Son Dakika
|
Michael Eneramo hayatını kaybetti
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İstanbul Park 5 dönem boyunca yarışlara ev sahipliği yapacak"
Formula 1 yeniden Türkiye’de
Trump: "İran’a karşı nükleer silah kullanmayacağım"
Milli Eğitim Bakanı Tekin okullarda alınacak güvenlik tedbirlerini açıkladı!
Sahte altın üretip satan şüphelilere operasyon: 8 kişi yakalandı
Trump: "ABD Donanması'na Hürmüz Boğazı sularına mayın döşeyen her türlü tekneyi batırma emri verdim"
Galatasaray'dan TFF açıklaması! "İlişkilerimiz askıya alınmıştır"
Almanya'da "muharebeye hazır asker sayısını 460 bine çıkarma" hedefi
Merkez Bankası faizi değiştirmedi, yüzde 37’de sabit bıraktı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
İYİ Partili başkanın suç makinesi kardeşi uygulamada yakalandı
ABD basını: "Trump, Özel Temsilcisi Witkoff’u İran görüşmeleri için Pakistan’a gönderdi"
Arakçi: "(İslamabad, Maskat ve Moskova ziyaretlerinde) Bölgesel gelişmeleri ele alacağız"
Hegseth: "İran Amerikan güçlerini tehdit ediyorsa tereddütsüz ateş açacağız"
Michael Eneramo hayatını kaybetti
Yuki Tsunoda’dan, İstanbul sokaklarında gösteri sürüşü
ABD'de hortum: Vance Hava Kuvvetleri üssü de zarar gördü
SAĞLIK
Türkiye ile Maldivler arasında sağlık alanında iş birliği
24 Nisan 2026 Cuma - 18:05:54
USTKON ve SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, sağlık turizmi ve sağlık yatırımları alanındaki uluslararası iş birliklerini güçlendirmeye devam ediyor. Prof. Dr. Aysun Bay, Maldivler Büyükelçisi Abdul Raheem Abdul Latheef ile bir araya geldi. Görüşmede başta onkoloji hastanesi projesi olmak üzere sağlık hizmetleri, sağlık eğitimi, medikal sektör ve sağlık turizmi alanlarındaki iş birliği imkanları kapsamlı şekilde ele alındı. Görüşmeler kapsamında, Maldivler’de hayata geçirilmesi planlanan sağlık yatırımları için karşılıklı mutabakatın sağlanmasının ardından proje modeli, finansal yapı ve uygulama süreçlerinin netleştirilmesi konusunda ortak irade ortaya konuldu. Maldivler Hükümeti’nin projeye sağlayacağı destekler ile Türkiye’nin sağlık alanındaki güçlü altyapısının bir araya getirilerek, iki ülke arasında sürdürülebilir ve yüksek katma değerli bir iş birliğinin geliştirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Tarafların, önümüzdeki süreçte teknik ve idari çalışmaların hızlandırılması, karşılıklı ziyaretlerin gerçekleştirilmesi ve somut projelerin hayata geçirilmesi konusunda da mutabık kaldığı öğrenildi. Türkiye ile Maldivler arasında kurulacak stratejik iş birliğinin, sağlık turizmi başta olmak üzere birçok alanda uluslararası ölçekte önemli katkılar sağlaması bekleniyor.
24 Nisan 2026 Cuma - 17:54
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’nden Yüşra açıklaması
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, Şehir Hastanesi’nde tedavi gördüğü sırada vefat eden Yüsra Türkoğlu ilgili açıklama yaptı. Yapılan yazılı açıklamada, dava kapsamında, 24.04.2026 tarihinde hastanede herhangi bir gözaltı yapılmadığı, adli soruşturmanın devam ettiği ve sürecin İl Sağlık Müdürlüğü’nce yakından takip edildiği belirtildi.
24 Nisan 2026 Cuma - 16:25
Sağlık Bakanlığı’ndan İran’a ikinci etap insani yardım amaçlı tıbbi malzeme gönderildi
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından İran’a 6 tır insani yardım amaçlı tıbbi malzeme ve ilaç gönderilmiştir. Van İl Sağlık Müdürlüğü’nde hazırlanan 107 palet yardım malzemesi Ağrı Doğu Bayazıt Gürbulak Sınır Kapısı’na doğru yola çıktı. İran’a gönderilmek üzere 107 palet ilaç ve tıbbi sarf malzemesi hazırlandı 104 palet 361 kalemden oluşan yaklaşık 1,8 milyon tıbbi sarf malzemesi, 2 palet 78 kalemden oluşan yaklaşık 10 bin ilaç, 1 palet 22 kalemden oluşan 385 soğuk zincir ilaç, İran’a gönderilmek üzere Van İl Sağlık Müdürlüğü’nün deposuna nakledildi. Acil müdahale ve cerrahi işlemler için tıbbi sarf malzemeleri tırlara yüklendi İran’a gönderilen yardım kolilerinde enjektörler, cerrahi maskeler, steril eldivenler, oksijen maskeleri ve koruyucu ekipmanlar başta olmak üzere çok sayıda tıbbi sarf malzemesi yer alıyor. Bu malzemeler, acil müdahale ve cerrahi işlemler başta olmak üzere sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi açısından önem taşıyor. Yardım tırlarında temel ilaçlar ve onkoloji ilaçları da bulunuyor İran’a gönderilen tırlarda tıbbi malzemelerin haricinde, antibiyotikler, ağrı kesiciler ve endokrin ilaçları gibi temel ilaçlar yer alırken; soğuk zincir ilaçlar arasında onkoloji ilaçları da bulunuyor. Sağlık Bakanlığı İran’a ilk etapta 3 tır ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemesi göndermişti Sağlık Bakanlığı İran’a aynı ay içerisinde ikinci kez insani amaçlı tıbbi malzeme gönderdi. İlk etapta 3 tır (60 palet) tıbbi cihaz, ilaç ve sarf malzemesi İran’a gönderilmiş; röntgen, ultrason, ventilatör ve hasta başı monitör gibi kritik ekipmanlar bölgeye ulaştırıldı.
24 Nisan 2026 Cuma - 15:36
Uzman Diyetisyen Demirci: "Mevsim geçişlerinde bedeninizi dinç tutun"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, mevsim geçişlerinde bedeni dinç tutmanın günlük yaşamı sürdürmede çok önemli rolü olduğunu söyledi. Uzm. Diyetisyen Demirci, "Havaların değişmesiyle birlikte sabahları uyanmakta zorlanıyor, gün içinde kendinizi sürekli halsiz hissediyorsanız bunun nedeni doğanın kabuk değiştirdiği bu dönemlerde insan metabolizmasının da bir adaptasyon sürecine girmesidir" dedi. Isı, nem ve basınç değişimlerine ayak uydurmaya çalışan bedenimizin, bu süreci genellikle fiziksel ve zihinsel bir yorgunluk hissiyle dışa vurduğunu kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, bu geçiş döneminin günlük yaşam kalitesinden ödün vermeden, doğru beslenme tercihleri ile enerjik bir şekilde atlatılabileceğini belirtti. Vücut direncini artırmak için yapılması gerekenler Uzm. Diyetisyen Demirci, mevsim geçişlerinde vücut direncinizi artıracak ve enerjinizi geri kazandıracak temel beslenme adımlarını şöyle sıraladı: "Hücrelerimizin enerji üretebilmesi için suya ihtiyacı vardır. Havaların serinlemeye veya ısınmaya başladığı dönemlerde su içme alışkanlığımız genellikle sekteye uğrar. Oysa hafif düzeyde bir susuzluk bile anında baş ağrısı, odaklanma problemi ve kronik yorgunluk olarak kendini gösterir. Günlük su tüketiminizi kilonuz başına 30 ml olacak şekilde hesaplayarak su içmeyi bir rutine dönüştürün. Çalışma masanızda, başucunuzda, arabanızda veya çantanızda her zaman kişisel bir su mataranız bulundurun. Sade suyun tadını sevmiyorsanız, kalorisiz ve doğal yöntemlerle aroma kazandırarak içimini kolaylaştırabilirsiniz. Suyunuzun içine taze nane yaprakları, limon, salatalık dilimleri, çubuk tarçın veya zencefil ekleyebilirsiniz. Mevsim meyvelerini (Çilek, elma, yaban mersini) doğrayarak, suyunuzda bekleterek hem görsel olarak cazip hem de lezzetli bir içecek elde edebilirsiniz. Kendimizi yorgun hissettiğimizde hemen canlanmak için elimiz genelde çikolatalara, şerbetli tatlılara ya da beyaz unlu poğaçalara, açmalara gider. Ancak bu yiyecekler saman alevi gibidir; kan şekerinizi bir anda fırlatıp size sahte bir enerji verir, ama hemen ardından hızla düşürerek sizi eskisinden bile daha bitkin, uykulu ve aç bırakır. Bu ani yorgunlukların önüne geçmek için kendinizi enerji verecek besinlerle destekleyin. Gün içinde tatlılar yerine sizi uzun süre tok tutacak besinleri seçin. Kahvaltıda yumurta, peynir, tam buğday ekmeği ya da yulaf; diğer öğünlerde ise nohut, mercimek gibi ev yemekleri tercih ederseniz, enerjiniz gün boyu kesintisiz devam eder." Bağırsak sağlığı önemli Yediğimiz yemekleri vücudumuzun kullanabileceği enerjiye çevirmek için B vitaminlerine ihtiyacımız olduğunu hatırlatan Uzm. Diyetisyen Demirci, şu bilgileri paylaştı: "Magnezyum kaslarımızın ve sinirlerimizin ilacı gibidir. Havalar değişirken ortaya çıkan kas ağrılarını ve ‘kolumu kaldıracak halim yok’ hissini yenmek için ıspanak, pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin. Gün içinde atıştırmalık olarak ceviz, badem, kabak çekirdeği gibi kavrulmamış çiğ kuruyemişler tüketmek de bedeninize çok iyi gelecektir." Bağırsaklarımızın ikinci beynimiz olduğunu ve hastalıklara karşı savaşan savunma hücrelerimiz ile kendimizi iyi hissettiren mutluluk hormonlarımızın burada yer aldığını hatırlatan Uzm. Diyetisyen Demirci, "Bağırsaklarınız ne kadar sağlıklıysa, siz de o kadar enerjik ve mutlu olursunuz. Ev yapımı yoğurt ve ev turşusu gibi doğal gıdaları sofranıza eklemek, mevsim geçişlerinin getirdiği o gergin ve halsiz ruh halini üzerinizden atmanın en lezzetli yoludur" diye konuştu. "Unutmayın bedenimiz bizim en kıymetli hazinemizdir ve onu ne kadar doğru besler ve iyi bakarsak, yaşam kalitemiz de o kadar iyi olur" diyen Uzm. Diyetisyen Demirci, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Yapacağınız küçük ama kalıcı değişikliklerle havaların değişimini yorgun değil, canlı ve enerjik bir şekilde karşılayabilirsiniz. Sağlıklı ve zinde günler için doğru adımlar uygulayın."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 09:23
Diş ağrısı şikayetiyle gitti 25 dişinden oldu
2
22 Nisan 2026 Çarşamba- 10:19
’Romatolojik hastalıklar, kas ve eklemlerde kalıcı hasar bırakabilir’
3
23 Nisan 2026 Perşembe- 09:01
Van’da ‘Her Gebeye Bir Ebe’ dönemi: 6 bin anne adayına ulaşıldı
4
23 Nisan 2026 Perşembe- 11:43
Bayburt’ta atık ilaçların çevreye etkilerine dikkat çekildi
5
22 Nisan 2026 Çarşamba- 16:11
Bingöl UMKE uluslararası arenaya açılıyor
11 Nisan 2026 Cumartesi - 09:59
Uzmanı uyardı: "Dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemli"
Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimen, ebeveynleri uyardı. Çimen, "Çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır" dedi. Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimendil, konuşma terapisine ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşma güçlüğü çeken veya konuşamayan çocukların hazırlanacak program sayesinde sağlıklı bir şekilde konuşabileceğini ifade eden Çimen, erken müdahaleye dikkat çekti. Küçük yaşlarda başlatılan terapinin çok daha kısa sürede olumlu etkileri olduğunu söyleyen Çimen, aileleri uyardı. "Bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz" Çimen, "İletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirilmesi, tanılanması ve terapi yoluyla müdahale edilmesini kapsayan bilimsel ve klinik bir uzmanlık alanıdır. Bizler, çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine kadar her yaş grubunun ihtiyacına yönelik bilimsel temelli değerlendirme ve müdahale yöntemleri kullanarak bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi ve yaşam kalitelerini artırmayı amaçlarız. Konuşma sesi bozuklukları, gecikmiş dil konuşma, otizm, down sendromu, gelişimsel dil bozuklukları, kekemelik, hızlı-bozuk konuşma, afazi, apraksi, dizartri, ses bozuklukları, dudak ve damak yarıklığı, yutma bozuklukları gibi iletişimi, dili ve konuşmayı etkileyen birçok farklı alanda çalışıyoruz. Akran Akademi’de özellikle pediatrik grupta görülen bozukluklarda dil ve iletişim becerilerinin desteklenmesine yönelik bireysel terapi programlarını yürütüyoruz" dedi. "Bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim" Ailelerin erken harekete geçmesi gerektiğine vurgu yapan Çimen, "Eğer çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa, kelime dağarcığı sınırlıysa, cümle kurmakta zorlanıyorsa, konuşma sırasında bazı sesleri yanlış üretiyor, ses düşürüyor, sesleri karıştırıyor veya konuşması anlaşılmıyorsa, konuşmada hece ya da kelime tekrarları, uzatmalar ve takılmalar görülüyorsa dil ve konuşma terapistlerine başvurulabilir. Yine söylenenleri anlamada güçlük, yönergeleri takip edememe, çiğneme ve yutma problemleri, salya kontrolünde zorluk veya dudak, dil ve damak gibi oral yapılara ilişkin motor problemler mevcutsa ayrıca otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır. Fakat bireyin temel problemi dil ve konuşma alanından ziyade akademik beceriler, öğrenme güçlüğü, dikkat, davranış ve günlük yaşam becerileri ile ilgiliyse bireysel eğitim için özel eğitim uzmanlarına başvurulmalıdır. Unutmayalım dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemlidir. ‘Daha küçük, büyüyünce geçer’, ‘Erkek çocuk geç konuşur’, ‘Okula başlayınca düzelir’ gibi toplumda sıkça söylenen ancak bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim. Erken dönemde doğru uzmandan alınan destekle ilerlemek, çocuğun gelişimi için en sağlıklı sonucu verecektir" şeklinde konuştu.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 09:38
Uzmanı uyardı: "Kar örtüsü keneleri yok etmiyor"
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış mevsiminin uzun ve sert geçmesinin keneleri tamamen ortadan kaldırmadığını, bazı türlerin düşük sıcaklıklarda dahi aktif kalabildiğini söyledi. Tokat’ta nisan ayında etkili olan kar yağışı, kene popülasyonunun azalacağı yönündeki beklentileri yeniden gündeme getirdi. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış şartlarının keneler üzerindeki etkisine ilişkin yaptığı değerlendirmede Türkiye’de zaman zaman görülen aşırı yağışların ’iklim düzensizliği’ olarak nitelendirildiğini ve bu durumun kene popülasyonlarını doğrudan etkileyebileceğini belirtti. Keskin, toplumda yaygın olan ’kış uzun sürerse yazın kene azalır’ düşüncesinin ise her kene türü için geçerli olmadığını ifade etti. "Bazı kene türleri kış ve sonbaharda da aktif olabiliyor" Kışın sert geçmesi ve kar örtüsünün bulunmasının kenelerin tamamen yok olduğu anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Keskin, "Hava sıcaklığının yaklaşık 4 derece olduğu dönemlerde dahi kene toplayabiliyoruz. Özellikle soğuğa dayanıklı bazı türler, kış ve sonbahar aylarında da aktif olabiliyor. Bazı kene türleri larva evresinde eksi 20 derecenin altındaki sıcaklıklarda dahi uzun süre hayatta kalabiliyor. Keneler, aşırı soğukta doğrudan yüzeyde kalmak yerine daha korunaklı alanlara yönelir. Toprak altı, taş altı ve yaprak döküntülerinin bulunduğu alanlar, kışın dış ortama göre daha sıcak olduğu için keneler buralarda yaşamlarını sürdürebilir" dedi. "Keneler antifriz proteinleri sayesinde soğuğa dirençli" Kenelerin biyolojik olarak da oldukça dayanıklı canlılar olduğuna dikkat çeken Keskin, bu canlıların antifriz proteinleri sayesinde düşük sıcaklıklara karşı direnç geliştirdiğini belirterek, "Bazı kene türleri kışı yumurta, bazıları ise larva halinde geçirir. Kene yumurtalarının da çevresel tehditlere karşı koruma mekanizmaları vardır. Keneler, yumurtalarını ‘Gené’s organı’ adı verilen yapıdan salgılanan bir sıvıyla kaplayarak kuruma, bakteri ve mantarlara karşı koruyabilir. Kene popülasyonlarının ciddi şekilde azalması için uzun süreli ve çok düşük sıcaklıkların etkili olması gerekir. Bunun dışında keneler, kışı dinlenme halinde geçirerek varlıklarını sürdürebilir" ifadelerini kullandı.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 09:18
Keçiören’de glütensiz kafe hizmete açıldı
Keçiören Belediyesi tarafından çölyak hastaları ve glütensiz beslenmek zorunda olan vatandaşlar için hayata geçirilen Glütensiz Kafe, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Aşağı Eğlence Mahallesi’nde bulunan Kanuni Parkı içindeki kafede gerçekleşen açılış törenine Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, Keçiören Kaymakamı Dr. Mehmet Akçay, Ankara Çölyak Derneği Başkanı Mehmet Tanrıseven, Çölyak Derneği Başkan Yardımcısı Metin Erdem, siyasi parti temsilcileri, muhtarlar ve çok sayıda davetli katıldı. Program, saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. Protokol konuşmalarının ardından kurdele kesilerek Glütensiz Kafe’nin açılışı gerçekleştirildi. Glütensiz ortamlar oluşturmanın ilk adımını attıklarını kaydederek bir anısını anlatan Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan oldukça duygulandı. Özarslan, çölyak hastası bir anne ile yaşadığı diyalog sonrası harekete geçtiğini kaydetti. Açılışın ardından protokol üyeleri kafeyi gezerek glütensiz ürünler hakkında bilgi aldı. Programın sonunda katılımcılara kafede hazırlanan glütensiz yiyeceklerden ikram edildi.
10 Nisan 2026 Cuma - 18:44
Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta memnuniyetini en üst seviyeye taşımak amacıyla gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda Tıbbi Onkoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Günübirlik Tedavi Ünitesi ile Kan Alma Birimi modernize edilerek ileri teknolojik altyapı ve artırılmış kapasiteyle hizmete sunuldu. Bölgenin sağlık üssü konumunda bulunan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 4 biriminde poliklinik ve hizmet alanları yenileme çalışmalarıyla modern, fonksiyonel ve hasta odaklı bir yapıya kavuşturuldu. En önemli adımlardan biri Onkoloji Polikliniğinde atıldı. Enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği esas alınarak yeniden yapılandırılan Kemoterapi Uygulama Ünitesi 22’den 46’ya, poliklinik sayısı ise 6’ya yükseltildi. Günübirlik Servis, 18 yatak kapasitesiyle yeniden düzenlendi. Toplam 750 metrekarelik alanda yeniden yapılandırılan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde egzersiz salonu, Pelvik Rehabilitasyon Ünitesi, EMG ve USG odaları yer alıyor. Ayrıca dil ve konuşma terapisi biriminde de iletişim ve yutma bozukluklarına yönelik bilimsel temelli tedaviler titizlikle uygulanıyor. Hastanenin yoğun hizmet alanlarından biri olan Kan Alma Birimi, 550 metrekarelik geniş bir alanda yeniden projelendirildi. Aynı anda 70 hastaya hizmet verebilen birimde 10 adet yetişkin kabini ile çocukların işlem sürecini daha stressiz geçirmesini hedefleyen 2 adet pediatrik kan alma kabini yer alıyor. Bu birimle entegre çalışan Transfüzyon Merkezi ise 200 metrekarelik alanında, kan ve kan ürünlerinin güvenli temini ile transferi süreçlerini uluslararası standartlara uygun bir şekilde sürdürüyor. Rektör Yılmaz: "Hedefimiz topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmak" Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; üniversitenin eğitim ve araştırmadaki güçlü vizyonunu, sağlık hizmetleri alanında da kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Tıp Fakültesi Hastanesinin bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma sorumluluğuyla fiziki ve teknolojik altyapısını sürekli olarak güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Tamamlanan revizyon çalışmalarıyla birimlerde tedavi kapasitesinden hasta konforuna kadar geniş bir yelpazede hizmet kalitesini daha da yukarı taşıdık. Temel hedefimiz, köklü bilimsel birikimi modern tıbbın imkanlarıyla birleştirerek topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmaktır. Selçuk Üniversitesi, bölge halkı için güven veren bir sağlık üssü olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:42
Parkinsonla yaşamak
Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı. Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, "Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz" dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, "Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, "Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir" dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, "Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz" şeklinde konuştu. Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, "Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz" diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, "Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız" dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:11
Balıkesir'de Gönen hayvan pazarı kısa süreliğine kapatıldı
Balıkesir'in Gönen ilçesinde faaliyet gösteren hayvan pazarının ikinci bir duyuruya kadar kapatıldığı bildirildi.
10 Nisan 2026 Cuma - 16:04
Parkinson’da erken tanı hayat değiştiriyor
Manisa Şehir Hastanesi’nde, Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, Parkinson hastalığının belirtileri ve erken tanının önemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Manisa Şehir Hastanesi’nde Dünya Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla düzenlenen bilgilendirme etkinliğinde, Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz vatandaşlara Parkinson hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, hastalığın en sık görülen belirtilerinin titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti. Hastalığın yalnızca bu belirtilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Göz, "Uyku sorunları, depresyon ve koku kaybı gibi farklı belirtiler de Parkinson hastalığında görülebilmektedir." dedi. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak doğru tedavi ve destekleyici yaklaşımlarla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabildiğini belirten Göz, ilaç tedavileri, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemelerinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti. Erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, "Erken tanı, düzenli takip ve güçlü bir sosyal destek, Parkinson ile yaşayan bireylerin hayatında büyük fark oluşturur. Bugün, onların yanında olduğumuzu hissettirelim." ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 15:56
Medicana Ankara’da ‘Küllerinden Doğan Işıklara’ buluşması: Kanserle mücadelede ‘yeniden doğuş’
Ankara’da gerçekleştirilen "Küllerinden Doğan Işıklara" başlıklı panelde, kanserle mücadelede modern tedavi yöntemleri ve hasta motivasyonu konuları ele alındı. Medicana Ankara Hastanesi tarafından kanserle mücadele ve tedavi yöntemleri konusunda vatandaşları bilinçlendirmeye yönelik ‘Küllerinden Doğan Işıklara’ konulu panel düzenlendi. Medicana International Ankara Hastanesi uzmanları ve kanseri yenen Pelin Uzunoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı panelde, kanserin artık "çaresiz bir hastalık" değil, yönetilebilir bir süreç olduğu vurgulandı. "Sözün bıçağı bazen hastalıktan daha çok acıtıyor" Kendi kanser yolculuğunu "Küllerimden Işığa" kitabında anlatan Yazar Pelin Uzunoğlu, hastalık sürecinde moral ve motivasyonun kritik önemine değinerek, "Kanser olmuş olabilirim ama bir şekilde farkındalık çalışması yapayım dedim. ’Meme Kanseri Yenileceksin PLN’ isimli sayfamla başladım, şu an 280 kadınla ’Işığın Kız Kardeşliği’ grubunda bir aradayız. Kitabımda ’Sözün Bıçağı’ dediğim bir bölüm var; insanların bize iyi niyetle söylediği ama canımızı acıtan cümleleri anlattım. Birisi bana ’Hala nasıl gülebiliyorsun? Ben olsam intihar ederdim’ demişti mesela. Amacım insanlara umudu yitirmemeleri gerektiğini anlatmaktı. Erken tanı hayat kurtarır, özellikle kemoterapi almadan bu süreci bitirebilmek en kıymetli olanıdır" dedi. "Radyoterapi güvenle ışığa yürüyebileceğimiz bir yola evrildi" Tedavideki teknolojik gücü ve değişen kanser algısını anlatan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Petek Erpolat, radyoterapinin artık hastalar için konforlu bir aşama olduğunu belirterek, "Artık kanser çaresiz, adını duyduğumuzda tüylerimizin diken diken olacağı bir durum olmaktan bence çıktı. Hatta çoğu hastalık için bir kronik süreç, yani rutin kontrollerimizi aksatmamamız gereken bir süreç. Radyoterapi çok gelişti, çünkü teknoloji bağımlı. Şu anda müthiş sofistike cihazlarımız var, planlama sistemlerimiz var. Amacımız burada hedef dokuya yüksek doz, hastalığı kontrol edecek dozları uygularken çevre normal dokuları mümkün olduğunca korumak. Dolayısıyla radyoterapi ile lokal kontrol başarılarımız çok arttı ve yan etkileri de minimize ettik. Dolayısıyla korkulacak bir süreç olmaktan çıktı artık, çoğu hasta için güvenli bir süreç haline geldi" ifadelerini kullandı. "Şifa sadece ameliyathaneden geçmiyor" Cerrahinin iyileşme sürecindeki stratejik önemini ve hekim-hasta iletişiminin gücünü anlatan Genel Cerrah ve Başhekim Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız ise şu ifadeleri kullandı: "Bugün bir hastalıktan değil, bir yolculuktan söz ediyoruz. Kanser tanısıyla başlayıp, fiziksel olduğu kadar duygusal ve sosyal yönleri de olan çok katmanlı bir süreç. Bu yolculukta ilk adım genellikle cerrahi ekipler tarafından atılıyor. Ameliyat masasında aldığımız her karar aslında yalnızca o anı değil, hastanın gelecekteki yaşam kalitesini de şekillendirir. Ancak şifanın yolu sadece ameliyathaneden geçmiyor. Bir hastanın elini tutmak, gözlerinin içerisine bakarak ’yalnız değilsiniz’ diyebilmek, bazen bu kadar güçlü teknolojik altyapımızın olduğu yerde aslında daha kıymetli olabiliyor. Biz sadece hastalığı değil, hastayı tedavi ediyoruz." Panel, kanserle mücadele eden katılımcıların deneyimlerini paylaştığı duygu dolu anların ardından toplu hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 15:39
Uzmanından uyarı "Kalp hastalıkları önlenebilir"
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Gülşah Aktüre, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla önemli bilgiler paylaştı. Kalp ve damar hastalıklarının günümüzde hem dünyada hem de ülkemizde en önemli sağlık sorunlarının başında geldiğine dikkat çeken Dr. Gülşah Aktüre, "Her yıl milyonlarca insan kalp hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ancak bu hastalıkların büyük bir kısmı, önlenebilir risk faktörlerine bağlı olarak gelişmektedir" dedi. Koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi kardiyovasküler hastalıkların yaşam kalitesini düşürmekle kalmayıp ani ve beklenmedik ölümlere de yol açabildiğini dile getiren Aktüre, "Özellikle son yıllarda genç yaş grubunda kalp hastalıklarında artış, obezite ve diyabet sıklığında yükselme ile hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşması, kalp sağlığını daha da kritik hale getirmiştir" ifadelerini kullandı. Kalp hastalıklarının gelişiminde rol oynayan başlıca risk faktörlerini sıralayan Aktüre, "Hipertansiyon, yüksek kolesterol, sigara kullanımı, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü başlıca risk faktörleridir. Bu faktörlerin büyük bir kısmı kontrol altına alınabilir ve bu sayede kalp hastalığı riski belirgin şekilde azaltılabilir" dedi. "Sigarayı bırakmak, kalp krizi riskini hızla azaltmaktadır" Kalp sağlığını korumak için yaşam tarzı değişikliklerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Aktüre, şu önerilerde bulundu: "Haftada en az 150 dakika yürüyüş veya egzersiz yapılmalıdır. Tuz, şeker ve doymuş yağdan fakir; sebze ve meyve açısından zengin bir beslenme düzeni benimsenmelidir. Sigarayı bırakmak, kalp krizi riskini hızla azaltır. Bel çevresi ve vücut ağırlığı takibi önemlidir. Tansiyon, kolesterol ve kan şekeri ölçümleri ihmal edilmemelidir." Aktüre, kalp hastalığının habercisi olabilecek şikayetleri ise şöyle sıraladı: "Göğüste baskı, yanma veya ağrı, nefes darlığı, çarpıntı, efor kapasitesinde azalma, baş dönmesi veya bayılma. Bu belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" "İlaç kullanımı ve hekim önerilerine uyum hayati öneme sahiptir" Günümüzde gelişmiş görüntüleme ve tanı yöntemleri sayesinde kalp hastalıklarının erken dönemde tespit edilerek etkin şekilde tedavi edilebildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Aktüre, "Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde en kritik noktalardan biri, hastaların kendilerine önerilen tedaviye düzenli ve doğru şekilde uymasıdır. Hekim tarafından verilen ilaçların aksatılmadan ve önerilen dozda kullanılması; ilaçların doktor önerisi olmadan kesilmemesi veya değiştirilmemesi ve kontrol randevularının ihmal edilmemesi, tedavinin başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle hipertansiyon, ritim bozuklukları, kalp yetmezliği ve koroner arter hastalığı gibi durumlarda ilaçların düzensiz kullanımı; hastalığın ilerlemesine, ani ataklara ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bazı hastalar kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi bırakma eğiliminde olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki kalp hastalıklarının önemli bir kısmı sessiz ilerleyebilir ve ilaçlar bu süreci kontrol altında tutmak için gereklidir" ifadelerine yer verdi. "Hekiminizle iş birliği içinde olun" Sağlıklı bir kalp için sadece tedavi almanın yeterli olmadığını, aynı zamanda hekimle etkin bir iletişim ve iş birliği içinde olmanın da önemine vurgu yapan Aktüre, "Önerilen yaşam tarzı değişikliklerine uyum sağlamak, şikâyetlerde değişiklik olduğunda hekime başvurmak ve kontrolleri aksatmamak, uzun vadede kalp sağlığını korumanın en önemli basamaklarıdır" dedi. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmının yaşam tarzı değişiklikleri ve düzenli takip ile önlenebileceğini ifade eden Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Aktüre, "Bu nedenle bireylerin sadece hastalık geliştiğinde değil, henüz sağlıklıyken de kalplerini korumaya yönelik adımlar atmaları büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir kalp, sağlıklı bir yaşamın temelidir. Kalbiniz için bugün atacağınız küçük bir adım, yarınınızı kurtarabilir" şeklinde açıklamasını tamamladı.
10 Nisan 2026 Cuma - 15:14
Profesör açıkladı: "Evlilik kanseri önlüyor"
ABD’de dört milyondan fazla vakayı kapsayan çalışmaya göre, hiç evlenmemiş yetişkinlerde kanser riskinin evlilere kıyasla daha yüksek olduğunun görüldüğünü aktaran Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hiç evlenmemiş erkeklerde kanser oranlarının evli erkeklere göre yaklaşık yüzde 68, hiç evlenmemiş kadınlarda ise yaklaşık yüzde 83 daha yüksek olduğunu belirtti. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, evlilik ile kanser riski arasındaki ilişkiye yönelik yapılan büyük ölçekli bir araştırmayı değerlendirdi. Özkaya, "Geçen hafta yayınlanan ve ABD’de dört milyondan fazla vakayı kapsayan büyük bir araştırmaya göre, evliliğin kanser riskinin azalmasıyla bağlantılı olabileceğini öne sürüyor ve hiç evlenmemiş yetişkinlerin kansere yakalanma riski, evlenmiş olanlara göre önemli ölçüde daha yüksek olduğunu belirtiyor. Hiç evlenmemiş erkeklerde kanser oranları, boşanmış veya dul kalmış erkekleri de içeren evli erkeklere göre yüzde 68 daha yüksektir. Hiç evlenmemiş kadınlarda ise bu oran daha da yüksektir ve yüzde 83 olarak bildirilmiş. Bu yeni gözlem, evlenmenin kanseri önlediği veya insanların evlenmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak evlilik, kanserin daha erken teşhis edilmesi ve daha iyi hayatta kalma oranıyla zaten ilişkilendirilmektedir. Evli bireyler genellikle (ancak her zaman değil) daha güçlü destek sistemlerine, daha büyük ekonomik istikrara sahiptir ve kanser tedavi rejimlerine uyma olasılıkları daha yüksektir. Bundan şunu çıkarmak gerekiyor: Evli değilseniz kanser risk faktörlerine daha fazla dikkat etmeniz, ihtiyaç duyabileceğiniz taramaları yaptırmanız ve sağlık bakımınızı güncel tutmanız gerektiği anlamına geliyor" dedi. Kadın ve erkek arasındaki fark Özkaya şunları söyledi: "Erkekler ve kadınlar biraz farklı örüntüler gösterdi. Hiç evlenmemiş erkeklerin kansere yakalanma olasılığı, evli erkeklere göre yaklaşık yüzde 70 daha fazlayken, hiç evlenmemiş kadınların kansere yakalanma ihtimali, evli veya daha önce evlenmiş kadınlara göre yaklaşık yüzde 85 daha fazlaydı. Bu, daha geniş bir eğilimin küçük ama dikkate değer bir tersine dönüşünü temsil ediyor: Erkekler genellikle sağlık ve sosyal faktörler açısından evlilikten kadınlardan daha fazla fayda görüyor. Bu durumda ise kadınlar evlilikten erkeklerden biraz daha fazla fayda görmüş gibi görünüyor. Evlilik ile kanser arasındaki en güçlü bağlantılar, enfeksiyon, sigara veya alkol kullanımıyla ilgili kanserlerde ve kadınlarda yumurtalık ve rahim kanseri gibi üreme ile ilgili kanserlerde görüldü. Araştırmacılar, meme, tiroit ve prostat kanserleri de dahil olmak üzere, güçlü tarama programlarına sahip kanserler için daha zayıf bağlantılar buldular. Daha az sigara içen, daha az alkol tüketen, kendine daha iyi bakan ve sosyal hayata daha fazla entegre olan kişilerin evlenme ihtimallerinin de daha yüksek olması muhtemeldir. Yine de araştırmacılar, evlilik ile kanser arasındaki bağlantının 50 yaş üstü yetişkinlerde daha güçlü olduğunu buldular; bu da insanların yaşlandıkça ve kanser risk faktörlerine maruz kaldıkça, evlilikle ilişkili faydaların daha belirgin hale gelebileceğini düşündürüyor. Aslında buna şu gözle bakmak gerekiyor. Eğer bekarsanız ve daha izole bir yaşam sürüyorsanız, tarama veya önleme faaliyetlerine katılma olasılığınız daha düşüktür. Sağlık Bakanlığımızın Sağlıklı Hayat Merkezleri ücretsiz olarak tüm halkımıza sadece kanser taramalarında değil her türlü sağlık sorunlarınıza ve sorularınıza evli veya bekar ayırt emeksizin hizmet verdiğini hatırlatmak istiyoruz."
10 Nisan 2026 Cuma - 15:03
Profesör açıkladı: "Evlilik kanseri önlüyor"
ABD’de dört milyondan fazla vakayı kapsayan çalışmaya göre, hiç evlenmemiş yetişkinlerde kanser riskinin evlilere kıyasla daha yüksek olduğunun görüldüğünü aktaran Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hiç evlenmemiş erkeklerde kanser oranlarının evli erkeklere göre yaklaşık yüzde 68, hiç evlenmemiş kadınlarda ise yaklaşık yüzde 83 daha yüksek olduğunu belirtti. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, evlilik ile kanser riski arasındaki ilişkiye yönelik yapılan büyük ölçekli bir araştırmayı değerlendirdi. Özkaya, "Geçen hafta yayınlanan ve ABD’de dört milyondan fazla vakayı kapsayan büyük bir araştırmaya göre, evliliğin kanser riskinin azalmasıyla bağlantılı olabileceğini öne sürüyor ve hiç evlenmemiş yetişkinlerin kansere yakalanma riski, evlenmiş olanlara göre önemli ölçüde daha yüksek olduğunu belirtiyor. Hiç evlenmemiş erkeklerde kanser oranları, boşanmış veya dul kalmış erkekleri de içeren evli erkeklere göre yüzde 68 daha yüksektir. Hiç evlenmemiş kadınlarda ise bu oran daha da yüksektir ve yüzde 83 olarak bildirilmiş. Bu yeni gözlem, evlenmenin kanseri önlediği veya insanların evlenmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak evlilik, kanserin daha erken teşhis edilmesi ve daha iyi hayatta kalma oranıyla zaten ilişkilendirilmektedir. Evli bireyler genellikle (ancak her zaman değil) daha güçlü destek sistemlerine, daha büyük ekonomik istikrara sahiptir ve kanser tedavi rejimlerine uyma olasılıkları daha yüksektir. Bundan şunu çıkarmak gerekiyor: Evli değilseniz kanser risk faktörlerine daha fazla dikkat etmeniz, ihtiyaç duyabileceğiniz taramaları yaptırmanız ve sağlık bakımınızı güncel tutmanız gerektiği anlamına geliyor" dedi. Kadın ve erkek arasındaki fark Özkaya şunları söyledi: "Erkekler ve kadınlar biraz farklı örüntüler gösterdi. Hiç evlenmemiş erkeklerin kansere yakalanma olasılığı, evli erkeklere göre yaklaşık yüzde 70 daha fazlayken, hiç evlenmemiş kadınların kansere yakalanma ihtimali, evli veya daha önce evlenmiş kadınlara göre yaklaşık yüzde 85 daha fazlaydı. Bu, daha geniş bir eğilimin küçük ama dikkate değer bir tersine dönüşünü temsil ediyor: Erkekler genellikle sağlık ve sosyal faktörler açısından evlilikten kadınlardan daha fazla fayda görüyor. Bu durumda ise kadınlar evlilikten erkeklerden biraz daha fazla fayda görmüş gibi görünüyor. Evlilik ile kanser arasındaki en güçlü bağlantılar, enfeksiyon, sigara veya alkol kullanımıyla ilgili kanserlerde ve kadınlarda yumurtalık ve rahim kanseri gibi üreme ile ilgili kanserlerde görüldü. Araştırmacılar, meme, tiroit ve prostat kanserleri de dahil olmak üzere, güçlü tarama programlarına sahip kanserler için daha zayıf bağlantılar buldular. Daha az sigara içen, daha az alkol tüketen, kendine daha iyi bakan ve sosyal hayata daha fazla entegre olan kişilerin evlenme ihtimallerinin de daha yüksek olması muhtemeldir. Yine de araştırmacılar, evlilik ile kanser arasındaki bağlantının 50 yaş üstü yetişkinlerde daha güçlü olduğunu buldular; bu da insanların yaşlandıkça ve kanser risk faktörlerine maruz kaldıkça, evlilikle ilişkili faydaların daha belirgin hale gelebileceğini düşündürüyor. Aslında buna şu gözle bakmak gerekiyor. Eğer bekarsanız ve daha izole bir yaşam sürüyorsanız, tarama veya önleme faaliyetlerine katılma olasılığınız daha düşüktür. Sağlık Bakanlığımızın Sağlıklı Hayat Merkezleri ücretsiz olarak tüm halkımıza sadece kanser taramalarında değil her türlü sağlık sorunlarınıza ve sorularınıza evli veya bekar ayırt emeksizin hizmet verdiğini hatırlatmak istiyoruz." (FAU-
10 Nisan 2026 Cuma - 14:44
Soğuk hava bitkisel ürün satışlarını artırdı
Kırşehir’de aktarlar; mevsimsel değişim ve havaların soğuk seyretmesiyle birlikte bağışıklık sistemini güçlendirici doğal ürünlere olan talebin geçen yıla göre arttığını belirtti. Aktarlar, özellikle bitkisel takviye ürünlerine yönelimin yüzde 30 seviyelerinde yükseldiğini ifade etti. Aktar Özgen Öz, soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyon yaşayan vatandaşların bitkisel ürünlere ilgisinin arttığını söyledi. Öz; "Geçen seneye oranla bu yıl bitkisel takviye ürünlerine yüzde 30 oranında yönelme söz konusu. Yıllardır süren ilaç alışkanlığı azalmaya başladı. İnsanlar sağlıklarına yeniden kavuşmak için doğal takviye ürünleri tercih ediyor. Geçen yılki ürünlere rağbet var ama son zamanlarda propolise talep artış gösterdi. Ihlamur, zencefil, defne yaprağı ve zerdeçal gibi ürünlerde de artış söz konusu" dedi. Bir diğer aktar Ünsal Gümüş ise bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik ürünlerin satışlarında ciddi bir artış yaşandığını belirterek, "Vücuttaki bağışıklığı artırmak için geçen yıla oranla yüzde 35-40 oranında alış fazlalığı var. Özellikle ot ve macun gruplarında yoğun talep bulunuyor" diye konuştu. (EÖ-TB-
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder