SAĞLIK
28 Şubat 2026 Cumartesi - 10:56 Kovancılar’da bir ilk: Evde fizik tedavi uygulaması Kovancılar ilçesinde Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında bir ilk olma niteliği taşıyan "Evde Fizik Tedavi Uygulaması" hayata geçirildi. Kovancılar İlçe Devlet Hastanesi tarafından Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında bir ilk olma niteliği taşıyan "Evde Fizik Tedavi Uygulaması" hayata geçirildi. Yeni uygulama ile yatağa bağımlı, ameliyat sonrası hareket kısıtlılığı yaşayan ya da kronik rahatsızlıkları nedeniyle sağlık kuruluşlarına ulaşmakta güçlük çeken hastalara fizik tedavi hizmeti kendi ev ortamlarında sunulacak. Başlatılan hizmet sayesinde hastaların sağlık kuruluşlarına gitmeden, ev konforunda tedavi alabilmeleri sağlanırken, sağlık hizmetlerine erişimde önemli bir kolaylık sunulması ve hizmet sürekliliğinin temin edilmesi hedefleniyor. Uygulama kapsamında görev yapan fizyoterapistler tarafından hastaların kas gücü, eklem hareket açıklığı ve günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık düzeyleri bilimsel kriterler doğrultusunda değerlendiriliyor. Yapılan değerlendirmeler sonucunda her hastaya özel egzersiz programı hazırlanıyor ve bu programlar düzenli aralıklarla ev ortamında uygulanıyor. Öte yandan, tedavi sürecinin etkinliğini artırmak amacıyla hasta yakınlarına yönelik bilgilendirme ve eğitim çalışmaları da gerçekleştiriliyor. Böylece tedavi sürecinin sürdürülebilirliği sağlanırken, oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilmesi amaçlanıyor.
Kaplıca sular altında, vatandaşlar şifa peşinde
14 Şubat 2026 Cumartesi - 09:00 Kaplıca sular altında, vatandaşlar şifa peşinde Muğla’da bir haftadır aralıklarla etkisini sürdüren sağanak yağış, hayatı olumsuz etkiledi. Muğla genelinde birçok noktada su baskınları ve taşkınlar yaşanırken, derelerden taşınan yağmur suları nedeniyle Köyceğiz Gölü’nün su seviyesi yükseldi. Artan su seviyesi sonucu Köyceğiz kıyı şeridi kısmen sular altında kaldı. İlçenin hemen karşısında bulunan Sultaniye Kaplıcaları da taşkından etkilenen bölgeler arasında yer aldı. Açık alandaki kükürtlü su havuzlarının tamamen su altında kaldı. Kapalı havuz bölümünde ise faaliyetlerin sürdürürken, taşkına rağmen kaplıcada şifa arayan vatandaşların yoğunluk oluşturduğu görüldü. Kaplıcada şifa arayan yerli ve yabancı vatandaşlar, su altında kalan kaplıcanın kapalı bölümüne bellerinin yarısına kadar gelen suda yürüyerek tehlikeyi aldırış etmeden ulaşıyor. Yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgi gösterdiği kaplıcaya karadan ulaşımın yanında, Köyceğiz ve Dalyan’dan tekne turları ile de kaplıcaya ulaşan vatandaşlar açık ve kapalı havuzlarda kükürtlü suya girerek şifa arıyor. Alanya’dan geldi, kaplıcaya giremedi Kaplıcaya tedavi amacıyla Antalya Alanya ilçesinden gelen Yaşar Yıldız, "Alanya’dan buraya Sultaniye kaplıcalarını görmek için geldim ama sel baskınlarından dolayı da göremiyoruz. İnşallah bir-iki gün içerisinde balık kapağı açılır, su çekilir, biz de görebiliriz belki" dedi. Alman vatandaş romatizma tedavisi için geldi Sırtında ağrılar olduğunu ve romatizması bulunduğunu belirten Alman vatandaşı Oliver, "Evet, gerçekten çok güzeldi. Kaynak çok sıcak ve gerçekten harika. Frankfurt’un yakınlarından geliyorum. Karavanla seyahat ediyoruz ve uzun süredir yoldayız. Bir yıldan uzun süredir. Buradan Kazakistan’a doğru seyahat ediyoruz. Almanya’dan İtalya’ya feribotla gittik, sonra Yunanistan’a, Yunanistan’dan da Türkiye’ye geldik. Şimdi Türkiye’de iki ay kalacağız. Ondan sonra Gürcistan, Ermenistan, Rusya ve Kazakistan’a gideceğiz. Her şey yolunda giderse belki Moğolistan’a da gideceğiz. Termal su bana iyi geliyor. Sıcaklık iyi geliyor. Sırtımda ağrılarım var ve romatizmam var, bu da bana yardımcı oluyor" dedi.
Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinde ERAS Sempozyumu
14 Şubat 2026 Cumartesi - 08:48 Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinde ERAS Sempozyumu Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi ev sahipliğinde, ERAS Türkiye Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Multidisipliner İş Birliğiyle Cerrahide Yeni Bir Dönem: ERAS Uygulaması" başlıklı sempozyum, Araştırma Hastanesi Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Programa; Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, ERAS Türkiye Derneği Başkanı Prof. Dr. Neslihan Alkış, Araştırma Hastanesi Başhekimi Atila Eroğlu ile akademisyenler, sağlık profesyonelleri ve çok sayıda davetli katıldı. Rektör Hacımüftüoğlu: "ERAS Yaklaşımı Cerrahi Bakım Sürecinde Kaliteyi Artıran Bir Model" Sempozyumun açılışında konuşan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin sağlık alanındaki yenilikçi yaklaşımları yakından takip ettiğini ve bilimsel gelişmeleri sahaya yansıtmayı temel öncelikleri arasında gördüğünü ifade etti. ERAS (Enhanced Recovery After Surgery) yaklaşımının, cerrahi bakım süreçlerinde kaliteyi artıran, hasta güvenliğini güçlendiren ve iyileşme sürecini hızlandıran çağdaş bir model olduğuna dikkat çeken Rektör Hacımüftüoğlu, bu sistemin multidisipliner iş birliğini esas aldığını vurguladı. Anestezi, cerrahi, hemşirelik, beslenme ve rehabilitasyon başta olmak üzere birçok disiplinin eşgüdüm içinde çalışmasını gerektiren ERAS modelinin yalnızca ameliyat sonrası iyileşme süresini kısaltmadığını, aynı zamanda komplikasyon oranlarını azaltarak sağlık hizmetlerinde sürdürülebilirliğe katkı sunduğunu belirten Hacımüftüoğlu, Araştırma Hastanesi bünyesinde yürütülen kalite odaklı çalışmaların, enfeksiyon kontrol programlarının ve hasta güvenliği protokollerinin bu anlayışla örtüştüğünü kaydetti. Cerrahi kliniklerde kanıta dayalı tıp uygulamalarının yaygınlaştırılması ve perioperatif bakım süreçlerinin standardizasyonu yönünde önemli adımlar atıldığını dile getiren Rektör Hacımüftüoğlu, sağlık bilimleri fakülteleri ile hastane arasındaki güçlü iş birliğinin teorik bilginin klinik uygulamayla bütünleşmesini sağladığını söyledi. Sempozyumun kurumlar arası yeni iş birliklerine zemin hazırlayacağını belirten Hacımüftüoğlu, organizasyonda emeği geçenlere teşekkür ederek toplantının ülke sağlık sistemine hayırlı katkılar sunmasını temenni etti. Başkan Alkış: "Üniversite Hastaneleri Bu Dönüşümde Öncü Rol Üstleniyor" Programda değerlendirmelerde bulunan ERAS Türkiye Derneği Başkanı Prof. Dr. Neslihan Alkış ise ERAS yaklaşımının cerrahide paradigma değişimini temsil ettiğini belirtti. Kanıta dayalı uygulamaların sistematik biçimde hayata geçirilmesiyle hasta konforunun arttığını, hastanede kalış süresinin kısaldığını ve komplikasyon oranlarının anlamlı ölçüde azaldığını ifade eden Alkış, bu sürecin başarısında ekip çalışmasının belirleyici olduğunu vurguladı. Türkiye’de ERAS protokollerinin giderek daha fazla merkezde uygulanmaya başlandığını aktaran Alkış, üniversite hastanelerinin bu dönüşümde öncü rol üstlendiğini belirterek, Atatürk Üniversitesinin multidisipliner yaklaşımı ve güçlü akademik altyapısıyla bu sürece önemli katkılar sunduğunu dile getirdi. Bilimsel toplantıların bilgi paylaşımını artırdığını ve genç araştırmacılar için yol gösterici olduğunu ifade eden Alkış, sempozyumun verimli sonuçlar doğuracağına inandığını söyledi. İki gün süren sempozyum kapsamında; ERAS’ın felsefi temellerinden hasta kan yönetimine, prehabilitasyon uygulamalarından torasik cerrahide ERAS deneyimlerine kadar birçok başlıkta sunumlar gerçekleştirildi. Perioperatif süreçte hemşirelik bakımının dönüştürücü etkisi ve klinik uygulamalara yönelik rehberler de ele alınarak katılımcılarla güncel bilimsel veriler paylaşıldı. Sempozyum, soru-cevap oturumlarının ardından ERAS uygulamalarının yerinde gözlemlenmesine yönelik klinik ziyaret programıyla sona erdi.
Uluslararası Sağlık Hizmetlerinde İş Birliği Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlandı
14 Şubat 2026 Cumartesi - 03:33 Uluslararası Sağlık Hizmetlerinde İş Birliği Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlandı Resmi Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Hizmetlerinde İş Birliği Yönetmeliği ile Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastaneleri arasındaki iş birliği süreçleri yeniden tanımlandı. Sağlık Bakanlığı tarafından Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile uluslararası sağlık turizmi yetki belgesine sahip Sağlık Bakanlığı tesisleri ile üniversite hastaneleri arasında köprü kurarak, nitelikli sağlık personelinin ve kaynakların en verimli şekilde kullanılmasını hedefliyor. Yayımlanan yönetmelik, kurumlar arası bürokrasiyi azaltarak şeffaf, güvenli ve esnek bir çalışma modelini esas alıyor. Düzenleme ile diş tabibi ve uzman sağlık personeli; iki kurum arasında planlı, süreli veya vaka bazlı (belirli bir ameliyat veya tedavi için) görevlendirilebilecek. Hekimlerin ve personelin hizmet sundukları tesisteki idari, mesleki ve hukuki sorumlulukları, herhangi bir belirsizliğe yer bırakmayacak şekilde açıkça belirlenecek. Tüm klinik süreçlerin, uluslararası hasta güvenliği ve kalite standartlarından ödün verilmeden yürütülmesi yasal zemine oturtulacak. "Bütçelerin ayrı olması" ilkesi korunarak, kurumlar arasındaki mali işleyişin tamamen şeffaf ve izlenebilir olması sağlanacak. Bu yönetmelik, sürdürülebilir bir başarı hedeflenirken ayrıca yeni model ile uluslararası sağlık hizmetlerinde kurumsal koordinasyonun maksimize edilmesi, Türkiye’nin sahip olduğu nitelikli insan kaynağının en etkin şekilde değerlendirilmesi, hizmet sunum kapasitesinin artırılarak daha fazla uluslararası hastaya ulaşılması. Türkiye’nin sağlık turizmindeki lider konumunun sürdürülebilir bir şekilde geliştirilmesi amaçlanacak.
Uzmanı çocuk kanseri ile ilgili uyardı: "En temel sebep genetik yatkınlıktır"
13 Şubat 2026 Cuma - 17:41 Uzmanı çocuk kanseri ile ilgili uyardı: "En temel sebep genetik yatkınlıktır" Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Şeyma Ünüvar Gök, çocuklarda görülebilen kansere ilişkin açıklamalarda bulundu. Gök, "Genetik yatkınlık olsa da mutlaka tetiği çeken bir risk faktörünün olması gerekiyor" Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Şeyma Ünüvar Gök, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü nedeniyle açıklamalarda bulundu. Çocukluk çağı kanserlerinde neden-sonuç ilişkisi erişkinlerdeki kadar net olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Şeyma Ünüvar Gök, "Çocukluk çağı kanserlerinde neden-sonuç ilişkisi erişkinlerdeki kadar net değildir ve bu nedenle erişkin dönemde önerilen mamografi, kolonoskopi gibi tarama programları çocukluk çağında uygulanamıyor. Bu tanığı ile karşılaşılan ailelerin ilk sorusu nedendir. Bildiğimiz en temel sebep genetik yatkınlıktır. Ancak genetik yatkınlık olsa da mutlaka tetiği çeken bir risk faktörünün olması gerekiyor. Bildiğimiz en temel risk faktörü, iyonize radyasyona uzun süreli maruz kalınması, kötü beslenme, stresli hayat şartları ve özellikle BBV gibi onkojenik yani maling hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilecek virüslere sık sık maruz kalınmasıdır" dedi. Bu belirtiler var ise hekime gösterilmeli Birçok belirtilerin yer aldığını ifade eden Uzm. Dr. Şeyma Ünüvar Gök, "Çocukluk çağı kanserleri için birçok belirti ve semptom bulunabilir. Halk arasında en yaygın bilineni uzun süre sebat eden ateşler, gece terlemeleri, kilo kayıpları ve ortaya çıkan morlukları hiçbiri kansere özgü değildir. Ancak bunları fark eden aile elbette de çocuğunu bir hekime göstermelidir. Çocukluk çağı kanserlerindeki temel korunma mekanizmasının çocuğunuzu takip eden sabit bir çocuk doktorunun olmasını ve sadece acil hastalık durumlarında değil, rutin tarama programlarında da hastanelere başvurulması gerektiği hatırlatalım" dedi. Erken tanı, tedavide başarıyı artırıyor Tedavi başarısının gelişmiş ülkelerde aynı olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Dr. Şeyma Ünüvar Gök, "Lösemilerin temel tedavisi kemoterapi ilaçları olmakla beraber solid organ tümörlerinde gerek kemoterapiler, gerekçe cerrahi tedaviler gerekse radyoterapiler söz konusu olabilir. Hastalık erken dönemde tanı aldığında başarı oranları oldukça yüksek olacak olmakla birlikte, elbette hastalığın tipine göre bu değişebilir. Çocukluk çağ kanserlerinde, 0-18 yaş döneminde hayatın erken döneminde bu tanı ile karşılaşmış çocukların ailelerinin en temel ihtiyacı, toplumdan izole olmamaları ve gerekli sosyal desteği alabilmeleridir. Bu hastalık ile mücadelede ailelere bu sosyal desteği vermek ise hepimizin temel vazifesidir" şeklinde konuştu.
Psikolog Beste Çokaygil: "Sevgililer Günü jestler ve hediyelerle sınırlı olmamalı"
13 Şubat 2026 Cuma - 17:05 Psikolog Beste Çokaygil: "Sevgililer Günü jestler ve hediyelerle sınırlı olmamalı" Acıbadem Eskişehir Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Beste Çokaygil, 14 Şubat Sevgililer Günü’nün yalnızca romantik jestler ve hediyelerle sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, "Sosyal medyadaki mutlu çift fotoğrafları ve idealize edilmiş ilişki temsilleri, kişilerin kendi ilişkilerini sorgulamasına neden olabiliyor" dedi. Toplumda 14 Şubat’ın çoğu zaman romantik beklentilerle anlamlandırıldığını ancak bu günün yalnızca ’sevgiyi kutlama’ günü olmadığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Beste Çokaygil, "Psikolojik açıdan sevgi yalnızca romantik ilişkilere indirgenemez. Kişinin kendine şefkat gösterebilmesi, ihtiyaçlarını fark edebilmesi ve yalnız kalabilme kapasitesini geliştirmesi ruhsal sağlık açısından çok değerlidir" şeklinde konuştu. "14 Şubat bazı kişilerde mutluluk, bazılarında yalnızlık duygusunu tetikleyebilir" Sevginin yalnızca romantik bir his olmadığını vurgulayan Psikolog Çokaygil, "Sevgi; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak güvende hissetme ihtiyacının bir yansımasıdır. Psikoloji literatüründe bağlanma, çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişkinin yetişkinlikteki yakın ilişkilere yansıması olarak ele alınır. Bu nedenle 14 Şubat bazı bireylerde sıcaklık ve mutluluk oluştururken, bazı bireylerde yalnızlık, değersizlik ya da terk edilme korkularını tetikleyebilir" diye belirtti. "Sağlıklı ilişkilerde bağ, konuşabilme alanıyla güçlenir" Çokaygil, sözlerinin devamında, "Duyguların ifade edilebildiği, kırgınlıkların konuşulabildiği, ihtiyaçların dile getirildiği ve sınırların karşılıklı olarak saygı gördüğü ilişkilerde bağ güçlenir. Sevgi yalnızca iyi hissettiren bir duygu değil; emek, sorumluluk ve karşılıklılık içeren bir süreçtir" ifadelerini kullandı. "Aşk başlar, bağ zamanla oluşur" Romantik aşk ile bağ kurma arasındaki farka değinen Psikolog Beste Çokaygil, şunları söyledi: "Aşk çoğu zaman yoğun bir heyecanla başlar, bağ ise zamanla gelişir. Bağ kurmak, karşımızdakini idealize etmek değil; onu olduğu haliyle kabul edebilmektir. Gerçek yakınlık, kişinin kırılganlığını paylaşabildiği ilişkilerde ortaya çıkar." "14 Şubat yalnız olanlar için bir kayıp değil" Yalnız olmanın bir eksiklik anlamına gelmediğini vurgulayan Çokaygil, "Yalnızlık, bireyin iç dünyasıyla temas kurabilmesi için bir alan sunar. Kendisiyle bağ kuramayan bir bireyin başkalarıyla sağlıklı bağlar kurması da zorlaşır. Bu nedenle 14 Şubat, yalnız olanlar için bir kayıp değil; ilişkiyi güçlendirme fırsatı olarak da değerlendirilebilir" dedi.
Eski sanal kumar bağımlısının ibret dolu hikayesi
13 Şubat 2026 Cuma - 16:39 Eski sanal kumar bağımlısının ibret dolu hikayesi Bolu’da 15 yıllık sanal kumar bağımlılığından kurtulan 34 yaşındaki Ü.A., "Ben küçük oynuyorum" diyerek kendisini kandıranları uyardı. Sistemin önce kazandırıp bağladığını, sonra ise her şeyi geri aldığını belirten Ü.A., "Büyük paralar verdiği zaman daha çok bağlanacaksın. Seni bağladıktan sonra gençliğini vereceksin. Parayı kaybediyordum, eve gidemiyordum. Ben hastanede yattım, parkta yattım, dışarıda yattım, arabada yattım. Bunlar aklıma geldikçe bile çok tuhaf oluyorum, kötü oluyorum. Yol yakından dönün" dedi. Sanal kumar bağımlılığına bir günde yüksek meblağlar kazanarak adım atan ancak daha sonra her şeyini kaybeden Ü.A., son 1,5 yılda verdiği mücadeleyle hayata yeniden tutundu. Ailesinin desteğiyle Bolu Yeşilay Danışmanlık Merkezi’ne başvuran ve Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezi’nde (AMATEM) tedavi gören Ü.A., yaşadığı zorlu süreci ve bağımlılığın hayatından neleri çaldığını anlattı. "İki günde maaşımın 60 katı parayı kumara verdim" Kumar hikayesinin "büyük bir kazançla" başladığını ancak sonunun hüsran olduğunu belirten Ü.A., "Bir günde maaşımın 40-50 katı kazandım. Ertesi günde para almamam gereken insanlardan tekrar borçlandım, maaşımın 10 katı. İki günde maaşımın 60 katı parayı kumara verdim. Hem aldım hem ekstradan aldığım parayı verdim. Tekrardan gittim başkasından borç alıp kumara verdim iki gün içinde. O iki gün içinde zaten psikolojim iyice alt üst oldu. Üçüncü gün ’Hayatıma artık son vereceğim’ dedim çünkü işin içinden çıkamıyorum başka türlü. Böyle de olmuyor, öyle de olmuyor. Alıyorum da olmuyor, veriyorum da olmuyor" dedi. "Arkadaşım dostum dediğim kişiler, arkadaşım değilmiş" Kumar bağımlılığının bir hastalık olduğunu söyleyen Ü.A., bu süreçte sadece ailesinin kendisine destek olduğunu, arkadaşlarının ise sırt çevirdiğini vurgulayarak, "Arkadaşım dostum dediğim kişiler, arkadaşım değilmiş. Tek arkadaşım dostum, ailemmiş. Allah razı olsun. Bir onlar bırakmadı beni. Ailem maddi ve manevi çok etkilendiler. Eşim, annem, babam, kardeşim ve kayınpederime kadar yakın çevremde kim varsa etkilendi. Özellikle de annem, babam ve eşim. Belki de tekrar başlamamanın sebebi ailemdir. Çevremdeki insanlar bunun bir hastalık olduğunu bilmiyorlar. ’Sen bile bile yapıyorsun’ gibisinden konuşuyorlar" dedi. "Sabah kumar oynamaya başlıyordum" Kumar oynadığı süre boyunca hayatından birçok şey kaybettiğini aktaran Ü.A., "50 kiloydum. Mesela telefonumdan sabah kumar oynamaya başlıyordum. Akşama kadar çay, sigara. Yemek yemem yoktu, uyku düzenim yoktu. ’Eşim uyusa da ben hemen şurada kumar oynasam’ gibi düşünceler geliyordu. Şu an işten çıkıp eve gitsem uyuyabiliyorum, uyku düzenim var ama o zamanlar işten çıkınca kumar oynamaya gidiyordum, param yoksa eğer para aramaya gidiyordum. Şimdi yemek yiyebiliyorum. İştahım var Allah’a şükür. Uyku düzenim çok iyi, uyuyabiliyorum. Ailemle ilişkim çok iyi" diye konuştu. "Ben gençliğimi kaybettim" Gençlere ve hala kumar oynayanlara seslenen Ü.A., "Şu an çoğu kişi bu kumarı oynuyor. ’Oynamayın’ diye uyarıyorum. ’Ben gençliğimi kaybettim’ diyorum. 15 yıl oynadım, gençliğim boşa gitti. Kumar sitelerinden bildirim geliyordu, ayrıca eşim görürse laf söyler diye telefonumu masanın üzerine koyamazdım. Sürekli gizlilik içindeydim. Şu an oynayanlar, ’Ben küçük oynuyorum, 500 liralık oynuyorum, 100 liralık oynuyorum’ diyor. E ben de öyle başlamıştım. 100 lirayla, 200 lirayla ya da 3 lirayla, 5 lirayla benim ilk başladığım zamanlar ama sonrasında ne oldu? Milyonlar gitti, benim gençliğim gitti. Ben 15 yıl boşuna çalışmışım. 15 yıldır aldığım parayı şuradan alıp çöp kutusuna atmışım. Onlar da atacak eğer bırakmazlarsa" ifadelerini kullandı. "Eve gidemiyordum" Kaybettiği paralar yüzünden evine gidemediğini ve sokaklarda kaldığını belirten Ü.A., yaşadığı pişmanlığı yineleyerek, "Parayı kaybediyordum, eve gidemiyordum. Evdekilere ne diyeceğim? Ben hastanede yattım, parkta yattım, dışarıda yattım, arabada yattım. Bunlar aklıma geldikçe bile çok tuhaf oluyorum, kötü oluyorum. Bunları düşünmemek istiyorum artık. Kumar oynayanların da yol yakınken bırakmaları gerekiyor. Büyük paralar verdiği zaman daha çok bağlanacaksın. Seni bağladıktan sonra gençliğini vereceksin. Yol yakınken bırakmaları gerekiyor" dedi.
ESOGÜ Hastanesi’nden tütünle mücadelede yeni adım
13 Şubat 2026 Cuma - 16:16 ESOGÜ Hastanesi’nden tütünle mücadelede yeni adım Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde, Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı bünyesinde tütün bağımlılığıyla mücadelede önemli bir adım olan "Sigara Bırakma Polikliniği" hizmete girdi. ESOGÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Sağlan, sigarayı bırakmak isteyen bireylere bilimsel, kişiye özel ve sürdürülebilir destek sunmayı amaçlayan yeni poliklinikle ilgili olarak şu bilgilendirici açıklamayı yaptı: "Sigara kullanımı kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları ve kanser başta olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sigarayı bırakmayan kullanıcıların yaklaşık yarısı tütün kullanıma bağlı nedenlerle yaşamını kaybetmektedir. Ayrıca tütün kullanımı her yıl 7 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olurken, bu ölümlerin yaklaşık 1,6 milyonu pasif içiciliğe maruz kalan sigara içmeyen kişilerden oluşmaktadır. Bu nedenle sigara kullanımının azaltılması için sigara bırakma poliklinikleri önem arz etmektedir. Bu sorumluluk bilinciyle Aile Hekimliği Ana Bilim Dalımız bünyesinde Sigara Bırakma Polikliniği açılmıştır. Sigara bağımlılığıyla mücadelede kanıta dayalı yaklaşımların uygulanacağı poliklinikte; bireylerin bağımlılık düzeyleri belirlenerek davranışsal danışmanlık, motivasyonel görüşme ve gerekli durumlarda ilaçla tedavi seçenekleri sunulmaktadır. Sigara bırakma sürecinde profesyonel destekle başarı şansı anlamlı ölçüde artmaktadır. Sigarayı bırakmak her yaşta mümkündür. Doğru yöntemler ve düzenli takip ile bireyler sağlıklı bir yaşama güçlü bir adım atabilir. Bugün bırakılan her sigara, yarın daha sağlıklı bir yaşama uyanmaktır. Hastanemizde açılan Sigara Bırakma Polikliniği ile bireysel ve toplumsal düzeyde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının desteklenmesi hedeflenmektedir. Poliklinik, sigarayı bırakma konusunda profesyonel destek almak isteyen tüm bireyleri bilimsel temelli bu sürece katılmaya davet etmektedir. Polikliniğe yapılacak başvurular ESOGÜ Hastanesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Polikliniği üzerinden gerçekleştirilecektir."
Adana’da "Bir Bebek Bir Fidan" protokolü imzalandı
13 Şubat 2026 Cuma - 15:25 Adana’da "Bir Bebek Bir Fidan" protokolü imzalandı Adana’da İl Sağlık Müdürlüğü, Türk Kızılayı ve Orman Genel Müdürlüğü arasında "Bir Bebek Bir Fidan" etkinliği kapsamında iş birliği protokolü imzalandı. Sağlık Bakanlığı Adana İl Sağlık Müdürlüğü, Türk Kızılayı ve Orman Genel Müdürlüğü Adana Orman Bölge Müdürlüğü arasında "Bir Bebek Bir Fidan" etkinliği kapsamında iş birliği protokolü imzalandı. Protokol imza törenine Adana İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Halil Nacar, Adana Orman Bölge Müdürü Tahsin Etli, ve Türk Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı katıldı. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Halil Nacar, "Adana’da 2026 yılı içerisinde doğan her bir bebeğimiz adına bir fidan dikilmesini öngören bu anlamlı protokol ile hem yeni hayatların sevincini doğayla buluşturmayı hem de gelecek nesillere daha yeşil bir çevre bırakmayı hedefliyoruz. Bu anlamlı iş birliğinde emeği geçen Türk Kızılayı’na ve Adana Orman Bölge Müdürlüğü’ne teşekkür ediyor "Bir Bebek Bir Fidan" etkinliğinin ilimiz ve ülkemiz adına hayırlı olmasını temenni ediyorum. "Bir Bebek Bir Fidan" anlayışı; yaşamın başlangıcını, toprağa tutunan bir fidanla sembolleştirerek çevre bilincinin güçlendirilmesini ve sürdürülebilir bir gelecek vizyonunun toplum genelinde yaygınlaştırılmasını amaçlamaktadır" dedi. Ramazan Saygılı ise 2026 yılında Adana il genelinde doğan bebek sayısı esas alınarak fidan dikimi gerçekleştirileceğini, Türk Kızılayı’nın organizasyon ve koordinasyon sürecini yürüteceğini söyledi.
Şifa doğayla buluşuyor: Medical Point’te yeşil dönüşüm dönemi başladı
13 Şubat 2026 Cuma - 14:54 Şifa doğayla buluşuyor: Medical Point’te yeşil dönüşüm dönemi başladı Sağlık hizmetlerinde kaliteyi çevresel sürdürülebilirlikle harmanlayan İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, dünya standartlarında çevre dostu bir yapıya bürünmek adına LEED (Yeşil Hastane) Sertifikasyonu hazırlık sürecini resmen hayata geçirdi. Kurum, Kalite İyileştirme ve Geliştirme Müdürlüğü öncülüğünde; enerji verimliliğinden su tasarrufuna, atık yönetiminden teknik altyapı çözümlerine kadar her alanda kapsamlı bir dönüşüm başlatarak modern sağlık hizmetlerini gezegene karşı etik bir sorumluluk anlayışıyla yeniden tanımlıyor. Nitröz oksit gazı sonlandırıldı Bu vizyoner dönüşümün en dikkat çekici adımlarından biri, tıbbi süreçlerde köklü bir değişikliğe gidilmesi oldu. Hastane yönetimi, küresel ısınma potansiyeli oldukça yüksek olan ve atmosferde onlarca yıl kalarak iklim krizini derinleştiren nitröz oksit gazının kullanımını tamamen sonlandırdığını açıkladı. Tıpta uzun yıllardır tercih edilen bu gazın kullanımından vazgeçilmesi, "önce zarar verme" ilkesinin yalnızca hastalar üzerinde değil, tüm ekosistem üzerinde uygulanması gerektiğini vurgulayan güçlü bir liderlik duruşu olarak değerlendiriliyor. Bu karar, teknik bir tercih olmanın ötesinde, gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakma hedefinin somut bir göstergesi niteliği taşıyor. 480 bin ağacın dikilmesine eşdeğer Mühendislik temelli çözümlerin ve sürekli iyileştirme (Kaizen) anlayışının merkeze alındığı bu süreçte, hastane enerjisini güneşten alan altyapısıyla da fark yaratıyor. Yıllık 20 milyon kWh temiz enerji üretimi gerçekleştiren tesis, doğaya sağladığı bu katkıyla yaklaşık 480 bin ağacın dikilmesine eşdeğer bir karbon azaltımı sağlıyor. Böylece tıbbi süreçlerin her aşamasına entegre edilen yeşil enerji, sağlıkta iyileşme gücünü doğanın gücüyle birleştiriyor. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, sadece hastaları tedavi etmeyi değil, aynı zamanda nefes aldığımız dünyayı korumayı temel sorumluluk olarak görüyor. LEED sertifikasyon süreciyle birlikte perçinlenen bu kararlılık, kurumun hem çalışan hem de hasta güvenliğini önceleyen sürdürülebilir bir gelecek inşa etme konusundaki öncü rolünü pekiştiriyor. Yenilikçi ve sorumlu sağlık hizmeti anlayışıyla hareket eden hastane, bu hamlesiyle sektöründe çevreci dönüşümün en önemli temsilcilerinden biri olmayı hedefliyor.