SAĞLIK
Annesini kanserden kaybeden lise öğrencisi, kanseri teşhis eden yapay zeka destekli proje geliştirdi 25 Mart 2026 Çarşamba - 12:16:48 İzmir’de lise öğrencisi Melek Öztürk, annesini kanserden kaybetmesinin ardından hastalıklarda erken ve doğru teşhis koyabilen yapay zeka destekli bir sistem geliştirdi. "ONCOMathRIX" adı verilen sistemin açık kaynak verilerle yüzde 97 başarı oranına ulaştığı ve projenin patent alma aşamasında olduğu belirtildi. Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencisi Melek Öztürk’ün (16) hayatı, annesi Zehra Öztürk’ün amansız bir hastalığa yakalanmasıyla tamamen değişti. Genç kızın annesine ilk olarak pankreas kanseri, ardından ise böbrek üstü bezi kanseri teşhisi konuldu. Bu zorlu süreçte annesinin tedavisinde yaşanan aksaklıklar ve tıbbi süreçlerdeki zorluklar, Öztürk’ün dikkatini sağlık alanına yöneltti. Tedavi aşamalarında bir hastanın ve hasta yakınlarının yaşadığı yıkıma bizzat şahit olan genç öğrenci, annesini kaybetmesinin ardından büyük bir acı yaşadı. Yaşadığı bu derin kayıp, onda başka hastaların ve ailelerin benzer acılar çekmesini önlemek adına güçlü bir motivasyon oluşturdu. Matematik ve biyolojiye olan ilgisini bu motivasyonla birleştiren Öztürk, okulunda TEKNOFEST ve TÜBİTAK projelerine hazırlanan "Matrix" adlı matematik kulübünde çalışmalar yapmak için harekete geçti. Matematik öğretmeni Erhan Erdoğan’ın desteğiyle araştırmalar yapan genç kız, pes etmeden çalışarak dijital patoloji alanındaki büyük iş yükünü fark etti. Bu doğrultuda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kubilay Doğan Kılıç ile iletişime geçerek fikrini anlattı. Başlangıçta genç bir öğrencinin hevesi olarak değerlendirilen bu fikir, literatürdeki eksiklikleri tespit eden yapısı sayesinde kısa sürede ciddi bir bilimsel çalışmaya dönüştü. Ortaya çıkan ve "ONCOMathRIX" adı verilen bu proje, böbrek hücresi karsinomu tanısında patoloji uzmanlarının iş yükünü hafifletmek amacıyla matematik tabanlı bir farmakolojik karar destek sistemi olarak hayata geçirildi. Biyolojik verileri topolojik ve diferansiyel analiz yöntemleriyle işleyen ONCOMathRIX sistemi, hücre yapısındaki değişimleri yüksek hassasiyetle modelleyerek, ilaç etkileşimlerini ve tedavi süreçlerini dijital bir tabanda analiz etme imkanı sunuyor. Kanser hastalarına umut olacak Annesinin tedavi sürecinde yaşadığı zorlukların kendisine ilham olduğunu anlatan Melek Öztürk, "Bu süreçte hastanın ve hasta yakınlarının ne kadar yıkıldığını, ne kadar zor dönemlerden geçtiğini bizzat yaşadım. Annemi kaybettikten sonra bu konuyla ilgili bir adım atmam gerektiğine olan inancım arttı ve projemi bu motivasyonla hayata geçirdim." ifadelerini kullandı. Sistemin histopatolojik görüntülerdeki gürültüyü azaltarak bunları ısı haritalarına dönüştürdüğünü ve böbrek kanserinde evreleme yaparak kişiselleştirilmiş tedavi örnekleri sunduğunu belirten Öztürk, "Mevcut 537 açık kaynak veri setiyle yüzde 97 başarı oranına ulaştık. Şu an projemizin marka tescili ve patenti mevcut olup fikri ve sınai mülkiyet hakkı başvurularımızı da revize ettik. Sadece benim değil, birçok kanser hastasının yaşadığı bu zorluklara umut olabilmek ve bilime fayda sağlamak adına çalışıyorum. Aynı zamanda konuyla ilgili bir makalenin de yayım süreçlerini yürütüyorum." şeklinde konuştu. Görüntü işleme teknolojilerinde büyük potansiyel Proje hakkında değerlendirmelerde bulunan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kubilay Doğan Kılıç, birimlerinde ürettikleri verileri bilim dünyasına kazandırarak tutarlılığı artırmaya çalıştıklarını kaydetti. Kişiselleştirilmiş tıp ve akıllı sistemlerin alanın geleceği olduğunu vurgulayan Kılıç, "Melek de yapay zekanın devreye girmesiyle hızla popülerleşen görüntü işleme sistemleri üzerine çalışarak bilimsel literatürdeki eksikliklerden birini tespit edip bunun üzerine ilerledi. Başlangıçta projeyi genç bir arkadaşımızın hevesi olarak düşündük fakat ciddi bir bilimsel bakış açısıyla geldiğini görünce kendisine ufak destekler vererek yol gösterici olduk. Ancak çalışmayı, düşünceyi ve fikri tamamen kendisi geliştirdi." dedi. Görüntü işleme sistemlerinin birçok alanda kullanılabileceğine dikkat çeken Kılıç, "Amacımız sistemin diğer dallarda kullanılamaması değil, kullanıldığı alanlarda olabildiğince tutarlı sonuçlar almasını sağlamaktır. Biz bu yönü çok güçlü yapmaya çalışıyoruz. Eğer bu projeyi tam tutarlı ve kliniğe yansıyabilecek bir hale getirirsek, görselle tanı yapılan diğer bütün alanlarda da kullanılmaması için hiçbir sebep görmüyorum. Melek’in patent ve fikri mülkiyet konusundaki başvuruları başladı ve süreç devam ediyor. Aynı zamanda işin ticari olmayan akademik kısımlarını bilim dünyasıyla paylaşmak adına bir makale çalışmasına da başlandı." açıklamasında bulundu. "Türkiye’de bir ilke imza attı" Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi Müdürü Zeynep Aslan, öğrencisi Melek Öztürk’ün geliştirdiği projeyle tıp dünyasında Türkiye’de bir ilke imza atarak imkansızı başardığını belirtti. Tüm çabalarının bu başarıyı daha ileriye taşımak olduğunu vurgulayan Aslan, TÜBİTAK ve TEKNOFEST’in desteklediği projeye farklı kurum ve kişilerden de katkı beklediklerini ifade etti. Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi Matematik Öğretmeni Erhan Erdoğan ise TEKNOFEST ve TÜBİTAK projelerine hazırlanan "Matrix" adlı matematik kulüplerinin, öğrencileri Melek Öztürk’ün öncülüğünde büyük bir başarıya imza attığını dile getirdi. Öğrencisinin topolojiden tıbba ve onkolojiye kadar birçok farklı alanda pes etmeden gösterdiği azme dikkat çeken Erdoğan, bu kararlılığın kendilerini son derece gururlandırdığını kaydetti.
25 Mart 2026 Çarşamba - 11:52 Prof. Dr. Gözel: "Yalnızca kolesterol yüksekliği başlı başına bir problemdir" Kolesterol yüksekliğinin başlı başına bir problem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Gözel, "Tedavi edilmeyen kolesterol yüksekliği damar sertliği ve damar kireçlenmesine yol açar. Atardamarlarda biriken yağlı maddeleri zaman içinde damardan koparak kalp damarlarını tıkayıp kalp krizine, beyin damarlarını tıkayıp felce neden olabilir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Gözel, kolesterol yüksekliği konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Gözel, "Halk arasında kolesterol yüksekliği olarak bilinen hiperlipideminin ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Yalnızca kolesterol yüksekliği başlı başına bir problemdir. Ancak diyabet, hipertansiyon ve iskemik kalp hastalığı bulunan kişilerde bu durum çok daha kritik bir önem taşır. Tedavi edilmeyen kolesterol yüksekliği damar sertliği ve damar kireçlenmesine yol açar. Atardamarlarda biriken yağlı maddeleri zaman içinde damardan koparak kalp damarlarını tıkayıp kalp krizine, beyin damarlarını tıkayıp felce neden olabilir. Kolesterol yüksekliğinin mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlarla karşılaşılabilinir. Hastalık tedavi edilebilir bir sağlık sorunudur. Genetik faktörleri değiştirmek elimizde değil; ancak ilaç tedavisi, yaşam tarzı değişikliği ve egzersizle kolesterolü kontrol altına almak mümkündür" diye konuştu.
25 Mart 2026 Çarşamba - 11:34 Eskişehir’de sağlık tesisleri güneş enerjisiyle güçleniyor Eskişehir’de sağlık altyapısı güçlendirilirken, çevre dostu ve sürdürülebilir yaklaşım ön plana çıkarılıyor. İl Sağlık Müdürlüğü, yeni yapılacak sağlık tesislerinde doğa dostu tasarımı örnek alıyor. Bu yaklaşımın referansı olarak 2018 yılında tamamlanıp hizmete giren Eskişehir Şehir Hastanesi, modern sağlık hizmetleriyle kentte örnek teşkil ediyor. Yeni projeler, Şehir Hastanesi’nin yüksek standartlarını ve güçlü altyapısını korurken enerji verimliliği ve çevreci sistemleri de entegre ediyor. Güneş enerjisiyle sürdürülebilir sağlık hizmeti Yakın zamanda yapımına başlanacak Şairfuzuli, Şahintepesi ve projesi tamamlanan Çifteler’deki sağlık tesislerinde, binaların çatısına kurulacak güneş panelleri, elektrik ihtiyacının en az yüzde 10’unu karşılayacak. SHM (Sağlıklı Hayat Merkezi) ve ASHİ (Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu) , hastanelerin ek hizmet bina ve birimleri, modern sağlık hizmetlerini doğa dostu ve enerji verimli bir anlayışla sunacak şekilde tasarlanıyor. İl genelinde kapsamlı yatırımlar Şairfuzuli ve Şahintepe’de yapımı süren projelerin yanı sıra, Projesi tamamlanan Çifteler Diyaliz ek binası, hazırlıkları süren Zümrütevler ve Mihalıççık’ta yeni sağlık tesislerinin inşa edilmesi planlanıyor. Odunpazarı Şahintepe, Şair Fuzili gibi yeni yapılacak hizmet birimlerinden oluşan kompleks, birinci basamak, koruyucu ve acil sağlık hizmetlerini tek çatı altında sunacak. Mihalıççık’ta ve Zümrütevlerde yapılacak yeni ilçe hastanesi de ilçeye modern ve sürdürülebilir sağlık hizmeti kazandıracak. Enerji verimli ve çevre dostu tesisler İl Sağlık Müdürlüğü, güneş enerji sistemleriyle donatılan sağlık tesisleri sayesinde enerji maliyetlerini düşürürken, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir hizmet sunmayı hedefliyor. Hastane ek binalarımız, SHM’ler koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendiriyor, ASHİ’ler acil sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırıyor. Böylece Eskişehir’de sağlık hizmetleri hem modern, hem de doğa dostu bir anlayışla kesintisiz şekilde vatandaşlara ulaşıyor.
Grip antibiyotikle tedavi edilemez
17 Kasım 2025 Pazartesi - 10:04 Grip antibiyotikle tedavi edilemez Hava şartları nedeniyle çoğunlukla kapalı ortamlarda vakit geçirilen kış aylarında birçok kişi grip hastalığına yakalanabiliyor. Halk arasında "paçavra hastalığı" olarak da bilinen grip, yüksek ateş, halsizlik, kas ağrıları ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Çam Sakura Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Özlem Altıntaş Aydın, grip belirtilerinin çoğunlukla şiddetli olduğunu ve kişiyi gerçekten de paçavra gibi yorgun, halsiz bıraktığını belirterek, "Grip tedavisinde yapılan en yaygın hatalardan biri, antibiyotik kullanmaktır. Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmek için geliştirilmiş ilaçlardır. Grip ise bir virüs tarafından meydana gelir. Bu nedenle antibiyotiklerin grip tedavisinde hiçbir etkisi yoktur. Ancak, halk arasında antibiyotiklerin viral enfeksiyonlarda da etkili olduğu yönündeki yanlış inanış, antibiyotiklerin gereksiz kullanımına ve antibiyotik direncinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır" dedi. Prof. Dr. Aydın, gribin, influenza virüslerinin neden olduğu bir solunum yolu enfeksiyonu olduğunu belirterek, "Virüs, hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması veya konuşması sırasında havaya yayılan damlacıklarla bulaşır. Aynı zamanda, virüs bulaşmış yüzeylere temas eden kişiler ellerini ağızlarına, burunlarına veya gözlerine götürdüklerinde enfeksiyon kapabilirler" dedi. Aydın, gribin belirtilerini şöyle sıraladı: "Yüksek ateş, şiddetli halsizlik ve yorgunluk, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı veya tıkanıklığı, öksürük". Bu belirtiler genellikle 7-10 gün içinde düzeliyor. Ancak riskli kişilerde (yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler) ağır seyredebiliyor ve zatürre gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Aydın, antibiyotiklerin, bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan ilaçlar olduğunun altını çizerek, "Etkilerini bakterileri öldürerek veya üremelerini durdurarak gösterirler. Grip gibi viral hastalıklar üzerine antibiyotiklerin hiçbir etkisi yoktur. Çünkü virüsler, bakterilerden farklı yapıda mikroorganizmalardır ve antibiyotiklerin etki mekanizmasına sahip değillerdir. Antibiyotikler, zatürre, orta kulak iltihabı, bakteriyel sinüzit, bakteriyel boğaz enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonlarında kullanılabilir. Eğer grip gibi bir viral hastalığınız varsa ve doktorunuz bir antibiyotik reçete etmediyse, bu ilaçları kullanmanız kesinlikle gereksiz, hatta zararlıdır. Antibiyotiklerin grip tedavisinde kullanılamamasının temel nedeni, grip hastalığının bir virüs tarafından meydana gelmesidir. Antibiyotikler yalnızca bakteriler üzerinde etkilidir. Virüslerin hücre yapısı farklıdır ve antibiyotiklerin hedef aldığı bölgelere sahip değillerdir. Dolayısıyla, antibiyotikler virüsleri öldürmez, çoğalmalarını engellemez. Vücudumuzun çeşitli bölgelerinde vücudumuzun yararına çalışan bakteriler vardır. Eğer antibiyotikler gereksiz yere kullanılırsa, bu bakteriler zarar görür. Hatta, bu yararlı bakterilerden bir kısmı, antibiyotiklerden kendini korumak için, antibiyotiğe karşı direnç kazanabilir. Direnç kazanan bakteriler, başka bakterileri de dirençli hale getirebilirler. Bu durum, antibiyotiklerin gerçekten gerekli olduğu bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmeyi zorlaştırır. Gereksiz antibiyotik kullanımı mide bulantısı, ishal, alerjik reaksiyonlar ve bağırsak florasının bozulması gibi yan etkilere yol açabilir. Grip tedavisinde amaç, semptomları hafifletmek ve hastalığın süresini kısaltmaktır" dedi. Aydın grip hastalığında izlenmesi gerekenleri şöyle sıraladı: "- Dinlenmek ve bol sıvı tüketmek: Vücudun hastalıkla savaşabilmesi için yeterli dinlenme önemlidir. Aynı zamanda, bol su, bitki çayları ve taze sıkılmış meyve suları içmek, vücudun sıvı kaybını önler, bağışıklık sistemini destekler. - Ateş ve ağrılar için ağrı kesiciler kullanmak: Yüksek ateş ve kas ağrıları için parasetamol gibi ağrı kesiciler kullanılabilir. Ancak bu ilaçların doktor önerisiyle, doğru dozda ve sürede alınması önemlidir. - Burun tıkanıklığını gidermek için buhar ve serum fizyolojik kullanmak: Sıcak duş almak, burun tıkanıklığını açmaya yardımcı olabilir. Tuzlu su veya serum fizyolojik kullanarak burun temizliği yapmak da nefes almayı kolaylaştırır. - C vitamini ve bağışıklık sistemini destekleyen besinler tüketmek: C vitamini içeren meyve ve sebzeler (portakal, limon, kivi, yeşil biber) tüketmek, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olabilir. - Antiviral ilaçlar gerekebilir: Grip hastalığının ağır seyredebileceği yüksek riskli gruplarda (yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler) doktor, antiviral (virüslere karşı etkili) ilaçlar reçete edebilir. Bu ilaçlar, grip virüsünün çoğalmasını engelleyerek hastalığın süresini kısaltabilir. Ancak, bu ilaçlar sadece doktor kontrolünde kullanılmalıdır". Gripten korunmak için neler yapılmalı Aydın, gripten korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu belirterek, "Grip aşısı, özellikle risk grubundaki kişiler için büyük önem taşır. Ellerinizi sık sık sabun ve suyla yıkayın, kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçının, hapşırırken veya öksürürken ağzınızı ve burnunuzu kapatın, hasta kişilerle yakın temastan kaçının, kendiniz hastalandığınızda izole olun, maske kullanın. Grip, virüslerin neden olduğu bir hastalık olduğu için antibiyotiklerle tedavi edilemez. Antibiyotikler sadece bakteriyel enfeksiyonlarda etkilidir ve gereksiz yere kullanıldığında birçok zararı olabilir. Grip hastalığını hafif atlatmak için dinlenmek, bol sıvı tüketmek, ateş ve ağrı için uygun ilaçlar kullanmak ve bağışıklık sistemini desteklemek gerekir. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınarak hem kendi sağlığımızı koruyabilir hem de antibiyotik direnci gibi küresel bir sorunun önüne geçebiliriz. Unutmayalım: Grip antibiyotikle tedavi edilmez" dedi.
Küçük bedenleriyle büyük yaşam mücadelesi veriyorlar
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:53 Küçük bedenleriyle büyük yaşam mücadelesi veriyorlar Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, Türkiye’de her yıl yaklaşık 150 bin prematüre bebeğin dünyaya geldiğini ve bu bebeklerin 50 bininin bin gramın altında doğarak yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, bu doğumlarda birçok risk faktörü olduğunu vurguladı. Prematüre bebeklerin yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat çekmek amacıyla her yıl 17 Kasım Dünya Prematüre Farkındalık Günü olarak kutlanıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de prematüre doğum oranları dikkat çekiyor. Her 10 bebekten bir tanesi 37’nci gebelik haftasını tamamlamadan dünyaya gelirken, Türkiye’de her yıl yaklaşık 150 bin bebek prematüre olarak doğuyor. Bu bebeklerin yaklaşık 50 bini ise bin gramın altında doğarak yaşam mücadelesine erken başlıyor. Prematüre doğumlarda birçok risk faktörü bulunuyor. Anneye bağlı olarak önceki gebelikte erken doğum öyküsü, geçirilen enfeksiyonlar, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar ile sigara ve alkol kullanımı önemli etkenler arasında yer alıyor. Bebekle ilgili olarak anne karnında geçirilen enfeksiyonlar, beklenenden büyük ya da küçük olması da prematüre doğum riskini artırıyor. Bunun yanında stres ve çevresel faktörlerin de erken doğumu tetiklediği belirtiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, kadın doğum uzmanlarının bazı durumlarda doğumu erteleyerek bebeğin anne karnında daha uzun süre kalmasını sağlamak için çaba gösterdiğini söyleyerek, "Özellikle 28’inci gebelik haftası altındaki bebeklerde, bebeğin anne karnında kaldığı her gün yaşam şansı yüzde 3 oranında artmaktadır" dedi. "Tanı ve müdahalesi kritiktir" Dünyaya gelen her 10 bebekten birinin prematüre olarak doğduğunu söyleyen Tuğçe Uçar, "Prematüre bebekler 37’inci gebelik haftasından daha küçük olarak doğan bebeklerdir. Dünyaya gelen her 10 bebekten 1’i prematüre olarak doğmaktadır. Ülkemizde her yıl yaklaşık 150 bin bebek prematüre olarak doğmakta. Bunların 50 bin kadarıysa bin gramın altında doğmaktadır. Bu konuda farkındalığın artması, prematüre bebeklerin yaşadığı sorunlara dikkat çekebilmek amacıyla 2011 yılından itibaren her 17 Kasım Dünya Prematüre Farkındalık Günü olarak kutlanmaktadır. Anneye bağlı risk faktörleri önceki gebelikte prematüre doğum öyküsü olması, annenin geçirdiği birtakım enfeksiyonlar, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkları, sigara ya da alkol tüketimi olarak söylenebilir. Aynı zamanda bebeğin anne karnında geçirdiği enfeksiyonlar, olması gerekende büyük ya da küçük olması da risk faktörü olarak sunulabilir. Bunların dışında stres, çevresel faktörler de erken doğumu tetikler. Prematüre doğumun engellenmesi için gebelik takiplerinin yapılması oluşabilecek sorunları erken tanı ve müdahale edilmesi kritiktir. Kadın doğumcu arkadaşlarımız bazen doğum süresini uzatıp bebeği anne karnında bir miktar daha tutabilmek için çaba harcamakta. Özellikle 28’inci gebelik haftası altındaki bebeklerde anne karnında kaldığı her gün bebeğin şansı yüzde 3 oranında artmakta" dedi. "Miniklerin yaşam yolculuğunda yanlarındayız" Prematüre bebeklerin zamanından önce doğdukları için solunum, sinir, dolaşım sistemi olgunluğunu henüz tamamlayamadıklarını belirten Uçar, "Bizim ailelerden öncelikli beklentimiz prematüre durumunun kabulü. Mutlaka donanımlı merkezlerde yaşam şansının yüksek olduğunun bilinmesi. Özellikle annelere ilk olarak söylediğimiz, anne sütünün saklanması, annenin moralini yüksek tutması ve ailelerin bebeğe bakım veren tıbbi ekip ile birlikte iş birliği içinde olmasıdır. Prematüre bebekler zamanından önce doğdukları için solunum, sinir, dolaşım sistemi olgunluğunu henüz tamamlayamadan doğarlar. Bunun yanı sıra beslenme, büyüme, gelişim problemleri bu bebeklerin yaşadığı sıkıntıların başında gelmekte. Ancak tıbbi ilerlemeler sayesinde zamanında yapılan uygun bakımla bu bebeklerin yaşayacağı problemler minimuma indirgenmekte, sağlıklı büyüme ve gelişmeleri sağlanabilmektedir. Bu nedenle uygun donanım ve bu donanımı kullanabilecek yeterliliğe sahip tıbbi ekibin bulunduğu yerlerde doğumun yapılması kritiktir. Doğmakta aceleci davranan kendileri küçük mücadeleleri büyük bu miniklerimizin uygun tıbbi takipler ile yaşam yolculuklarında yanındayız" diye konuştu.
Göğüs cerrahisi uzmanı uyardı: "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:40 Göğüs cerrahisi uzmanı uyardı: "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın" Akciğer kanserinin genellikle 50’li yaşlarda görülmeye başladığından sigara kullanımı gibi risk faktörlerine sahip bireylerin herhangi bir şikayetleri olmasa dahi akciğer grafisi ve düşük doz akciğer tomografisi ile tetkik edilmesi gerektiğini belirten Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yılmaz, "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yılmaz, akciğer kanseri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. En önemli ve önlenebilir sağlık sorunlarından birinin de akciğer kanseri olduğunu belirten Op. Dr. Yılmaz, "Akciğer kanseri görülme sıklığı (insidansı) yaşla birlikte artış gösteriyor ve genellikle 50-70 yaş arasında görülüyor. Bu kanser türünde risk faktörlerinin büyük bir kısmı önlenebilir olmasıyla dikkat çekiyor. Sigarayı bırakmak en başta gelen akciğer kanserinden korunma yöntemidir" diye konuştu. "Sigara tüketimi kanseri tetikleyebilir" Akciğer kanserinin etiyolojisinde (sebeplerinde) sigara kullanımının öncelikli risk faktörü olarak göze çarptığını dile getiren Opr. Dr. Yılmaz, "Sigara içmenin, akciğer kanserine yakalanma riskini 20 kat artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bunun yanı sıra, pasif içicilik, asbest, krom, arsenik ve nikel maruziyeti, radyasyon etkisi, radon gazı solunması, hava kirliliği ve altta yatan pulmoner hastalıklar gibi faktörler de akciğer kanserinin gelişiminde rol oynuyor. Sigara kullanımının etkisini belirleyen unsurlar ise sigaraya başlanan yaş, tüketim süresi, günlük miktar ve sigara tipi olarak özetlenebilir" şeklinde konuştu. "Öksürük ve nefes darlığı görülüyor" Akciğer kanserine yakalanan hastaların çoğunun tanı anında semptomatik olduğunu belirten Dr. Yılmaz, "Sıklıkla öksürük, nefes darlığı, hemoptizi (kanlı balgam) ve göğüs ağrısı gibi spesifik belirtilerle başvuran hastalarda; halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi non-spesifik şikayetler de görülebilmektedir. Uzmanlar, akciğer kanserinin erken teşhis edilmesinin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Son yıllarda tanı ve tedavi tekniklerinde yaşanan gelişmeler, minimal invaziv yöntemler ve hedefe yönelik tedaviler, bu kanser türüyle mücadelede önemli bir fark oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Gelişmiş tedavi yöntemleri" Torakoskopik (VATS, video yardımlı göğüs cerrahisi) kapalı akciğer ameliyatları sayesinde hastaların daha az ağrı hissederek günlük hayata daha hızlı dönebildiğini söyleyen Yılmaz, "Ayrıca, bu yöntemler hastalara kemoterapi, immünoterapi ve radyoterapi gibi onkolojik tedavilerin daha kısa sürede başlama imkânı sunuyor. Akciğer kanserinde tedavi planı, büyük ölçüde tümörün evresine göre yapılmaktadır. Cerrahi tedavi, erken evrede teşhis edilen küçük hücreli dışı akciğer kanserinin tedavisinde, en uzun sağ kalım süresini sağlayan en etkili yöntem olarak kabul ediliyor" açıklamasında bulundu. "Erken teşhis ve sigara ile mücadele hayati önem taşıyor" Yılmaz, şunları söyledi: "Öksürük, nefes darlığı, hemoptizi, göğüs ağrısı, halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi belirtiler yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmaları gerekir. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını kaçırmamak için harekete geçmek, sigarayı bırakıp hayata tutunmak gerekir."
Uzmanından uyarı! "En büyük tehlike sigara"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:40 Uzmanından uyarı! "En büyük tehlike sigara" Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Zübeyde Altun Arslantaş, tütün kullanımının akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 70’inden sorumlu olduğunu belirterek erken tanının önemine değindi. Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Zübeyde Altun Arslantaş, Kasım ayının dünya genelinde "Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" olarak anıldığını belirterek akciğer kanserinin kansere bağlı ölümler arasında ilk sırada olduğunu ifade etti. Dr. Arslantaş, "Akciğer kanseri hâlâ en ölümcül kanser türü olmayı sürdürüyor. Ancak erken tanı sayesinde bu tablo değişebilir" diyerek hastalığın ciddiyetine dikkat çekti. Tütün kullanımının akciğer kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 70’ine neden olduğunu söyleyen Arslantaş, sadece sigaranın değil puro, pipo ve elektronik sigara gibi ürünlerin de ciddi risk oluşturduğunu vurguladı. Çevresel faktörler, genetik yatkınlık ve bazı akciğer hastalıklarının da riski artırdığını belirtti. Uzun süren öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı ve kanlı balgam gibi şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini dile getiren Dr. Arslantaş, "Bu belirtiler erken tanı için önemli bir fırsattır." dedi. Erken teşhis edilen hastalarda sağ kalım oranının yüzde 70’e kadar yükselebildiğini kaydeden Arslantaş, risk grubundaki bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Tanı sürecinin fizik muayenenin yanı sıra akciğer grafisi, tomografi, bronkoskopi ve biyopsi gibi yöntemleri içerdiğini belirten Dr. Arslantaş, tütünle mücadelenin akciğer kanseriyle savaşta en etkili adım olduğunu sözlerine ekledi.
"Estetikte yapay zekânın mağduru olmayın"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:26 "Estetikte yapay zekânın mağduru olmayın" Estetik dünyasındaki yeni bir tehlikeli trende dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, "Son yıllarda yapay zeka ile kendi vücudunda sanal değişiklikler yapan kişiler, aynı sonucu estetik cerrahi işlem sonucunda da beklemeye başladı. Bu durum, kişileri imkansızı beklemeye yönlendirerek tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Yapay zeka mağdurları doğurabilir" dedi. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Medical Park Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, günümüzün en popüler teknolojik gelişmelerinden biri olan yapay zekanın, estetik cerrahi alanında gerçekçi olmayan beklentilere yol açarak "yapay zeka mağdurları" ortaya çıkarma tehlikesine dikkat çekti. "Ünlü fotoğrafı yerine, kendi sanal görüntüleriyle geliyorlar" Geçmiş yıllarda hastaların, çok beğendikleri ünlü bir kişinin resmiyle muayeneye gelmelerine ve "Bana bu oyuncunun burnundan yapar mısınız?" gibi taleplere alıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Çil, günümüzde ise bu trendin değiştiğini vurguladı. Prof. Dr. Çil, "Son dönemde yapay zeka ile yüzünü daraltan ve genişleten, alın ve burun şeklini yapay zeka programları ile şekillendirip bizden aynısını talep eden kişilerin sayısı çok fazla arttı. Çok ünlü bir film yıldızının vücuduna benzer şekilde kendi vücudunu yapay zeka programlarıyla değiştiren ve aynısını bizden bekleyen kişi sayısında da önemli derecede artma görmekteyiz" dedi. "Hayal kırıklığı ve yaşam boyu üzüntüye neden olabilir" Prof. Dr. Çil, sanal olarak yapılan bu değişikliklerin aynısının cerrahi ile yapılmasının çok iyi olacağını düşünenlerin sayısının arttığını ancak burada büyük bir tehlikenin yattığını belirterek şöyle devam etti: "Yapay zeka programı ile elde edilen burun şekli değişikliği veya yapay zeka ile yapılan çok ince bir bel şekli, estetik ameliyat sonrası sağlanamayabilir. Bu durum, büyük bir hayal kırıklığı ile kişide hayatı boyunca sürecek olan üzüntülü durumlara neden olabilmektedir." "Cerrahinin sonucu için 1 yıl gerekirken, artık hemen beklenti oluşuyor" İnsan vücudunun çok kompleks bir yapı olduğunu ve hiçbir teknolojik gelişimin şu an için cerrahi işlem sonucunu önceden kesin olarak tahmin edemeyeceğini belirten Prof. Dr. Çil, cerrahi gerçekleri hatırlatarak, "Estetik işlemlerde tüm cerrahi işlemler gibi bir iyileşme dönemi gerektirmektedir. Estetik bir burun cerrahi işleminin sonucunun net olarak ortaya çıkması yaklaşık bir yıllık süreyi gerektirmektedir. Burun bölgesindeki şişliklerin geçmesi ve net olarak estetik işlemin sonucunun ortaya çıkması için bu sürenin geçmesi gerekir. Eğer biz işlemden hemen sonra yapay zeka programları ile yapılmış olan burun şeklini görmeyi bekliyorsak, büyük bir hayal kırıklığı yaşayabiliriz" diye konuştu. "Yapay zeka ile estetik önerisinde bulunan merkezlere güvenmeyin" Prof. Dr. Yakup Çil, hastalara ve estetik işlem düşünenlere şu tavsiyelerde bulundu: "İnsanlara yapay zekanın bir teknolojik program olduğunu ve özellikle estetik işlemler sonrası sonuçların yapay zekada olduğu gibi sağlanamayacağı anlatılmalıdır. Yapay zekayı kullandığını ve tüm işlemleri yapay zekada kişinin istediği gibi yaptığını ifade eden merkez ve kişilere rağbet etmemek gerekiyor. Cerrahın her şeyden önce bir insan olduğunu ve hayal ürünü sonuçları başaramayacağını unutmamalıyız. Gerçekçi beklentiler ile estetik işlemler yaptırmak ve bize gerçekçi sonuçlar vadeden kişilere müracaat etmek bizim için öncelikli olmalıdır."
Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yaşlı hasta yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:23 Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yaşlı hasta yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu Kahramanmaraş’ta 86 yaşındaki yaşlı hasta, boyun bölgesindeki ciddi omurilik kanalı daralması ve kireçlenme şikayeti nedeniyle gittiği hastanede, yeni nesil kapalı teknikle yapılan operasyon sonrası ertesi gün sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta Ali Doğruer isimli hasta, boyun omuriliğinde ciddi seviyede daralma ve kireçlenme şikayeti ile HG Hospital’a başvurdu. Burada Pof. Dr. İdris Altun tarafından yapılan tetkikler sonucu ameliyata alınan yaşlı hasta, platin kullanılmadan uygulanan yöntemle sağlığına kavuştu. Operasyonun, minimal tekniklerle gerçekleştirildiği ve omuriliğin rahatlatılarak sinirlerin çalışmasının iyileştirildiği belirtildi. Operasyonla ilgili bilgi veren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altun, "86 yaşında ve boynunda ciddi bir kireçlenme ile omurilik kanalı daralması şikayeti vardı. Bu tür ameliyatlar genelde omurilik kanalının çıkartıldığı, platinlerin takıldığı yöntemlerle yapılmakta. Ancak biz bu hastamızda omurilik kanalına küçük pencereler açarak kanalını temizleyip omurgayı rahatlatan, sinirlerin çalışmasını sağlayan bir teknik uyguladık. Bu yöntem sayesinde hastamıza ek platin ya da başka bir işlem yapılmadı. Dün ameliyat ettiğimiz hastamızı bugün ayağa kaldırıp yürüttük. Herhangi bir yabancı madde olmadığı için hastamız gayet rahat durumda. Artık omurga ameliyatları daha az invazif, omuriliğin korunduğu, platinsiz yöntemlerle yapılabilmektedir. Bu tekniği hem boyunda hem beldeki dar kanallarda çok rahat uygulayabilmekteyiz" dedi. Tedavisi yapılan Ali Doğruer ise "Ameliyat çok güzel geçti. Sağ olsun hocamıza teşekkürler. Ameliyat olmak isteyen tereddüt etmeden gelsin. Ben rahatım iyiyim" diye konuştu.
Uzmanından uyarı: Baş ağrısı ve unutkanlık migren habercisi
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:22 Uzmanından uyarı: Baş ağrısı ve unutkanlık migren habercisi Acıbadem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hülya Yıldız Bayar, baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük ve denge kaybının migren habercisi olduğunu belirtti. Zaman zaman hafife alınan migren hastalığın, bireylerin günlük yaşamını, iş gücünü ve ruh sağlığını ciddi şekilde etkilediğine dikkat çeken Acıbadem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hülya Yıldız Bayar, baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük denge kaybının migren habercisi olduğunu söyledi. Son yıllarda toplumda nörolojik hastalıkların görülme sıklığında belirgin bir artış yaşandığını belirten Dr. Hülya Yıldız Bayar migren, epilepsi, inme (felç), Alzheimer ve Parkinson gibi birçok nörolojik rahatsızlığın, hem bireylerin yaşam kalitesini düşürdüğünü hem de toplumsal sağlık yükünü artırdığını ifade etti. Baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük, denge kaybı gibi belirtilerin, çoğu zaman yeterince önemsenmediğini vurgulayan Dr. Bayar aslında bu semptomların ciddi nörolojik hastalıkların ilk işareti olabileceğini, erken tanı sayesinde, birçok nörolojik hastalığın kontrol altına alınabileceğini söyledi. "Migren atakları günlerce sürebilir" Migrenin; ışığa ve sese duyarlılıkla birlikte gelen, genellikle tek taraflı ve zonklayıcı tarzda bir baş ağrısı olduğunu ve saatlerce hatta günlerce sürebildiğini belirten Dr. Bayar, "Migren atakları saatlerce veya günlerce sürebilir. Bulantı, kusma, konuşma güçlüğü, görme bozuklukları, ışık ve sese duyarlılık gibi belirtiler de eşlik edebilir. Bu semptomlar da hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür" ifadelerini kullandı. Migrenin nedeninin günümüzde hala tam olarak bilinmemekle birlikte genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğunun düşünüldüğünü söyleyen Dr. Bayar, atakların yetersiz veya aşırı uyku, belirli yiyecek ve içecekler (yaşlandırılmış peynir, işlenmiş etler, kırmızı şarap), yoğun fiziksel aktivite ve ani fiziksel değişiklikler ile tetiklenebileceğini belirtti. Muayene önemli Migren tanısı koymak için ileri tetkiklerden çok doğru öykü ve muayenenin önemine vurgu yapan Dr. Bayar, Uluslararası Baş Ağrısı Derneği kriterlerinin tanı koymada belirleyici olduğunu; bu kriterlere göre, tekrar eden ve genellikle başın bir tarafında zonklayıcı bir ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet gibi belirtilerin arandığını, ayrıca tanı koyma sürecinde, diğer baş ağrısı türlerini ve altta yatan ciddi sağlık sorunlarını dışlamak için nörolojik muayene yapılabileceğini söyledi. Belirtilerin kişiden kişiye değişebilmesi nedeniyle tetikleyicilerin belirlenebilmesi için genellikle tanı sürecinde bir baş ağrısı günlüğü tutulmasının önerildiğini sözlerine ekledi. Migren, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilir Hastalığın tedavisinde akut ve önleyici olmak üzere iki temel tedavi yaklaşımı olduğunu belirten Dr. Bayar, tedaviyle, semptomların hafifletilmesi ve gelecekteki atakların önlenmesinin hedeflediğini dile getirdi. Akut tedavi kapsamındaki ilaçların, atakları hafifletmek ya da durdurmak için atak başladığında alındığını ve erken kullanımın genellikle daha etkili sonuç verdiğini söyledi. Önleyici tedavinin ise atakların sıklığı ve şiddetini azaltmayı hedeflediğini aktardı. Migrenin, doğru tanı ve düzenli tedavi ile kontrol altına alınabileceğinin altını çizen Dr. Bayar, modern tedavi seçenekleri arasında profilaktik (koruyucu) ilaçlar, atak tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri ve gerektiğinde botoks uygulamalarının da yer aldığı bilgisini verdi. Tüm hastalıklarda olduğu gibi nörolojik hastalıklarda da erken tanının çok önemli olduğuna işaret eden Dr. Bayar, bu nedenle bireylere rutin nörolojik kontrollerini yaptırmaları, semptomlarını ihmal etmemelerini tavsiye etti.
Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:21 Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu Kahramanmaraş’ta 86 yaşındaki yaşlı hasta, boyun bölgesindeki ciddi omurilik kanalı daralması ve kireçlenme şikayeti nedeniyle gittiği hastanede, yeni nesil kapalı teknikle yapılan operasyon sonrası ertesi gün sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta Ali Doğruer, boyun omuriliğinde ciddi seviyede daralma ve kireçlenme şikayeti ile HG Hospital’a başvurdu. Burada Pof. Dr. İdris Altun tarafından yapılan tetkikler sonucu ameliyata alınan yaşlı hasta, platin kullanılmadan uygulanan yöntemle sağlığına kavuştu. Operasyonun, minimal tekniklerle gerçekleştirildiği ve omuriliğin rahatlatılarak sinirlerin çalışmasının iyileştirildiği belirtildi. Operasyonla ilgili bilgi veren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altun, "86 yaşında ve boynunda ciddi bir kireçlenme ile omurilik kanalı daralması şikayeti vardı. Bu tür ameliyatlar genelde omurilik kanalının çıkartıldığı, platinlerin takıldığı yöntemlerle yapılmakta. Ancak biz bu hastamızda omurilik kanalına küçük pencereler açarak kanalını temizleyip omurgayı rahatlatan, sinirlerin çalışmasını sağlayan bir teknik uyguladık. Bu yöntem sayesinde hastamıza ek platin ya da başka bir işlem yapılmadı. Dün ameliyat ettiğimiz hastamızı bugün ayağa kaldırıp yürüttük. Herhangi bir yabancı madde olmadığı için hastamız gayet rahat durumda. Artık omurga ameliyatları daha az invazif, omuriliğin korunduğu, platinsiz yöntemlerle yapılabilmektedir. Bu tekniği hem boyunda hem beldeki dar kanallarda çok rahat uygulayabilmekteyiz" dedi. Tedavisi yapılan Ali Doğruer ise "Ameliyat çok güzel geçti. Sağ olsun hocamıza teşekkürler. Ameliyat olmak isteyen tereddüt etmeden gelsin. Ben rahatım iyiyim" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Sürekli yorgunluğun sebebi B12 eksikliği olabilir"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:06 Uzmanı uyardı: "Sürekli yorgunluğun sebebi B12 eksikliği olabilir" Tedavi edilmeyen B12 vitamini eksikliğinin kansızlıktan depresyona kadar pek çok tabloya yol açabileceğine belirten İç Hastalıkları ve Yetişkin Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, "Bu nedenle halsizlik, uyku isteği, unutkanlık gibi şikayetleri olan herkes, B12 düzeyini kontrol ettirmelidir" dedi. Enerjiden sinir sistemine kadar pek çok hayati işlevi destekleyen B12 vitamininin eksikliği, sürekli yorgun, halsiz hissetmek ve konsantrasyon kaybı yaşamak gibi etkilere yol açıyor. B12 vitamini, kırmızı kan hücrelerinin üretiminde, sinir sisteminin sağlıklı çalışmasında ve beyin fonksiyonlarının korunmasında kritik rol oynuyor, eksikliği ise uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi İç Hastalıkları ve Yetişkin Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, açıklamalarda bulundu. "Ruh halindeki değişikliklere dikkat edin" Eksiklik durumunun sessizce ilerlemesi halinde vücudun bazı sinyaller gönderdiğine aktaran Prof. Dr. Solmaz, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik, baş dönmesi ve nefes darlığı, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, el ve ayaklarda karıncalanma veya uyuşma, denge sorunları ve kas zayıflığı, ruh hali değişiklikleri, depresyon ve sinirlilik gibi belirtileri yaşıyorsanız vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun. Kan testi ile eksiklik tespit edilebilir ve uygun tedavi ile hızla giderilebilir" diye konuştu. "Vejetaryenler ve 50 yaş üstündekiler risk altında" B12 eksikliğine herkeste rastlanmakla birlikte bazı gruplarda daha çok görüldüğüne değinen Prof. Dr. Solmaz bu risk gruplarını şöyle sıraladı: "Bitkisel besinler B12 açısından yetersiz olduğu için vejetaryen ve veganlar, emilim sorunları yaşanabileceği için 50 yaş üstü yetişkinler, mide veya bağırsak ameliyatı geçirenler, Crohn, çölyak gibi hastalıklar vesilesiyle sindirim sistemi sorunları olanlar ile özellikle Metformin veya mide asidini azaltan ilaçları düzenli kullananlar." B12 vitamininin ağırlıklı olarak hayvansal gıdalarda bulunduğuna da değinen Solmaz, et, tavuk, hindi, balık, süt, yoğurt, peynir ve yumurtanın en güçlü doğal kaynaklar arasında yer aldığını ifade ederek, "Vejetaryen bireyler için B12 ile zenginleştirilmiş gıdalar ve doktor kontrolünde alınan takviyeler hayati öneme sahiptir. Ancak hiçbir hasta kendi başına takviye kullanmamalı, mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır" ifadelerini kullandı. B12’nin yalnızca enerji verici bir vitamin olmadığını, aynı zamanda sinir sistemini koruyan ve ruh halini dengeleyen önemli bir madde olduğunu vurgulayan Porf. Dr. Solmaz, "B12 eksikliği tedavi edilmezse kansızlıktan depresyona kadar pek çok tabloya yol açabilir. Bu nedenle halsizlik, uyku isteği, unutkanlık gibi şikâyetleri olan herkes, B12 düzeyini kontrol ettirmelidir" şeklinde konuştu. "Yüksek B12 sessiz seyreder ama göz ardı edilmemelidir" Genellikle eksikliğiyle gündeme gelse de sebebi bilinmeyen B12 vitamini yüksekliğinin de önemli bir sağlık uyarısı olabileceğini de aktaran Prof. Dr. Solmaz, "Eğer kişi takviye almıyor, enjeksiyon kullanmıyor ve beslenmesinde aşırı B12 bulunmuyorsa, kanında yüksek B12 tespit edilmesi mutlaka araştırılmalıdır" dedi. Yüksek B12 seviyesinin genellikle belirti vermediğini, ancak bazı hastalarda ciltte kaşıntı, iştahsızlık, sindirim bozuklukları ve kilo kaybı görülebileceğini de söyleyen Solmaz, karaciğer hastalıkları, bazı kanser türleri ve böbrek yetmezliği gibi durumların kandaki B12 düzeyini yükseltebileceğinden bahsetti. Solmaz, "B12 yüksekliği her zaman kanser anlamına gelmez, ancak vücudun depolama ve kullanım dengesinde bozulma olduğunu gösterebilir. Bu durumda karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri yapılmalı, gerekirse ileri tetkikler uygulanmalıdır. Sebebi açıklanamayan yüksek veya düşük B12 seviyesi, vücudun bize verdiği bir uyarıdır. Bu durumu hafife almamak gerekir. Düzenli kan kontrolleriyle erken tanı konulması, ciddi hastalıkların önlenmesinde hayat kurtarıcı rol oynar" diyerek sözlerini tamamladı.
Kireçlenmeye karşı eksozom tedavisi yaygınlaşıyor
16 Kasım 2025 Pazar - 15:10 Kireçlenmeye karşı eksozom tedavisi yaygınlaşıyor Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, diz kireçlenmeleri başta olmak üzere birçok alanda kullanılan eksozom tedavisinin hastalar için ameliyatsız yeni bir tedavi seçeneği sunduğunu söyledi. Sık karşılaşılan sağlık sorunlarından birisi olan eklem kireçlenmesinin (osteoartrit), eklem kıkırdağının zamanla aşınması ve bozulmasıyla ortaya çıkan ağrı, hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açan yaygın bir rahatsızlık olduğunu belirten Doç. Dr. Koca, kireçlenmenin en sık diz, kalça ve el eklemlerinde görüldüğü ifade etti. Dr. Koca, eklemlerin kireçlenmesine karşı geleneksel tedavi yöntemleri arasında ağrı kesici ilaçlar, fizik tedavi uygulamaları, eklem içi enjeksiyon tedavileri ve ileri durumlarda cerrahi müdahaleler önerilmekle birlikte son yıllarda rejeneratif (onarıcı) tıp alanındaki gelişmelerin hastalar için ameliyatsız yeni tedavi seçenekleri sunduğunu söyledi. Başarı ile uygulanıyor Eksozomların, hücrelerimiz tarafından doğal olarak üretilen, nanometrik boyutta küçük kesecikler olduğunu ifade eden Dr. Koca, "Bu kesecikler içlerinde proteinler, RNA’lar, lipidler ve çeşitli büyüme faktörleri taşırlar. Adeta hücrelerin birbiriyle konuştuğu ‘haberleşme paketleri’ gibidirler. Bu biyolojik paketler, hasarlı dokuya ulaştıklarında oradaki hücrelerin, dokulardaki onarım, yenilenme ve iltihap süreçlerini baskılama fonksiyonu için harekete geçmelerini sağlarlar. Eksozomlar söz konusu bu etkileri ile son yıllarda eklem ve cilt problemleri başta olmak üzere tıbbın birçok farklı alanlarında umut verici bir tedavi seçeneği olarak son yıllarda başarı ile uygulanmaktadır" dedi. Eksozom Bir Kök Hücre Tedavisi midir Dr. Koca, "Eksozom tedavisi, kök hücre tedavisinin bir adım ilerisidir. Çünkü içinde canlı hücre değil, sadece hücrelerin ‘iyileştirici mesajları’ vardır. Bu da onu hem güvenli hem de immünolojik açıdan daha risksiz hale getirir" şeklinde konuştu. Eklem kireçlenmesi için Eksozom tedavisinin avantajları Diz kireçlenmesinde ve menisküs hasarında eksozom tedavisinin amacının eklem kıkırdağının ve menisküslerin yenilenmesini desteklemek, iltihabı azaltmak ve hastanın ağrı ile hareket kısıtlılığını hafifletmek olduğunu belirten Dr. Koca, "Eksozomlar, steril koşullarda diz eklemine enjekte edilerek uygulanır. Bu sayede; inflamasyonu azaltıcı etkiler gösterir. Kıkırdak ve hasarlı bağ dokunun kendini onarmasını teşvik eder. Eklem sıvısının kalitesini artırarak eklem hareketlerini kolaylaştırır. Ağrıyı azaltarak yaşam kalitesini yükseltir" ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Koca, eklem kireçlenmesinde eksozom tedavisinin avantajları hakkında bilgi vererek, "Eksozom tedavisi enjeksiyon şeklinde uygulanan ameliyatsız bir tedavi seçeneğidir. Uygulama sonrası hafif şişlik veya hassasiyet görülebilir. Ancak ciddi yan etki beklenmez. İyileşme süreci hızlıdır ve günlük yaşama çabuk dönüş sağlar. Eklem probleminin derecesine göre tekrarlanabilir ve diğer tedavilerle kombine edilebilir" diye konuştu.