göre değişiklik gösterebilir. Bazı hastalarımızın aç gelmesi gerekirken, bazı hastalarımız tedaviye tok olarak gelebilir. Bu konu, tedavi öncesinde hekim tarafından hastaya ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır. ’Neden kemoterapi değil de radyoterapi’ sorusu da sıkça gündeme gelmektedir. Çünkü her kanser hastasının tedavisi aynı değildir. Bazı hastalar yalnızca kemoterapi alırken, bazı hastalar yalnızca radyoterapi alabilir, bazı durumlarda ise iki tedavi birlikte uygulanabilir. Bu karar, farklı branşlardan hekimlerin yer aldığı multidisipliner bir ekip tarafından verilir. Radyoterapi özellikle hastalığın belirli bir bölgeye sınırlı olduğu durumlarda, ameliyat öncesinde tümörü küçültmek ve cerrahiyi kolaylaştırmak amacıyla, ameliyat sonrasında koruyucu tedavi olarak ya da hastalığa bağlı ağrı ve kanama gibi şikâyetlerin giderilerek yaşam kalitesinin artırılması amacıyla uygulanabilir. Radyoterapi planlı, kontrollü ve güvenli bir tedavi yöntemidir. Bu süreç boyunca uzman ekibimiz her zaman yanınızdadır. Aklınıza takılan her soruyu bize rahatlıkla sorabilirsiniz" ifadelerini kullandı.
17 Şubat 2026 Salı - 11:21
Ramazan’da bağırsak sağlığınıza dikkat edin
Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, iftarda uzun süre aç kalmanın ardından yemekleri hızlı yemenin sindirimi zorlaştırdığını belirterek, "İftara çorba ile başlamak, ardından 10-15 dakika ara verip ana yemeğe geçmek ise sağlıklı bir yöntem olacaktır" dedi. Ramazan ayı, beslenme alışkanlıklarının değiştiği ve vücudun yeni düzene uyum sağlamaya çalıştığı özel bir dönemi ifade ediyor. Öğün sayısının azalması, gün içinde su içilememesi ve beslenme düzeninin değişmesi nedeniyle birçok kişi kabızlık sorunundan yakınıyor. Özellikle sahurun atlanması, iftarda hızlı ve ağır yemek tüketimi, yeterince sebze-meyve yenmemesi bağırsak hareketlerini yavaşlatabiliyor. Kabızlık; karın şişkinliği, gaz, mide rahatsızlığı ve halsizlik gibi sorunlara yol açarak oruç sürecini normalden daha zor bir hale getirebiliyor. Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, Ramazan’ı mümkün olduğunca rahat geçirmek için sindirim sistemini destekleyen bir beslenme düzeni oluşturmak gerektiğini söyleyerek uyarı ve önerilerde bulundu. Diyetisyen Özbay, önerilerini şu şekilde sıraladı: "Sahuru atlamak bağırsakları yavaşlatabilir Sahur, gün boyu enerjiyi korumanın yanı sıra bağırsakların düzenli çalışması açısından da önemli bir öğündür. Sahura kalkmamak ya da sadece çay, su içip geçiştirmek uzun süre aç kalınmasına neden olur ve sindirim sistemi daha da yavaşlar. Kabızlık yaşamamak için protein, lif ve sağlıklı yağ dengesi sağlanmalıdır. Sahurda yapılacak doğru besin tercihleri, kabızlık riskini önemli ölçüde azaltır. Lifli beslenme kabızlığa karşı en etkili destektir Kabızlıkla mücadelede en etkili yöntemlerden biri lif tüketimini artırmaktır. Lif, bağırsak hareketlerini hızlandırarak dışkının daha kolay atılmasını sağlar. Beyaz ekmek, pirinç pilavı, makarna gibi lif oranı düşük besinlerin fazla tüketilmesi kabızlığı artırabilir. Bunun yerine tam buğday ekmeği, yulaf, bulgur, kuru baklagiller ve sebze yemekleri sofralarda daha sık yer almalıdır. Ayrıca kabuklu meyveler ve salatalar da lif açısından oldukça zengindir. Bol su tüketimi ihmal edilmemeli Kabızlığın en önemli nedenlerinden biri de yetersiz sıvı tüketimidir. Lifli beslenme tek başına yeterli olmaz; lifin bağırsaklarda etkili olabilmesi için suya ihtiyaç vardır. İftar ile sahur arasında en az 8-10 bardak su içmeye özen gösterilmelidir. Su yerine sadece çay-kahve tüketmek doğru değildir çünkü bu içecekler vücuttan su atımını artırıp susuzluğu derinleştirebilir. Bu nedenle özellikle sahurdan önce mutlaka yeterli miktarda su içilmelidir. İftarda hızlı yemek kabızlığı artırabilir İftarda uzun süre aç kalmanın ardından yemekleri hızlı yemek sindirimi zorlaştırır. İftara çorba ile başlamak, ardından 10-15 dakika ara verip ana yemeğe geçmek ise sağlıklı bir yöntem olacaktır. Sofrada mutlaka sebze yemeği veya salata bulunmalı, ekmek ve pide tüketimi ise kontrollü olmalıdır. Aşırı kızartma ve hamur işi tüketimi bağırsakları daha da yavaşlatabilir. Hareket ve yürüyüş bağırsakları çalıştırır Ramazan’da kabızlık yaşamamak için sadece beslenme değil, günlük hareket de önemlidir. İftardan 1-2 saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif yürüyüş bağırsak hareketlerini artırır ve sindirimi rahatlatır. Gün boyu hareketsiz kalmak kabızlık riskini yükselteceği için mümkün olduğunca aktif olunmalıdır. Kuru kayısı ve yoğurt doğal destek sağlar Kabızlık şikayeti yaşayanlar için kuru kayısı, erik, incir gibi doğal lif kaynakları faydalı olabilir. Özellikle sahurda 2-3 adet kuru kayısı tüketmek bağırsakları destekler. Ayrıca yoğurt gibi probiyotik içeren besinler de bağırsak florasını güçlendirerek sindirimi kolaylaştırır. Gerekir ise bir doktora başvurun Kabızlık şikayeti birkaç gün içinde düzelmiyor, karın ağrısı ve şişkinlik gittikçe artıyorsa mutlaka uzman desteği alınmalıdır. Çözüm için bilinçsiz şekilde laksatif (müshil) kullanımının ise bağırsak tembelliğini artırabileceği unutulmamalıdır."
17 Şubat 2026 Salı - 11:08
Kuş besleyenlere kritik uyarı: Akciğerde geri dönüşümsüz hasar riski
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Gör. Aliye Gamze Çalış, halk arasında "kuşçu akciğeri" olarak bilinen Hipersensitivite Pnömonisi’ne ilişkin uyarılarda bulundu. Tanı konulmasına rağmen kuş beslemeye devam edilmesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Çalış, "Akciğerde ilerleyici ve geri dönüşümsüz sertleşme gelişebilir, bu tablo solunum yetmezliğine kadar ilerleyebilir" dedi. Evde kuş beslemek, çatıda kuşların barınması ya da kuş pisliği temizliği sırasında ortaya çıkan partiküller, akciğer sağlığını tehdit edebiliyor. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Gör. Aliye Gamze Çalış, özellikle kuş tüyü ve dışkısına maruziyetin Hipersensitivite Pnömonisi’ne neden olabileceğini belirterek, hastalığın çoğu zaman grip ya da astımla karıştırıldığına dikkat çekti. Ev ortamındaki görünmeyen tehlike Kuşlara ait tüy, dışkı ve deri döküntülerinde bulunan antijenlerin solunum yoluyla akciğerlere ulaşmasının bağışıklık sistemini tetiklediğini ifade eden Çalış, "Kuşların tüyleri, dışkıları ya da deri döküntülerindeki antijenler inhale edildiğinde, akciğerlerimiz bunları yabancı madde olarak algılar. Bu durum bağışıklık sisteminin reaksiyon vermesine yol açar. Oluşan immünolojik yanıt sonucunda akciğer dokusunda sertleşme ortaya çıkabilir" dedi. Akut form grip gibi başlıyor Hipersensitivite Pnömonisi’nin akut ve kronik olmak üzere iki farklı klinik tabloda görülebildiğini belirten Çalış, akut formun temas sonrası saatler içinde gelişebildiğini söyledi. Çalış, "Kuşla temasınızdan yaklaşık 4-8 saat sonra grip benzeri semptomlar ortaya çıkabilir. Burun akıntısı, ateş, öksürük ve kırgınlık en sık görülen şikayetler arasında yer alır" şeklinde konuştu. Kronik form sinsi ilerliyor Uzun süreli maruziyetin daha ciddi bir tabloya yol açabileceğini vurgulayan Çalış, kronik formda belirtilerin yavaş geliştiğini ifade ederek, "Kronik formda hastalık yıllar içinde sinsi şekilde ilerler. Hastalar genellikle efor dispnesi, kuru öksürük ve gece tıkanma hissi tarif eder. Bu form daha ağır seyredebilir ve kalıcı hasar riski taşır" dedi. Birçok hasta astım zannediyor Semptomların farklı hastalıklarla karıştırılabildiğine dikkat çeken Çalış, "Tahminimizden çok daha fazla hastayla karşılaşıyoruz. Hastaların önemli bir kısmı kendini astım hastası zannediyor ya da uzun süre grip tedavisi alıyor. Bu nedenle doğru anamnez hayati önem taşıyor" ifadelerini kullandı. ‘Buzlu cam’ Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Çalış, değerlendirmede kuş besleme öyküsünün belirleyici olduğunu kaydetti. Çalış, "Muayene sonrası akciğer grafisi, gerekirse yüksek çözünürlüklü tomografi (HRCT) çekiyoruz. Tomografide bizim için anahtar bulgu ‘buzlu cam’ görünümüdür. Kuş maruziyeti öyküsüyle birlikte bu bulgu tanıyı güçlü şekilde destekler" dedi. Kesin tanı için solunum fonksiyon testi ve bronkoskopi uygulandığını da sözlerine ekledi. Tedavide en kritik adım, antijenden uzaklaşmak Çalış, tedavi sürecinde en kritik adımın antijen maruziyetinin tamamen sonlandırılması olduğunu vurgulayarak, "En önemli şey antijenin uzaklaştırılmasıdır. Hayvanlarımız ve hobilerimiz elbette kıymetli ancak nefesimiz çok daha kıymetli. Bu nedenle hastalığa neden olan kuşlardan bir an önce uzaklaşmak gerekir. Kuşu başka odaya almak ya da bahçeye çıkarmak çözüm değildir. Tüy ve partiküller havada dolaşmaya devam edeceği için inhalasyon sürer ve hastalık tekrarlayabilir. Bu yüzden tamamen uzaklaşmak gerekir. Sadece bu önlem bile tedavi başarısında önemli bir katkı sağlar" dedi. Antijenin ortadan kaldırılmasının yeterli olmadığı hastalarda ilaç tedavisine başvurduklarını belirten Çalış, "Gerekli durumlarda yaklaşık 3 ay süreyle, hekim kontrolünde kortikosteroid tedavisi uyguluyoruz. Bazı hastalarda daha dirençli bir tablo görülebiliyor. Bu durumda bağışıklık sistemini daha güçlü şekilde baskılayan ilaçlar kullanmamız gerekebilir. Tedavi sürecinde hastalarımızı düzenli aralıklarla akciğer grafisi, solunum fonksiyon testi ve klinik muayenelerle takip ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Hobilerimiz kıymetli ama nefesimiz daha kıymetli" Tanı konulmasına rağmen önlem alınmamasının ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Çalış, şöyle devam etti: "Akciğerde ilerleyici ve geri dönüşümsüz sertleşme gelişebilir. Bu durum bir süre sonra solunum yetmezliğine, oksijen cihazı kullanımına, hatta yoğun bakım ihtiyacına kadar ilerleyebilir." Çalış, kuş besleyen ve nefes darlığı ile öksürük şikayetleri bulunan kişilere göğüs hastalıkları hekimine başvurma çağrısı yaptı.
17 Şubat 2026 Salı - 11:00
MEM Müdürü Selehattin Kal kan bağışı yaparak örnek oldu
Karesi ilçesinde bulunan Karesi Şehit Jandarma Teğmen Cengiz Evranos İlkokulu ve Karesi Şehit Jandarma Teğmen Cengiz Evranos Ortaokulu tarafından düzenlenen kan bağışı kampanyasına katılarak destek verdi. Milli Eğitim Müdürü Selehattin Kal’da kampanyaya kan bağışladı. Okul idaresi, öğretmenler, veliler ve gönüllü vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği bağış etkinliğinde İl Müdürü Selehattin Kal’da bizzat kan vererek kampanyaya katkı sundu. Kan bağışının hayati önemine dikkat çeken Müdür Kal, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Verilen her ünite kan, kurtarılan üç can demektir. Kan bağışı; insan hayatına dokunan en anlamlı dayanışma örneklerinden biridir. Bu toplumsal dayanışmaya katkı sunan tüm öğretmen, veli ve gönüllülerimize teşekkür ediyorum." Toplumsal sorumluluk bilincini güçlendiren kampanya, eğitim camiasının sadece akademik alanda değil, insani ve sosyal konularda da örnek bir duruş sergilediğini bir kez daha ortaya koydu. Yetkililer, kanın acil değil sürekli bir ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, tüm vatandaşları düzenli kan bağışçısı olmaya davet etti.
17 Şubat 2026 Salı - 10:53
Uzman Dr. Cihangiroğlu uyardı: "Kronik hastalığı bulunanlar, oruç kararını mutlaka doktorunuzla birlikte verin"
Ramazan ayına sayılı günler kala önemli açıklamalarda bulunan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cihangiroğlu, kronik hastalığı bulunan vatandaşların oruç kararını mutlaka hekim kontrolünde vermesi gerektiğine dikkat çekti.
17 Şubat 2026 Salı - 10:46
Dr. Zeytun, laparoskopik cerrahi ile ilgili bilgi verdi
Medical Point Gaziantep Hastanesi bünyesinde görev yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hikmet Zeytun, çocuklarda laparoskopik cerrahinin güvenli ve konforlu bir tedavi seçeneği sunduğunu belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi bünyesinde görev yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hikmet Zeytun, çocuklarda laparoskopik cerrahi ile ilgili bilgi verdi. Dr. Zeytun, "Laparoskopik cerrahi, karın bölgesine açılan küçük kesiler aracılığıyla kamera ve özel cerrahi aletler kullanılarak gerçekleştirilen kapalı ameliyat yöntemidir. Geleneksel açık ameliyatlara kıyasla daha küçük kesi izleri, daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme süreci sağlaması nedeniyle özellikle çocuk hastalarda sıklıkla tercih edilmektedir" dedi. "Daha az ağrı, daha hızlı iyileşme" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hikmet Zeytun, çocuk cerrahisinde teknolojinin sunduğu imkanlarla birlikte kapalı ameliyatların yaygınlaştığını ifade ederek, "Laparoskopik yöntem sayesinde çocuklarımız ameliyat sonrası dönemi çok daha konforlu geçiriyor. Daha küçük kesilerle gerçekleştirdiğimiz operasyonlar, hem enfeksiyon riskini azaltıyor hem de hastanede kalış süresini kısaltıyor. Çocuklar günlük yaşamlarına ve okullarına daha kısa sürede dönebiliyor. Laparoskopik cerrahi, apandisit, kasık fıtığı, over kistleri, safra kesesi hastalıkları, inmemiş testis ve bazı bağırsak problemleri başta olmak üzere birçok cerrahi hastalıkta başarıyla uygulanabiliyor" dedi. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hikmet Zeytun, uygun hasta seçiminin önemine dikkat çekerek her vakanın bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Apandisit, kasık fıtığı gibi ameliyatlarda tek kesi (Single Port) ile operasyonları tamamlayabildiklerini ve operasyon skarının bile fark edilmediğini belirtti. Ailelere önemli uyarılar Ailelerin çocuklarında karın ağrısı, kusma ya da kasık bölgesinde fark edilen anormal durumlarda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerektiğini belirten Doç. Dr. Hikmet Zeytun, erken teşhisin tedavi başarısını arttırdığını söyledi. Ayrıca çocuk cerrahisinde modern cerrahi teknikleri kullanarak bölge halkına nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam ettiklerini ifade etti. Laparoskopik cerrahinin sağladığı avantajlarla birlikte çocuk hastaların hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha rahat bir ameliyat süreci geçirdiği belirtti.
17 Şubat 2026 Salı - 10:43
Çöl tozu Türkiye’de: Uzmanından "Gözünüzü ovuşturmayın" uyarısı
Tozlu havalarda masum bir refleks gibi görünen göz ovuşturmanın ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek özellikle kontakt lens kullananları uyaran Prof. Dr. Aylin Kılıç, "Havada asılı kalan mikroskobik kum ve toz partikülleri göz yüzeyine yerleşebilir. Bu dönemde gözü ovuşturmak, adeta zımpara etkisi oluşturarak korneayı çizebilir. Kornea çizikleri ise yalnızca şiddetli ağrıya değil, aynı zamanda enfeksiyon gelişimine ve geçici hatta kalıcı görme sorunlarına yol açabilir" dedi. Kuzey Afrika üzerinden taşınan yoğun çöl tozları, Meteoroloji’nin uyarılarının ardından Türkiye genelinde etkisini göstermeye başladı. İlçelerde havadaki toz partikülleri park halindeki araçların üzerini kaplayarak otomobilleri adeta çamur rengine bürüdü. Uzmanlar, asıl riskin solunum yoluyla alınan ince partiküller olduğuna dikkat çekerken, göz sağlığı açısından da önemli uyarılar yapılıyor. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aylin Kılıç, tozlu havalarda basit bir refleks gibi görünen göz ovuşturmanın ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirtti. Prof. Dr. Kılıç, "Havada asılı kalan mikroskobik kum ve toz partikülleri göz yüzeyine yerleşebilir. Bu dönemde gözü ovuşturmak, bu partiküllerin korneayı çizmesine neden olabilir. Kornea çizikleri hem şiddetli ağrıya hem de enfeksiyon riskine yol açabilir" dedi. "Masum bir hareket, kalıcı hasara dönüşebilir" Tozlu havalarda gözlerde yanma, batma, kızarıklık ve sulanma görülebileceğini ifade eden Prof. Dr. Kılıç, "Göze kaçan partiküller elle temas ettiğinde yüzey hasarı artar. Ayrıca ellerimizde bulunan mikroorganizmalar göz yüzeyine taşınarak enfeksiyona zemin hazırlar. Özellikle kontakt lens kullanan kişiler bu süreçte daha dikkatli olmalı" ifadelerini kullandı. Kontak lens kullananlar daha dikkatli olmalı Alerjik bünyeye sahip kişiler, kontakt lens kullananlar ve kuru göz hastalarının bu süreçte çok daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kılıç, "Bu havalarda mümkün olduğunca açık alanda uzun süre kalmayın. Dışarı çıkmak zorundaysanız mutlaka koruyucu gözlük kullanın. Gözünüzde yanma ya da yabancı cisim hissi oluştuğunda asla ovuşturmayın; bu hareket korneayı çizebilir. Bunun yerine steril serum fizyolojik ile nazikçe yıkama yapın. Görmede ani azalma, ışığa karşı hassasiyet veya geçmeyen ağrı varsa vakit kaybetmeden bir göz hekimine başvurun. Basit görünen bir ihmal, kalıcı görme sorunlarına dönüşebilir" uyarısında bulundu.
17 Şubat 2026 Salı - 10:21
Eşrefpaşa Hastanesi’nin yeni binasında sona doğru
Türkiye’nin ilk ve tek belediye hastanesi İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nin yeni ek hizmet binasında kaba inşaat tamamlandı, ince işçilik aşamasına geçildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 7 gün 24 saat sürdürülen çalışmalarla bina en kısa sürede hizmete açılacak. Mevcut yapıya köprüyle bağlanacak modern tesis, İzmir’e güçlü bir sağlık altyapısı kazandıracak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, 118 yıllık gururu İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nin yeni hizmet binasında kaba inşaatı tamamladı. Fen İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından aralıksız sürdürülen çalışmalar kapsamında bodrum dâhil 7 kattan oluşan yapının kat imalatları bitirildi. 2020 İzmir depremi sonrası hasar gören C bloğun yıkılmasının ardından projelendirilen ek hizmet binası, dayanıklı ve modern yapısıyla kente uzun yıllar hizmet verecek şekilde yükseliyor. "İnşaatın zorlu etabı tamamlandı, daha hızlı ilerleyecek" İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Yapı İşleri Şube Müdürü Ece Bahar, toplam 549 milyon liralık yatırımla hayata geçirilen proje kapsamında inşaatın Temmuz 2024’te başladığını ve yüzde 45 seviyesine ulaştığını belirtti. Kaba inşaatın tamamlandığını, iç mekânda ince işçilik ile mekanik ve elektrik imalatlarının sürdüğünü aktaran Bahar, dış cephede granit seramik uygulamalarına başlandığını ve mevcut bina ile yeni bina arasında yapılacak köprünün temelinin atıldığını söyledi. İnşaatın en zorlu aşamasının geride kaldığını vurgulayan Bahar, çalışmaların planlanan takvim doğrultusunda ilerlediğini ve projeyi temmuz ayında tamamlayarak İzmirlilerin hizmetine sunmayı hedeflediklerini ifade etti. "İzmir’e yakışır estetik ve modern bir bina kazandırmayı hedefliyoruz" Bahar, deprem sürecinin ardından daha dayanıklı bir temel sistemi geliştirildiğini ve inşaatın bu doğrultuda sürdürüldüğünü belirtti. İzmir’e uzun yıllar hizmet edecek nitelikli bir sağlık yapısı inşa ettiklerini vurgulayan Bahar, proje tamamlandığında hem dış cephe tasarımı hem de iç mekân düzenlemeleriyle kente estetik ve modern bir hastane kazandırmayı hedeflediklerini söyledi. "Hastanemizin hizmetini üst seviyeye çıkaracak" İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram, yeni ek hizmet binasında önemli ilerleme kaydedildiğini belirterek, 118 yıldır İzmir’e hizmet veren hastanenin kapasitesinin bu yatırımla önemli ölçüde artacağını söyledi. Bayram, "2020 depreminde hasar gören ve içinde yoğun bakım, acil servis ile ameliyathanelerin bulunduğu bu binayı kullanamıyorduk. Yeni yapıyla birlikte ikinci seviye acil servis, 6 ameliyathane, 1 sezaryen salonu ve 1 doğumhane kazanıyoruz. Projeyle ayrıca ikinci seviye yoğun bakım ve yenidoğan yoğun bakım ünitesi ile çamaşırhane ve yemekhane gibi destek birimleri de hizmete alınacak. Hastanemiz mevcut hizmetini genişleterek daha üst seviyede sağlık hizmeti sunacak" dedi. İnşaatın ardından en kısa sürede hizmete başlayacak Bayram, yeni binanın tamamlanmasının ardından en kısa sürede hizmete açılması için hazırlıkların sürdüğünü belirtti. Uzun süredir personel, donanım ve tıbbi ekipman ihtiyaçları üzerinde çalıştıklarını ifade eden Bayram, hastalara en iyi koşullarda hizmet sunmayı hedeflediklerini söyledi. Eşrefpaşa Hastanesi’nin özellikle sosyal güvencesi olmayan ve ihtiyaç sahibi yurttaşlara yönelik önemli bir görev üstlendiğini vurgulayan Bayram, yeni binayla birlikte mevcut yapının da yenilenerek yara bakımı ve palyatif hizmetler gibi alanlarda geliştirileceğini kaydetti.
17 Şubat 2026 Salı - 10:17
Ramazan’da doğru besin seçimi sağlık sorunlarını önlüyor
Ramazan ayında uzun süreli açlık sonrası oluşabilecek sağlık sorunlarının önüne geçmek için özellikle tansiyon, kolesterol ve sindirim sistemi rahatsızlığı bulunanların beslenme düzenine dikkat etmesi önem taşıyor. Acıbadem Kent Hastanesi Diyetisyeni Hande Selen Ok, bilimsel çalışmaların orucun sağlık üzerindeki olumlu etkilerini kanıtladığını ancak bu faydanın sağlanabilmesi için iftar ve sahurda sağlıklı besinlerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Oruç tutarken vücut direncinin düşmemesi için alışveriş listelerinin bilinçli hazırlanması gerekiyor. Sofralarda süt ve süt ürünleri, et grubu, tahıllar ile sebze ve meyveden oluşan dört temel besin grubunun dengeli bir şekilde yer alması tavsiye ediliyor. Özellikle sahurda yumurta, beyaz et, tereyağı ve zeytinyağı gibi sağlıklı protein ve yağ kaynaklarının tüketilmesi tokluk süresini uzatıyor. Lif açısından zengin olan tahıllar, kuru meyveler ve sebzeler ise sindirim sistemini destekliyor. İftar ve sahur olmak üzere iki ana öğünün yetersiz kaldığı durumlarda, teravih öncesi veya sonrasında ara öğünler yapılabiliyor. Tatlı seçiminde ise ağır şerbetli ve hamurlu gıdalar yerine sütlü veya meyveli hafif tatlıların tüketilmesi öneriliyor. Kronik rahatsızlığı olanlara uyarılar Yüksek tansiyon, kolesterol ve sindirim sistemi şikayeti olanların Ramazan boyunca besin tercihlerine ekstra özen göstermesi gerekiyor. Yüksek tansiyon sorunu olanların tuzlu peynir, zeytin, sucuk ve pastırma gibi gıdalardan uzak durarak muz, ıspanak, kayısı gibi potasyum içeren besinlere ve su tüketimine ağırlık vermesi tavsiye ediliyor. Yüksek kolesterolü olanların kırmızı et ve sakatat tüketimini sınırlandırması gerekirken, kabızlık şikayeti yaşayanların lifli gıdalarla birlikte kuru kayısı veya erik hoşafı tüketmesi öneriliyor. Hazımsızlık ve gaz şikayeti bulunanların ise çok sıcak veya soğuk yiyeceklerden kaçınması, yemekleri yavaş yiyerek iyi çiğnemesi sağlık sorunlarının önüne geçiyor. "Sahurda dört temel besin grubuna sadık kalınmalı" Acıbadem Kent Hastanesi Diyetisyeni Hande Selen Ok, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek iftar ve sahur sofralarına ilişkin önerilerde bulundu. Sahur ve iftarda dengeli beslenmek amacıyla dört temel besin grubuna yer verilmesi gerektiğini belirten Ok, "Bu gruplar; et, süt, ekmek (tahıl) ve sebze-meyve grubudur. Et grubu; et, tavuk, balık, yumurta, peynir ve kuru baklagilleri kapsarken; süt grubu süt, yoğurt ve ayrandan oluşur. Ekmek grubunda ise ekmeğin yanı sıra çorba, pilav ve makarna gibi gıdalar yer almaktadır" dedi. "Protein ağırlıklı bir menü oluşturulmalı" Beslenme düzeninde tokluk süresini uzatan gıdalara önem verilmesi gerektiğini ifade eden Ok, "Protein ve kaliteli yağ içeren et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller ve kuru yemişler bu kategoriye girmektedir. Sahur öğününde de dört temel besin grubuna sadık kalınmalı, özellikle yumurta, peynir ve sebze içeren protein ağırlıklı bir menü oluşturulmalıdır" şeklinde konuştu. İftar sonrası yürüyüş ve ara öğün tavsiyesi İftar rutini ve sonrasındaki öğün düzenine değinen Diyetisyen Ok, orucun öncelikle hurma ve çorba ile açılmasını, sindirimi kolaylaştırmak adına yemeğe 10 dakika ara verilmesini önererek, "Sonrasında dört temel besin grubunu içeren zengin bir ana öğüne geçilmelidir. Yemekten yaklaşık iki saat sonra hafif bir yürüyüş yapılabilir ve bu süreç bir ara öğünle desteklenebilir. İftardan sonra, saat 21.00-22.00 civarında kuru meyve, kuru yemiş veya sütlü tatlı içeren bir ara öğün tüketilebilir. Yatmadan önce ise süt, yoğurt veya ayran tercih edilebilir" ifadelerini kullandı. "Orucun faydası için sağlıklı besinler tercih edilmeli" Ramazan ayında uzun süreli açlığa bağlı olarak yavaşlayan metabolizmanın kabızlık problemlerine yol açabileceğine işaret eden Ok, bu sorunu yaşayan bireylerin lif oranı yüksek gıdalara yönelmesi gerektiğini vurguladı. Ok, sözlerini "Bilimsel çalışmalar, orucun sağlık üzerindeki olumlu etkilerini kanıtlamıştır, ancak bu faydanın sağlanabilmesi için iftar ve sahurda sağlıklı besinlerin tercih edilmesi gerekmektedir" şeklinde tamamladı.
17 Şubat 2026 Salı - 10:03
Memorial Bodrum Hastanesi SGK ile anlaştı, tam kapasite hizmete başladı
Memorial Sağlık Grubu’nun Türkiye’deki 12’nci yatırımı olan Memorial Bodrum Hastanesi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile yaptığı anlaşmayla birlikte tam kapasite hizmete başladı. Hastane Direktörü Şerafettin Demiray, 23 Ocak itibarıyla SGK anlaşmasının yürürlüğe girdiğini açıkladı. SGK’lı hastalara hizmet başladı Basın mensuplarıyla bir araya gelen Memorial Bodrum Hastanesi Direktörü Şerafettin Demiray, SGK ile imzalanan sözleşmenin sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıracağını belirterek, "Bu sözleşme, toplumun daha geniş kesimlerinin yüksek standartlı özel sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracak. Artık tüm branşlarımızda SGK’lı vatandaşlarımıza kapılarımızı açtık" dedi. Onkoloji ve Nükleer Tıp yolda Hastanenin gelecek hedeflerine de değinen Demiray, Bodrum ve çevresi için önem taşıyan yeni branşların yıl sonuna doğru hizmete gireceğini bildirdi. Radyasyon Onkolojisi, Medikal Onkoloji ve Nükleer Tıp bölümlerinin açılacağını kaydeden Demiray, etik ve kaliteli sağlık hizmetini bölge geneline yaymayı hedeflediklerini ifade etti. "Otel inşaatı ile ilgimiz yok" Kamuoyunda oluşan yanlış algılara da açıklık getiren Demiray, hastanenin yanında devam eden otel inşaatının Memorial ile ilgisi olmadığını söyledi. Demiray, "Hastanemizde tüm inşaat süreçleri tamamlanmıştır. Yan taraftaki bağımsız otel inşaatı nedeniyle hastanenin bitmediği yönünde bir algı var. Ancak 7 ameliyathane, 50 poliklinik ve 148 yatak kapasitemizle tamamen aktif durumdayız" diye konuştu. 30 yataklı yoğun bakım 112 sisteminde Bölgede yoğun bakım yatak sayısının yetersizliğine dikkat çeken Demiray, hastanenin 30 yataklı yoğun bakım ünitesinin 112 Acil Servis sistemine dahil edildiğini açıkladı. Bu gelişmeyle birlikte Bodrum’un yanı sıra çevre il ve ilçelerden de hasta nakillerinin başladığı bildirildi.
17 Şubat 2026 Salı - 09:58
Memorial Bodrum Hastanesi SGK ile anlaştı, tam kapasite hizmete başladı
Memorial Sağlık Grubu’nun Türkiye’deki 12’nci yatırımı olan Memorial Bodrum Hastanesi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile yaptığı anlaşmayla birlikte tam kapasite hizmete başladı. Hastane Direktörü Şerafettin Demiray, 23 Ocak itibarıyla SGK anlaşmasının yürürlüğe girdiğini açıkladı. SGK’lı hastalara hizmet başladı Basın mensuplarıyla bir araya gelen Memorial Bodrum Hastanesi Direktörü Şerafettin Demiray, SGK ile imzalanan sözleşmenin sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıracağını belirtti. Demiray, "Bu sözleşme, toplumun daha geniş kesimlerinin yüksek standartlı özel sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracak. Artık tüm branşlarımızda SGK’lı vatandaşlarımıza kapılarımızı açtık" dedi. Onkoloji ve Nükleer Tıp yolda Hastanenin gelecek hedeflerine de değinen Demiray, Bodrum ve çevresi için önem taşıyan yeni branşların yıl sonuna doğru hizmete gireceğini bildirdi. Radyasyon Onkolojisi, Medikal Onkoloji ve Nükleer Tıp bölümlerinin açılacağını kaydeden Demiray, etik ve kaliteli sağlık hizmetini bölge geneline yaymayı hedeflediklerini ifade etti. "Otel inşaatı ile ilgimiz yok" Kamuoyunda oluşan yanlış algılara da açıklık getiren Demiray, hastanenin yanında devam eden otel inşaatının Memorial ile ilgisi olmadığını söyledi. Demiray, "Hastanemizde tüm inşaat süreçleri tamamlanmıştır. Yan taraftaki bağımsız otel inşaatı nedeniyle hastanenin bitmediği yönünde bir algı var. Ancak 7 ameliyathane, 50 poliklinik ve 148 yatak kapasitemizle tamamen aktif durumdayız" diye konuştu. 30 Yataklı Yoğun Bakım 112 sisteminde Bölgede yoğun bakım yatak sayısının yetersizliğine dikkat çeken Demiray, hastanenin 30 yataklı yoğun bakım ünitesinin 112 Acil Servis sistemine dahil edildiğini açıkladı. Bu gelişmeyle birlikte Bodrum’un yanı sıra çevre il ve ilçelerden de hasta nakillerinin başladığı bildirildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder