Son Dakika
|
Uşak Belediyesi’ne operasyon: Belediye başkanı ile birlikte 11 kişi gözaltına alındı
Galatasaray - Fenerbahçe derbisinin tarihi belli oldu
İstanbul'da 4 cezaevi aracı kaza yaptı
İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Minab'daki okul saldırısı savaş suçudur"
Üç kişinin öldüğü bar saldırısının dehşet anları
İran Devrim Muhafızları: "Hürmüz Boğazı kapalıdır, her türlü gemi geçişi sert karşılık bulacaktır"
Uşak Belediyesi’ne rüşvet operasyonu: Başkan da dahil 11 gözaltı
Trump: "İran, benimle anlaşma yapmak için yalvarıyor"
İran, ABD'nin 15 maddelik teklifine resmen yanıt verdi
Yenidoğan çetesi davasında ara karar!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Devrim Muhafızları Ordusu: "El-Harc Hava Üssü’ndeki çok sayıda yakıt ikmal uçağını imha ettik"
Ceza infaz kurumuna ait servis aracı devrildi: 16 yaralı
ABD Dışişleri Bakanı Rubio: "Kara birlikleri olmadan bunu başarabiliriz"
Kaybolan otizmli Fırat her yerde didik didik aranıyor
Diyarbakır’da bir günde 3 kuyumcu hedef alındı
Formula 1’de sıradaki durak Japonya
Uyuşturucu soruşturmasında Hande Erçel ifade verdi
SAĞLIK
Sağlıklı nesiller için bilim insanları Konya’da buluştu
27 Mart 2026 Cuma - 16:19:47
Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Tıp Fakültesi, NEÜ Hemşirelik Fakültesi ve NEÜ Seydişehir Kamil Akkanat Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından, iç ve dış paydaşların katkılarıyla çocuk sağlığının üç farklı alanını tek çatı altında toplayan IMPEDCON 2026 etkinliğinin açılış programı düzenlendi. 27-29 Mart tarihleri arasında devam edecek olan 1. Uluslararası Meram Pediatri Hemşireliği, 3. Uluslararası Meram Pediatri ve 4. Uluslararası J Project İmmün Yetmezlikler Kongrelerinin açılış programında konuşan NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, NEÜ’nün öncülüğünde çok sayıda kongre ve sempozyumların gerçekleştirildiğini aktardı. Prof. Dr. Zorlu, üniversite olarak bu alanda marka haline geldiklerini belirterek, "Markalaşmış çok sayıda kongre ve sempozyumumuz var. Bir taraftan Konya da bu programların merkezi olmaya başladı. Aynı anda 3 farklı kongreyi tek çatı altında gerçekleştirebilmek de ayrı bir maharet. Türkiye’nin ve dünyanın farklı bölgelerinden kıymetli bilim insanlarını bir araya getirmek, gerçekten ciddi bir organizasyon ve çalışma gerektirir" dedi. Son zamanlarda bölgede yaşanan gelişmelere de değinen Prof. Dr. Cem Zorlu, "Bölgemiz adeta bir ateş çemberi içerisinde. Kongremize İran’dan katılan bilim insanlarının da bulunması bu açıdan ayrı bir anlam taşıyor. Artık Orta Doğu’da kanın akmadığı, barışın hakim olduğu ve insanların korku içinde yaşamadığı bir dönemin başlamasını ümit ediyoruz" diye konuştu. Kongrenin öneminden bahsederek konuşmasına başlayan Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da, böyle bir organizasyonun Konya’da gerçekleştiriliyor olmasının onur ve gurur verici olduğunu belirterek emeği geçenlere teşekkür etti. "Hepimiz sağlıklı nesiller yetiştirmek için çalışıyoruz" IMPEDCON 2026’nın üç ana bakış açısıyla tasarlandığını ifade eden Kongre Başkanı Prof. Dr. İsmail Reisli ise, "Çocuk sağlığının sadece hastalıkların tedavisiyle sınırlı olmadığına inanıyoruz. Koruyucu tıptan yenidoğan bakımına, kronik hastalık yönetiminden bağışıklık sistemi hastalıklarına kadar uzan geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu nedenle, çocuk sağlığı, disiplinler arası iş birliğinin en güçlü örneklerinden biridir. Ayrıca, güçlü bir hemşirelik altyapısı olmadan kaliteli çocuk sağlığı hizmetlerinin mümkün olmadığını da biliyoruz. Öte yandan bağışıklık sistemi ve hastalıkları, özellikle çocukluk döneminde günümüzde daha da önem kazanmıştır. Bu kapsamda İmmünoloji Kongresi, bağışıklık sisteminin temel mekanizmalarından klinik immünolojiye kadar geniş bir bakış açısı sunacaktır. Bu üç kongrenin eş zamanlı olarak düzenlenmesi, modern tıbbın ruhunu yansıtıyor: İş birliği, bilgi paylaşımı ve bütüncül bir yaklaşım. Çocuk doktorları, hemşireler, immünologlar ve diğer sağlık profesyonelleri olarak hepimiz aynı hedef için çalışıyoruz. Sağlıklı nesiller yetiştirmek. Bu kongre; yalnızca bilgi paylaşımını değil, aynı zamanda yeni iş birliklerinin temellerini atmayı, genç meslektaşlarımız için ilham verici bir bilimsel ortam oluşturmayı ve güçlü disiplinler arası etkileşimi amaçlamaktadır" şeklinde konuştu. Çocuk sağlığının geliştirilmesinin ortak bir çaba gerektirdiğine yürekten inandıklarını söyleyen NEÜ Hemşirelik Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Geçkil de "Doktorlar, hemşireler ve tüm sağlık profesyonelleri, tek bir ekibin ayrılmaz parçalarıdır. Çocukların bakımına kattığımız her dokunuş, her karar ve her bilgi parçası, hayatları değiştirme ve geleceği şekillendirme gücüne sahiptir" ifadelerini kullandı. Açılış programına, NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz, NEÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şükrü Nail Güner, NEÜ Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emel Ege, NEÜ Seydişehir Kamil Akkanat Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. İsmail Reisli, NEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Rıza Tunçdemir, NEÜ Nezahat Keleşoğlu Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayhan Uludağ ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.
27 Mart 2026 Cuma - 15:51
Genç Onkologlar Kemer’de Buluştu: Bilim ve hukuk aynı platformda
Antalya’nın Kemer ilçesinde düzenlenen ‘2’nci Ulusal Onkoloji Fellow Kongresi’nde genç onkologlar bir araya geldi. Antalya’nın Kemer ilçesinde düzenlenen ‘2. Ulusal Onkoloji Fellow Kongresi’, genç onkoloji uzmanları ile bilim insanlarını bir araya getirdi. Kişiselleştirilmiş Onkoloji Derneği tarafından organize edilen kongre, bu yıl ikinci kez gerçekleştirilirken, genç hekimlerin mesleki gelişimine odaklanan yapısıyla dikkat çekti. Kongrede, onkoloji alanında uzmanlık eğitimi alan ya da yeni uzman olmuş genç hekimlerin erken dönemde birlikte çalışması, sunum becerilerini geliştirmesi ve güncel bilimsel bilgilere erişiminin artırılması hedeflendi. Aynı zamanda mesleğe olan ilgi ve bağlılığın güçlendirilmesi, Türkiye’deki onkoloji alanındaki sorunların paylaşılması ve çözüm yollarının tartışılması da toplantının öncelikli başlıkları arasında yer aldı. Kişiselleştirilmiş Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Uğur Coşkun, kongrenin gençlere yönelik olması açısından önemli bir boşluğu doldurduğunu belirterek Avrupa’dan ve farklı ülkelerden katılan uzmanların da katkısıyla uluslararası bir vizyonun tartışıldığını ifade etti. Coşkun, özellikle Batı ülkelerindeki eğitim modellerine benzer şekilde, yoğun ihtisas sürecinde edinilen bilgi ve tecrübelerin genç hekimlere erken dönemde kazandırılmasının temel hedef olduğunu vurguladı. Kongrede bilimsel oturumların yanı sıra hukuki konular da geniş yer buldu. Danıştay ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nden hakimlerin katılımıyla, hekimlerin sıklıkla karşılaştığı malpraktis davaları, bilirkişi raporları ve ilaçların geri ödeme süreçlerine ilişkin önemli değerlendirmeler yapıldı. Bu sayede katılımcılar, mesleki uygulamalarını doğrudan etkileyen hukuki süreçler hakkında birinci elden bilgi edinme fırsatı yakaladı. Aytuğ Üner ise kongrede bağırsak, akciğer ve baş-boyun kanserleri başta olmak üzere birçok kanser türünün ele alındığını belirterek, yapay zeka destekli tanı yöntemleri, hasta ile iletişim ve yeni tedavi yaklaşımlarının da detaylı şekilde incelendiğini aktardı. Üner, bilimsel içeriğin yanı sıra hukukçularla yapılan etkileşimin farklı bakış açıları kazandırdığını dile getirdi. Genç hekimleri temsilen İmdat Erolu, daha önce benzer etkinliklerde genellikle dinleyici konumunda olduklarını belirterek bu kez sahnede yer alıp güncel bilimsel gelişmeleri tartışma fırsatı bulduklarını söyledi. Erolu, bu yaklaşımın genç onkologlar için yol gösterici olduğunu ifade etti. Yurt dışından katılan konuşmacıların da yer aldığı kongrede, vizyoner yaklaşımlar ve uluslararası deneyimler paylaşılırken, genç hekimlerin mesleki donanımının artırılması adına önemli bir platform oluşturuldu. 29 Mart’ta sona erecek kongre, hem bilimsel hem de mesleki dayanışma açısından verimli oturumlara sahne oldu.
27 Mart 2026 Cuma - 15:39
Bozkır Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesi’nin kapasitesi artırıldı
Konya’nın Bozkır İlçe Devlet Hastanesi’nde hizmet veren Diyaliz Ünitesi’nin cihaz ve yatak kapasitesi yükseltilerek tescilli cihaz ve yatak kapasitesi 9+1’e, toplam hizmet verecek diyaliz cihazı sayısı 14’e çıkartıldı. Bozkır’da özellikle yaz tatili döneminde artan diyaliz hasta taleplerini karşılamak, hastaların tedavi bekleme sürelerini azaltmak ve hizmet kalitesini yükseltmek amacıyla cihaz sayısı, yatak kapasitesi ve fiziksel alanın genişletilmesi için yapılan çalışmalar tamamlandı. Hastaneye yeni kazandırılan 5 adet hemodiyaliz cihazının temini ve kurulumu ile birlikte diyaliz ünitesinin kapasitesi 9+1’e çıkartıldı. Cihaz ve yatak tescil izin işlemleri tamamlanırken, diyaliz ünitesi yaz tatili diyalizinde kullanılması planlanan cihazlarla birlikte toplamda 14 adet diyaliz cihazı ile hizmet vermeye başladı. Yapılan çalışmalar sonucu diyaliz ünitesi 79 hastaya kadar hizmet verme kapasitesine ulaşmış oldu. Bozkır Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Gökhan Bilgehan, diyaliz ünitesinin Bozkır ve mahallelerinin yanı sıra diyaliz ünitesi bulunmayan Ahırlı, Yalıhüyük ilçeleri ile Hadim ve Akören ilçelerinin bazı mahallelerinde yaşayan hastalara da hizmet verdiğini belirterek, "Diyaliz ünitemizde mevcut durumda tedavi gören hasta sayımız bugün itibari ile 33’dür. Her ay ünitemizde tedavi gören hasta sayımıza göre yapılan tedavi seans sayımız farklılık göstermektedir. Diyaliz ünitemizde 2025 yılı içinde aylık ortalama 36,5 hastamıza, aylık ortalama 370 seans diyaliz yapılmıştır. Yaz tatili döneminde yapılan yaz tatil diyalizi ile birlikte 2025 yılı Haziran ve Temmuz ayı içinde 43, Ağustos ayında 49, Eylül ayında 44 hastamıza diyaliz hizmeti sunulmuştur. 2025 yılı yaz tatili döneminde diyaliz tedavisi verdiğimiz hasta sayımız bazı aylarda 49’a kadar yükselmiştir. Özellikle yaz tatili döneminde ve bayram tatillerinde diyaliz ünitemize tedavi için başvuru yapan hasta talebimiz fazla olmaktadır. Yaz tatil diyalizi yaptığımız ve maksimum kapasite de hasta aldığımız halde bu talepleri karşılamakta zorlanmaktaydık. Kurumumuza yeni kazandırılan diyaliz cihazlarımıza ek olarak yine envanterimizde bulunan ve tatil diyalizinde kullanılmak üzere ayrılan 4 adet diyaliz cihazı ile birlikte toplamda 14 cihaz ve yatak kapasitesi ile halkımızın diyaliz tedavi talepleri kurumumuzca karşılanmış olacaktır" dedi.
27 Mart 2026 Cuma - 14:26
Tavşanlı’da geleceğin odyometristlerine kariyer rehberliği
Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi (KSBÜ) Tavşanlı Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu tarafından düzenlenen "Kariyer Buluşması ve İşitme Günleri" etkinliği ile Odyometri bölümü öğrencileri sektörün önde gelen isimleriyle bir araya geldi. Tavşanlı Kültür Sarayı’nda gerçekleştirilen programa akademik kadro, sektör temsilcileri ve çok sayıda öğrenci katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan etkinlikte, işitme sağlığının dünü, bugünü ve geleceği masaya yatırıldı. Etkinliğin açılışında konuşan yetkililer, odyometrinin işitme sağlığının korunmasından rehabilitasyonuna kadar uzanan, teknolojiyle iç içe bir alan olduğunu vurguladı. Öğrencilerin sadece teorik bilgiyle yetinmemesi gerektiğini belirten konuşmacılar, bu tür buluşmaların mesleki bakış açısını geliştirmek ve güncel uygulamalarla tanışmak adına büyük fırsat sunduğunu ifade etti. "İşitme Günleri 2026" kapsamında, alanında uzman isimler öğrencilere deneyimlerini aktardı. Sektörde 20 yılı geride bıraktığını belirten Odyometrist Cenk Caba, işitme cihazı sektörünün sadece verilerden ibaret olmadığını, doğrudan bireyin yaşam kalitesine dokunan kritik bir süreç olduğunu söyledi. Caba, "Bu alana ulaştığınız andan itibaren kopamıyorsunuz. Sizlerin de mezun olduğunuzda bu alanda evrimleşeceğinize ve bizlerden daha iyi katkılar sağlayacağınıza inanıyorum" dedi. Eğitim seminerinde Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Fatih Sanver, Öğretim Görevlisi Büşra Türkoğlu ve Öğretim Görevlisi Ömer Faruk Demir akademik perspektif sunarken; Uzman Odyometrist Fatih Kırmızıgül ve Okan Hüdayet ise saha tecrübelerini paylaştı. İşitme cihazı teknolojilerindeki son gelişmelerin ve Türkiye distribütörlüğü yürütülen bazı markaların uygulama tekniklerinin anlatıldığı seminer, öğrencilerin sorularının yanıtlanmasıyla sona erdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
26 Mart 2026 Perşembe- 17:04
Defne Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi 300 bin seans gerçekleştirdi
2
27 Mart 2026 Cuma- 12:50
Gıda etiketlemesinde yeni dönem: Menüde içerik ve kalori zorunlu olacak
3
26 Mart 2026 Perşembe- 10:27
Boynunda kemoterapi, kalbinde meslek aşkı: İki farklı kanser ile mücadele eden hekimin sarsılmaz azmi
4
26 Mart 2026 Perşembe- 14:43
Nefes darlığı her zaman akciğer kaynaklı olmak zorunda değil
5
27 Mart 2026 Cuma- 11:39
Doktor uyardı: "İş yerinde saatlerce hareketsiz kalmayın"
08 Kasım 2025 Cumartesi - 11:22
Ürolojide güncel cerrahi teknikler canlı uygulamayla aktarıldı
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde düzenlenen "İstanbul Penile Prosthesis Workshop" kapsamında, yurt dışından gelen ürologlar canlı cerrahi uygulamalarıyla penis protezi ameliyatlarının tüm aşamalarını yakından izledi. Etkinliğe İtalya, Belçika, Brezilya ve Türkiye’den alanında uzman hekimler katıldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen operasyon, hastanenin konferans salonuna canlı olarak aktarıldı. Katılımcılar ameliyatı anlık olarak takip ederek cerrahi teknikleri ve uygulama inceliklerini gözlemleme imkanı buldu. "Erektil disfonksiyon tedavisinde kalıcı çözüm" Toplantının açılışında konuşan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ege Can Şerefoğlu, penis protezi ameliyatlarının oral tedavi, enjeksiyon ya da şok dalga tedavilerine yanıt vermeyen ileri düzey erektil disfonksiyon hastalarına uygulandığını belirtti. Prof. Dr. Şerefoğlu, "Temel amaç, hastanın doğal cinsel ilişkiyi yeniden sürdürebilmesini sağlayacak kalıcı ve güvenilir ereksiyon kapasitesini geri kazandırmaktır" dedi. "Sağlık turizmiyle operasyon sayısı artıyor" Türkiye’de bu ameliyatlara olan ilginin giderek arttığını belirten Şerefoğlu, "Hem hastaların farkındalığının yükselmesi hem de cerrahi tekniklerin ve implant kalitesinin gelişmesiyle penis protezi uygulamaları yaygınlaştı. Ayrıca sağlık turizmi kapsamında ülkemize gelen hastalarla birlikte operasyon sayılarında artış yaşanıyor" ifadelerini kullandı. Şerefoğlu, ameliyat başarısında uygun hasta seçimi, cerrahın deneyimi ve enfeksiyon kontrolünün hayati önem taşıdığını da vurguladı. "Canlı cerrahi, genç hekimler için eşsiz bir öğrenme fırsatı" Prof. Dr. Şerefoğlu, canlı cerrahilerin özellikle genç hekimler açısından büyük önem taşıdığını belirterek, "Bu tür uygulamalar, teorik bilgilere ek olarak ameliyat sırasındaki karar verme süreçlerini gözlemleme fırsatı sunar. Genç hekimler komplikasyon yönetimi, ekip koordinasyonu ve farklı cerrahi teknikleri doğrudan izleyerek deneyim kazanır" dedi. "Hasta memnuniyeti yüzde 90’a ulaşıyor" Penis protezi cerrahisinin fiziksel olduğu kadar psikolojik açıdan da hastaya büyük katkı sağladığını ifade eden Şerefoğlu, "Başarılı bir protez cerrahisi hastaya yalnızca ereksiyon değil, özgüven ve yaşam kalitesini de geri kazandırır. Literatürde hasta memnuniyeti yüzde 85-95, partner memnuniyeti ise yüzde 80-90 oranında bildirilmektedir" bilgisini paylaştı. Uluslararası bilgi paylaşımı Etkinlikte İtalya’dan Dr. Marco Falcone, Dr. Gabriele Antonini, Belçika’dan Dr. Sam Ward ve Brezilya’dan çok sayıda hekim yer aldı. Workshop kapsamında hasta seçimi, bilgilendirme süreçleri, implant tipleri, cerrahi teknikler, komplikasyon yönetimi ve ameliyat sonrası hasta takibi gibi konular detaylı biçimde ele alındı. Katılımcılar hem teorik oturumlarda hem de canlı cerrahi yayınında uluslararası düzeyde bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirdi. Öte yandan, Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Misafir öğretim üyesi Prof.Dr. Marco Falcone, üniversitenin konferans salonunda ürolojide güncel tedavi teknikleriyle ilgili öğrencilere ders verdi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 11:14
Bursa’daki 5 kişi, dünyaya yeni gözleriyle ’merhaba’ dedi
Bursa Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen kornea nakli sayesinde yeniden görmeye başlayan 5 vatandaş, nakillerini yapan hekimlerle bir araya geldi. Bursa Şehir Hastanesi, kornea nakli ile görme kaybı yaşayan birçok hastaya umut olmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana kornea nakillerinin başarıyla gerçekleştirildiği hastanede yaklaşık 5 ay önce hizmete giren Göz Bankası sayesinde hastaların nakil taleplerine daha hızlı yanıt verilmeye başlandı. Geride kalan 5 ayda 65 kornea naklinin yapıldığı hastanede yakın süreçte yeniden görme yetilerini kazanan; Mehmet Tokalı, Dilara Sekin, Mahruze Kaya, Atıf Polat ve Metin Çelik, Bursa Şehir Hastanesi Göz Hastalıkları Klinik Eğitim Sorumlusu ve Göz Bankası Tıbbi Müdürü Doç. Dr. Hafize Gökben Ulutaş’ı ziyaret etti. Hastaların rutin kontrollerini yapan Doç. Dr. Ulutaş, yaptığı açıklamada görmeyi bekleyen hastalara umut olmanın, kendilerine de mutluluk verdiğini belirtti. Kornea hastalıklarının dünyada körlük nedenleri arasında 5’inci sırada yer aldığının bilgisini veren Ulutaş, "Saydamlığını yitirmiş ve yapısı bozulmuş kornea tabakasının sağlıklı bir donör kornea ile değiştirilmesine kornea nakli (keratoplasti) denir. Kornea nakli günümüzde en çok yapılan solid organ naklidir. Kornea naklinde diğer doku ve organ nakillerinden farklı olarak doku uyumu aranmaz ve bağışıklık sistemini baskılayan sistemik ilaçların kullanılması gerekmez. Başarı oranları oldukça yüksektir" dedi. Son 20 yılda kornea nakli cerrahisi ile ilgili pek çok gelişme kaydedildiğinin altını çizen Dr. Ulutaş, "Eskiden sadece tam kat kornea dokusunun değiştirildiği penetran keratoplasti yapılırken, günümüzde hastalıklı kornea dokusu değiştirilmektedir. Ülkemizde ve hastanemizde yeni kornea nakli cerrahi teknikleri dünya ile paralel olarak başarılı bir şekilde uygulanmaktadır" şeklinde konuştu. İnsanın aklına gelmeyen kayıp Nakil sonrası görme yetisini yeniden kazanan hastalar da duygu ve düşüncelerini paylaştı. Hastalardan Mehmet Tokalı, "Bahçede çalışırken gözüme dal parçası fırladı. Acile başvurdum ve acilden buraya yatırıldım. Gözümün içi tamamen dağılmıştı. 3-4 ameliyat sonrası nakil oldum. Allah’a şükürler olsun şu an gayet iyiyim" diye konuştu. 3 ay önce kornea nakli olduğunu ifade eden Dilara Sekin ise, "Aynı ameliyatı, başka yerde 2 sene önce olmuştum. Ama başarılı olamamıştı. Sonra burada tekrar aynı ameliyatı geçirdim. Şu an durumum çok iyi ve tüm ekibe teşekkür ediyorum. Bütün hastane, çalışanlar doktorlar hepsi çok güzel" ifadelerini kullandım. "Yeniden dünyaya gelmiş gibiyim" Mahruze Kaya ise 7 ay önce 2 gözünden ameliyat olduğunu vurgulayarak, "2 gözüm de açıldı. Allah bin kere razı olsun. Yeniden dünyaya gelmiş gibiyim. Daha önce katarakt var dediler, kataraktı aldırdım, ondan sonra ödem çıktı. O zamanlar özel hastaneye gittim, yapamadılar. Ameliyat masrafı da çoktu. Buraya yönlendirdiler. Şimdi 2 gözümde hamdolsun görüyor. Çok rahatım. El işime devam ediyorum, örgü örüyorum, kitap okuyorum. Elimde çantam var, o çantayı bile kendim dokudum" şeklinde konuştu. "Hiç ümidim yoktu" Hastalardan Atıf Polat ise, daha önce farklı bir hastaneye yapılan tedavinin işe yaramadığına dikkat çekti. Daha sonra Bursa Şehir Hastanesi’ne başvurduğunu belirten Polat, "Hafize Gökben hocamla tanıştım ve bana kornea nakli yaptı. Şu an da çok mutluyum. Sanki annemden yeni doğmuş gibiyim. Hatta ilk nakil sonrası gözünü açayım mı dediğinde hiç ümidim yoktu. Daha sonra gözüm açıldığında dünyaya yeni gelmiş gibi hissettim. Halen o günden bugüne dua ediyorum. Allah böyle insanları başımızdan eksik etmesin" diye konuştu. "Görmem tekrardan düzeldi" 5 yıldır gözümden büyük bir görme kaybı yaşadığını söyleyen Metin Çelik ise "Son 2 yıldır da Bursa Şehir Hastanesi’nde tedavim için gelip gidiyorum. Burada tekrardan görmeme kavuştum. Hafize hocam ve ekibindeki değerli doktor ve çalışanlara minnettarım. İyi bir kornea nakli sonrası görmem tekrardan düzeldi ve çok mutluyum. Tüm ekip bu süreçte çok özverili bir şekilde çalıştı. Hala da rutin kontrollerim devam ediyor" dedi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 11:10
Tıp Fakültesi öğrencileri ’lösemili’ çocuklara dikkat çekti
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Tıp Fakültesi bünyesindeki "1 Çocuk 1 Dilek Muğla" topluluğu, Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde anlamlı bir farkındalık ve destek etkinliği düzenledi. Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Tıp Fakültesi gönüllü öğrencileri, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören çocukların yüzünü güldürdü. "1 Çocuk 1 Dilek Muğla" öğrenci topluluğu, hastanede kurduğu stantta, hem çocuklara moral verdi hem de lösemi farkındalığına dikkat çekti. Hastanede açılan stantta, gönüllü öğrenciler çocuklarla birebir ilgilenerek resim boyama etkinliği düzenledi. Minik hastalar, hayal güçlerini kağıtlara dökerek kısa bir süreliğine de olsa tedavi ortamından uzaklaştı ve büyük bir keyif aldı. Renkli ve duygusal anlara sahne olan etkinlik, çocukların yüksek moral bulması için önemli bir fırsat sundu. Etkinlik kapsamında ayrıca, topluluk üyeleri tarafından çocukların ailelerine yönelik lösemi hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Gönüllüler, lösemiyle mücadele sürecinde erken tanının, güçlü tedavi yöntemlerinin ve en önemlisi yüksek moral ile psikolojik desteğin kritik rolüne dikkat çekti. Topluluk üyeleri, "Lösemi zorlu bir süreç olsa da erken teşhis, güçlü tedavi yöntemleri ve en önemlisi yüksek moral ile sevgi dolu destekle aşılabilir. Bu haftayla birlikte toplumsal farkındalığı artırmayı hedefledik" sözleriyle etkinliğin hem çocuklar hem de aileler için bir moral kaynağı olduğunu vurguladı. Anlamlı etkinliğe hastane yönetimi de destek verirken, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan ile Destek ve Kalite Yönetim Ekibi standı ziyaret etti. Doç. Dr. Saruhan, gönüllülerin değerli çalışmalarını takdirle karşıladıklarını söyleyerek "Lösemiyle mücadelede sadece tıbbi tedavi değil, moral vermek de çok önemli. Bu anlamlı etkinliğe katkı sunan tüm gönüllü öğrencilerimize ve ekibimize teşekkür ediyorum" dedi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 10:30
Bayburt’ta vatandaşlara organ ve doku bağışının önemi anlatıldı
3-9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası dolayısıyla Bayburt İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bilgilendirme ve farkındalık etkinlikleri düzenlendi. Etkinliklerle, vatandaşlara organ ve doku bağışının önemi anlatıldı. ‘Hayat Kurtarmak Artık Çok Kolay’ sloganıyla yürütülen çalışmalar kapsamında okullarda öğrencilere bilgilendirmeler yapıldı, ’Organ Bağışı Koşulsuz Sevgidir’ sloganıyla hastane ve caddelerde açılan stantlarda organ ve doku bağı hakkında bilgiler aktarılarak, vatandaşlara broşürler dağıtıldı. Yürütülen çalışmalar sonucunda 60 vatandaştan organ ve doku bağışı başvurusu alındı. Etkinliklerle, toplumda organ ve doku bağışı bilincinin artırılması ve farkındalığın güçlendirilmesi hedeflendi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 09:50
‘Kepçe kulak’ sorunu çocuklarda özgüveni zedeliyor
Ünlü estetik cerrah Prof. Dr. Hayati Akbaş, çocuklarda doğuştan görülen kulak şekil bozukluklarının hem estetik hem de psikolojik açıdan önemli sonuçlara yol açabileceğini belirterek, ’kepçe kulak’ sorununda tedavinin zamanında yapılması gerektiğini vurguladı. FBM Tıp Merkezi’nden Prof. Dr. Akbaş, bazı çocuklarda kulak gelişiminin doğuştan eksik olabileceğini, hatta kimi vakalarda kulak oluşumunun tamamen gerçekleşmeyebileceğini söyledi. Akbaş, "Çocuğun bir kulağı veya iki kulağı doğuştan olmayabilir. Bazı çocuklarda kulak kısmen gelişmiştir, bazılarında ise kulak vardır ama öne doğru çıkıktır. Bu durum çocukların psikolojisini derinden etkileyebiliyor" dedi. Arkadaş ortamlarında bu tür fiziksel farklılıkların çocuk üzerinde olumsuz psikolojik etkiler oluşturduğunu belirten Akbaş, "Kepçe kulağı olan çocuklar, arkadaşlarından gelen olumsuz yorumlar nedeniyle özgüven sorunu yaşayabiliyor. Kız çocukları kulaklarını gizlemek için saçlarını uzatıyor, erkek çocukları ise farklı yöntemlerle kulaklarını kapatmaya çalışıyor" ifadelerini kullandı. Kepçe kulak ameliyatının yalnızca estetik bir müdahale olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Akbaş, "Bu ameliyat vücudun bütünlüğünü tamamlayan, kulağı normal anatomik yapısına kavuşturan bir operasyondur. Çocuğun kulağı yoksa ya da gelişmemişse okul öncesi dönemde mutlaka bir plastik cerraha başvurulmalıdır. 6-7 yaş döneminde çocuğun kendi dokusu kullanılarak doğala çok yakın kulaklar yapılabiliyor" diye konuştu. Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Akbaş, "Çocuğun kulağında bir rahatsızlık varsa, bu durum onu rahatsız ediyor ve gizlemeye çalışıyorsa, tedavi zamanı gelmiş demektir. Kepçe kulak tedavisi sonrası çocuklar çok kısa sürede okul hayatına dönebilir. Bu nedenle 18 yaşına kadar beklemeye gerek yok" ifadelerini kullandı.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 09:50
21 sene nakil bekleyen hasta, 45 yaşında yeni böbreğine kavuştu
Ankara’da yaşayan ve 21 senedir diyaliz tedavisi gören 45 yaşındaki hasta, gerçekleştirilen organ nakliyle sağlığına kavuştu. Yasemin Güleser (45), 21 yıldır böbrek yetmezliğinden dolayı diyaliz tedavileri görmekteydi. Haftada 3 kere diyaliz tedavisi gören Güleser, yıllarca beklediği organ nakli için sevindiren haberi Medicana Ankara hastanesinden aldı. Zonguldak’ta yaşayan ve 67 yaşında beyin kanaması sonucunda hayatını kaybeden erkek bir hastanın böbreği Yasemin Güleser’e umut oldu. Medicana Ankara hastanesinde gerçekleştirilen nakil operasyonu neticesinde 45 yaşındaki hasta sağlığına kavuştu. Yasemin Güleser’in nakil öncesinde ve sonrasında genel sağlık durumunu takip eden Medicana Ankara hastanesi Nefroloji uzmanı Doç. Dr. Mehmet Emin Demir, nakil operasyonu sonrasında İHA muhabirine şu açıklamalarda bulundu: "Yıllardır mesleğimi daha çok organ nakli üzerine inşa ettim. Organ bekleyen hastalara umut olmaya çalışmaktayız. Aktif olarak da Ankara Medicana Hastanesi’nde organ nakli biriminde Nefroloji uzmanı olarak çalışmaktayım. Ülkemizde 30 bine yakın organ bağışı bekleyen hastamız mevcut. Bu hastalarımız uygun bir organ bulmadıkları zaman hayat kaliteleri oldukça olumsuz bir şekilde etkilenmekte. Yasemin Güleser hastamız da onlardan biriydi. Yaklaşık 20 yıldır haftada 3 kere diyalize girmekteydi ve hayat kalitesi oldukça kötüydü. Gelen mutlu bir haberle, umut dolu bir haberle hastanemize koştu. Çok başarılı bir ameliyat sonrasında şu anda hayatını yeniden inşa etme şansı buldu ve diyalizden kurtuldu. Tabi organ bağışı aslında hastanın hayat kalitesini arttırıyor. Diyaliz tedavileri veya diğer kronik hastalıkların tedavileri hastanın yaşam kalitesini kısıtlayan, günlük hayatını olumsuz etkileyen sonuçlar doğurmaktadır. Ama bir organ bağışıyla beraber tabii ki pek çok olumsuzluk daha olumlu yöne dönmekle beraber kendi içerisinde disiplinli bir takibi gerektirmektedir." "Şu ana kadar ciddi bir problemle karşılaşmadık" Hastanın eskiye kıyasla daha yüksek bir hayat kalitesine kavuştuğunu ve periyodik olarak gelip kontrollerinin yapıldığını ifade eden Demir, "İlaçlarını düzenli bir şekilde kullanmakta, bizimle sorunlarını paylaşmakta. Tüm organ nakilli hastaların zaten deneyimli merkezler tarafından periyodik takipleri yapılmakta. Yaklaşık 7 ay oldu Yasemin Hanım’ın nakilinin üzerinden geçeli. Basit enfeksiyonlar, ayaktan tedavi edilebilir enfeksiyonlar haricinde ciddi bir problemle şu ana kadar karşılaşmadık. Genelde de uygun ilaç tedavilerini alan, kontrollerini düzenli yapan hastalarda olumsuzluk beklemiyoruz. Hayatın olağan akışı içerisinde normal insanlar gibi hayatlarını yaşamaya devam etmektedirler" ifadelerini kullandı. "Kronik hastalıkların tedavi süreçleri sadece hastayı değil aileleri de yıpratıyor" Kronik hastalıkların sadece hastayı mağdur etmediğini aynı zamanda ailesini de mağdur edebildiğini dile getiren Demir, "Diyalize gittiği günler 4 saat bir merkezde diyalize giriyorlar. Bir saat öncesinde bir yol gidiyorlar, erkenden uyanıyorlar. Diyaliz sırasında tansiyonlar düşebiliyor, ateşleri çıkabiliyor, bir takım komplikasyonlar ortaya çıkabilmekte. Dolayısıyla diyaliz tedavisini alırken de aile her zaman için bir tedirginlik yaşamakta. Hastayı sağlıkla gönderdik, bu tedaviden tekrar eskisi gibi geri gelecek mi diye hep bir endişe olmaktadır. Organ bağışıyla beraber hasta fonksiyon gören bir organın kavuştuğu zaman aslında ailenin de yüzü gülmekte. Çünkü artık bu tarz riskli tedaviler yerine, hayatı tehdit eden tedaviler yerine daha kontrol edilebilir bir hayat tarzına geçmiş oluyor. Ve ailenin üzerindeki hastalık yükü de bir miktar azalmakta" dedi. "Organ bağışında bulunan bir kişi 8 farklı insana umut olabilir" Organ bağışının sadece hastayı değil, hasta ailesini hatta toplumu da etkilediğini dile getiren Demir şu açıklamalarda bulundu: Organ bağışı bekleyen hasta aynı zamanda bir iş yeri sahibi olabiliyorlar ve işlerine yeniden sarılabiliyorlar. Çocuk sahibi olabiliyorlar, çocuklarına daha fazla zaman ayırabiliyorlar. Dolayısıyla fonksiyon gören bir organa sahip oldukları zaman diğer normal insanlardan farklı olmayan bir yaşam şekline dönmüş oluyorlar. Toplumun organ bağışı konusundaki farkındalığını artırmak için her sene 3-9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası’nda çeşitli etkinlikler yapmaktayız. Burada amacımız toplumumuzun organ bağışıyla bir başka insanın hayatını nasıl değiştirebildiğinin farkında varmalarını sağlamak. Hatta daha güzeli bir kişi organlarını bağışladığı zaman sadece bir kişinin değil birden fazla hatta 8 kişiye kadar organlarını kaybetmiş insanın hayatını yeniden inşa etmesine vesile olabilmektedirler. Dolayısıyla biz öldükten sonra hiçbir işimize yaramayacak toprağa karışacak olan organlarımızı bağışladığımız zaman şunu bilmeliyiz ki 8 farklı insana yeni bir hayat, yeni bir umut vermiş oluyoruz. Onların hayata yeniden başlamasına vesile olmuş oluyoruz. Dolayısıyla organ bağışı konusunda toplumumuzun daha duyarlı olmasını beklemekteyim. Zaten toplumumuz yardımsever bir toplum. Eminim bununla ilgili bilgi eksiklikleri giderilirse organ bağışı bekleyen hasta sayısı her geçen gün azalacak ve bizim bu yardımsever toplum özelliğimiz bu şekilde organ bağışıyla da sürmüş olacaktır." "Diyaliz sürecinde çok zorlandım, hayat kalitem kalmamıştı" Gerçekleştirilen organ nakliyle sağlığına kavuşan Yasemin Güleser, organ bağışı için beklediği dönemi ve nakil sonrasında yaşadığı hissi İHA muhabirine anlattı. 21 yıldır diyalize giriyorum ve kadavra nakli için sıra beklediğini belirten Güleser, "Çok zorlu süreçler geçti tabii ki dediğim gibi ameliyatlar vesaire, acısı ayrı, duygusal yükleri ayrı, hastaneye gidip gelmesi ayrı, her yönden sıkıntıları çok fazla büyüktü. Hiçbir şekilde yaşam kaliteniz gerçekten kalmıyor. Ben diyaliz olmadan önce çalışan, aktif bir insandım. Yani çok sosyal, aktif bir insandım. Diyaliz hayatıma girdikten sonra birdenbire ani bir şekilde işten ayrılmak zorunda kaldım, eve bağımlı kaldım. Yani sürekli hastanelerle, doktorlarımla sürekli. Zor bir süreçti. Gerçekten çok meşakkatli. Anlatılmaz yaşanır derler. Gerçekten doğru. Artık kelimelerin bile gücü hiçbir şekilde yetmiyordu. O kadar meşakkatli. Sizi anlamıyorlar. Yani anlayanlar da oluyor tabii ki ama anlamayanlar daha çok oluyor. Siz bunu sadece kendi başınıza yaşıyorsunuz. Destekçileriniz oluyor mu? Oluyor tabii ki ama bunu bizzat kendimiz yaşadığımız için onun duygusal düşüncesi çok daha farklı oluyor" diye konuştu. "Organ bağışçım benim isimsiz kahramanım" Kendisine organ bağışında bulunarak sağlığına kavuşmasını sağlayan aileye teşekkür eden Güleser, "Ben buradan kadavra olarak nakil oldum. Vefat eden bir amcamızın ailesi bana bağışladı. Ben buradan kadavra bağışçıma diyorum ki onlar benim isimsiz kahramanım. Gerçekten ailesi, kendisi benim isimsiz kahramanım. Allah bin kere razı olsun organlarını bağışladığı için. Dediğim gibi 21 senedir bekliyordum. Ama artık umudum gerçekten çok tükendiği bir zamanda o kadar zor, o kadar kötü bir anda geldi. Doktorlar aradığında beni zaten çok sıkıntılı bir süreç geçiriyordum. Telefonda koordinatörümün adını gördüm. Açtım. Yani zannediyorum ki halimi hatırımı soracak ama böbrek çıktı sana Yasemin seni hastaneye bekliyoruz dedikleri zaman önce bir algılayamadım gerçekten. Sonra tamam dedim. Geliyor musun dediler. Evet geliyorum dedim. Telefonu kapattım. Yani kalktım yürümeye başladım bir sağa bir sola. Heyecanlandım. Heyecanlandığımı da bilmiyorum. Panik atağı yaptım kendi kendime. O heyecan da güzeldi. Yani unutulacak gibi bir şey değil gerçekten. İlk aradığım kişi annemdi. Ben evde değildim o zaman. Dışarıdaydım yine hastanedeydim. Hemen doktorlarıma söyledim ve böbreğin çıktığını. Sonrasında annemi aradım. Annemle paylaştım. Annem de tabii hemen ağladı, duygulandı. Göz yaşlarına bunlar hep sevinç gözyaşlarıydı. Çok iyi bir şeydi. Yani keza kardeşlerim de çok sevindiler. Mutluyum, rahatım. Hastaneye sadece belirli zamanlarda gidiyorum. Kontrollerim için gidiyorum. Mehmet Emin Hocam’a, Ulaş Hocam’a, Siran Hocam’a hepsine ayrı ayrı çok çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 09:32
Kayınvalide 20 yıllık damadına böbreğini verdi
Organ Bağışı Haftası’nda duygularını paylaşan Bayram, "İnşallah uyar diye hep düşündük, çok şükür. Damatlarımın hepsini severim. Rabbim herkese sağlık versin" dedi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 09:31
Prof. Dr. Oktay: "Organ bağışı seferberliği ilan edilmeli"
Organ naklinin sadece haftasında konuşulduğunu belirten Organ Nakli Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay, "Her 100 naklin 85’i canlıdan gerçekleşiyor. Sadece 15’i kadavradan yapılıyor. Bunun tersine dönmesi gerekiyor. Bunun için organ nakli seferberliği gerçekleştirmemiz gerekiyor" dedi. Organ bağışı haftası dolayısıyla, bağışların yeniden konuşulur olduğunu belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay, "Ancak, birkaç gün konuşulup daha sonra gündem değişiyor. Organ yetmezliğinin günümüzde en etkili tedavisi, yeni organdır. Yani organ bağışından elde edilen organlardır. Organ yetmezliği yaşayan bir hastayı, sadece bağışlanacak organ hayatını kurtarabiliyor. Organ tedarikinde ise iki yöntem vardır. Birincisi sağlık ekibi, ikincisi ise vatandaşlarımızdır. İşin sağlık tarafında hekimler ve diğer arkadaşlar, kendi eğitimlerini yaparak ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye’de organ nakli son derece başarılı bir şekilde yapılmaktadır. Çok iyi uzmanlar, çok iyi merkezler vardır ve Sağlık Bakanlığı çok iyi şekilde koordinasyon sağlamaktadır. Ancak vatandaşlar tarafında ise bağışı artıracak eğitimler gerekiyor. Organ bağışı konusunun ne kadar önemli olduğunu bilinmesi, ön yargıların kırılması, yanlış bilinenlerin yerine doğruların konuşulması vatandaşın daha çok bağış yapmasını sağlayacaktır. O nedenle toplumun her noktasında bir eğitim veya bu konuda seferberlik gibi bir noktaya gelinmesi gerekiyor. Okullar, camiler, kışlalar, kahvehaneler, sivil toplum kuruluşları ve bunun gibi toplumun her katmanında organ bağışının konuşulur hale gelmesi gerekiyor" diye konuştu. "Organ bağışı yaptığınızı ailenize ve çevrenize söyleyin" Organ bağışındaki en büyük engel, vefat eden kişinin organ bağışıyla alakalı fikrinin ne olduğunun yakınları tarafından bilinmemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Bülent Oktay, "Orada aile geri adım atıyor. Hal bu ki, tüm dünyada bakıldığı zaman canlı vericiden organ bağışında Türkiye hep ilk sırada yer alıyor. Ancak vefat eden kişilerin organlarının bağışlanmasında ise bu böyle değil. Buradan çıkan sonuç ise, canlı vericide dünyada en çok organ naklini yapan ülkeyiz. Ancak vefat edenden ise diplerdeyiz. Kişi vefat etmeden önce aile veya çevresiyle hiçbir şekilde bu konuyu konuşmadığından vefat durumunda, aile ölen yakınının ne düşündüğünü bilmediği için organ bağışı konusunda karar veremiyor" dedi. "e-devlet üzerinden organ bağışı yapabilirsiniz" E-devlet üzerinden organ bağışı yapılabildiğini belirten Bülent Oktay, "E-devlet uygulamasına girdiğinizde, rahatlıkla organlarınızı bağışlayabiliyorsunuz. Böylece sizin talebiniz dijital olarak saklanıyor. Ölümünüzden sonra eğer uygun olursa, bu belge sizin bağış yaptığınızı gösteriyor. Bu şekliyle organ bağışı artık çok kolay. Yaşarken bağış yaptığınızı ailenize ve çevrenize de söyleyin" dedi. "Organlarımız topların altında yok olup gidiyor" Kadavradan organ bağışının hakikaten çözülmesi gerekiyorsa, hep birlikte adım atılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Oktay, "Bursa bu konuda Türkiye’de Avrupa ortalaması yakalamıştı. Pandemiyle birlikte azalma oldu. Ancak bu yıl tekrar yükselme var. Ama kalıcı olması ve Türkiye’ye yayılması isteniyorsa, seferberlik yapılması gerekiyor. Her 100 naklin 85’i canlıdan gerçekleşiyor. Sadece 15’i kadavradan yapılıyor. Bunun tersine dönmesi gerekiyor. Organlarımız toprağın altında yok olup gidiyor" şeklinde konuştu.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 08:53
Kış ayları öncesi saç dökülmesine karşı uyarı: "Saçın da neme ihtiyacı var"
Soğuk havaların etkisini göstermeye başladığı Doğu Anadolu’da uzmanlar, yaklaşan kış ayları öncesinde saç dökülmelerine karşı dikkatli olunması konusunda uyarılarda bulundu. Kış aylarında soğuktan korunmak amacıyla kullanılan bere ve şapkalar, uzun süre takıldığında saç köklerinin hava almasını engelleyerek saç dökülmesine yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle mevsim geçişlerinde saç bakımının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Saçların kuruyup nemsiz kaldığı bu dönemde dökülmelerin arttığını belirten uzmanlar, "Saç dökülmesi genetik, hormonal veya vitamin eksikliğine bağlı olarak gelişebiliyor. Ancak mevsim geçişlerinde bu oran yüzde 80’e kadar çıkabiliyor. Bere takılması, saçın kuruması, yıpranması ve bakım eksikliği bu süreci hızlandırıyor." ifadelerini kullandı. Saçın sağlıklı yapısını korumak için pH değerinin 4,5-5,5 aralığında olması gerektiğini belirten uzmanlar, "pH değeri yükseldikçe saç yıpranır ve kopmalar artar. Bu yüzden keratin, nem ve protein bakımları düzenli yapılmalı." uyarısında bulundu. Uzmanlar ayrıca, vatandaşların sülfat, silikon ve paraben içeren şampuanlar yerine doğal içerikli, sülfatsız ürünler kullanmalarını önererek, "Saç bakımı sadece yıkamak ya da kestirmek değildir. Nasıl vücudumuzun besine ihtiyacı varsa, saçımızın da neme ve proteine ihtiyacı var." değerlendirmesinde bulundu.
07 Kasım 2025 Cuma - 18:55
Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ikinci MR cihazı kazandırıldı
Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete alınan ikinci MR cihazı ile randevu bekleme süresinin 25 günden 6-7 güne düşürülmesi, tanı süreçlerinin ise daha hızlı ve etkin yürütülmesi hedefleniyor. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete alınan ikinci MR cihazının açılışı gerçekleştirildi. Yeni cihazın devreye girmesiyle birlikte MR randevu bekleme süresinin önemli ölçüde kısalması, tanı süreçlerinin ise daha hızlı ve etkin yürütülmesi bekleniyor. Ağrı Valisi Mustafa Koç, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmanın ve vatandaşların tanı ile tedavi süreçlerini hızlandırmanın öncelikli hedefleri arasında yer aldığını belirtti. Vali Koç, 370 yatak kapasitesi, 193 hekim kadrosu, 50 aktif polikliniği ve yüzde 99 MHRS doluluk oranıyla hizmet veren Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ortalama günlük 3 bin 700 hastanın muayene edildiğini söyledi. Mevcut durumda MR için ortalama 25 gün, ultrasonografi ve Doppler için yaklaşık 90 gün, EEG için 3 gün, EMG için aynı gün, EKO, mamografi ve kemik dansitometri işlemleri için ise randevusuz hizmet verildiğini belirten Koç, yeni MR cihazının yapay zekâ destekli görüntü işleme yazılımı sayesinde çekim sürelerini önemli ölçüde kısaltacağını ifade etti. Yeni sistemle birlikte daha net ve güvenilir görüntüler elde edileceğini vurgulayan Koç, MR randevu bekleme süresinin 6-7 güne düşeceğini, cihazın tam kapasiteyle çalışmasıyla günlük 300 tetkik kapasitesine ulaşılmasının planlandığını kaydetti. Vali Koç ayrıca, prostat MR ve meme MR gibi ileri düzey tetkiklerde cihazın yüksek çözünürlüklü görüntüleme kapasitesi sayesinde daha ayrıntılı ve güvenilir sonuçlar alınacağını belirtti.
07 Kasım 2025 Cuma - 17:24
Doç. Dr. Çakmak "Her bir kan bağışı, bir çocuğa yeniden hayat verme gücüne sahiptir"
Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, kan ve kök hücre bağışının lösemi tedavisinde hayati öneme sahip olduğunu kan bağışının belirli şartları sağlayan sağlıklı bireyler tarafından yapılabildiğini bildirerek "18–65 yaş aralığında, en az 50 kilogram ağırlığında ve genel sağlık durumu iyi olan herkes kan verebilir" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Hematolojisi-Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, 2-8 Kasım "Lösemili Çocuklar Haftası" dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Lösemi hastalığını kemik iliğinde bulunan kan yapıcı hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kan kanseri olarak tanımlayan Çakmak, "Normalde sağlıklı alyuvar, akyuvar ve trombosit üretmesi gereken kemik iliği, bu anormal hücreler tarafından işgal edilir. Çocuklarda en sık Akut lenfoblastik lösemi (ALL) görülür. Akut lenfoblastik lösemi, tüm çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık yüzde 75’ini oluşturur. Akut myeloid lösemi (AML) (yüzde 15–20) ve Kronik myeloid lösemi (KML) daha az sıklıkla görülür. Juvenil myelomonositik lösemi (JMML) gibi kronik formlar ise nadir görülür" dedi. Çocuklarda lösemi belirtilerinin genellikle sinsi başladığını ve başka hastalıklarla karışabildiğini ifade eden Çakmak, ailelerin dikkat etmesi gerekenleri şu şekilde sıraladı: "Nedeni açıklanamayan yorgunluk, solukluk, halsizlik. Sık enfeksiyon geçirme, iyileşmeyen ateş. Burun kanaması, diş eti kanaması, ciltte morluklar. Kemik veya eklem ağrısı, topallama. Karın şişliği (dalak-karaciğer büyümesi). Boyunda, koltuk altında, kasıkta bezeler. İştahsızlık, kilo kaybı, gece terlemeleri. Bu belirtiler birkaç haftadan uzun sürüyorsa, anamnez, fizik muayene, tam kan sayımı ve diğer laboratuvar testleri ile ilk değerlendirme yapılabilir" şeklinde konuştu. "Geç tanı, organ tutulumu ve enfeksiyon riskini artırarak tedavi şansını azaltabilir" Lösemide erken teşhisin, hastalığın santral sinir sistemi gibi diğer dokulara yayılmadan tedavisini mümkün kıldığını ifade eden Doç. Dr. Çakmak, "Ancak geç tanı, organ tutulumu ve enfeksiyon riskini artırarak tedavi şansını azaltabilir" dedi. Günümüzde lösemi tedavisinde ilerlemeler hakkında bilgi veren Çakmak, "Son 20 yılda çocukluk çağı lösemi tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedildi. Artık hastalar, genetik profilleri ve risk düzeylerine göre kişiselleştirilmiş kemoterapi protokolleriyle tedavi ediliyor. Bu yaklaşım hem tedavi başarısını artırıyor hem de gereksiz ilaç yükünü azaltıyor. Ayrıca hedefe yönelik tedaviler, özellikle imatinib ve dasatinib gibi tirozin kinaz inhibitörleri sayesinde, belirli genetik alt tiplerde olağanüstü sonuçlar elde ediliyor. Bu ilaçlar, kanser hücrelerini doğrudan hedef alarak sağlıklı dokulara zarar vermeden etki ediyor" ifadelerini kullandı. "İyileşme oranı yüzde 95’in üstüne ulaşmış durumda" İmmünoterapi alanında da çığır açan yeniliklerin mevcut olduğunu aktaran Hatice Mine Çakmak açıklamasında, "Blinatumomab ve inotuzumab gibi akıllı moleküller ile CAR-T hücre tedavileri, klasik kemoterapiye dirençli hastalarda bile yüksek başarı oranları sağlıyor. Bunun yanı sıra kök hücre nakli protokolleri daha güvenli hale getirildi; nakil öncesi hazırlık ve sonrasındaki destek tedavilerinde mortalite oranları belirgin biçimde azaldı. Son olarak, enfeksiyon kontrolü, destek tedavisi ve beslenme takibinde sağlanan gelişmeler, tedavi sürecinde çocukların yaşam kalitesini ciddi ölçüde yükseltti. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde bugün çocukluk çağı lösemilerinde tam iyileşme oranı yüzde 95’in üstüne ulaşmış durumda" ifadelerine yer verdi. Düzce Üniversitesi Tıp fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji biriminin imkanları hakkında bilgi veren Doç. Dr. Çakmak, "5 güne kadar yatarak kemoterapi, tüm ayaktan kemoterapi seçenekleri verilebilmektedir. Kan transfüzyonu, enfeksiyon tedavileri gibi destek tedavileri hastanemizde yapılmaktadır" açıklamasında bulundu. "Lösemi bulaşıcı değildir" Lösemi hakkında toplumda yaygın olan yanlış inanışlara da değinen Çakmak, "Öncelikle, lösemi bulaşıcı değildir. Bu hastalık, kemik iliğinde kan hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Bir diğer yanlış düşünce, löseminin sadece kalıtsal olduğu yönündedir. Oysa vakaların büyük çoğu, kalıtsal değil; genlerde tesadüfi değişiklikler ya da bazı çevresel etkiler sonucu gelişir. Toplumda sıkça duyulan bir başka yanlış da ‘kemoterapi çok ağır, bu hastalıktan kurtulmak mümkün değil’ düşüncesidir. Oysa artık modern ilaçlar ve destek tedavileri sayesinde çocuklarda lösemi tedavisi çok daha kolay tolere ediliyor ve tam iyileşme oranı çocuklarda yüzde 95’e kadar çıkıyor. Ayrıca ‘kök hücre nakli tek çaredir’ inanışı da doğru değildir. Günümüzde uygulanan hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapiler sayesinde birçok çocuk, nakil yapılmadan da tamamen iyileşebiliyor. Kısacası, lösemi hakkında doğru bilgiye ulaşmak, umudu kaybetmemek ve modern tedavilerin gücüne inanmak çok önemli" ifadelerine yer verdi. "Her bir kan bağışı, bir çocuğa yeniden hayat verme gücüne sahiptir" Kan ve kök hücre bağışının lösemi tedavisinde hayati öneme sahip olduğunun altını çizen Doç. Dr. Çakmak, kan bağışının belirli şartları sağlayan sağlıklı bireyler tarafından yapılabildiğini bildirerek "18–65 yaş aralığında, en az 50 kilogram ağırlığında ve genel sağlık durumu iyi olan herkes kan verebilir. Bağış yapacak kişinin son dönemde enfeksiyon geçirmemiş, antibiyotik kullanmamış, dövme veya piercing yaptırmamış olması gerekir. Ayrıca Hepatit B, Hepatit C, HIV (AIDS) veya sifiliz (frengi) gibi bulaşıcı hastalıkların bulunmaması zorunludur. Erkekler yılda dört, kadınlar ise üç kez kan verebilir ve bağışlar arasında en az iki ay bulunmalıdır. Lösemi tedavisi gören çocuklarda kemoterapi sürecinde alyuvar ve trombosit değerleri düşebildiği için bu bağışlar, onların yaşamını sürdürebilmesi açısından büyük önem taşır. Her bir kan bağışı, bir çocuğa yeniden hayat verme gücüne sahiptir." şeklinde konuştu. "Sağlıklı ve kronik hastalığı bulunmayan herkes kök hücre bağışçısı olabilir" "Kök hücre bağışı, lösemi ve diğer kan hastalıklarının tedavisinde yaşam kurtarıcı bir yöntemdir" diyen Doç. Dr. Çakmak, "18–50 yaş arası, sağlıklı ve kronik hastalığı bulunmayan herkes kök hücre bağışçısı olabilir. Bağışçı olmak için yalnızca birkaç tüp kan örneği verilerek TÜRKÖK sistemine kayıt yapılır. Kök hücreler, hastanın kemik iliğinde bozulmuş kan yapımını yeniden başlatır ve kalıcı iyileşme şansı sunar. Her kök hücre bağışı, bir lösemi hastasına ikinci bir hayat armağan etme potansiyeline sahiptir" dedi. Lösemiyle mücadele eden çocuklara ve ailelerine mesaj veren Çocuk Hematolojisi-Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, "Çocukluk çağı lösemisi artık tedavi edilebilir bir hastalıktır; her yeni gün, bilim ve umutla daha fazla çocuğun sağlığına kavuştuğu bir başarı hikayesidir" şeklinde açıklamasını tamamladı.
07 Kasım 2025 Cuma - 17:14
ERÜ Hastaneleri’nde meme kanserinde erken teşhisin önemi anlatıldı
Erciyes Üniversitesi Hastaneleri’nde; ’Meme Muayenesi Nasıl Yapılır?’ konulu etkinlik düzenlendi. Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Gevher Nesibe Hastanesi Poliklinikler Girişinde Genel Cerrahi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Cihan Biçer ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği (European Medical Students Association) Erciyes Kulübü olarak meme kanseri farkındalığını artırmak amacıyla ’Meme Muayenesi Nasıl Yapılır?’’ konulu stant etkinliği düzenlendi. Halk Sağlığı Direktörlüğü bünyesindeki etkinlikte; genel cerrahi ana bilim dalı ile birlikte hasta ve hasta yakınlarına erken teşhisin önemi ve meme muayenesi anlatıldı. Etkinlikte; toplumda farkındalık oluşturarak erken tanı sayesinde yaşam kurtarmanın önemine dikkat çekildi. ERÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper Celal Akcan tarafından tıp fakültesi öğrencilerine yönelik meme muayenesi, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder