SAĞLIK
24 Nisan 2026 Cuma - 18:05 Türkiye ile Maldivler arasında sağlık alanında iş birliği USTKON ve SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, sağlık turizmi ve sağlık yatırımları alanındaki uluslararası iş birliklerini güçlendirmeye devam ediyor. Prof. Dr. Aysun Bay, Maldivler Büyükelçisi Abdul Raheem Abdul Latheef ile bir araya geldi. Görüşmede başta onkoloji hastanesi projesi olmak üzere sağlık hizmetleri, sağlık eğitimi, medikal sektör ve sağlık turizmi alanlarındaki iş birliği imkanları kapsamlı şekilde ele alındı. Görüşmeler kapsamında, Maldivler’de hayata geçirilmesi planlanan sağlık yatırımları için karşılıklı mutabakatın sağlanmasının ardından proje modeli, finansal yapı ve uygulama süreçlerinin netleştirilmesi konusunda ortak irade ortaya konuldu. Maldivler Hükümeti’nin projeye sağlayacağı destekler ile Türkiye’nin sağlık alanındaki güçlü altyapısının bir araya getirilerek, iki ülke arasında sürdürülebilir ve yüksek katma değerli bir iş birliğinin geliştirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Tarafların, önümüzdeki süreçte teknik ve idari çalışmaların hızlandırılması, karşılıklı ziyaretlerin gerçekleştirilmesi ve somut projelerin hayata geçirilmesi konusunda da mutabık kaldığı öğrenildi. Türkiye ile Maldivler arasında kurulacak stratejik iş birliğinin, sağlık turizmi başta olmak üzere birçok alanda uluslararası ölçekte önemli katkılar sağlaması bekleniyor.
24 Nisan 2026 Cuma - 16:25 Sağlık Bakanlığı’ndan İran’a ikinci etap insani yardım amaçlı tıbbi malzeme gönderildi Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından İran’a 6 tır insani yardım amaçlı tıbbi malzeme ve ilaç gönderilmiştir. Van İl Sağlık Müdürlüğü’nde hazırlanan 107 palet yardım malzemesi Ağrı Doğu Bayazıt Gürbulak Sınır Kapısı’na doğru yola çıktı. İran’a gönderilmek üzere 107 palet ilaç ve tıbbi sarf malzemesi hazırlandı 104 palet 361 kalemden oluşan yaklaşık 1,8 milyon tıbbi sarf malzemesi, 2 palet 78 kalemden oluşan yaklaşık 10 bin ilaç, 1 palet 22 kalemden oluşan 385 soğuk zincir ilaç, İran’a gönderilmek üzere Van İl Sağlık Müdürlüğü’nün deposuna nakledildi. Acil müdahale ve cerrahi işlemler için tıbbi sarf malzemeleri tırlara yüklendi İran’a gönderilen yardım kolilerinde enjektörler, cerrahi maskeler, steril eldivenler, oksijen maskeleri ve koruyucu ekipmanlar başta olmak üzere çok sayıda tıbbi sarf malzemesi yer alıyor. Bu malzemeler, acil müdahale ve cerrahi işlemler başta olmak üzere sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi açısından önem taşıyor. Yardım tırlarında temel ilaçlar ve onkoloji ilaçları da bulunuyor İran’a gönderilen tırlarda tıbbi malzemelerin haricinde, antibiyotikler, ağrı kesiciler ve endokrin ilaçları gibi temel ilaçlar yer alırken; soğuk zincir ilaçlar arasında onkoloji ilaçları da bulunuyor. Sağlık Bakanlığı İran’a ilk etapta 3 tır ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemesi göndermişti Sağlık Bakanlığı İran’a aynı ay içerisinde ikinci kez insani amaçlı tıbbi malzeme gönderdi. İlk etapta 3 tır (60 palet) tıbbi cihaz, ilaç ve sarf malzemesi İran’a gönderilmiş; röntgen, ultrason, ventilatör ve hasta başı monitör gibi kritik ekipmanlar bölgeye ulaştırıldı.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı: "Yanlış beslenme ve uykusuzluk kalbinizi yıpratıyor"
10 Nisan 2026 Cuma - 11:08 Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı: "Yanlış beslenme ve uykusuzluk kalbinizi yıpratıyor" Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı, kalp sağlığının korunmasında erken yaşta yapılan önleyici kontrollerin hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, kalp ve damar hastalıklarının çoğunlukla 30’lu ve 40’lı yaşlardan itibaren gelişmeye başladığını vurguladı. Kalbin, vücuda oksijen ve temel besinleri taşıyan hayati bir organ olduğunu belirten Dr. Alıcı, "Kalp, kanı pompalayarak tüm organların sağlıklı çalışmasını sağlar. Bu nedenle kalp sağlığı, sadece kalbi değil; başta beyin, böbrek ve akciğer olmak üzere tüm vücut sistemini doğrudan etkiler" dedi. "Kalp krizi risk faktörlerine dikkat" Kalp krizinin, kalbe giden kan akışının aniden kesilmesi sonucu meydana geldiğini ifade eden Dr. Alıcı, ileri yaş, , cinsiyet, en önemlisi genetik faktörler, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, sigara kullanımı ve obezitenin kalp ve damar hastalıklarını artıran başlıca risk faktörleri olduğunu vurguladı. "Uyku kalitesi kalp sağlığını etkiliyor" Uyku düzeninin kalp sağlığı üzerindeki etkisine de değinen Dr. Alıcı, "Uykuya dalmada zorluk, uykuyu sürdürememe ya da kalitesiz uyku gibi problemler yaşayan bireylerde kalp ve damar hastalıklarına daha sık rastlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Gizli tehlike: işlenmiş ve paketli gıdalar" Günlük hayatta sıkça tüketilen bazı gıdaların uzun vadede kalp sağlığını tehdit ettiğine dikkat çeken Dr. Alıcı, paketli atıştırmalıklar, hazır yemekler, işlenmiş et ürünleri ve şekerli içeceklerin yüksek miktarda tuz, şeker ve doymuş yağ içerdiğini belirtti. Bu tür gıdaların zamanla damar yapısını bozarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade etti. "Kalp sağlığını korumak mümkün" Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı, kalp sağlığını korumanın mümkün olduğunu belirterek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çekti. Dr. Alıcı, "Sağlıklı ve dengeli beslenme, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkolden uzak durulması, stresten kaçınılması ve düzenli doktor kontrollerinin ihmal edilmemesi kalp sağlığının korunmasında büyük rol oynar" dedi.
"Parkinson sadece titreme değildir"
10 Nisan 2026 Cuma - 11:03 "Parkinson sadece titreme değildir" Prof. Dr. Selda Korkmaz Yakar, Parkinson hastalığına ilişkin toplumdaki yanlış bilgilere dikkat çekerek, hastalığın yalnızca titremeden ibaret olmadığını vurguladı. Yakar, erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların uzun yıllar aktif bir yaşam sürdürebileceğini belirtti. Parkinson hastalığı, beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan, ilerleyici bir sinir sistemi hastalığıdır. En bilinen belirtisi titreme olsa da; hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge kaybının yanı sıra koku kaybı, uyku bozuklukları ve depresyon gibi pek çok farklı belirti hastalığın erken döneminde ortaya çıkabiliyor. Dünya Parkinson Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Liv Hospital Ulus Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Selda Korkmaz Yakar, Parkinson hastalığının sadece titremeden ibaret olmadığını belirterek, "Hastalar çoğu zaman ilk belirtileri göz ardı ediyor. Oysa erken dönemde fark edilen bulgular, hastalığın yönetiminde büyük avantaj sağlar" ifadelerini kullandı. Tanı sürecinin büyük ölçüde uzman değerlendirmesine dayandığını belirten Yakar, "Kesin tanı koyduracak tek bir test yok. Nörolojik muayene ve klinik gözlem en önemli belirleyicidir" dedi. Parkinson tedavisinde amacın hastalığı tamamen ortadan kaldırmak değil, hastanın yaşam kalitesini korumak olduğunu vurgulayan Yakar, tedavinin kişiye özel planlandığını ifade etti. "İlaç tedavisi ile hastaların şikâyetleri önemli ölçüde kontrol altına alınabilir. İleri evrelerde ise beyin pili gibi cerrahi yöntemler uygun hastalarda etkili sonuçlar verir" diyen Yakar, düzenli egzersiz ve fizik tedavinin de tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Farkındalığın önemine dikkat çeken Yakar, "Toplumda Parkinson’a dair doğru bilginin yaygınlaşması, hastaların daha erken başvurmasını sağlar. Erken tanı, yaşam kalitesini doğrudan etkiler" dedi.
"Türkiye’nin Miami’si" Samsun’un estetikte markalaşma hikayesi
10 Nisan 2026 Cuma - 10:42 "Türkiye’nin Miami’si" Samsun’un estetikte markalaşma hikayesi Kurduğu küçük bir klinikle yola çıkan Prof. Dr. Hayati Akbaş, hayalini gerçeğe dönüştürerek Samsun’un uluslararası sağlık merkezlerinden biri haline gelmesine büyük katkı sağladı. Başarı yolculuğunu üniversite öğrencilerine anlatan Akbaş, "Hayal kurun, kendinize inanın ve çok çalışın" dedi. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde (OMÜ) düzenlenen "Sağlıkta Kariyer" sunumunda öğrencilerle bir araya geldi. Akbaş, Samsun’dan başlayarak dünyaya uzanan mesleki başarı hikâyesini paylaştı. Üniversiteden ayrıldıktan sonra büyük bir hayal kurduğunu belirten Akbaş, bu hayalin zamanla gerçeğe dönüştüğünü ifade etti. 21 yıl önce kurduğu FBM isimli küçük bir kliniği bugün uluslararası alanda tanınan bir merkeze dönüştürdüklerini söyleyen Akbaş, "Önce bir rüya gördüm. Sonra o rüyaya inandım ve onun için çok çalıştım. Hayal kurun, kendinize inanın ve çok çalışın" dedi. "Dünyanın her yerinde hasta geliyor" Bugün dünyanın birçok ülkesinden hastaların Samsun’a gelerek sağlık hizmeti aldığını dile getiren Akbaş, ekip olarak yaptıkları işi severek gerçekleştirdiklerini vurguladı. İstanbul’da da ofisi bulunduğunu ancak özellikle ameliyatlar için Samsun’u tercih ettiğini belirten Akbaş, "Bir şair, şiirlerini en güzel nerede yazıyorsa orada yaşamalıdır. Ben de ’şiirlerimi en güzel Samsun’da yazıyorum’ diyorum. Bu yüzden benim yerim İstanbul değil, Samsun’dur. İstanbul’da da ofisim var ama oradaki hastaları Samsun’a getiriyorum. Özellikle ameliyatlar için Samsun’u tercih ediyorum. Amacım Samsun’u bu anlamda ön plana çıkarmaktı. Bu nedenle İstanbul’da ameliyat yapmayı bıraktım" şeklinde konuştu. "Samsun Türkiye’nin Miami’si" Samsun’un ulaşım imkanları ve tarihi özellikleriyle sağlık turizmine uygun bir şehir olduğuna dikkat çeken Akbaş, "Samsun’u Türkiye’nin Miami’si olarak konumlandırdık ve markalaştırdık" ifadelerini kullandı. Başarının yaşanılan şehre duyulan sevgiyle de bağlantılı olduğunu ifade eden Akbaş, "Eğer bir yerde yaşıyor ve o yeri sevmiyorsanız, başarılı olma şansınız zayıftır. Bu şehre olan sevgimin bana mutlaka katkısı var" açıklamasında bulundu. Sunumun ardında Hayati Akbaş, Samsun’a özel yazdığı türküyü öğrencilere dinleterek alkış aldı. Akabinde OMÜ Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın tarafından Akbaş’a teşekkür belgesi verildi.
İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz"
10 Nisan 2026 Cuma - 10:38 İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz" İstanbul Tabip Odası’nın 19 Nisan’da gerçekleşecek seçimi öncesi konuşan Başkan Adayı Uzm. Dr. Nedim Uzun, "Dünyaca ünlü meslektaşlarımız var, sağlık turizmi yapıyoruz. Meslektaşlarımızın yeşil pasaport hakkı için ciddi mücadele vereceğiz. Hekimlere görevi nedeniyle saldıranlara anında 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz. 19 Nisan’da seçimimiz var. Tüm meslektaşlarıma sesleniyorum; gelsinler, oylarını kullansınlar" dedi. İstanbul Tabip Odası’nın 19 Nisan’da Zeytinburnu 100. Yıl Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilecek olan seçimi öncesi Değişim Grubu’nun Başkan Adayı olan Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Acil Tıp Uzmanı olarak görev yapan Dr. Nedim Uzun değerlendirmelerde bulundu. Uzm. Dr. Uzun, meslektaşlarının sorunlarına yönelik çıkarımlar yaptıklarını, bunlara yönelik çalışmalar gerçekleştireceklerini belirtti. "Meslektaşlarımızın yeşil pasaport hakları için ciddi mücadele vereceğiz" Malpraktis konusuna yönelik çalışmalar gerçekleştireceklerini söyleyen Uzm. Dr. Nedim Uzun, "Bu riski sigorta şirketlerinin üstlenmesi gerekiyor çünkü sigorta zaten bunun için yapılan bir şey. Dünyaca ünlü meslektaşlarımız var, sağlık turizmi yapıyoruz. Meslektaşlarımız uluslararası kongrelere gitmekte zorlanıyorlar, meslektaşlarımızın yeşil pasaport hakkı için ciddi mücadele vereceğiz. 180 bin lira pekala caydırabilir, kaldı ki hastanelerde meslektaşlarımıza saldıranlar aynı zamanda vatandaşlarımızın anayasal hakkı olan sağlık hizmeti alma hakkına da tecavüz ediyorlar" diye konuştu. "Sağlıkta şiddet; saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz" Trafikteki gibi sağlıkta şiddete yönelik cezaların da artırılabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Uzun, "Hekimlere görevi nedeniyle saldıranlara anında 180 bin lira idari para cezası uygulanması için mücadele edeceğiz. Meslektaşlarımız bir araya gelmek için odalarına gitmiyorlar, daha doğrusu odanın nerede olduğunu dahi kimse bilmiyor. Neden; öyle bir ortam hazırlanmamış. Vaatlerimizden bir tanesi; İstanbul’da bir hekim evi, meslektaşlarımızın sosyalleşebileceği bir alan oluşturmak için mücadele vereceğiz. En büyük vaadimiz şu; hekim kimliği altında bütün meslektaşlarımızı odamızda kucaklayacağız. Bu birliği ve bütünlüğü sağlayacağız" dedi. "Meslektaşlarıma sesleniyorum; gelsinler, oylarını kullansınlar" "Meslektaşlarımız değişim istiyor fakat sandığa gelme konusunda adım atmakta zorlandıklarını görüyorum" diyen Uzun, şu ifadeleri kullandı: "19 Nisan’da Zeytinburnu 100. Yıl Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde saat 09.00 ile 17.00 arasında seçimimiz var. Tüm meslektaşlarıma sesleniyorum; gelsinler, oylarını kullansınlar, odalarına sahip çıksınlar. Şu anda 3 grup seçime giriyor, bir mevcut yönetim var, biz, bir de diğer grubumuz var. Geçen seçimi 700 oyla kaybetmiş Değişim Grubuyuz. En büyük eksiklerden bir tanesi maalesef sağlık okuryazarlığı, sağlık konusunda kamuoyunu doğru bilgilendirecek kişiler kimler; hekimler. Hekimlerin üzerindeki yükü azaltacağını özellikle kamu hastanelerine yapılan gereksiz başvuruları da ciddi anlamda azaltacağını düşünüyoruz. Sağlık okuryazarlığı anlamında İTO’nun çok aktif rol üstleneceği bir yönetim olacağını düşünüyoruz. Biz meseleye sadece hekim sadece hasta gözüyle bakmıyoruz. Hekimlerimiz de hastalarımız da bu memleketin evlatları dolayısıyla adil davranacağımızı söylemek istiyorum."
Obezite tedavisinde sigorta dönemi
10 Nisan 2026 Cuma - 10:33 Obezite tedavisinde sigorta dönemi Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) ve Aon Türkiye Sağlık tarafından Novo Nordisk desteğiyle ‘Sağlık Sigortaları ve İşverenler için: Kilo Yönetiminde GLP-1 Kılavuzu’ yayımlandı. Obeziteyi kozmetik bir sorun olmaktan çıkarıp kronik bir hastalık olarak tanımlayan ve özel sağlık sigortası kapsamına alınması için bilimsel bir yol haritası sunan kılavuz Türkiye’de obezite yönetiminde sigorta ve işveren tarafını bir araya getiren ilk ve tek kapsamlı çalışma olma özelliğini taşıyor. Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) ve Aon Türkiye Sağlık tarafından Novo Nordisk desteğiyle ‘Sağlık Sigortaları ve İşverenler için: Kilo Yönetiminde GLP-1 Kılavuzu’ yayımlandı. Yeni nesil GLP-1 tedavilerinin kilo yönetimindeki etkinliği üzerine hazırlanan bu kılavuz, sigorta şirketleri ve işverenlerin sağlık poliçelerini nasıl daha kapsayıcı hale getirebileceğine odaklanıyor. Kılavuz, çalışan deneyimini odağına alarak damgalama, mahremiyet ve erişim engellerinin aşılması gerektiğini vurguluyor. Bu noktada işverenin rolü, sadece destekleyici bir kültür oluşturmakla sınırlı kalmayıp, sağlık politikalarını ve ölçümleme yaklaşımlarını klinik verilerle desteklemek olarak öne çıkıyor. Koruyucu sağlıkta yeni standart Özel sağlık sigortaları ve işverenler için yeni bir kapsam ve erişim tasarımı sunan bu rehber, GLP-1 tedavilerinin poliçelere dahil edilmesini bir harcama kalemi değil, stratejik bir yatırım olarak konumlandırıyor. Obezitenin kapsam dışı bırakılmasının, obezitenin sebep olduğu 200’den fazla ikincil hastalığın takibini güçleştirdiği hatırlatılırken; kısa vadeli maliyetler ile uzun vadeli sağlık çıktıları arasında kurulan dengenin önemi ifade ediliyor. Tıpkı daha önce HPV aşısının sigorta kapsamına dahil edilmesiyle sağlanan toplumsal fayda gibi, kilo yönetimi de modern sigortacılığın ve koruyucu sağlığın standart bir parçası haline geliyor. "Sigorta sektörü için güvenilir bir uygulama rehberi" "Obezite, dünya genelinde tıbbi otoriteler tarafından ’kronik, ilerleyici ve tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık’ olarak kabul ediliyor" diyen Novo Nordisk Türkiye Kıdemli Medikal Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır, Novo Nordisk sponsorluğunda TOAD ve Aon Türkiye bilimsel ortaklığı ile hayata geçirdiğimiz bu kılavuz; modern tedavilerin bilimsel bir çerçevede erişilebilirliğini artırırken, sigorta sektörü ve işverenler için de kanıta dayalı, güvenilir bir uygulama rehberi sunuyor. Amacımız, obezite yönetimini Türkiye’deki sağlık poliçelerinin standart bir parçası haline getirerek toplum sağlığına sürdürülebilir bir katkı sağlamak" ifadelerini kullandı.
Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor"
10 Nisan 2026 Cuma - 10:29 Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor" İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Düriye Sıla Karagöz Özen, "Amerikan tarzı beslenme ve yaşam" alışkanlıklarının Türkiye’de yaygınlaşmasının, obeziteyi giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline getirdiğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi’nden Doç. Dr. Özen, hareketsiz yaşam, fast food tüketimi ve ekran bağımlılığının artmasının obezite oranlarını yükselttiğine dikkat çekti. Türkiye’nin obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer aldığını ifade eden Dr. Özen, erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 25 ila 45’inin obezite sınırının üzerinde olduğunu, bu durumun, sokakta her 100 kişiden yaklaşık 40’ının risk altında olduğu anlamına geldiğini vurguladı. "Türkiye’nin yüzde 40’ı obezite sınırının üzerinde" Büyük bir halk sağlığı sorunu haline gelen obezite görülme sıklığına dikkat çeken Doç. Dr. Özen, "Obezite metabolik bir durumdur. Tüm dünya için ciddi bir halk sağlığı problemidir ve pandemi halini almıştır. Hem yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sorundur. Ülkemiz için de bu geçerlidir. Obezite, bir kişideki yağ kütlesinin olması gerekenden fazla olması durumudur. Vücut kitle indeksi, kilonun boyun karesine bölünmesiyle elde edilir. Otuzun üzeri obezite, kırkın üzeri ise ciddi obezite olarak değerlendirilir. Ne yazık ki Türkiye, pek çok metabolik sorunda olduğu gibi obezitede de Avrupa’da birinci sıradadır. Türkiye’de erişkinler arasında obezite prevalansının yüzde 25 ile 45 arasında olduğu görülmektedir. Bu da sokakta 100 kişiden yaklaşık 40’ının obezite sınırının üzerinde olduğu anlamına gelmektedir. Obezite; diyabet, hipertansiyon, metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklar gibi birçok hastalık için risk faktörüdür. Bu nedenle obezitenin önlenmesi ve uygun şekilde tedavi edilmesi büyük önem taşımaktadır" dedi. "Türkler de artık Amerikalılar gibi beslenip yaşıyor" Amerikan toplumundaki olumsuz yaşam alışkanlıklarının Türk toplumunda da yaygınlaştığına işaret eden Özen, "Obezitenin Amerika’da yaygın olmasının başlıca nedeni fast food ile beslenmedir. İşlenmiş gıdaların fazla tüketilmesi, yüksek karbonhidratlı ve glisemik indeksi yüksek gıdaların tercih edilmesi ile egzersiz eksikliği bu duruma yol açmaktadır. Ne yazık ki biz de artık benzer şekilde besleniyoruz. Paketli ve yüksek kalorili gıdaların tüketimi ile ekran başında geçirilen sürenin artması hem yetişkinlerde hem de çocuklarda obeziteyi artırmaktadır. Egzersizin azalması, günlük yaşamın daha çok ofis ve ekran başında geçmesi, çocukların açık alanlarda daha az vakit geçirmesi ve fast food tüketiminin artması obezite için en önemli risk faktörleridir. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde protein yerine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin yaygın olması ve paketli gıdaların daha ulaşılabilir olması da bu durumu etkileyen faktörler arasındadır" diye konuştu. "Bel çevresi kadınlarda 90, erkeklerde 100 santimin üzeri obezite" Herkesin kendi ölçümlerini yaparak obezite riskini değerlendirebileceğini belirten Doç. Dr. Özen, "Herkes boyunu ve kilosunu bilmeli. Vücut kitle indeksi bu değerlerle hesaplanır. Örneğin 160 santimetre boyundaki bir kadının yaklaşık 70 kilonun, bir erkeğin ise 75 kilonun üzerinde olmaması beklenir. Ancak burada önemli olan yağ kütlesidir. Sporcularda kas kütlesine bağlı olarak vücut kitle indeksi yüksek çıkabilir. Bu nedenle bel çevresi ölçümü de önemlidir. Mezura ile kolayca ölçülebilir. Türkiye için kabul edilen normal değerler; kadınlarda 80 santim, erkeklerde 90 santimin altıdır. Kadınlarda 90 santimin, erkeklerde ise 100 santimin üzeri obezite olarak değerlendirilir. Ayrıca bel çevresinin boya oranının 0,5’in üzerinde olması da risk göstergesidir. Bel-kalça oranı ise erkeklerde 0,9’un, kadınlarda 0,8’in üzerinde olduğunda fazla kiloya işaret eder. Tüm bu ölçümler bireyler tarafından kolaylıkla yapılabilir" şeklinde konuştu.
Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor"
10 Nisan 2026 Cuma - 10:23 Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor" İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Düriye Sıla Karagöz Özen, "Amerikan tarzı beslenme ve yaşam" alışkanlıklarının Türkiye’de yaygınlaşmasının, obeziteyi giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline getirdiğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi’nden Doç. Dr. Özen, hareketsiz yaşam, fast food tüketimi ve ekran bağımlılığının artmasının obezite oranlarını yükselttiğine dikkat çekti. Türkiye’nin obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer aldığını ifade eden Dr. Özen, erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 25 ila 45’inin obezite sınırının üzerinde olduğunu, bu durumun, sokakta her 100 kişiden yaklaşık 40’ının risk altında olduğu anlamına geldiğini vurguladı. "Türkiye’nin yüzde 40’ı obezite sınırının üzerinde" Büyük bir halk sağlığı sorunu haline gelen obezite görülme sıklığına dikkat çeken Doç. Dr. Özen, "Obezite metabolik bir durumdur. Tüm dünya için ciddi bir halk sağlığı problemidir ve pandemi halini almıştır. Hem yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sorundur. Ülkemiz için de bu geçerlidir. Obezite, bir kişideki yağ kütlesinin olması gerekenden fazla olması durumudur. Vücut kitle indeksi, kilonun boyun karesine bölünmesiyle elde edilir. Otuzun üzeri obezite, kırkın üzeri ise ciddi obezite olarak değerlendirilir. Ne yazık ki Türkiye, pek çok metabolik sorunda olduğu gibi obezitede de Avrupa’da birinci sıradadır. Türkiye’de erişkinler arasında obezite prevalansının yüzde 25 ile 45 arasında olduğu görülmektedir. Bu da sokakta 100 kişiden yaklaşık 40’ının obezite sınırının üzerinde olduğu anlamına gelmektedir. Obezite; diyabet, hipertansiyon, metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklar gibi birçok hastalık için risk faktörüdür. Bu nedenle obezitenin önlenmesi ve uygun şekilde tedavi edilmesi büyük önem taşımaktadır" dedi. "Türkler de artık Amerikalılar gibi beslenip yaşıyor" Amerikan toplumundaki olumsuz yaşam alışkanlıklarının Türk toplumunda da yaygınlaştığına işaret eden Özen, "Obezitenin Amerika’da yaygın olmasının başlıca nedeni fast food ile beslenmedir. İşlenmiş gıdaların fazla tüketilmesi, yüksek karbonhidratlı ve glisemik indeksi yüksek gıdaların tercih edilmesi ile egzersiz eksikliği bu duruma yol açmaktadır. Ne yazık ki biz de artık benzer şekilde besleniyoruz. Paketli ve yüksek kalorili gıdaların tüketimi ile ekran başında geçirilen sürenin artması hem yetişkinlerde hem de çocuklarda obeziteyi artırmaktadır. Egzersizin azalması, günlük yaşamın daha çok ofis ve ekran başında geçmesi, çocukların açık alanlarda daha az vakit geçirmesi ve fast food tüketiminin artması obezite için en önemli risk faktörleridir. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde protein yerine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin yaygın olması ve paketli gıdaların daha ulaşılabilir olması da bu durumu etkileyen faktörler arasındadır" diye konuştu. "Bel çevresi kadınlarda 90, erkeklerde 100 santimin üzeri obezite" Herkesin kendi ölçümlerini yaparak obezite riskini değerlendirebileceğini belirten Doç. Dr. Özen, "Herkes boyunu ve kilosunu bilmeli. Vücut kitle indeksi bu değerlerle hesaplanır. Örneğin 160 cm boyundaki bir kadının yaklaşık 70 kilonun, bir erkeğin ise 75 kilonun üzerinde olmaması beklenir. Ancak burada önemli olan yağ kütlesidir. Sporcularda kas kütlesine bağlı olarak vücut kitle indeksi yüksek çıkabilir. Bu nedenle bel çevresi ölçümü de önemlidir. Mezura ile kolayca ölçülebilir. Türkiye için kabul edilen normal değerler; kadınlarda 80 santim, erkeklerde 90 santimin altıdır. Kadınlarda 90 santimin, erkeklerde ise 100 santimin üzeri obezite olarak değerlendirilir. Ayrıca bel çevresinin boya oranının 0,5’in üzerinde olması da risk göstergesidir. Bel-kalça oranı ise erkeklerde 0,9’un, kadınlarda 0,8’in üzerinde olduğunda fazla kiloya işaret eder. Tüm bu ölçümler bireyler tarafından kolaylıkla yapılabilir" şeklinde konuştu.
İlkbaharda polen alerjisine dikkat
10 Nisan 2026 Cuma - 10:16 İlkbaharda polen alerjisine dikkat Havaların ısınmasıyla birlikte doğada artan polen yoğunluğu, alerjik hastalığı olan kişiler için önemli bir sağlık sorunu haline gelebiliyor. Özellikle baharda ağaç polenlerinin havada yoğunlaşması, alerjik rinit ve astım gibi hastalıkları tetikleyebiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Özcan Oğurlu, ilkbahar aylarında artan polen alerjileri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Polenlerin bitkilerin üreme sürecinin doğal bir parçası olduğunu belirten Medicana International İstanbul Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Özcan Oğurlu, "Rüzgâr, böcekler ve diğer çevresel etkenlerle taşınan bu mikroskobik parçacıklar kolaylıkla solunum yollarına ulaşabilir. Vücudun poleni zararlı bir madde olarak algılaması durumunda bağışıklık sistemi histamin gibi maddeler salgılayarak reaksiyon verir. Bu durum hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtilere yol açabilir" dedi. İlkbaharda ağaç polenleri öne çıkıyor Polen alerjisinin çoğu zaman mevsimsel olarak ortaya çıktığını belirten Oğurlu, "Polenler başlıca üç kaynağı bulunuyor. Ağaçlar, çimenler ve yabani otlar yılın farklı dönemlerinde polen yaymaktadır. İlkbahar aylarında özellikle ağaç polenleri havada yoğun şekilde bulunuyor. Mart ayından itibaren başlayan ağaç polenleri özellikle hassas bireylerde alerjik belirtileri artırabiliyor. Yaz aylarında çimen polenleri, sonbaharda ise yabani ot polenleri daha etkili oluyor" diye konuştu. Tanıda alerji testleri yol gösteriyor Polen alerjisinin teşhisinde çeşitli testlerden yararlanıldığını belirten Oğurlu, "En sık kullanılan yöntemlerden biri deri prick testidir. Bu testte cilt yüzeyine küçük bir alerjen damlatılarak vücudun verdiği reaksiyon gözlemlenir. Bir diğer yöntem ise kanda alerjene karşı gelişen antikor seviyesinin ölçüldüğü spesifik IgE testidir. Bu testler, hangi polene karşı hassasiyet geliştiğinin belirlenmesine yardımcı olur" şeklinde konuştu. İlaç tedavisi belirtileri kontrol altına alabiliyor Polen alerjisi olan kişilerde semptomların kontrol altına alınması için çeşitli tedavi seçeneklerinin bulunduğunu belirten Oğurlu, "Antihistaminik ilaçlar, kortizon içeren burun spreyleri ve bazı durumlarda dekonjestan içeren tedaviler doktor önerisiyle kullanılabilir. Bazı hastalarda alerjik belirtiler astımı tetikleyebilmektedir. Bu gibi durumlarda astım tedavisinde kullanılan ilaçlar da gerekli olabilmektedir" dedi. Basit önlemlerle polen temasını azaltmak mümkün Polen alerjisi olan kişilerin bazı basit önlemlerle şikayetlerini azaltabileceğini belirten Oğurlu, "Polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde açık havada uzun süre kalmaktan kaçınılması gerekiyor. Pencerelerin özellikle sabah saatlerinde kapalı tutulması, dışarı çıkarken maske ve güneş gözlüğü kullanılması polen temasını azaltabilmekte ve reaksiyonları önleyebilmektedir. Dış ortamdan eve dönüldüğünde duş alınması ve kıyafetlerin değiştirilmesi de polenlerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olmaktadır. Alerjik belirtileri olan kişiler şikayetler artmadan önce uzman değerlendirmesinden geçmesi çok önemlidir" diyerek sözlerini tamamladı.
Kütahya’da minik hastaya kritik operasyon
10 Nisan 2026 Cuma - 09:36 Kütahya’da minik hastaya kritik operasyon Kütahya’da Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Beyza Alkış Akdağ, dirençli epilepsi nöbetleri geçiren 4 yaşındaki bir hastaya uyguladığı başarılı cerrahi müdahale ile önemli bir başarıya imza attı. Kütahya Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen operasyon öncesinde uzun süredir tedaviye yanıt vermeyen küçük hastanın yapılan tetkiklerinde, beynin sağ hemisferinde yaklaşık 3 santimetre çapında bir tümör tespit edildi. Nöbetlerin kontrol altına alınamaması ve kitlenin oluşturduğu riskler nedeniyle cerrahi müdahale kararı alındı. Dr. Beyza Alkış Akdağ ve ekibi tarafından titiz bir planlama ve ileri cerrahi teknikler eşliğinde gerçekleştirilen ameliyat başarıyla tamamlandı. Operasyon sırasında tümör dokusu tamamen çıkarılırken, çevredeki sağlıklı beyin dokusunun korunmasına azami özen gösterildi. Ameliyat sonrası yapılan nörolojik değerlendirmelerde hastada herhangi bir kalıcı hasar (sekel) gelişmediği belirlendi. Klinik durumu stabil seyreden küçük hasta, kısa süre içerisinde sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Operasyonla ilgili değerlendirmede bulunan Dr. Akdağ, erken tanı ve doğru cerrahi yaklaşımın önemine dikkat çekerek, "Dirençli epilepsi vakalarında altta yatan yapısal nedenlerin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Doğru hasta seçimi ve uygun cerrahi tekniklerle yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilmektedir" dedi.
Titremeden daha fazlası: Parkinson hastalığında ’sinsi’ belirtilere dikkat
10 Nisan 2026 Cuma - 09:30 Titremeden daha fazlası: Parkinson hastalığında ’sinsi’ belirtilere dikkat İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ, parkinsonun sadece bir yaşlılık hastalığı veya titreme bozukluğu olmadığını belirterek, koku kaybından uyku bozukluklarına, hatta duran kol saatlerine kadar pek çok sinsi belirtiye karşı vatandaşları uyardı. Her yıl 11 Nisan’da, hastalığı ilk kez tanımlayan James Parkinson’un doğum gününde kutlanan "Dünya Parkinson Günü", bu yıl da erken teşhisin hayati önemine odaklanıyor. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği’nde hastalarını ağırlayan Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, hastalığın bilinmeyen yönlerini ve tedavi süreçlerini ele aldık. Sinsi belirtiler öncü olabilir Parkinson denince akla ilk olarak istirahat halindeki titreme, hareketlerde yavaşlama ve kas sertliği gelse de Prof. Dr. Uludağ, hastalığın bu majör bulgulardan yıllar önce işaretler verebileceğini belirtiyor. Uludağ, "Koku alma duyusunda azalma, uykuda bağırma veya ani hareketlerle rüyayı yaşama (REM uyku bozukluğu), yazının küçülmesi ve kabızlık gibi belirtiler genellikle başka nedenlere bağlanıp göz ardı ediliyor. Oysa bu bulgular tanı için altın değerindedir," dedi. İlginç bir vaka: Bozuk sanılan otomatik saatler Hastalığın günlük hayattaki yansımalarına dair literatürden çarpıcı bir örnek paylaşan Prof. Dr. Uludağ, otomatik saatinin sürekli durması şikayetiyle tamirciye giden bir hastayı anlattı. Yapılan incelemede saatin bozuk olmadığı, ancak hastanın kolunu parkinson nedeniyle yeterince sallamadığı için saatin şarj olamadığı anlaşıldı. Uludağ, bu durumun hastalığın erken dönemindeki kol salınımı azalmasının tipik bir örneği olduğunu ifade etti. Kol ağrısı parkinson çıkabilir Tanı sürecindeki zorluklara da değinen Uludağ, 58 yaşındaki bir erkek hastasının sadece kol ağrısı şikayetiyle ortopedi ve fizik tedavi birimlerini gezdiğini, kendisine "bursit" teşhisi konduğunu aktardı. Kliniğe başvurduğunda yapılan muayenede koldaki tutukluk ve yavaşlığın fark edilmesiyle Parkinson tanısı konan hastanın, uygun tedaviyle ağrılarından kurtulduğu belirtildi. Tepecik EAH’da kişiye özel tedavi yaklaşımı İzmir Tepecik SUAM bünyesinde her hafta Perşembe günü özel Parkinson polikliniği hizmeti verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Uludağ, tedavi sürecinin tamamen bireyselleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Tedavide sadece ilaçların değil, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin de kritik olduğunu belirten Uludağ, "Amacımız sadece belirtileri yönetmek değil, hastanın bağımsızlığını ve yaşam kalitesini korumaktır. Özellikle ilaç kullanımındaki zamanlama başarının anahtarıdır" dedi. "Aileler de sürecin bir parçası" Parkinson’un sadece hastayı değil, tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu ifade eden Uludağ, hasta yakınlarının bakım yükü ve duygusal zorluklar altında kalabildiğine dikkat çekti. Kliniğinde hasta yakınlarını da sürece dahil ederek bilgilendirdiklerini belirten profesör, doğru destekle hastaların uzun yıllar aktif bir sosyal yaşam sürebileceğinin altını çizdi. Prof. Dr. İrem Fatma ULUDAĞ son olarak "Parkinson ile yaşam mümkündür. Belirtileri fark ettiğinizde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurun. Erken tanı, hayat kalitesini korumanın en güçlü yoludur." diye konuştu.