Son Dakika
|
AK Parti Sözcüsü Çelik’ten Özel’e tepki
Yenidoğan Çetesi davasında yeni gelişme!
Türkiye - Romanya maçını François Letexier yönetecek
MSB duyurdu: Ağrı’daki kazada 1 asker şehit oldu
Eyüpsultan’da camdan düşen yaşlı kadın hayatını kaybetti
Antalya’da inşaat malzemeleri deposunda yangın
Oyun alanı savaş alanına döndü: O anlar kamerada
Kocaeli'de 7 kişinin öldüğü fabrika yangını davası başladı
İran, Tel Aviv’i vurdu: 6 yaralı
Irak’ta Haşdi Şabi karargahına saldırı: 7 ölü, 13 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Türkiye - Romanya maçını François Letexier yönetecek
MSB duyurdu: Ağrı’daki kazada 1 asker şehit oldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a baba ocağında led imza sürprizi yapılmış
Eyüpsultan’da camdan düşen yaşlı kadın hayatını kaybetti
Antalya’da inşaat malzemeleri deposunda yangın
Alperen Şengün’den Chicago Bulls karşısında triple-double
Kocaeli'de 7 kişinin öldüğü fabrika yangını davası başladı
SAĞLIK
Veremin tanısı kolay, tedavisi ucuz, ihmali ise ölümle sonuçlanabiliyor
24 Mart 2026 Salı - 16:56:58
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Şahin, "144 yıl önce Robert Koch tarafından M. Tuberculosis Basilinin keşfedildiği ve hastalığın teşhis ve tedavisinin yolunu açan 24 Mart 1882 gününe ithafen her yıl 24 Mart ‘Dünya Tüberküloz Günü’ olarak anılmaktadır" dedi. Verem hastalığının tanı ve tedavisi hakkında bilgiler aktaran Prof. Dr. Özşahin, "Verem mikrobik bir hastalıktır. Tanısı kolay, tedavisi ucuz ve ülkemizde parasızdır. Hastalık kesin olarak tedavi edilebilmektedir. Ancak yine de dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişi verem olmakta ve bunların 1/4’ü bu hastalıktan ölmektedir. Yoksulluk, sağlık alt yapısının olmayışı, sağlık personeli eksikliği vb. bu sorunun nedenleridir" diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verem hastalığı için 1993 yılında acil durum ilan ettiğine ve Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisini geliştirdiğine dikkat çeken Özşahin, "Balgam incelemesine dayalı kesin tanı, düzenli sağlanan ilaçlar ile en az 6 ay süre tedavi, ilaçların hastaya gözetim altında yutturulması ve uygun bir kayıt kontrol sistemi, bu stratejinin bileşenleridir. DSÖ’nün hedefi 2050 yılında tüberkülozdan arınmış bir dünyaya kavuşmaktır" dedi. Ülkemizde her yıl, her 100 bin kişiden yaklaşık 15’inin vereme yakalandığının altını çizen Özşahin, "Bu hastalar Verem Savaş Dispanserlerinin takibinde tedavi edilmektedir. Ülkemizde nüfus hareketlerinin yoğunluğu bu sorunun günümüzde ve ileride kontrol altına alınmasını zorlaştırmaktadır. Öksürük, balgam çıkarma, iştahsızlık, zayıflama, terleme gibi yakınmaları olan hastaların sağlık kuruluşlarına başvurmaları tanı ve tedavideki ilk basamaktır" ifadelerini kullandı.
24 Mart 2026 Salı - 16:18
Sinop’ta sağlıkta kalite ve denetim masaya yatırıldı
Sinop’ta, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Başkanı başkanlığı tarafından çevrim içi olarak gerçekleştirilen "Yönetimin Gözden Geçirmesi Toplantısı"nda, sağlık hizmetlerinde kalite standartları ve denetim süreçleri ele alındı. Sinop İl Sağlık Müdürlüğü, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile yürütülen programlar kapsamında ilaç güvenliği ve denetim faaliyetlerinin değerlendirildiği üst düzey toplantıya katıldı. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı başkanlığında çevrim içi olarak gerçekleştirilen "Yönetimin Gözden Geçirmesi Toplantısı"nda, sağlık hizmetlerinde kalite standartları ve denetim süreçleri ele alındı. Dünya Sağlık Örgütü ile ortaklaşa yürütülen program çerçevesinde; ecza deposu ve eczane denetimleri, klinik araştırmalar ve ilaç güvenliğini kapsayan farmakovijilans faaliyetleri detaylı bir şekilde değerlendirildi. Toplantıya Sinop’u temsilen İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan, Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Mehmet Bağlıoğlu, Başkan Yardımcısı Dr. Aslı Kavizade, Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Dr. Hatice Demir Boz ve İl Kalite Koordinatörü Hacer Kaçmaz katıldı. Toplantıda, yerelde yürütülen denetim faaliyetlerinin uluslararası standartlarla uyumu ve ilaç takip sistemlerindeki son durumun titizlikle takip edildiği vurgulandı.
24 Mart 2026 Salı - 16:11
Sinop’ta veremden korunma yolları anlatıldı
Sinop’un Durağan ilçesinde 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla hastanede bilgilendirme standı açılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Sinop’un Durağan ilçesinde, 24 Mart Dünya Tüberküloz (Verem) Günü kapsamında toplum sağlığını korumaya yönelik anlamlı bir etkinlik gerçekleştirildi. Durağan Şehit Hakan Tanrıkulu Devlet Hastanesi yönetimi ve sağlık personeli, "Veremsiz Bir Türkiye" hedefiyle hastane içerisinde bilgilendirme standı açtı. Hastanenin ana hizmet binasında kurulan stantta, sağlık görevlileri tarafından gün boyu hasta, hasta yakınları ve hastane personeline tüberküloz hastalığı hakkında detaylı bilgiler verildi. Hazırlanan bilgilendirme broşürleri dağıtılarak; hastalığın belirtileri, bulaşma yolları ve korunma yöntemleri tek tek anlatıldı. Etkinlikte, tüberkülozun hala küresel bir sağlık sorunu olduğu ancak doğru tedavi ve erken teşhisle tamamen iyileşebileceği vurgulandı. Hastane yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, "Amacımız; toplumda verem hastalığına karşı bilinç oluşturmak, erken tanı ve tedavinin hayati önemini vatandaşlarımıza aktarmaktır" denildi.
24 Mart 2026 Salı - 16:03
Balıkesir’de kan bağışına ilgi arttı
Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde Ramazanda düşen kan bağışı, bayram sonrası normale döndü. Bayram ertesi Cumhuriyet Meydanında konuşlanan Türk Kızılayı Kan Bağışı otobüsünü dolduran vatandaşlar kan verirken, kan bağışının yararına inandıklarını söyledi. Türk Kızılayı ekipleri ilgiden memnun olurken, Ramazan da günlük 15-20 dolayında olan bağışın bayram sonrası 50’yi bulduğunu açıklandı. Öte yandan kan veren vatandaşlarda, kan vermenin sağlık kazandırdığını kaydetti. Kan vermeye devam edeceğini kaydeden 55 yaşındaki Selahattin Karakuş, " 23 seferdir kan veriyorum. Kan vermeye devam edeceğim. Kan verince rahatlıyorum. Milletimize devletimize yararım dokunsun. Yani faydam dokunsun. Kan vermeye devam edeceğim. Teşekkür ederim" dedi. 22 yaşındaki Deniz Demir de, " İlk kez kan veriyorum. İnsanların kan bağışı yapmasını tavsiye ediyorum. Kan bağışı hayat kurtarır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Mart 2026 Salı- 09:41
Mersin’de biyopsi sonrası ölümde ihmal iddiası
2
23 Mart 2026 Pazartesi- 13:51
Milas Kemikler Mahallesi içme suyu hattı kamusal alana taşınıyor
3
23 Mart 2026 Pazartesi- 11:07
Yapay zeka doktorunuz değil
4
23 Mart 2026 Pazartesi- 16:48
DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor
5
24 Mart 2026 Salı- 09:29
Emet Devlet Hastanesinde Endoskopi ve Kolonoskopi Ünitesi hizmet vermeye başladı
20 Kasım 2025 Perşembe - 09:17
Kış hastalıklarına çorbayla doğal destek
Kış mevsimine girerken soğuk hava ve kapalı ortamlarda geçirilen sürenin de artmasıyla, nezle, grip ve soğuk algınlığı gibi mevsimsel hastalıklar da yaygınlaşıyor. "Böyle dönemlerde en çok aranan bir kase sıcak çorba oluyor" diyen Diyetisyen Berna Arslan, çorba ve çorbanın faydaları hakkında bilgi verdi. "Hemen hemen pek çok kişi, sonbahar kış dönemlerinde solunum yolu hastalıklarından muzdarip olurken, ilaçlarla en çok çorbaya yönelebiliyor. Plasebo etkisinden mi yoksa iyileştirici gücünden mi bilinmez, genelde hastalıkla savaşanların sofrasında en fazla aranan besin mutlaka çorba oluyor" diyen Medicana Ataköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Berna Arslan, hastalık dönemlerinde sıcak bir kase çorbanın kişilere iyi gelebileceğini söyledi. Sıvı ve elektrolitleri geri kazanmaya yardımcı Diyetisten Arslan, "Bu sadece psikolojik bir rahatlama değil, aynı zamanda fizyolojik faydaları da olan bir durumdur. Özellikle ateş ve terleme ile sıvı kaybının arttığı durumlarda çorbalar, vücudun ihtiyaç duyduğu sıvı ve elektrolitleri (tuzlar ve mineraller) geri kazanmaya yardımcı olur. Bu, dehidrasyonu önlemek için kritik öneme sahiptir" dedi. Bağışıklık sistemini destekliyor Sıcak ama yakıcı olmayan çorbanın iltihaplı ve tahriş olmuş boğazı yatıştırabileceğine değinen Arslan, "Hastalık sırasında iştahsızlık yaygın olduğu için, besin değeri yüksek, kolay yutulur bir gıda almak önemlidir. Ayrıca çorbanın buharı, burun ve boğazdaki mukusu inceltmeye yardımcı olarak tıkanıklığı geçici olarak hafifletir. Sıcak sıvıların bu etkisi, özellikle grip ve nezlede nefes almayı kolaylaştırır ve burun akıntısını azaltmaya yardımcı olur. Hastalık azaltmada da faydalı bir besindir ancak içeriği önemlidir. Çorba, bağışıklık sistemini destekleyen makro ve mikro besinlerin kolayca alınmasını sağlayan mükemmel bir araçtır" şeklinde görüş verdi. Çorbalar ecza dolabı gibi olmalı Hastalık döneminde ve korunma amaçlı hazırlanan çorbaların içeriğinin, bir ecza dolabı gibi olması gerektiğini kaydeden Arslan, "Kemik suyuna veya et suyuna dayanan çorbalar, içerdikleri kolajen, jelatin, amino asitler (glisin, prolin) ve mineraller (kalsiyum, magnezyum) sayesinde bağırsak sağlığını destekler. Bağışıklık hücrelerinin büyük bir kısmı bağırsakta bulunduğundan, sağlıklı bir bağırsak dolaylı yoldan bağışıklığı güçlendirir. Çorbaya eklenen sebzeler vücudun savunma mekanizması için hayati önem taşır" diye konuştu. Sebzelerle şifalı çorbalar yapılabilir Sebzelerin içeriklerine de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Diyetisten Berna Arslan şöyle devam etti: "Havuç, balkabağı, tatlı patates gibi turuncu sebzeler, vücutta A vitaminine dönüşen beta-karoten içerir. A vitamini, mukozal zarların bütünlüğünü koruyarak virüslerin vücuda girişini zorlaştırır. Kırmızı biber, maydanoz, brokoli ve ıspanak gibi sebzelerle zenginleştirilmiş çorbalar, yüksek C vitamini sağlar. C vitamini, bağışıklık hücrelerinin fonksiyonunu destekler. Sarımsak ve soğan gibi sebzeler, anti-enflamatuar ve doğal antiviral özelliklere sahip bileşikler içerir. Sarımsak özellikle allisin içeriği sayesinde güçlü bir bağışıklık destekçisidir. Bu ürünlerle hazırlanan çorbalar şifa kaynağıdır denilebilir." İyileşmeye yardım eden çorbanın formülü Çorbalarda kaçınılması gerekenler hakkında da bilgiler veren Dyt. Berna Arslan son olarak şunları söyledi: "Çorbalarda aşırı yağ ve tuzdan uzak durulmalıdır. Çok yağlı, kaymaklı çorbalar mideyi zorlayabilir ve sindirimi yavaşlatabilir. Hastalık sırasında enerji sindirime değil, iyileşmeye harcanmalıdır. Yüksek tuz içeriği, vücutta ödemi artırabilir ve yorgunluk hissini tetikleyebilir. Tuzu azaltmak ve lezzet için limon, otlar ve baharatları kullanmak gerekir. Un ve nişasta ile kıvamı artırılmış (terbiye edilmiş) kremalı çorbalar, besin yoğunluğunu düşürür ve sindirimi zorlaştırır. Bunun yerine mercimek, kabak gibi sebzelerin kendi doğal kıvamını kullanmak doğrudur. İyileşme süreci, doku onarımı gerektirir ve bunun için proteine ihtiyaç vardır. Çorbaya haşlanmış tavuk, hindi, haşlanmış ve ezilmiş mercimek veya nohut ekleyerek protein değerini artırmak önem taşır. Hastalıkla mücadele etmek için vücudun glikoza (enerjiye) ihtiyacı vardır. Çorbanıza pirinç, bulgur, arpa şehriye gibi sağlıklı tam tahıllardan bir miktar eklemek, uzun süreli enerji sağlar. Çorba piştikten sonra eklenen taze nane, maydanoz, dereotu gibi otlar, hem lezzeti artırır hem de ekstra vitamin ve antioksidan sağlar. Özellikle maydanoz iyi bir C vitamini kaynağıdır. Bunun yanında mide bulantısına iyi gelmesi, anti-enflamatuar özelliklere sahip zencefil, iltihabı azaltmaya yardım eden zerdeçal, burun tıkanıklığını gidermede etkili olan karabiber ve pul biber çorbalara eklenmelidir."
19 Kasım 2025 Çarşamba - 17:55
UMKE’nin kahramanlarına Başkan Aksun’dan destek
Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun, Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı Bilgehan Çağrı Özarslan ile birlikte Erzincan Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE)’ni ziyaret etti. Yurtiçi ve yurtdışında meydana gelebilecek afet ve acil durumlarda, olay yerinden sağlık tesisine nakle kadar medikal kurtarma ve acil sağlık hizmeti sunmak üzere özel eğitimlerle yetiştirilen UMKE personeli ile bir araya gelen Başkan Aksun, ekip çalışanlarına görevlerinde kolaylıklar diledi. Belediye Başkanı Aksun, afet ve acil durumlarda büyük özveriyle görev yapan UMKE personeline teşekkür ederek, milletimizin her zaman yanında olan bu önemli ekibe duydukları memnuniyeti ifade etti.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 17:26
Beyoğlu’nda kahveye deterjan iddiası: "İç organlara ilerlemeyip, bir hasara yol açmadıysa toparlama ihtimali var"
Böcek ailesinin zehirlenme dolayısıyla öldüğü iddiasında incelemeler sürerken uzmanlar, otelin ilaçlanmasında kullanıldığı öne sürülen ’alüminyum fosfit’ maddesine ilişkin konuştu. Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Afşin İpekci, "Alüminyum fosfitin panzehri yok, tespit edebileceğimiz testimiz de yok, öldürücülüğü yüzde 50 ile 70 oranında. Odayı havalandırsalar bile bu riski azaltabilirlerdi, ailenin hissetme şansı yok çünkü fosfin gazı renksiz ve kokusuz bir gaz, erken müdahaleyle kurtulma şansları vardı" dedi. Beyoğlu’nda kahvede deterjan kullanıldığı iddiası üzerine ise İpekci, "Sodyum hidroksit zehirlenmesi yanıcı, yemek borusu ve akciğere doğru tüm yolları yakar, kusturmamak lazım. En erken dönemde hastaneye götürmeli. İç organlara ilerlemeyip, bir hasar, bir enfeksiyona yol açmadıysa toparlama ihtimali var ama ne kadar yaktı; endoskopi bize daha çok bilgi verir" diye konuştu. Almanya’dan İstanbul’a tatil için gelen Servet ve Çiğdem Böcek çifti ile çocukları 6 yaşındaki Kadir ile 3 yaşındaki Masal’ın zehirlenme dolayısıyla öldüğü iddiasında incelemeler devam ediyor. Beyoğlu’nda kafeye giden 26 yaşındaki mühendis Ayben Ö.T.’nin ise sipariş ettiği kahvenin bulaşık deterjanıyla hazırlandığı iddiası sonrası hastanedeki tedavisi sürüyor. Uzmanlar, otelin ilaçlanmasında kullanıldığı öne sürülen ’alüminyum fosfit’ maddesi ve bulaşık deterjanlarında bulunduğu belirtilen yakıcı bir madde olan sodyum hidroksit içeriklerinin etkilerine yönelik konuştu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Afşin İpekci, maddelere maruziyet durumunda neler yapılması gerektiğini aktarırken önemli uyarılarda bulundu. "Erken müdahaleyle kurtulma şansları vardı" Alüminyum fosfite yönelik bilgi veren Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Afşin İpekci, "Daha çok haşere öldürücü olarak kullanılan ve ucuz bir madde. Kullanımı kolay olduğu için otellerde, evlerde, hastanelerde ilaçlama için kullanılır. Ayrıca tahıl ve ambarlarda kullanılan bir tablet. Su ve nem ile temas ettiğinde çok ciddi öldürücü etki yapan fosfin gazına dönüşen ucuz ama zehirli bir materyal. Tüm haşere ilaçlarının reçeteli olması, bunların kullanımında çok bilgili, eğitimli olunması lazım. Kullanımdan önce tedbir her şeyden önemli. Alüminyum fosfitin antidotu yok, tespit edebileceğimiz elimizde biyokimyasal bir testimiz de yok, sadece klinik bulgular ve bu ilaçlamanın olduğuna dair bilgi verilmesi, bizi tanıya götüren en önemli yol. Gıda zehirlenmesi, haşere ilaçları olsun basit enfeksiyonlarda bile bulantı, kusma, ishal ilk semptomlardır. Alüminyum fosfitın öldürücü mekanizması hücrenin işleyişini bozmak, oksijen seviyesini düşürmek sonra da kalbimizi etkileyerek kardiyojenik şok dediğimiz ciddi ölüme yol açan durumlara yol açmak. Erken safhada geldiğimizde yeterli tedaviyi yapabilmemiz için bilgiyi doğru almamız gerekiyor. Alüminyum fosfitin öldürücülüğü yüzde 50 ile 70 oranında, hasta bu bulgularla gelse tamamen kurtarabilir miyiz deme ihtimalimiz; zor ama yüzde 30-40 şansımız var. Erken gelip erken müdahaleyle kurtulma şansları vardı" şeklinde konuştu. "Bilinen bir panzehri yok, renksiz ve kokusuz" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. İpekci, "Bilinen bir panzehri yok, destek, sıvı tedavisi yapıyoruz. Bozulan organlara göre destek tedavisi yapıyoruz. Eğer solunum yetmezliği gelişirse erken solunum cihazına bağlama gibi çeşitli destek tedavilerini yapıyoruz. Yapılan tedavi değişmiyor ama erken müdahale yaptığımız, erken desteklediğimiz için organları yaşam şansları daha artıyor. Organ etkilenmesi olmadan hastayı kurtarabilirsek normal yaşamlarına döner ama ölümcüllük ve vücudu etkileme oranı yüksek. Destek tedavimize rağmen de belirli organlar etkilenebilir ve hasarlı bir şekilde de kurtarma ihtimalimiz var. Kullandığımız haşere ilaçlarını mutlaka bilmeleri gerekiyor. Ucuz, etkili olması zararsız olduğu anlamına gelmez. Özelliklerini, hangi risklere yol açacağını bilmemiz lazım, ona göre tedbir. Öldürücü olan fosfin gazı, bunun çıkacağını, oluşabileceğini insanlarımızın ya da kullanan kişilerin bilmesi gerekiyor. Bilmeden kullandıkları zaman bu olaylar karşımıza çıkıyor. Odayı havalandırsalar bile bu riski azaltabilirlerdi, bu bilgi aileye verilip odayı havalandırması ya da aile dışarıda olduğunda odayı havalandırmaları bile zararı aza indirirlerdi. Bunu bilmedikleri için ailede bu semptomlar olduğu zaman hastaneye de bu bilgi gitmedi ki ailenin bunu hissetme şansı yok çünkü fosfin gazı renksiz ve kokusuz bir gazdır" dedi. "Midede delinme yapmayıp iç organlara zarar vermediyse toparlama ihtimali yüksek" Beyoğlu’nda genç mühendisin içtiği kahvenin deterjanlı olduğu iddiasına ilişkin konuşan Doç. Dr. İpekci, "Sodyum hidroksit yakıcı bir madde, ülkemizde çocukların yanlışlıkla su diye içmelerine bağlı böyle yanıcı, zehirlenmeler sık görülüyor. Üzerine yazı yazılmadan bir alana su gibi konulması erişkinleri de etkileyebilir. Sodyum hidroksit zehirlenmesi yanıcı olduğu için yemek borusu ve akciğere doğru tüm yolları yakar, bu vakalarda öncelikle kusturmamak lazım. En erken dönemde de hastaneye götürmek lazım çünkü mide, yemek borusunda yanıklara yol açabilir. Hastanın durumunu bilmediğimiz zaman sıvı vermemiz de delinen yerlerde iç organlara sıvı kaçmasına yol açar. Yakıcı madde zehirlenmelerinde öncelikle hızlı bir şekilde hastaneye götürmek ve kusturmamak en önemli bilgi olmalı. Kusturduğumuz zaman o içeriğin akciğere gitmediyse oraya da gitmesine yol açıp hem mideyi hem akciğeri yaralayabiliriz. Sodyum hidroksitin de alüminyum fosfit gibi kesin bir antidotu yok. Yapacağımız şey; destek tedavileriyle yani solunum cihazına bağlayarak akciğeri koruyoruz. Eğer iç organlara ilerlemeyip, bir hasar yapmadıysa bir enfeksiyona yol açmadıysa toparlama ihtimali var ama ne kadar yaktı, endoskopi bilgileri bize daha çok bilgi verir. Çamaşır suyu, bulaşık deterjanı olsun bu tip şeyleri isimsiz hiçbir şeye koymamamız lazım. Midede delinme yapmayıp iç organlara zarar vermediyse toparlama ihtimali yüksek ama oralara giderse süreç daha da uzar" dedi.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 16:50
Bilkent Şehir Hastanesinden normal doğum etkinliği: ‘Doğal Şenlik’
Bilkent Şehir Hastanesi, Sağlık Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle normal doğumun faydalarının anlatıldığı ‘Doğal Şenlik’ düzenledi. Sağlık Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle Bilkent Şehir Hastanesinde normal doğumun faydalarını anlatmak ve özendirmek için ‘Doğal Şenlik’ etkinliği yapıldı. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, 2024 yılında ‘Doğal olan normal doğum’ lansmanı düzenlendiğini belirterek, "Sağlık Bakanlığımız bir proje başlattı. Ülkemizde özellikle son yıllarda artan sezaryen olma oranlarını düşürmek üzere bir eylem planımız bulunuyor. Biz de bu sene istedik ki bu eylem planına bir faydamız, katkımız olsun. Bu amaçla Kültür ve Turizm Bakanımızın desteğiyle ‘Doğal Şenlik’ projesi yaptık. Buraya katılanlara normal doğumu anlatmak, özendirmek ve normal olan doğumun anne ile bebek üzerinde faydaları konusunda bilgilendirmeler yapıyoruz. Ülkemizde artan sezaryen oranlarının neden düşürülmesi gerektiğini böyle bir şenlik ortamında tekrar dile getirelim istedik. Halkın bu konudaki farkındalığını artırmak istedik" diye konuştu. "Normal doğan bebekle sezaryen yoluyla meydana gelen bebekler aynı değil" Sağlıklı nesillerin üremesi için doğum şeklinin çok önemli olduğuna değinen Prof. Dr. Tekin, "Normal doğan bir bebekle sezaryen dediğimiz ameliyat yoluyla meydana gelen bebekler aynı değil. Yapılan çalışmalar bize vajinal yoldan yapılan doğumda bebeklerin bağışıklarının daha iyi olduğunu gösteriyor. Alerjik hastalık risklerinin sezaryenle doğan bebeklerde daha yüksek olduğunu ve sezaryenle doğan bebeklerin kanser, obezite, şeker hastalığı gibi genetik birtakım değişiklikler nedeniyle risklerinin yüksek olduğunu görüyoruz. Biz demiyoruz, çalışmalar bize bunu gösteriyor. Dolayısıyla artık doğum şekli önemli. Doğum şekliniz sizin ilerideki hayatınızı etkiliyor. Bizim topluma bunu anlatabiliyor olmamız gerekiyor ki sezaryen ameliyatının bir doğum şekli olmadığını, bir tercih olmaması gerektiğini, sadece acil durumlarda, gerçekten gerekli durumlarda, anne-bebek hayatı tehlikeye girdiği durumlarda yapılması gereken bir ameliyat olduğunu anlatmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 16:31
ERÜ Hastaneleri’nde, ‘Böbrek Taşlarında Retrograd İntrarenal Cerrahi (RIRS) Kursu’ düzenlendi
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Üroloji Anabilim Dalı bünyesinde, Türk Üroloji Derneği çatısı altında bu yıl ikinci defa ‘Böbrek Taşlarında Retrograd İntrarenal Cerrahi (RIRS) Kursu’ gerçekleştirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı ve Türk Üroloji Derneği katkılarıyla düzenlenen programda, Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Gökhan Sönmez ve Doç. Dr. Emre Can Akınsal tarafından Kayseri Şehir Hastanesinden gelen araştırma görevlileri ile birlikte toplam 10’u aşkın üroloji uzman adayına "Böbrek Taşlarında Retrograd İntrarenal Cerrahi (RIRS) Kursu" başarıyla gerçekleştirildi. ERÜ Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Gökhan Sönmez ve Doç. Dr. Emre Can Akınsal tarafından, kursta vakum uyumlu üreteral erişim kılıfları, son teknoloji fleksibl üreterorenoskoplar ve Türk mühendis ve doktorları tarafından geliştirilen yerli robotik fleksibl cihaz (Avisenna) kullanılarak katılımcılara ileri düzeyde eğitim verildi. Kurs kapsamında dört canlı cerrahi vaka uygulaması ve canlı demonstrasyonlar ile modern taş cerrahisinin güncel tedavi yaklaşımları uzman adayları ile paylaşılarak, katılımcılara yüksek teknolojili endoürolojik ekipmanlarla birebir deneyim imkânı sunuldu. Erciyes Üniversitesi yenilikçi yaklaşımı ve eğitim vizyonu ile hem ulusal hem de uluslararası düzeyde referans merkez olma yolunda önemli bir adım daha attı.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 15:57
Uzmanından KOAH’ta erken tanı uyarısı
Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesinde Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Cem Ün, KOAH’ın sinsi ilerleyen bir hastalık olduğunu belirterek özellikle sigara içenleri, "Nefes darlığı ve kronik öksürük normal değildir, erken tanı hayat kurtarır." şeklinde uyardı. Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesinde Göğüs Hastalıkları Uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Cem Ün, 19 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. Ün, KOAH’ın dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ilerleyici bir hastalık olduğunu vurgulayarak erken tanı ve sigarayı bırakmanın hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesinde Göğüs Hastalıkları Uzmanı olarak çalışan Dr. Cem Ün, 19 Kasım Dünya KOAH Günü ile ilgili açıklamada bulundu. Uzm. Dr. Cem Ün, "KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), özellikle sigara kullanımı ve zararlı gazlara maruz kalma sonucu gelişen, nefes darlığı, öksürük ve balgamla seyreden kronik ve ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Dünyada milyonlarca insanı etkileyen bu hastalık, erken tanı ve düzenli tedaviyle kontrol altına alınabilir" şeklinde konuştu. "Sinsi bir hastalık" KOAH’ın en önemli özelliğinin, uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilmesi olduğunu belirten Ün, "Bu nedenle 40 yaş üzeri, sigara içen veya uzun süre tozlu-dumanlı ortamlarda çalışan kişilerde solunum fonksiyon testi büyük önem taşır. Erken tanı ile ilaç tedavisi, solunum egzersizleri, aşılar ve sigarayı bırakma desteği sayesinde hem yaşam kalitesi yükselir hem de hastalık alevlenmeleri azaltılabilir" dedi. "Sigara içenler dikkat" Dünya KOAH Günü’nde özellikle sigara içenlere önemli bir hatırlatma yapmak istediğini belirten Uzm. Dr. Cem Ün, "Nefes darlığı, kronik öksürük ve sabah balgamı ‘sigara içenlerde olur’ diye normal kabul edilmemeli. Bunlar KOAH’ın ilk sinyalleri olabilir. Sigarayı bırakmak, hastalığı yavaşlatan ve hayat kalitesini en çok arttıran adımdır. Şikayetleriniz varsa bir solunum testi için geç kalmayın. Nefesiniz, en değerli sermayenizdir" şeklinde konuştu.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 15:42
Dünya Prematüre Günü kapsamında "aceleci bebekler" için özel etkinlik
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde prematüre bebek sahibi aileler, "Dünya Prematüre Günü" kapsamında düzenlenen etkinlikte bir araya geldi. Halk arasında "aceleci bebekler" olarak bilinen prematüre bebeklerin gelişim sürecine dikkat çekmek amacıyla hastanenin Akdamar Toplantı Salonu’nda bugün bir program gerçekleşti. Etkinlikte prematüre doğumların önemi, bebeklerin gelişim süreci ve ailelere sunulan sağlık hizmetleri üzerine bilgilendirmelerde bulunuldu. Katılımcılar, prematüre bebeklerin yaşam mücadelesine dikkat çekerek farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı. Konuya ilişkin konuşan hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, prematüre bebeklerin yaşamının teknolojinin ve tedavi imkanlarının gelişmesiyle birlikte artık çok daha mümkün hâle geldiğini belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Burada en büyük emek, şüphesiz hekimlerimizin, hemşirelerimizin ve alanda çalışan fizyoterapist, klinik destek, temizlik gibi birimlerde görev yapan herkesin emeğiyle mümkün oluyor. Başta hekimlerimiz olmak üzere, tüm ekibin katkısı çok büyük. Yine annelerin de bu süreçteki rolü çok önemli. Annelerin bebeklere bakımı, ilgisi ve süt temini konusunda bizimle iş birliği içinde olmaları, prematüre bebeklerin hayata tutunmasında belirleyici oluyor. Önceden yaşam şansı olmayan düşük kilolu bebekler bile artık hayata tutunabiliyor ve sağlıklı bir şekilde büyüyebiliyorlar. Artık onlar da aramızdalar" dedi. "Prematüre olsalar da asla yalnız değiller" 37 haftanın altında doğan her bebeğin prematüre olarak ifade edildiğini dile getiren Yenidoğan Uzmanı Dr. Mahmut Çelik ise "Dünya genelinde her 10 doğumdan biri, Türkiye’de ise her 8 doğumdan biri prematüre olarak dünyaya gelmektedir. Bu da yaklaşık olarak yılda 12 bin prematüre bebeğin doğduğu anlamına geliyor. Bu bebekler doğduktan sonra yoğun bir destek gerektirir. Başta solunum ve beslenme desteği olmak üzere organ gelişimleri açısından yüksek düzeyde bakım gerekir. Bu süreçte en önemli rol, sağlık çalışanları ve annelere düşüyor. Hekimin emeği, kuvöz başından ayrılmayan hemşirenin şefkati ve annenin sütü ile sevgisi sayesinde, bu bebekleri hayata tutundurmaya çalışıyoruz. Yeni doğan prematüre bebekler hiçbir engel tanımaz, onlar minik savaşçılar, minik kahramanlardır. Prematüre olsalar da asla yalnız değiller. Biz, sağlık çalışanları ve anneler olarak her zaman yanlarındayız" diye konuştu. Yapılan konuşmaların ardından etkinlik, pasta kesimiyle sona erdi. Programa, İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzman Dr. Sevcan Sağlam, Başhekim Doç. Dr. Remzi Sarıkaya ile çok sayıda doktor, hemşire ve aileler katıldı.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 15:36
Van’da "aceleci bebekler" için özel etkinlik
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde prematüre bebek sahibi aileler, "Dünya Prematüre Günü" kapsamında düzenlenen etkinlikte bir araya geldi. Halk arasında "aceleci bebekler" olarak bilinen prematüre bebeklerin gelişim sürecine dikkat çekmek amacıyla Hastanenin Akdamar Toplantı Salonunda gerçekleştirilen programa, İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Sevcan Sağlam, Başhekim Doç. Dr. Remzi Sarıkaya ile çok sayıda doktor, hemşire ve aileler katıldı. Etkinlikte prematüre doğumların önemi, bebeklerin gelişim süreci ve ailelere sunulan sağlık hizmetleri üzerine bilgilendirmelerde bulunuldu. Katılımcılar, prematüre bebeklerin yaşam mücadelesine dikkat çekerek farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, prematüre bebeklerin yaşamının teknolojinin ve tedavi imkanlarının gelişmesiyle birlikte artık çok daha mümkün hâle geldiğini belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Burada en büyük emek, şüphesiz hekimlerimizin, hemşirelerimizin ve alanda çalışan fizyoterapist, klinik destek, temizlik gibi birimlerde görev yapan herkesin emeğiyle mümkün oluyor. Başta hekimlerimiz olmak üzere, tüm ekibin katkısı çok büyük. Yine annelerin de bu süreçteki rolü çok önemli. Annelerin bebeklere bakımı, ilgisi ve süt temini konusunda bizimle iş birliği içinde olmaları, prematüre bebeklerin hayata tutunmasında belirleyici oluyor. Önceden yaşam şansı olmayan düşük kilolu bebekler bile artık hayata tutunabiliyor ve sağlıklı bir şekilde büyüyebiliyorlar. Artık onlar da aramızdalar" dedi. "Prematüre olsalar da asla yalnız değiller" 37 haftanın altında doğan her bebeğin prematüre olarak ifade edildiğini dile getiren Yenidoğan Uzmanı Dr. Mahmut Çelik ise "Dünya genelinde her 10 doğumdan biri, Türkiye’de ise her 8 doğumdan biri prematüre olarak dünyaya gelmektedir. Bu da yaklaşık olarak yılda 12 bin prematüre bebeğin doğduğu anlamına geliyor. Bu bebekler doğduktan sonra yoğun bir destek gerektirir. Başta solunum ve beslenme desteği olmak üzere organ gelişimleri açısından yüksek düzeyde bakım gerekir. Bu süreçte en önemli rol, sağlık çalışanları ve annelere düşüyor. Hekimin emeği, kuvöz başından ayrılmayan hemşirenin şefkati ve annenin sütü ile sevgisi sayesinde, bu bebekleri hayata tutundurmaya çalışıyoruz. Yeni doğan prematüre bebekler hiçbir engel tanımaz; onlar minik savaşçılar, minik kahramanlardır. Prematüre olsalar da asla yalnız değiller. Biz, sağlık çalışanları ve anneler olarak her zaman yanlarındayız" diye konuştu. Yapılan konuşmaların ardından etkinlik, pasta kesimiyle sona erdi. (YLM-ŞAK-
19 Kasım 2025 Çarşamba - 15:24
Milas Bafa Mahallesi’nde içme suyu deposu yenileniyor
MUSKİ Genel Müdürlüğü, Milas İlçesi Bafa Mahallesi’nde kullanım ömrünü tamamlamış olan eski içme suyu deposunun yerine modern betonarme yeni içme suyu deposu yapımına başladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın büyük önem gösterdiği içme suyu sistemlerinin güçlendirilmesi ve temiz su konusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ ekipleri, çalışmalarına Milas’ın Bafa Mahallesi’nde devam ediyor. Bu kapsamda, mahallede uzun yıllardır kullanımda olan ve ekonomik ömrünü tamamlayan içme suyu deposu yenileniyor. Bafa Mahallesi’ne sağlıklı ve kesintisiz içme suyu Proje kapsamında, kullanım dışı kalan eski yığma yapının yerine 500 metreküp kapasiteye sahip, iki gözlü modern içme suyu deposu inşa ediliyor. Yeni depoda kullanılacak borulama sistemi son teknoloji ürünlerden seçilerek, içme suyu aktarımında güvenilirlik ve dayanıklılık artırarak uzun ömürlü olması sağlanacak. İçme Suyu Yönetmeliğine ve güncel teknik şartnamelere uygun olarak inşa edilecek betonarme içme suyu deposu tamamlandığında, Bafa Mahallesi’nde yaşayan vatandaşların uzun vadeli içme suyu ihtiyacı giderilecek. Muhtar Tekin, "Gerekli çalışmalar hızla yapıldı" Bafa Mahalle Muhtarı Kerim Tekin, yıllardır su kaçakları ve yıkılma riski nedeniyle kullanılamaz hale gelen deponun yenilenme sürecinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Tekin, "Eski depomuz artık hizmet veremeyecek durumdaydı. Mahallemiz için büyük önem taşıyan; eski deponun yenilenmesi konusunda gerekli başvurularımızı yaptık ve MUSKİ ekipleri kısa sürede çalışmalara başladı. Depoya ulaşımı sağlayan yol da iyileştirilerek güvenli hale getirildi. Çalışmalar sırasında mahallede su kesintisi yaşanmaması için MUSKİ ekipleri, hızlı bir şekilde bağlantıları tamamlayarak aynı gün şebekeye su verdiler. Başta Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras olmak üzere, MUSKİ Genel Müdürümüze, Daire Başkanımıza ve tüm MUSKİ çalışanlarımıza mahallem adına teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum" dedi.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 14:26
Salihli’de rekor kan bağışı
Türk Kızılayı, Salihli Kaymakamlığı öncülüğünde 31 Ekim tarihinde düzenlenen kan bağışı kampanyasında elde edilen rekor bağış nedeniyle Kaymakam Ali Güldoğan’a teşekkür ziyaretinde bulundu. Kampanyada 2 bin 413 ünite kan bağışı toplanarak yeni bir rekora imza atılmıştı. Ziyarete, Türk Kızılay Ege Bölge Kan Merkezi Müdürü Barış Dolaş, Türk Kızılay Manisa Kan Bağışı Merkezi Müdürlüğü temsilcileri ve Kızılay yetkilileri katıldı. Heyet, başarılı kampanya sürecinde verilen destek ve katkılardan dolayı Kaymakam Güldoğan’a teşekkürlerini iletti. Kaymakam Ali Güldoğan ise nazik ziyaretlerinden dolayı Kızılay yetkililerine teşekkür ederek, kampanyaya büyük destek veren fedakâr Kızılay gönüllülerine ve bağışta bulunan tüm vatandaşlara şükranlarını sundu. Düzenlenen kan bağışı kampanyasının Türkiye genelinde örnek bir çalışma olduğunu vurgulayan Güldoğan, Türk Kızılay’ın yürüttüğü insani çalışmalarda başarılar diledi.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 14:19
Okullarda sağlıklı yaşam seferberliği
Samsun’un İlkadım Belediyesi, İlkadım İlçe Sağlık Müdürlüğü ve İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle başlatılan ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesi kapsamında Kazım Orbay İlkokulu’nda etkinlik düzenlendi. İlkadım Belediyesi, İlkadım İlçe Sağlık Müdürlüğü ve İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle Okul Sağlığı Hizmetleri İş Birliği Protokolü kapsamında başlatılan ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesi kapsamında Kazım Orbay İlkokulu’nda etkinlik gerçekleştirildi. Öğrencilerin, öğretmenlerin ve okul görevlilerinin sağlığının korunması ve geliştirilmesine yönelik bilgilendirmelerin yapıldığı etkinliğe İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz’ın yanı sıra Samsun Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Hatice Öz ve İlkadım İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Kasapoğlu ile öğrenciler ve öğretmenler katıldı. "Alışkanlıklar daha sağlıklı olacak" ‘Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek’ projesi ile İlkadım’daki okullarda sağlıklı bir yaşam tarzı ve sağlıklı alışkanlıklar kazandırılmasının hedeflendiğini söyleyen İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz, "İlkadım Belediyesi, İlkadım İlçe Sağlık Müdürlüğü ve İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü olarak 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı’nın başında ortak bir protokole imza atmıştık. Bu proje ile okullarımızda öğrencilerimizin sağlığının korunmasını, geliştirilmesini ve desteklenmesini sağlıyoruz. Öğrencilerimize sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarının kazandırılması ve okul sağlığı hizmetlerinin okullarımızda etkin bir şekilde yürütülmesini amaçlıyoruz. Bu amaç doğrultusunda üç kurum ortak hareket ediyor ve okullarımızda bilgilendirme etkinlikleri gerçekleştiriyoruz. Proje kapsamında öğrencilerin, okul ve kurum çalışanlarımızın bedensel, ruhsal ve sosyal sağlıklarının korunması için eğitimler ve sağlık izlenimleri yapılıyor. Bunun yanı sıra projeye uygun materyaller hazırlandı. İlkadım Belediyesi olarak bizler de geleceğimiz olan çocuklarımızın sağlığı için üzerimize düşen tüm vazifeleri yerine getireceğiz" dedi.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 14:06
Novo Nordisk’in ‘90-100 Obezite Farkındalık Projesi’ Felis Ödülü aldı
Obezite, diyabet ve nadir hastalıklar gibi ciddi kronik hastalıkların tedavisinde çözümler geliştiren Novo Nordisk, Bilinçlendirme ve Farkındalık Kampanyası kategorisinde ‘90-100 Obezite Farkındalık Projesi’yle Felis Ödülü aldı. Novo Nordisk, Brand Week Istanbul 2025 kapsamında düzenlenen ve reklam dünyasının en prestijli organizasyonlarından biri olan Felis Ödülleri’nde öne çıkan markalar arasında yer aldı. Şirket, ‘Sağlık’ çatısı altındaki ‘Bilinçlendirme ve Farkındalık Kampanyası’ kategorisinde, obezite alanında toplumda güçlü bir dönüşüm oluşturmayı amaçlayan ‘90-100 Obezite Farkındalık Kampanyası’ ile Felis Ödülü kazandı. Bu yıl 20’ncisi düzenlenen Felis Ödülleri, sektörün en etkili projelerini üreticilik, etki ve toplumsal katkı üzerinden değerlendirirken, şirketin bu başarısı sağlık iletişiminde yeni bir kilometre taşı olarak öne çıktı. "Mezurayı Beline Sar, Çözümü Hekime Sor" Yapılan açıklamaya göre, ‘Obezitede Değişimin Öncülüğü’ mottosuyla her yıl toplumsal projeleri destekleyen Novo Nordisk‘in Türkiye’de obezite farkındalığını artırmak amacıyla başlattığı ‘90-100’ kampanyası, kadınlar için 90 santim, erkekler için ise 100 santimi aşan bel çevresi ölçümünün sağlık açısından kritik bir gösterge olduğunu vurguluyor. Türkiye’de her 3 kişiden 1’inin obeziteli, 1’inin ise fazla kilolu olduğu düşünüldüğünde, bu sınırların aşılması kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve karaciğer yağlanması dahil 200’e yakın ciddi sağlık riskine işaret ediyor. Kampanyanın ana mesajı oldukça sade ve güçlü: "Mezurayı Beline Sar, Çözümü Hekime Sor." Bu söylemin merkezinde ise ünlü oyuncu Müge Boz’un yer aldığı etkileyici bir kampanya filmi bulunuyor. Film, izleyiciyi önce bir moda çekiminin estetik atmosferine taşıyor, ardından hızla sağlık alanının gerçek yüzünü göstererek obezitenin yalnızca görünüşle ilgili değil, çok daha derin ve hayati bir sağlık konusu olduğunu çarpıcı şekilde hatırlatıyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder